Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ekolojik geri-zekâlılık
18 Ekim 2013, 11:01

Ekolojik geri-zekâlılık

Röportaj: Burcu Ertunç

Ekolojik geri-zekâlilik

 
 

Recordmag‘da sehirden dogaya kaçan iki kadinin (Burcu Ertunç ve Sinem Demir) ekoloji hakkinda yaptigi keyifli söylesiyi sizlerle paylasiyoruz.

“…Çevreye özen göstermek bir hareket ya da bir ideoloji degildir.O,bizim evrimimizdeki bir sonraki adimimizdir.Çünkü insanoglu,içinde tüm yeryüzünü koruma ve kollama hücresini tasiyan bir hayvandir"

Daniel Goleman
 
 
Bugünler,tam da Sinop Gerze’den güzel haberler alip,umutlanacagimiz günler olmali.Ancak yasami tehdit eden yeni(!) tehlikeler umutlanmamiz için bize pek zaman birakmiyor gibi…

“…Çevre ve Sehircilik Bakanligi’nin 26 Eylül’de yaptigi duyuruda,Babadere mevkiinde toplam gücü 1634 MW olan bir termik santral yapimi için ÇED sürecinin basladigi açiklandi….Yesiller ve Sol Gelecek Partisi termik santral kurulmasi istenen alanin Çanakkale’nin en önemli tarimsal üretim bölgeleri arasinda oldugunu ve belli alanlarinda da organik tarim yapildigini belirterek projeye karsi çikti” (Bianet.org’un 5.10.2013 tarihli haberinden)

Bazilari benim gibi dogayi ve adil bir yasami tehdit eden bu haberleri okuyup okuyup parlamaktan daha fazlasini yapabiliyor,Sinem Demir gibi.Onunla bu yaz,Bohçamda Anadolu yolculugunu yaparken, bizi evinde misafir ettigi zaman tanismistim.

Sinem Demir,otuzlu yaslarinin basinda bir klinik psikolog,iki senedir Rize’de yasiyor tek basina.Hem meslegini yapiyor hem de evinin arka bahçesini saran çaydan arda kalan küçücük yerde ihtiyaci olan sebzeyi,otlari,bitkileri yetistirmeye çalisiyor.Sinem,termik santral ve HES gibi Karadeniz’deki yasami tehdit eden birçok ekolojikgerizekâlilik ürünü proje (bkz.: politikekoloji) için uzun yillardir direnislere destek vermis; gerektiginde kendini kepçenin önüne atmis, Ankara’ya yürümüs, mitinglere katilmis, ev ev dolasmis, evi direnis olmus bir genç kadin. Yereldeki direnisin problematigini çözmüs kendince. Simdilerde ise biraz daha bahçesine odaklanmak istiyor; tohumlarini ekiyor, sobasini kurmus penceresinden Rize Kalesi’ni izliyor ve hem de tabiat ana için sarkilar yaziyor, söylüyor… Yoruldugu ya da yildigi için degil artik yeni bir direnis, yeni bir eylem planina ihtiyaç duydugu için.

 
Sinem ile recordmag için sohbet ettik.
 

Burcu: Ekolojik zeka diye bir kavram var; insanin içinde, doga ile bag kurmasini saglayan ekolojik hücreler oldugunu varsayiyor ve bizim o hücrelerle ne kadar uyumlu yasadigimiz ve onlarla kurdugumuz iliskideki becerilerimiz bir sekilde ekolojik zekâmizin ne kadar geliskin oldugunu anlatiyor sanirim. Insanî eylemlerin doganin degiskenlerini derinden etkiledigi bir çagda yani antroposende oldugumuza göre her birimizin kisisel edimlerinin ekosistem üzerindeki etkisini anlamasi öyle böyle degil, hayati derecede önemli. Anladigim, kisinin, dogayla uyumlu ve sürdürülebilir yasam alanlarina erisebilmesi için bizzat kendi ekolojik zekasini kesfetmesi gerekiyor.“Nerede bu ekolojik IQ’su kuvvetli insanlar?” sorusu geliyor aklima. Ne dersin?

