Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
IŞİD'in arkasındaki temel güçler
07 Eylül 2014, 15:21

IŞİD'in arkasındaki temel güçler

Eşitlik olmayan bir yerde,özgürlük bir yalandır

ISID’IN ARKASINDAKI TEMEL GÜÇLER - Temel Demirer ile röportaj

ORTADOGU’DA DURUM VE OLANAK(LAR)[*]

“Esitlik olmayan bir yerde,özgürlük bir yalandir.”[1]

Soru: ISID’in uluslararasi güçlerce Ortadogu’ya müdahalede kullanildigi belirtiliyor. ISID’in arkasindaki temel güçler kimler ve nasil bir strateji yürütülüyor?

Öncelikle su “kullanilma” saptamasina mündemiç yüzeyselligi tashihte yarar var. Her “kullanilma”, bir yerden sonra kullanmadir da.

Dogru ABD emperyalizmi “yesil kusak” için El Kaide’yi, Taliban’i kullandi. Ya sonra? El Kaide 11 Eylül yasatmadi mi? Taliban’in Afganistan’daki icraatlari da herkesin bilgisi dahilinde degil mi?

Evet, ISID’i kullananlar olabilir; olasidir ki var da…

Ama önemli olan kimin kimi kullanirken, kullanildigi veya tam tersi degil.

Simdi önemli olan “Ne oldu, ne oluyor?” sorularina verilen yanit(lar)dir…

Ortadogu’da “Ne oluyor”un ilk yaniti: Vaziyetin neredeyse Birinci Dünya Savasi sonrasi Sykes-Picot kosullarindan farksiz oldugudur.

Evet, Sykes-Picot’un nihayetine dogru ilerliyor Ortadogu…

Bu çerçevede Irak haritasini yeniden çiziliyor; çatismalarin dogasi iyiden iyiye dolambaçli bir hâle geliyor.

Irak’ta tam bir kilitlenmislik hâli yasanirken; Irak Sam Islâm Devleti’nin (ISID) 10 Haziran 2014’de Musul’u ele geçirmesiyle baslayan “yeni durum”, isgalle maglup olmus yüzde 18’lik Sünnî azinligin eski Baasçi kadrolar esliginde isyana eklemlenmesi durumu ortaya çikti…

Maliki’nin siyasi birligi saglamadaki sekiz yillik basarisizligi, ABD’nin 2011’de çekilmesiyle olusan güvenlik boslugu, Suriye çatismasinin yansimalari, basta Körfez monarsileri olmak üzere Sünnî komsularin Irakli Siîlerin kazanimlarindan hazzetmeyip radikallere sagladiklari destek “yeni durum”u tetikledi…

Yani mevcut gelismeleri ISID’ten önce Irak’in politik ve toplumsal dinamiklerden hareketle degerlendirmekte yarar var.

ABD emperyalizminin 2003’deki Irak müdahalesinin “entegre olmamis” bir toplumsal yapiyi patlatip, iç çeliskileri ortaya çikardigi herkesin malumu. Yüzde 66’lik bir nüfusa sahip Siîlerin siyasi egemenlik alani, Kürt egemenlik alani, Sünnî Araplarin varligi arasinda yasanan keskin gerilimler Irak’i uzun süredir siyasi cehenneme çevirmis durumdaydi…

Söz konusu cehennem sadece etnik ve mezhebi toplumsal gruplarin farklilasmasi ve çatismasindan ibaret degil. Bu çerçevede kâh Irak topraklarinda üreyen, kâh disaridan beslenen örgütler ve örgütlenmeler Irak’ta belirleyici bir rol oynuyor. Iran’in bir Siî bölgesi yaratma politikalari, El Kaide tipi Selefî örgütlenmelerin buldugu hareket alani, hem ABD’yle hem diger yerel örgütlerle giristigi kanli egemenlik savasi Irak’in son 10 yillik öyküsünde çok önemli bir yer tuttu.

Bunun böyle olmasinda sasirtici hiçbir sey yoktu!

Çünkü ABD’nin Irak isgali ardindan izledigi politikalar devleti çökertirken; parçalanmis toplumsal doku nedeniyle devletin yeniden kurulmasi çok zordu; bu zorlugun yerine mezhepsel iktidar tercihleri devreye girdi…

Suriye açisindan da benzer bir durum söz konusu. Ne var ki Sam yönetimi Iran ve Rusya destegi sayesinde kendi kontrolü altindaki bölgede devlet islevlerini iyi kötü yerine getirebiliyor. Ülkenin gerisi ise bir harabe hâlinde, siddeti en insafsizca kullanabilenlerin insafina bagli kosullara mahkûm.

Bu noktada Irak’ta ISID’in simsek hiziyla gerçeklestirdigi harekâtlarin ardindan kisa dönem için su degerlendirmeler yapabilir: Suriye’de Esad rejimi yerini “saglamlastirdi”… Kürdistan Bölgesel Yönetimi Kerkük’ü de alarak genislettigi sinirlari içinde konsolide olmaya basladi… Obama yönetimi Irak’a müdahale etmeyecek. Bu durumda da Bagdat’in düsmesini önlemek, Siî iktidarinin sürmesini saglamak Iran’a düsecek. Tahran, bu durumda Irak üzerindeki hâkimiyetini artiracagi bir konuma geldi…

ISID rüzgâri, Siîlerin hâkim oldugu alanlarda Iran’in Bagdat üzerindeki etkisini perçinlerken; Tahran’in da Ortadogu’daki agirligini ciddi sekilde artirir.

Bu hâl Türkiye’yi, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yakinlastirirken; ‘Basur’a (Güney) göz kirpan T.“C”, ‘Rojava’yi (Bati) karsisina aliyor…

Soru: Bir anda ortaya çikan ISID nasil bu kadar genis bir alanda hareket edebiliyor. Ortadogu’nun dengeleri açisindan bu ne gibi sikintilara yol açabilir?

