AKP POLITIKALARI ORTADOGU’YU VE ÜLKEMIZI SAVASA SÜRÜKLEMEKTEDIR
Ortadogu cografyasi zor günler geçirmektedir.
AKP iktidarinin Yeni Osmanlici ve emperyalizmin taslaklarini uygulayan dis politikasibu yikimin ve akan kanin temel gerekçelerinden biri olarak karsimizda durmaktadir. Sendikamiz 1 Ekim günü yaptigi açiklamada,Tezkerenin TBMM’den çikmasina karsi olan görüsünü ortaya koymustur. Zira tezkere yoluyla yapilmaya çalisilan Ortadogu’da akan kanin dindirilmesi degil, sinirlarin yeniden düzenlenmesidir. Bu anlayis isbirlikçi bir anlayistir ve Türkiye’nin sürekli bir tehdit içinde yasamasina neden olmaktadir.
AKP iktidarinin dis politikasi, özellikle de son yillarda komsulariyla barisik politik bir durusun disina çikmis ve savas taraftari bir görüntüye bürünmüstür. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, komsularinin sinirlarina, ülke bütünlügüne saygili olmali, komsu devletlerin mesru hükümetlerine karsi uluslararasi komplolara girismemelidir. Daha da önemli olani asla terör ihraç eden bir ülke konumuna düsmemelidir. Ortadogu’da akan kan ancak ve ancak ülkelerin ulus ve toprak bütünlükleri korunarak dindirilebilir. “Yurtta Baris Dünyada Baris” ilkesinin geregi yerine getirilmelidir. Ortadogu halklarinin çikarlari ABD politikalari ve AKP’nin Yeni Osmanlici “stratejik derinliklerinde” degil, ulusal bütünlükler içinde saglanmalidir.
Kobani’de yasananlar da, bir ülkenin toprak ve ulus bütünlügünün ne kadar önemli oldugunu bir kez daha ispat etmistir. Bu anlamda Suriye’nin “mesru hükümeti” yok sayilarak emperyalizm güdümlü PYD ve ISID’in kavgasindan bir sonuç alinmasi mümkün degildir. Kobani’de bir vahset yasanmaktadir ve bu vahset yalnizca Kobani ile sinirli degildir. Ortadogu'da akan kanda terör örgütlerini besleyen emperyal proje kadar, bu projelerden medet uman yerel siyasi figüranlarin da payi vardir.
Bugün Suriye’nin basina bela edilmis ISID, El-Kaide ve El-Nusra örgütlerinden devsirilmis bir taseron terör örgütüdür. ISID’in silahlanmasinda ve eylem yapmasinda yazik ki Türkiye’den yapilan yardimlarin payi büyüktür. Ülkemiz için bu bir utanç kaynagidir. ISID yoluyla Irak ve Suriye’nin kuzeyi istikrarsizlastirilmaya çalisilmaktadir. Böylece emperyalizm için bir müdahale gerekçesi ortaya çikartilmakta ve Barzani’nin olasi devleti için bir koridor açilmak istenmektedir.
Istikrarsizlastirilan bu bölgede en çok kullanilan siyasi unsurlar etnik ve mezhepsel farkliliklardir. Bu farkliliklar savas gerekçesi olarak servis edilmektedir. Oysa 1920’lerden bu yana köklesen Atatürk Devrimi insanlarin etnik ve mezhepsel kimliklerine karsi devletin tarafsiz olmasi gerektigini ögretmistir. Laik-Ulus devlet modelinin iç baris için ne kadar önemli oldugu bugün için çok daha iyi anlasilmaktadir.
Türkiye’de ise Kobani’de yasananlar gerekçe gösterilerek insanlarimiz öldürülmekte, ulusal degerlerimize saldirilmakta, Türk Bayraklari ve Atatürk heykelleri yakilmakta, okullarimiz kundaklanmaktadir. Bir tarafta emperyalizme karsi savasan devrimci bir lider Mustafa Kemal Atatürk ve öteki tarafta emperyalist projelerde piyon olan terör örgütü mensuplari! “Kimin emperyalizmin safinda ve kimin emperyalizme karsi oldugu” sorusu bugün yeniden yanitlanmayi hak etmektedir.
Ülkemizde yasanan barbarligi ve bu barbarligin ortaya çikmasina olanak verenleri açikça lanetliyoruz. Okullara, Atatürk heykellerine, Türk Bayragina, ögrenci yurtlarina ve masum insanlara yapilan saldirilarin Ortadogu’da zulüm gören halka “nasil bir katkisi olabileceginin sorgulanmasi gerektigini” düsünüyoruz. Yasadiklarimiz “açilim” adi altinda Türkiye’nin çok tehlikeli bir kaosa sürüklendiginin açik bir göstergesi olarak tarihteki yerini almistir. AKP politikalari Ortadogu’yu bir savas çemberine sokarken Türkiye’yi de bir iç savas sürecinin içine atmistir.
Kobani’de iki terör örgütü çatismaktadir. Terör örgütleri emperyalist projelerin taseronlaridir. Türk Ulusu, iki terör örgütünden birinin yaninda olmak durumunda degildir. Türkiye Cumhuriyeti’ni ilgilendiren tek sey bu iki terör örgütünün çatismasi sirasinda zulüm gören masum Ortadogu halklaridir. Bizler terör örgütlerinin degil ezilen, sömürülen, kandirilan ve katledilen Ortadogu’nun mazlum halklarinin yanindayiz.
Ortadogu cografyasindaki devletlerin mesru hükümetlerine karsi cephe almaktan derhal vazgeçilmelidir. Komsularimizin toprak bütünlügü savunulmalidir. Irak’in ve Suriye’nin toprak bütünlügünün bozulmasi demek Türkiye’nin de toprak bütünlügünün bozulmasi demektir. AKP iktidari saldirgan bir dis politika izlemekten derhal vazgeçmeli ve barisçil politikalarla akan kanin durmasina hizmet etmelidir.
Tezkere yoluyla yapilmaya çalisilan Mehmetçigin kaninin emperyalist hizmetler için pazarlanmasidir. Egitim-Is dün oldugu gibi bugün de tezkereye karsidir ve karsi olmaya devam edecektir. Açiklamamizi Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüyle bitiriyor ve “Savas, zorunlu olmadikça bir cinayettir” diyoruz.
Tamer ÖZLÜ
Egitim-Is Trabzon Yönetim Kurulu Adina ( Sube Baskani) egitimistrabzon@gmail.com
Bu haber 518 defa okunmuştur.