Sinem: Bu ifadeyi ilk kez duyuyorum ama anliyorum. Tabii, inanilmaz bir göç ettirme politikasi uygulaniyor. Köyleri, dogal bütün alanlari bosaltma ve insanlari büyük kentlere çekme politikasi gittikçe güçleniyor. Paranin hüküm sürdügü, para disindaki degerlerin gereksiz ve aptalca oldugu fikrinin pompalandigi bir dönemdeyiz neticede. Ekolojik zekâsi olabilecek, bulundugu yerde bir sey gelistirebilecek, degisim yaratabilecek insanlar kentlere göçe mecbur hale birakilmis olmalilar.

Burcu: Kent merkezlerinde de doga ile iliski kurmak ya da kendi içindeki o hücrelerin varliginin farkina varmak herkes için pek mümkün degil galiba…

Sinem: Ekolojik zekâ dedigin seyi burada hala bahçecilik yapan insanlarla iletisime geçtigimde hissedebiliyorum ben. Onlarla çok daha rahat iletisim kurabiliyorum. Insanlar seyahat ettikçe, yasantilarini degistirmeye niyet ettikçe bu etkilesim ve güzel diyaloglar artacak. Bu alisverise ihtiyaç var. Kente göç ede ede yalniz kalmis bir kirsal alan var, kentte de insan yigini içinde bir izolasyon var. Herkes yalniz aslinda… Okusun okumasin, kentlerde yasamis belli duyarliliklari gelismis insanlar emekli olmayi beklemeden risk alarak bu bölgelere gelmeli. Ben de bu riski aldim, 7-8 ay fakirlik bile degil belki açlik sinirinda yasadim, Istanbul’daki kurulu düzenim burada yoktu maddi olarak ama bir sekilde basardim çünkü daha fazla dayanamiyordum.

Topraktan bikanlarla ona aç olanlar arasinda bir iletisim gelisirse yeni bir enerji ortaya çikacak.

Burcu: Topragiyla iliskisini asgari düzeyde de olsa sürdürenler de bazen o kadar uzaklasmis, o kadar yabancilasmis oluyorlar ki kendi elleriyle satabiliyorlar atadan, deden yadigâr topraklarini. Duyarsizlik bir yana, sanki kentte yasiyormusçasina tüketimin kölesi olabildiklerini görüyorum kendi yolculuklarimda.

Sinem: Evet, çogu yerde tarimla ugrasan insanlar bile doganin tam olarak farkinda olmayabiliyorlar. Doga, güzel olmaktan çoktan çikmis, yer yer iskenceye ya da kisinin ulasamadigi o hayatin önüne çekilen bir engele dönüsmüs. Ancak söyle bir sey var ki sevdikleri seyin, bagli olduklari doganin güzel olan kisimlarini disaridan gelen biri degerlendirdiginde yeniden fark edebiliyorlar. Disaridan kentten biri gelip onlarin basit gördüklerine ‘bu harika bir sey’ dediginde o diyalogda güzel, hos bir alisveris basliyor. Ben, büyük sehirden ayrilirken bir seyleri kaybetmis olarak kirsala döndüm; bende hiç bilgi yoktu ve su an onlarin bilgilerinden yararlaniyorum, onlarin ihtiyaci olan ise sahip olduklarinin ne kadar degerli oldugunun kulaklarina fisildanmasi. Kendimce bunu yapmaya çalisiyorum.

Burcu: Mesela…

Sinem: Mesela bu sene kis bahçeciligine de basladim. Yeni seylere baslamak hem içimden geliyor hem de bunu bir sorumluluk olarak görüyorum açikçasi. Bunlari yapmaya basladigimdan beri çocuk yaslardan beri bahçelerde çalistirilip, bu islerden bikmis olan komsum ‘Sen geldiginden beri bende de bir heves oldu’ diyor. Topraktan bikanlarla ona aç olanlar arasinda bir iletisim gelisirse yeni bir enerji ortaya çikacak. Buradaki iki yillik deneyimimde bunlari gözlemliyorum.