ISID’in “aniden” Ortadogu gündeminin bas maddesi olmasini, askeri basarilarini Irak Sünnîlerinin isyanina baglamak yaninda Islâm dünyasini kapsayip, Avrupa’ya kadar uzanan bir “durumun” ürünü ya da semptomun (hastalik belirtisinin) olarak algilamaliyiz.

Buradan tekrar Selefî ISID’e dönersek önemle alti çizilmesi gereken ilk sey: “Selefî” düsünce yahut “Selefîye” kisaca “önde olanlarin”, “önce gelenlerin” yani Hazreti Muhammed’in zamaninda yasamis olan nesil ile onlari takip eden iki neslin yolundan gitmek, itikadî konularda Kur’an’in hükümlerinin ve sünnetin disina çikmamak, dinî bahislerde akla dayanan yorumlara yer vermemektir.

Selefî görüsü diger mezheplerden ve yollardan ayiran çok daha baska farklar da mevcuttur ama temelde Kur’ani ve sünneti esas almislardir, hattâ hadislerin kaynaklarinin degerlendirilmesi ve kabul edilmesi konusunda da degisik görüsleri vardir, Kur’an’in açikça ifade etmedigi hususlarda yorum yapmak ve kiyasta bulunmak bile Selefîler için “bid’at”, yani dinden çikmaktir!

ISID, sadece bir Islâm devleti kurma pesinde degil, o da içinde olmak üzere halifelik kurumunu yeniden olusturma amaci güden, politikasini cihat üzerine kuran bir örgüt. Yari enternasyonal bir yani da var. Sinirlari tanimiyor, Islâmin tek bayrak altinda toplanmasini savunuyor. Bu nedenle mensuplarinin Bosna’da, Çeçenistan’da, Suriye’de cihat adina savasiyor olmalarinda sasilacak bir sey yok. Savasçilari arasinda adi geçen bu ülkelerin yani sira Endonezya’dan da katilimcilar var.

Her ne kadar 2013’te kuruldu sanilsa da bu da dogru degil. Suriye’de özellikle söz konusu yil adini bir hayli duyuracak eylemlere imza attigi için öyle saniliyor. Mart 2013’te Suriye’nin Rakka kentini ele geçirdi örnegin ki bu Suriye’de isyancilarin kontrolünü ele aldiklari ilk kentti. Agustos 2013’te Bagdat basta olmak üzere birçok kentteki çok ölümlü saldirilari gerçeklestirmis, 18 Eylül 2013’te ÖSO’nun elinden Azaz kentini de almisti. Ayni yilin kasim ayinda da Islâmci Ahrar el Sam örgütünün en etkili mensuplarindan birini öldürmekle suçlanmisti. Günümüzde Suriye’de Esad yönetimine karsi mücadele veren El Nusra’nin daha Irak Savasi sirasinda, 2006 yilinda ikiye bölünmesinden, Cemaat el-Tevhid vel-Cihad adini alan kanatlardan birinin El Kaide ile isbirligine gitmesinden dogdu.

Cemaat el-Tevhid vel-Cihad’in, sonradan El Kaide’nin en önemli “komutanlarindan” biri olacak olan Ürdünlü Ebu Musab el Zerkavi tarafindan kuruldugu biliniyor. Yani çok yeni bir örgütten söz ediyor degiliz. ISID adini alisi daha sonradir. Mücahidler Sûrasi, Ceys el Fatihin, Cündul Sahaba, Ceys el Taife el Mansur gibi örgütleri de barindiriyor bünyesinde. Ancak artik El Kaide ile bir bagi kalmadi, çünkü El Kaide lideri Eymen el Zevahiri, El Nusra ile ISID birlikteliginin sona erdigini duyurdu iki ay önce. O gerçekten bir birlik olduguna inaniyordu anlasilan, oysa hem de uzun zamandan beri ISID, El Kaide’den bagimsiz davraniyor.

Bir süre öncesine kadar El Kaide’nin Irak ile Suriye’deki “temsilcisi” durumunda olan ISID, simdi El Kaide ile kanli biçakli. Bunun El Kaide içerisinde uzun zamandan beri var olan “görüs ayriligi” ile ilgisi var. Eyman el Zevahiri aslinda El Nusra’nin lideri Ebu Muhammed Gülani’yi (ki kendisine Nisan 2013’e kadar biat edecegini açiklamamisti) Irak’ta temsilci olarak görüyor. El Nusra’nin El Kaide içinde “yenilikçi grup” olarak adlandirildigini da ekleyeyim. Ama Irak El Kaidesi, Zevahiri gibi düsünmüyor ve ISID lideri Ebu Bekir El Bagdadi’yi El Kaide temsilcisi olarak görüp emirleri ondan aliyorlar. Bu Irak’taki gücünü artiriyor hâliyle.

Irak’taki görüs ayriliginin yani sira ISID ile El Nusra arasinda 2014 yilinda Suriye’de kanli çatismalar olunca Mayis ayinda Zevahiri çatismalarin durdurulmasi konusunda mesaj yayimlamisti ama fayda etmedi. Nusra, ISID’in tutumunu Zevahiri’ye saygisizlik kabul edip savasi sürdürecegini duyurdu. El Kaide içinde ISID kaynakli bölünme Ürdün ve Kuzey Afrika Arap topluluklari içinde de görüldü. Ürdün’de Ebu Muhammed Makdisi, Ebu Katade basta olmak üzere Filistinli Selefî örgütler Nusra Cephesi’nden yana tutum aldilar. El Kaide 2004 yilindan beri “bölünme” yasayan bir örgüt aslinda. Bu yil, diger Islâmi örgütlerle çatismayi da mücadelenin bir parçasi olarak gören Ürdünlü Ebu Musab Zerkavi’nin El Kaide’ye katildigi yil. Bin Ladin’in bile asiriliklarindan rahatsizlik duydugu bir isimdi Zerkavi. Zerkavi 2006 yilinda öldürüldü ama geride kötü bir miras ile takipçilerini birakti. Hatta hâlâ bugün de “yeni Zerkavicilik” adini tasiyan bir olusum var. Ama en büyük takipçisi ise ISID.

El Kaide, faaliyet gösterdigi ülkelerde yerel halkla çatismiyor. Kolay kolay kimseyi “Islâm disi” ilan etmiyor. ABD ile isbirligi yapan Arap ülkelerini, liderlerini hedef aliyor. Genellikle mezhep ayriliklarini öne çikarmiyor. Örgütlenme tarzi 11 Eylül 2001 saldirisindan sonra degisti. Piramit örgütlenmeden yatay örgütlenmeye geçti. Merkezi bir yapi olmaktan çikip, baskalarinca yapilan eylemlerin adina üstlenildigi bir yapiya dönüstü zamanla. Yani amaca uygun olmasi kosuluyla kim tarafindan yapilirsa yapilsin, her eylemi kendi adini vererek üstlenmeye basladi. Kimi yararlarina ragmen bu örgütü zayiflatti.

ISID ise Islâmci diger örgütlere bile yasam hakki tanimiyor. Mezhep farkliligina vurgu yapmasi (Sünnî bir örgüt) siyasi çizgisinin en belirgin özelligi. Mensuplarinin çogu Irakli, Suriyeli Sünnîlerden olusuyor. Iran’la, Siî gruplarla çatismasinin nedeni bu. Irak’ta Felluce’nin kontrolünü ele aldigi saldirilarda en büyük destegi buralardaki bazi Sünnî asiretlerden aldi. Anbar vilayetine bagli Ramadi kentinde ise durum biraz farkli. Buradaki Sünnî asiretlerin destegini henüz tam olarak alamadi. Ama bölgede kurulacak bir Sünnî yapinin ISID eliyle olusturulacagi bu nedenle sürpriz sayilmamali. Bir de El Kaide’nin yapmadigi bir seyi yapiyor. Çocuklari cephenin ön saflarinda kullaniyor. Bunu özellikle Halep’te yapti.

Devam edersek, taslarin yerinden oynadigi Ortadogu’da, “yeni durumu” biçimlendiren bes unsurun altini söyle çizebiliriz: i) Kapitalizmin krizi ile biçimlenen etkiler… ii) ABD emperyalizmin Irak’a girmesiyle sinirlarin geçirgenlesip, geçersizlesmesi… iii) Siî-Sünnî çatismasinin tetiklenmesi… iv) “Ilimli Islâm” projesinin iflasi… v) Kürt ve Filistin soru(n)larinin merkezilesmesi…

Hizla siralayalim: Nihai kertede ISID Kuzey Afrika’da ve Ortadogu’da yükselen cihatçi hareketin en etkin parçasi. Bu hareketin yükselmesi için gereken insan enerjisinin, kaynagini, yerel ekonomilerin, ataerkil yapilarin, metalasmayi hizlandiran neo-liberal politikalarin basinciyla sarsilmasina, egitimli genç issizler nüfusuna, bu ikisinin etkisiyle seçkinlerle halk arasindaki postkolonyal mutabakatin çökmesine baglayabiliriz.

ABD emperyalizminin Irak’i isgaliyle üç sey oldu: Ilki Sykes- Picot anlasmasinin çizdigi sinirlar geçersizlesti. Ikincisi Kürtler otonomi kazanirken, bu da tüm parçalari etkiledi. Nihayet El Kaide ve benzeri cihatçi örgütler Irak’ta, ABD isgaline karsi direnis içinde kendilerine verimli bir büyüme ortami buldular.

ABD isgali Irak’i stabilize edemedi, Siî-Sünnî çatismasini, tarihin bu canavarini uyandirdi. Sonrasi da malum!

Bölgesel “denge(sizlik)ler” açisindan Iran’i dengeleyen Saddam rejimi yikilinca, Siî-Sünnî çatismasi canlaninca, Suudi Arabistan, Körfez devletleri ve Iran’in bölge üzerindeki etkisi artmaya basladi. Sünnî rejimler de Iran’i dengeleme telasina kapildilar. Siî-Sünnî çatismasi, devletlerarasi bir rekabete, Irak ve Suriye’de oldugu gibi “vekâleten” yürütülen savas(lar)a yol açti. Söz konusu Sünnî ülkeler Suriye’de, Irak’ta ISID, El Nusra gibi cihatçi örgütleri desteklemeye basladilar.

Ilimli Islâm projesi Türkiye, Misir, Tunus deneyimlerinin gösterdigi gibi karaya oturup, 2007 yilinda Halis Çelebi’nin, “Müslümanlar Islâm devleti kurmak adina insanlari öldürüyor, Islâm’in adini kirletiyor. Özelestiri yapma vakti geldi,”[2] diye isaret ettigi gibi Islâmi radikalligi besledi… Totaliter egilimleri ortaya çikardi. Cihatçi akimlara ters düsmeye niyetli olmadigini ortaya koydu.

Sunu görmek ve kavramak gerek: “Ilimli Islâm”, liberal entelijansiyanin, kimi Islâmci entelektüellerin tüm çabalarina karsin iflas etti.

Hatirlayin bir keresinde Basbakan Erdogan, “Islâmin ilimlisi olmaz” demisti. Bu saptama hem teorik-teolojik olarak dogrudur hem de o günden bu yana pratikte dogrulanmistir.