Burcu: Kirsal yasam alanlarinin bosalmasi, oradaki üretken yasam biçiminin degismesi, sirketlesen devletin ekolojik zekâ piriltisi tasimayan projelerini hayata geçirmesine sebep oluyor.

Sinem: Tabii, ama insanlar sadece politik ve ekonomik sebeplerle göç etmiyorlar. Anadolu çok genis bir cografya, bir yandan da dogasi geregi bazi açilardan dar geliyor insanlara. Yani, dis dünyayi kendi dünyasindan daha zengin ve iyi görmesi, kendi içinde asiri gözlemci, elestirel ve yargilayici olmasi, sürekli dedikodu yapmasi, yasami birebir paylastigi toplulukta baski uygulamasi insanlarda duygusal zafiyetlere sebep oluyor. Göç edenler, bir sekilde büyük sehre gidip görünmez olmak ya da her aksam televizyonda görüp de sahip olamadiklari, ihtiyaçlari olmayan ama özendikleri yasama kavusmak istiyor…

Sadece doga içinde olup ondan üretmek hayattaki bir basarisizlik olarak algilaniyor buradaki insanlar tarafindan.

Burcu: Sen neler yasiyorsun, nasil karsilandin Rize’nin merkezinde?

Sinem: Benim davranislarim yargilanma anlaminda izlenmiyor, çünkü disaridan gelmis ve okumus bir insanim. Bahçecilikle vs. ile ilgili yaptigim her türlü olumlu sey ise aslinda oldugundan daha olumlu bir seymis gibi algilaniyor. Ama benim yerimde burali birisi olsa ve baska bir is yapmayi reddedip sadece tarimla ugrasip, benim yaptiklarimi yapsa onun davranislarini didikleyip yargilayabiliyorlar. Sadece doga içinde olup ondan üretmek hayattaki bir basarisizlik olarak algilaniyor buradaki insanlar tarafindan. Bir de kendinden olani daha çok hirpalama kültürü var, ailemizden olani bir yabanciyla karsilastirma ve kendinden olani kötüleme gibi… Köy ve kent arasindaki iliski arttikça, yasam alanlari üretme temelinde paylasildikça Anadolu’daki insanlarin bir digerini sürekli gözetleme, kontrol etme aliskanliklari da kirilacak.

Gerçekçi olmak ve hakikaten harekete geçmek gerekiyor

Burcu: Sivil toplum örgütlerinin görevi agir, kamuoyu yaratmaya çalisiyorlar, bir yandan direnislere destek verip bir yandan da yasal süreçleri takip ediyorlar sence ekolojik zekâmiz o cephede nasil?

Sinem: Kent ve kirdaki bölünme bu hareketlerde de var ne yazik ki. Bir de sanki insanlarin çogunda söyle bir tutum var: ‘Ben ekolojik meselelerden bahsediyorsam, bununla ilgili duyarliligimi sergiliyorsam sorumlulugumu yerine getiriyorum ve hayatimin diger alanlarinda ne yaptigima çok da dikkat etmesem olur’. Öyle degil iste; çevre hareketlerinin içinde olanlarla birlikte hepimizin sürekli olarak kendimizi test etmemiz, sinamamiz ve yaptiklarimizi yeniden düsünmemiz gerekiyor. Konusurken itip kaktigin kötüledigin seyleri kullanmayacaksin mesela, mutlaka elektrik tasarrufu yapacaksin… Yani bence gerçekçi olmak ve hakikaten harekete geçmek gerekiyor. Insanlarin bir seylerden feragat etmeyi de yeniden ögrenmesi lazim. Ben telefonla yaptigim konusmalari fazla uzatmamaya çalisiyorum, çünkü o kocaman sarjli telefonlardan kullanmiyorum, sarji kisitli. Bilgisayarimi sürekli açik tutmuyorum, isyerinden ayrilirken prizleri bosaltiyorum filan. Elektrik tasarrufunun devlet politikasi olarak korunmasini geçtim, bu eylem herkes tarafindan o kadar küçümseniyor, etkisi o kadar göz ardi ediliyor ki…