Çünkü, “Ilimli Islâm” projesi, bir “üçünü taraf” olabilmesi için gerekli teorik ve teolojik gerekçeleri olusturmayi basarmasi mümkün olmayan bir söylencedir.

Soru: Sünnîler arasinda ISID’in örgütlenme zemini var mi?

Elbette var, sadece Irak’ta da degil!

ISID, Irak’ta isgal sonrasinda, El-Kaide’nin uluslararasi katilimla ve acimasiz/ sansasyonel eylemlerle büyürken; “Ilimli Islâm” söylencelerini yerle yeksan edip, “üçünü taraf” olmaktan çikardi.

“Ilimli Islâm”, bir “üçünü taraf” olabilmesi için gerekli teorik ve teolojik gerekçeleri olusturmayi basaramazken; Islâma mündemiç radikallik ortaya çikar.

“Nasil” mi?

“Özgür Suriye Ordusu” ile ISID arasinda geçen bir telsiz konusmasindaki üzere:

ISID: “Sizi dönek ilan ettik. Siz Allah’i, peygamberini inkâr ediyorsunuz.”

ÖSO: “Niye buraya geldin kardesim, git Israil’le savas.”

ISID: “Döneklerle savasmak Yahudilerle, Hiristiyanlarla savasmaktan önce gelir. Bütün imamlar bunu bilir.”[3]

ISID, Müslümanligi ‘Kutsal’a, Tanrinin mesajina iliskin radikal bir teorik-teolojik çaba/ durus olarak algiliyorken; sadece teoride degil, esas olarak pratikte kazanilmasi gereken savas olarak Ortadogu’nun gündemine getirdi.

Bunun önemi büyük! Tipki Prof. Dr. Hamit Bozarslan’in, mezhebi aidiyetlerin etkin hâle gelmesi ve “yoksullasmaya dayanan muhafazakârlik” olgulari ele alinmadan Ortadogu’da mevcut durumun anlasilmayacagina dikkat çekmesindeki üzere!

Mathias Enard’in, Ortadogu’nun bir “kurban” oldugu, geçmiste oldugu gibi bugün de baska ülkelerin çikarlari ugruna “kurban edildigi” kanisi yersiz degil.

Ortadogu’da aslinda sinir yoktur; sunidir çünkü…

Bu baglamda ISID, Ortadogu’da lokal bir soru(n) olamaz!

Çünkü ISID’in Irak, Suriye, kismen Lübnan’la sinirli, en kötü olasilikta Ürdün ve Türkiye’de istikrarsizlik yaratabilecek bir “sorun” oldugu düsünülebilirdi. Ancak, ISID’in halifelik ilan etmesinden sonra ortaya çok farkli bir sekillenme çikmaya basliyor.

ISID, Sünnî kabilelerin de destegini alarak Suriye’den, Bagdat’in 40 km. yakinina kadar uzanan bir bölgede “yari-devlet” sayilabilecek bir egemenlik alani olusturmaya basladiktan sonra, gereken kosullari yerine getirdigini iddia ederek liderini Ibrahim Halife ilan etti. Ayni günlerde, yakin zamana kadar ISID ile savasmakta olan El Nusra ISID’e katildigini açikladi. 1 Temmuz 2014 günü ‘The Times’, Kuzey Afrika ve Magrip El Kaidesi (KAMEK) adli örgütün, Yemen’de etkin El Kaide (YEK) grubunun, Ibrahim Halife’yi selamladiklarini, Boko Haram’in ISID bayragi göstermeye basladigini aktariyordu. ‘The Times’, KAMEK’in Avrupa’da en yaygin örgütlenme agina sahip olan YEK’in uluslararasi eylemler düzenleyebilen yapilar oldugunu da animsatiyordu.

ISID’in halifelik ilani, tüm Müslümanlari halifeye biat etmeye çagiriyor, etmeyenleri halifenin iradesine karsi çikan dönekler (mürted) ilan ediyor. Böylece ISID Müslüman dünyasinin iktidar iliskilerine karsi savas ilan etmis oluyor. ISID’in uluslararasi insan kaynaklari, KAMEK ve YEK’nin katilimi, ISID’in savas alaninin Ortadogu’nun ve Müslüman dünyasinin çok disina tasacagini gösteriyor.

ISID’in halifelik ilan etmesi birçok yorumcuya göre, uluslararasi cihat hareketinde yeni bir sayfa açiyor. Cihat hareketinin, “halife”nin çagrisina uluslararasi planda olumlu cevap vermeye baslamasi, gerek Körfez emirliklerinin ve Suudi kralliginin, gerekse Türkiye’deki Islâmci hareketin, AKP liderliginin hesaplarinin nasil altüst oldugunu, nasil bir gerçekle karsilasacaklarini (ISID’in bunlari adeta mürted olarak gördügünü düsününce…) görmek çok zor olmasa gerek. Diger taraftan, büyük olasilikla ISID çok yönlü bir saldiri altina girmeyi göze alarak bir hesap hatasi yapmis kendi sonunu hazirlamis da olabilir. O durumda “bir halifelik kuruldu, Bati ve bölgedeki usaklari onu yikti” algisinin nerede, nasil sonuçlar yaratabilecegini bilmek çok zor.