Burcu: Yani diyorsun ki oflayip, puflamak degil bir an önce kendimiz ne yapabiliriz ona bakmali ve mümkün mertebe toprakla ve topraktaki insanla yakinlasmaliyiz.

Sinem: Sehirden kaçmaktan çok topraga kavusmak olmali amaç, köyde de asiri ve yanlis bir sekilde tüketerek yasiyorsan digerinden hiç farki yok. Insanlar metropollere öyle bir yapistilar ki… Dogal alanlari, parklari sevmek “Ay ne güzelmis burasi, keske kimse buraya dokunmasa” filan demek yetmiyor artik, yerelde bunu duyan insan da bununla yetinmiyor. Köyde kendini her seyden mahrum hisseden az sayida kalmis insan da “madem dogayi seviyorsun niye gidiyorsun, niye buralara gelmiyorsun” diye sorguluyor. Birilerinin ciddi adimlar atmasi lazim, kirsalda, yerelde, özellikle çevre ihtilaflarinin oldugu bölgelerde insanlarin yalniz birakilmamasi lazim. Sirketlesen devlete karsi ancak bu samimiyet gerçeklesirse sesimiz çikabilir. Öyle sadece eylemlerle, yürüye yürüye ilerlemiyor bu süreçler. Her eylemin ucu mutlaka topraga dayanmali. Topraktan kopuk olan her kent mücadelesi eninde sonunda çoraklasir.

Toprakla olan bagimizin bir sürekliligi, bir devamliligi olacak! Ucundan kiyisindan, lay lay lom ile olmaz. Bazen bu konularla ilgili konusmaktansa gidip maydonozumla ilgilenmeyi tercih ediyorum ama bu da garipseniyor iste.

*

Sohbet için çok tesekkürler Sinem, varligin ve o bölgedeki tüm çabalarin için de…

Not: Sinem Demir’in Karadeniz Bölgesi’ndeki çevre sorunlariyla ilgili video çalismalari için tiklayin.

Bu röportaj ilk olarak recordmag.net/ de yayinlanmistir.

Röportaj: Burcu Ertunç

(Recordmag)

URL: http://www.yesilgazete.org/?p=93121

Haberi Ekleyen: Görman Hesler

Bu haber 1599 defa okunmuştur.

Paylaş

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Röportaj-Söyleşi

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi Dedesi rahmetli Mustafa Kul'un bayrağını taşıyor

Erdoğan'ın halifelik hayali Türkiye'yi tehlikeye attı!

Erdoğan'ın halifelik hayali Türkiye'yi tehlikeye attı! Ortadoğu'yu en iyi bilen gazeteci Hüsnü Mahalli, SÖZCÜ'ye konuştu

Cesur,Devrimci ve Çağdaş

Cesur,Devrimci ve Çağdaş TGB Başkanı Çağdaş Cengiz ile röportaj

Kılıçdaroğlu: AKP kaybedeceğini gördü

Kılıçdaroğlu: AKP kaybedeceğini gördü Kılıçdaroğlu provokasyonlar konusunda uyardı

Yıldırım Mayruk ülkeyi terk ediyor!..

Yıldırım Mayruk ülkeyi terk ediyor!.. Yıldırım Mayruk,Barbaros Şansal ile birlikte ülkeyi terk ediyor!..

GÖRELE ' DE HAVA DURUMU

GIRESUN

RÖPORTAJ

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi

ARŞİVLEN HABERLER

Arama
ssssssssssssssssssssssssssssssssssss