Kim ne derse desin Ortadogu’da sinirlari tanimadigini açiklayan bir Islâm Devleti ve halifelik iddiasiyla karsi karsiyayiz. Bu Islâm Devleti’ni kuran, liderini halife olarak ilan eden ISID adli hareket, kanli eylemlerini sosyal medyada sergileyerek sok etkisi yaratiyor, bu yolla taraftar topluyor. Amerika’dan Avrupa’ya, Rusya’dan Uzakdogu’ya, birçok ülkeden ihmal edilemeyecek sayida genç bu örgüte katildi, katilmaya devam ediyor. Bu örgüt, kendi Islâm anlayisina uymayanlara karsi acimasiz bir siddet uyguluyor. Halife dünyanin her yerindeki Müslümanlara Islâm Devleti’ni (ID) tanimaya, halifenin iradesini kabul etmeye, ugrunda ölümüne savasmaya çagiriyor.

ISID, yense de yenilse de sonuç “ayni” kapiya çikiyor.

Birincisi: Ya kurulan “Islâm Devleti”, elindeki maddi olanaklara, kadrolara, yerel Sünnî iktidar iliskilerine dayanarak yönetmeye, kalicilik kazanmaya baslarsa; dünyanin çesitli yerlerinden gelen militanlar için, cihat savasini kendi ülkelerine tasimalarina olanak saglayacak egitimi alacaklari, kaynaklara ulasacaklari bir çekim merkezi olur.

Daha sonra da dünyanin çesitli yerlerinden gelmis savasçilar, benzer bir yapiyi kurmak ve ID’ye katmak için çalismak üzere geldikleri ülkelere döner, savasmaya baslarlar.

Ikincisi ISID yenilirse, ID ilk kurulurken militanlarda olusan beklentiler bosa çikmaya baslar. Hayal kirikligi, ihanete ugramislik duygusu hâkim olur. Bu durumda da militanlar hem hayatta kalabilmek hem de savasa yeniden baslayabilmek için etrafa saçilip, ülkelerine geri dönmeye baslarlar ki bu sorunu büyütür.

Soru: Esad’a karis ortaya çikan gruplar arasinda bulunan ISID’in su anda Esad güçleri ile çatismadigi belirtiliyor. ISID, neden Rojava’da Kürtleri temel hedef olarak aldi?

ISID’in, Esad’la “çatismamasi” konjonktüreldir. ISID’in, öncelik siralamasi ve yönelimleri söz konusudur. Kaldi ki çatismalar, farkli dozajlarda yer yer sürmektedir.

ISID’in, Rojava’da Kürtleri hedef olarak almasi, T.“C” politikalarindan ayri ele alinmaz.

Soru: Türkiye’nin ISID’e desteginden söz ediliyor. Silahlarin gönderildigi ve büyüme asamasinda Türkiye’nin rol aldigi belirtiliyor. Türkiye’nin Rojava politikasini da göz önüne aldigimizda böylesi bir destek sizin için mümkün mü?

“Türkiye’nin ISID’e desteginden söz ediliyor” mu? Hayir “söz edilme”nin ötesinde T.“C” aktif olarak ISID’i ve radikal Islâmci gruplari destekledi, kolladi…

Bu T.“C”nin, Rojava ve Suriye politikasinin “olmaz olmaz”idir!

‘Ortadogu Stratejik Arastirmalar Merkezi’ Baskani Hasan Kanbolat’in, “Suriye’nin kaosa sürüklenmesi Türkiye’nin güvenligini sarsmaya basladi. Türkiye’nin iç ve dis politikasini kökten etkilemeye basladi. Bununla da kalacak gibi görünmüyor” deyip, “Türkiye’nin savas lobilerinin kurgusundan kurtulmasi gerektigine” isaret ettigi; Ali Bulaç’in, “Türkiye’nin Suriye’ye askerî müdahalesinin konusuldugu günlerdeyiz. “Müdahale” demek savas demektir,” diye betimledigi tabloda Rusya’nin Sesi radyosu, Resulayn kentinin silahli muhaliflerin eline geçmesinde, “en radikal Selefî gruplarin kilit rol oynadigini” ve Selefî liderlerin Türkiye’de lüks otellerde kaldigina isaret etmesi, TIR’lar vb’leri her seyi yeterince anlatmiyor mu?

Soru: Kobanê’de büyük bir direnisten söz ediliyor. Bunun diger parçalara yansimasi Kürtler açisindan nasil olur?

Dert varsa, derman da vardir…

ISID, T.“C”, bölge gericiligi Kobanê’ye/ Rojava’ya saldiriyorsa, Kobanê’de de/ Rojava’da da direnis olacaktir.

Kobanê/ Rojava direnisi, dört parçaya bölünmüs Kürdistan, “suni sinirlar”a (“hendek”lere ve “tel örgü”ler) aldirmayan varolus sorunudur.

Tabiri caiz ise, Kobanê/ Rojava’da savunulan, dört parçaya bölünmüs Kürdistan’in XXI. yüzyildaki gelecegidir.

Is bu nedenle de Diyarbakir’i da, Erbil’i de, Mahabad’i da dogrudan etkilemesi kaçinilmazdir.

Soru: Kürtler açisindan bize Rojava’nin önemini anlatabilir misiniz?

Gerek dünya dengeleri, gerek Ortadogu kosullari, gerekse de Kürtlerin bugünkü konumlari ve hirsla verdikleri mücadele onlarin sanslarini her zamankinden daha fazla artirmistir.

Söz konusu güzergâhta Rovava faktörü de, kritik bir esik olarak öne çikiyor çikmasina da, ayni zamanda da görmezden geliniyor; bir “susus kumkumaligi”na mahkûm ediliyor… Evet, evet Rojava’ya yöneltilmis bilinçli ya da bilinçsiz ilgisizlik dikkat çekici!

Bir halk uyanisi/ ve ayaklanmasi olarak Rojava, ötekisiz bir ulusal insa girisimidir. Buna halk demokrasisi de diyebilirsiniz!

Ancak kurtarilmis bölgedeki “öz yönetim deneyimi” denilen sey, sadece bir geçistir; yani “kararsiz denge” hâlidir; uzun süre böyle kalmaz; ya bagimsizliga dogru ilerleyecek veya gerileyecektir!

Rojava, radikal sosyalistler tarafindan (Uluslarin Kaderini Tayin Hakki ekseninde) sonuna kadar desteklenmesi gereken bir özgürlük hamlesidir…

Rojava Halk Meclisi Esbaskani Abdulselam Ahmed’in ifadesiyle, “Cihatçilarla Esad güçleri arasinda 3. yolu denedikleri”ni söyleyen onlari; Ortadogu’daki büyük altüst olusla varliklari ortaya çikan, toplumsal ve bölgesel bir gerçeklik olarak tanimak, kabullenmek “olmazsa olmaz”dir…

Bir belirsizlikler ve riskler cografyasi olarak Ortadogu dengelerinin altüst oldugu güzergâhta Rojava’daki gelismeler, Ortadogu’da XX. yüzyil statükosunun artik devam ettirilemeyecegini göstermektedir; bunun kanitidir.

Bu çerçevede Ortadogu’da Kürt sorunu bölgesel ve uluslararasi bir realiteye dönüsürken Rojava’nin yeni bir aktör olarak ortaya çiktigini söylemek mümkündür.

Nihayet Rojava’daki gelismeyi, BAAS rejiminin vatandas olarak bile kabul etmedigi, mallarini ve hürriyetlerini gasp ettigi bir toplumun onurunu, hak ve özgürlüklerini korumak için duyurmaya çalistigi bir yasam çigligi ve mücadelesinin ulusal insasi olarak okumak gerekmektedir.

Soru: ISID’in Musul’u almasinin ardindan PKK ve PYD yaptigi çagrilarda Kürdistan’i birlikte savunma vurgusu yapmis ve kimi yerlerde YPG’liler ile Pesmerge ISID’e karsi birlikte savasmisti. Tüm bunlari göz önünde bulundurdugumuzda Kobanê’de yasananlara karsi KDP’nin sessizligini ve tutumunu nasil degerlendirmeliyiz.

ISID ve bölge gericiliginin tezgâhlari karsisinda PKK ve PYD’nin Kürdistan’i birlikte savunmasinda sasirtici olan bir sey yoktur. Sasirtici olan IKDP’nin sessizligi ve “hendek”leridir!

Sessizlik de, “hendek”ler de kabul edilmemesi/ reddedilmesi gereken politika(sizlik)lardir.

Bu durumda IKDP elbette sonuna dek elestirilip, uyarilmali. Ancak bir Brakuji (“Kardesin Kardesi Öldürmesi”) yanlisina da kesinlikle geçit verilmemelidir.

Soru: Yasanan çatismalar Kürtler açisindan Ulusal Kongre’yi kaçinilmaz kiliyor mu?

Dört parçaya bölünmüs Kürdistan’in XXI. yüzyildaki gelecegi, sömürgeci güçler karsisindaki ulusal birliginden geçmektedir. Bunun ilk adimi Ulusal Kongre’dir.

Kürtler için bu, acil/ vazgeçilemez bir “olmaz olmaz”dir.

Yunan mitolojisindeki Yedi basli canavar Hydra’nin hikayesi animsanmalidir.

Hydra, baslarindan biri kesildiginde yerine hemen yenisinin bittigi yedi basli ejderhanin adidir. Canavarin öldürülmesi yedi basinin da birden kesilmesiyle mümkündür…

Hydra’yi, akil ve zekâ tanriçasi Athena’nin yardimiyla Herakles öldürmüstü. Zekâyla gücün temsil ettigi Athena ile Herakles isbirliginde…

Kürdistan’in dört parçadaki emekçileri/ ezilenleri kendi (sömürgeci) Hydra’larinin bir basini koparmak için mücadele ediyorken; ancak bu ortak (sömürgeci) canavardan kurtulmak için mücadelelerini parça parça sürdürürlerken; birbiriyle dayanisma bagi kuramayan mücadeleler yetmiyor/ yetmez de…

Simdi Kürdistan’daki yedi (siz dört okuyun!) basin yedisinden (yani dördünden!) de nasil kurtulacagi sorusuna, Emma Goldman’in, “Darlik ayirir, genislik birlestirir. Genis ve büyük olalim,” ilkesiyle Ulusal Kongre sahsinda yanit bulma zamanidir!

Soru: Ortadogu’nun hassas dengeleri açisindan Kürtleri nasil bir tehlike bekliyor? Bu tehlikede bagimsiz bir Kürdistan’in kurulmasi Kürtler açisindan mutlak çözüm müdür?

Hiçbir zaman mutlak çözüm olmaz; çözümler olur; Kürtler için söz konusu çözümlerden birisi de bagimsiz Kürdistan’dir…

Ezen ulus sosyalistlerinin egemenlerine karsi, her kosulda Kürdistan’in bagimsizligini savunmalari vazgeçilemez temel görevidir.

Tabii ki, belirleyici son sözü Kürtler söylemelidir/ söyleyecektirler elbette…

Kürtlerin bir tehlike ile yüz yüze oldugu saptamasi, ayni zamanda da bir imkânla da iç içe oldugunu görmeli ve kavramalidir.

Tehlikesiz imkân, imkânsiz tehlike olmaz…

Yeri geldi belirteyim: Jean Paul Sartre’in, “Insan özgürlüge mahkûmdur,” saptamasini müthis önemli bulurum…

Hayal gücünün bilgiden daha önemli oldugundan; asilmasina imkânsiz hiçbir duvarin olmadigindan; imkânsizligin yalnizca tembellerin sözcügünde yer alan bir kelime oldugundan; hiçbir seyi riske atmamanin, aslinda her seyi riske atmak anlami tasidigindan süphe duymam…

Bir sey daha: Bir gerçegi savunurken ona, öncelikle kendimizi inandirmaliyiz. Bunu basarirsak, William Shakespeare’in, “Bazi yikilislar, daha parlak kalkinislarin tesvikçisidir”; Chuck Palahniuk’un, “Hiçbir sey duragan degil. Her sey eskiyip dagiliyor,” sözlerini terennüm ederek baskalarini da inandirabiliriz…

Soru: Tüm bu savas ablukasinda Israil’in Gazze’ye müdahalesi gerçeklestirildi. Bu müdahale de Ortadogu’nun yeni dizaynina yönelik bir hamle olarak degerlendirilebilir mi?

2010’da Tunus’la baslayan Ortadogu halk ayaklanmalari, çok kisa bir zamanda Libya’ya, ardindan domino etkisiyle Misir’a, Bahreyn’e, Yemen’e ve siçramasiyla “isyan”in artik bir yerle sinirli kalmayacagini ve giderek de bölgesellesecegi yönündeki tezleri güçlendirmis, Ortadogu’da sinirlarin bir kez daha degisebileceginin ipuçlarini göstermisti.

Tüm Arap cografyasini sarsan isyan dalgasi hemen herkeste “Ne oluyor acaba? Yeni bir devrim ve isyan dalgasiyla mi karsi karsiyayiz?” sorusunu beraberinde getirmis, ayaklanmalarin devam edip etmeyecegi hususunda tüm dünyanin dikkatini bir anda Ortadogu’ya çevirmisti.

“Arap Bahari” söyleminin en çok tartisildigi, baharin kisa evrildigi söylenen iki ülkeden Suriye ve Misir’da, dünyanin gözü önünde kimyasal silahlardan idamlara varincaya degin insanlik suçlari islendi ve islenmeye de devam ediyor. Sunu unutmamak gerekiyor, her iki ülkede de eylemlere siradan insanlarin katilmasi; daha fazla özgürlük, daha fazla as, ekmek ve daha demokratik bir ülke taleplerini pekistiren bir unsur oldu.

Ramzy Baroud’un, “Arap isyanlari yoksullarin ve bastirilmis insanlarin hakli talepleriyle tetiklendi ve gelistirildi. Dünya medyasiysa bu hikâyeyi neredeyse iska geçti diyebiliriz. Geçtigimiz üç senede Arap devrimleri her ne yöne gitmis ya da gidecek olursa olsun, tartisilamayan bazi gerçekler vardir. Arap isyanlari yoksul ve çaresiz olan Arap kentlerinde tetiklendi ve Araplar çok kötü bir yola giren gidisata isyan etme konusunda kesinlikle haklilar,” saptamasini unutmadan ekleyelim: Yillardir ugradiklari baskilar, asagilanma, devletin buyrugundakileri insan yerine koymamasi sonucu biriken tepkiler, meydanlarda ölüm oldugunu bile bile insanlari meydanlarda toplanmaya devam etti. Sonuç ortada!

“Neden” mi? Öndersizlikten!

Tam da bundan ötürü Fransiz yazar Mathias Énard’in kaleme aldigi ‘Hirsizlar Sokagi’nin baskarakteri, “Arap Bahariymis, kiçimin kenari, bu isin sonu Allah’la otoriter bir rejim arasinda kistirilmis olarak bitecek,”[4] der…

“Arap Bahari”nin baslamasindan üç yil sonra, Kuzey Afrika’dan Basra Körfezi’ne kadar uzanan cografyada “hazan”a dönmesiyle çatisma ve kaos hâkim oldu…

Gerçekten de “savasiyla, barisiyla çok garip bir yer” diye anilmayi hak eden Ortadogu’ya, ABD’nin Irak rejimini yikarken hediye ettigi Siî-Sünnî savaslari tüm siddetiyle sürüyor. Sinirlari asarak yayilan bu “yangin” ‘The Financial Times’dan David Gardner’in vurguladigi gibi, “Sykes- Picot sinirlarini silmeye basliyor ama ortaya daha beter, belirsizliklerle dolu bir durum çikiyor.”[5]

Sinirlar, jeopolitik dengeler hizla degisirken sürdürülmesi olanaksiz, -Seumas Milne’in deyimiyle- “tuhaf ittifaklar” olusuyor: Iran’a karsi, Siyonist Israil ile Vahabi Suudiler yakinlasirken Suriye rejimini devirmeye çalisan Suudiler, Arap Emirlikleri, Misir’daki askeri rejimi destekliyor; askeri rejim Suriye’nin koruyucusu Rusya’dan silah almaya basliyor. Bu sirada, Suriye muhalefetini destekleyen “Islâmci Türkiye”(!) Suriye rejimini destekleyen Iran’la yakinlasmaya çalisiyor.[6]

Ortadogu’dan çikmaya basladigi rivayet edilen ABD ise aslinda, çikmak bir yana, uzaktan dengelemeye çok uygun, bu çok parçali zeminde, az masrafli bir kalisin olanaklarini elde etmeye çalisiyor.

Tam da bunun için Noam Chomsky’nin, “Ortadogu’ya etki eden tehlikeli haydut devletleri, ABD ile Israil” diye tarif ettigi çilginlik öne çikiyor.

Bundan ilk elden ve öncelikle yasayanlarin yüzde 44’ünün mülteci oldugu Filistin “nasibini” aliyor.

BBC’ye konusan UNICEF’in (BM Çocuklara Yardim Fonu) Gazze yetkilisi Pernille Ironside, “Gazze’de saatte bir çocuk ölüyor,” derken Gazze, 1 gecede 160 saldiriya maruz kaliyor!

Israil’in 2008-2009’da Gazze’de yürüttügü kara harekati sirasinda evi isabet alan ve üç kizi ile yegeni parçalanarak ölen Nobel Baris Ödülü adayi Filistinli doktor Izzeldin Ebuleys, “Ölen her çocukta ölen kizlarimi görüyorum. Bu, Israil’in iddia ettigi gibi nefsi müdafaa mi yoksa 3. Dünya Savasi mi çikti?” diye sordu.

Ancak her seye karsin Filistin, akillarda da gönüllerde de mesru olan bir güçtür. Orada 54 yildir süren bir isgal söz konusu. Bu isgale karsi mücadelede ise Filistin, hakli ve magdur konumdadir. Dünyanin tüm Yahudilerini Filistin topraklarinda bir araya getirme fikri olan Siyonizm; isgali, yayilmayi, soykirimi kosulluyor. Filistin halki, tüm kayiplarina ragmen Israil’in belirli ölçülerde kalan varligina razi olmusken; dagdan gelip bagdakini kovan, kendi durumuna razi degil, Filistinlileri bütünüyle yok etmek istiyor. Ancak tarih, yediden yetmise bütünüyle direnen bir halkin yenilmezligine taniklik ediyorken; Israil Siyonizminin ölüm, nefret ve irkçilik kusan niteligine bir kez daha tanik oluyoruz. Bugüne dek Filistinlilere saldirmak, tutsak almak ve öldürmek gerektiginde bahane arama ihtiyaci duymayan, iskenceyi bile mesru/ yasal gören, niteliginde irkçilikla fasizmi harmanlayan, emperyalizmin isbirlikçisi bir yapilanmayla karsi karsiyayiz.

Israil Parlamentosu’nda ‘Evimiz Yahudi Partisi’ üyesi Ayelet Saked’in, Facebook’ta Filistin halkini düsman ilan edip “Filistinli anneler de ogullari gibi ölmeliler” dedigi koordinatlarda; Siyonizm Nazizmin “ikiz kardesi gibidir.”[7] Ve sunu vurgulamali: Israil’in bugün Filistinliler üzerinde yürüttügü yikim ve ölüm siyasasi, sonuna dek soykirim olarak tanimlanmayi hak ediyor…

Bu zeminde 2014 Temmuz’unun basindan beri devam eden vahset topyekûn saldirganliktir…

Israil’in hiçbir zaman baris yapmak gibi bir niyeti olmadi. Çünkü onlar “baris”tan, teslim olmus, kimligini yitirmis bir Filistin anliyor. Filistin’in kadin direnisçilerinden Rula Abu Duhou, bu durumu söyle özetliyor: “Baris dedikleri daha fazla zorluk, ekonomik zorluk, sosyal zorluk, toplumsal hareketin önündeki zorluklar, duvar, yerlesimler, ambargolar, hepsi.”

Filistin sorunu (Kürt meselesi gibi) Ortadogu’daki bütün sorunlarin merkezindedir. Bu sorun(lar) çözülmedikçe bu bölgeye huzur gelmez.

Siyonist Israil Devleti de var oldukça da bu sorun çözülemez. Çözülemez, çünkü Israil Devleti bizatihi terör üzerine kurulmustur; varligi da savasa baglidir. Filistin’den tüm Filistinlileri sürmeyi amaçliyor. Sinirlarini sürekli genisletiyor. Filistin’in tüm altyapisini tekrar be tekrar; sistematik olarak yikmaktadir. Siyonizm ve emperyalizm, Filistin’i tümüyle imha etmeden, bölgede mutlak bir hâkimiyet kuramayacagini düsünmektedir.

Ancak bunu yapamayacaktir; basaramayacaktir!

26 Temmuz 2014 14:18:25, Çesme Köyü.

N O T L A R

[*] Newroz, Yil:8, No: 256, 1 Eylül 2014…

[1] Louis Blanc.

[2]Halis Çelebi, “… ‘Islâm Devleti’ Bir Hurafe”, Ittihat, 27 Haziran 2007.

[3] Spectator, 17 Haziran 2014.

[4] Mathias Énard, Hirsizlar Sokagi, çev: Aysel Bora, Can Yay., 2013.

[5] David Gardner, The Financial Times, 26 Aralik 2013.

[6] The Guardian 27 Aralik 2013.

[7] Serdar Koç, “Siyonist Terör”, Deliler Teknesi Edebiyat-Sanat Dergisi, No:14, Mart Nisan 2009.

Devrimci Karadeniz

Haberi Ekleyen: Görman Hesler

Bu haber 1947 defa okunmuştur.

Paylaş

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Röportaj-Söyleşi

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi Dedesi rahmetli Mustafa Kul'un bayrağını taşıyor

Erdoğan'ın halifelik hayali Türkiye'yi tehlikeye attı!

Erdoğan'ın halifelik hayali Türkiye'yi tehlikeye attı! Ortadoğu'yu en iyi bilen gazeteci Hüsnü Mahalli, SÖZCÜ'ye konuştu

Cesur,Devrimci ve Çağdaş

Cesur,Devrimci ve Çağdaş TGB Başkanı Çağdaş Cengiz ile röportaj

Kılıçdaroğlu: AKP kaybedeceğini gördü

Kılıçdaroğlu: AKP kaybedeceğini gördü Kılıçdaroğlu provokasyonlar konusunda uyardı

Yıldırım Mayruk ülkeyi terk ediyor!..

Yıldırım Mayruk ülkeyi terk ediyor!.. Yıldırım Mayruk,Barbaros Şansal ile birlikte ülkeyi terk ediyor!..

GÖRELE ' DE HAVA DURUMU

GIRESUN

RÖPORTAJ

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi

ARŞİVLEN HABERLER

Arama
ssssssssssssssssssssssssssssssssssss