|
Karakter boyutu :
27 Haziran 2015, 03:42
Biz kadınlar neden örgütlenmeliyiz?Emek üretimiyle başlayan insanlaşma serüveni,ne yazık ki kadın cinsinin sömürülmesi ve baskı altına alınmasına dünüştü
BIZ KADINLAR NEDEN ÖRGÜTLENMELIYIZ? Tarih öncesi atalarimizin emek üretimiyle baslayan insanlasma serüveni,ne yazik ki kadin cinsinin sömürülmesi ve baski altina alinmasina dünüstü. Tarihte kadin emegine ve bedenine el koyarak ataerkil sistemi gelistiren bir avuç erkek, hala bu düzlemi koruyarak varligina devam ettiriyor. Kadinlarla birlikte erkeklerin çogunlugunu ve çocuklari da sömüren Köleci, Feodal-Asyatik ve son olarak Kapitalst sistem, sömürülen erkeklerin de sömüreni olarak, kadinlari sürekli en alt düzlem de tutuyor. Engels’in , Aylenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adli kitabinda; “ 1846’ da Marx ve benim tarafimdan meydana getirilmis, yayinlanmamis eski bir elyazmasinda su satirlari buluyorum: ‘ Ilk is bölümü erkek- kadin arasinda döl verme bakimindan yapilan is bölümüdür.’ Ve simdi ekleyebilirim: Tarihte kendini gösteren ilk sinif çatismasi, erkek ile kadin arasindaki uzlasmaz karsitligin, kari- koca evliligi içindeki gelismesiyle ve ilk sinif baskisida disi cinsin erkek cins tarafindan baski altina alinmasiyla düsümdestir.” Engels’in yaptigi tespitin dogrulugunu, tarihten günümüze baktigimizda da görebiliyoruz. Bugün dünyanin bir çok bölgesinde, tarihteki ilk biçimiyle bu sömürü ve baski devam ediyor. Bu makalede, Türkiye’yi ve Türkiye içinde de Dogu Karadeniz bölgesini öne çikartacagiz. Bunun üç nedeni var: 1- Türkiye’deki Sosyalist ve Feminist kadin örgütlenmesi ve yazili literatür, Dogu Karadeniz ve Kürt bölgesini içermiyor. 2- Kürt kadin örgütlenmesi ve yazili literatürü de kendini ele aliyor. 3- Ben, bu parçali durumdan ve yazili literaturun eksikliginden hareketle, 2005 yilinda “Marksizim Cins Körümü-Marksist Aile Kurami” adli kitabi yazdim. Kitap da Türkiye’deki tüm bölgeleri, Dünya ve Türkiye isçi sinifi ailesi içinde kadinin ekonomik durumunu ve buna bagli olarak kamusal alandaki sosyo-ekonomik, siyasal ve hukuksal konumunu inceledim. Dogu Karadeniz kadinlari hem yazinsal literatürde, hem de örgütleme konusunda sifir düzlemde yer aliyor. Bu yüzden makaleyi daraltiyorum. Yine de kisa genel giris yaparsak: Dünya da bütün kadinlar ayni sorunlari yasamiyor.Uluslarin esitsiz ve bilesik gelismesi, dünya isçi sinifinda oldugu gibi, dünya kadinlarinin da uluslarin sosyo-ekonomik ve siyasal gelismislik düzeyine göre sorunlari farklilik tasiyor. Hatta her ülke, kendi içinde, bölgelere görede sosyo-ekonomik farkliliklar tasiyor. Bu durum bölgelerin yer alti ve yer üstü zenginlik kaynaklarina bagli olmasinin yani sira, siyasi erkin politik tutumuna da baglidir. Türkiye’de de her bölgede ve her siniftan kadinlara yönelik farkli sömürü ve baski biçimleri var.Türkiye’deki bölgeler ve siniflar arasi sosyo-ekonomik farklilik, siyasi erkin sömürgeci ve sömürüye dayali politik tutumundan kaynakli. Ermeni ve Rum sermayesine el koyarak kendini gelistiren Türkiye’de kapitalist sistem, basindan itibaren bu ikili sömürü düzlemde devam ediyor. Bu baglamda, Dogu Karadeniz ve Kürt bölgesinde sosyo-ekonomik yatirim yapilmadi ve yer alti-yer üstü kaynaklar Bati bölgesindeki sanai yatirimlarinda kullanildi. Bu durum, bu iki bölgenin üretim iliskilerini, pire kapitalis düzlemde kalmasini saglarken, kadinlarin da köle sitatusunde yasamasina neden oluyor. TC kanunlari kadina miras hakki tanimasina ragmen bu iki bölgede erkekler, kadinlarin miras hakkini fiili olarak gasp ediyor. Kürt kadinlari örgütlü mucadeleleri sonucunda, bölgedeki ataerkil sistemi parçaladilar. Ve parçalari ortadan kaldirmak için mucadelelerine devam ediyorlar. Ama henuz miras hakkini elde edemediler. Sosyalist ve feminist kadinlar ise dar gurupsal duruslariyla varliklarini devam ettiriyor. Bu guruplar örgütlenme düzlemini genisletmedigi için, eylem yöntemleri de protesto düzeyindedir. Dogu Karadeniz Kadinlari Mülkiyet hakkindan yoksun kadinlar evde, tarlada çalisiyor. Dogu Karadeniz de kapitalist üretim, genel olarak tarima dayaniyor. Tarim ürünü çay ve findik dir. Ve bu ürünlerin islenmesi için fabrikalar, sehir merkezlerinde de küçük sanai imalati var. En gelismis biçimi Trabzon’da dir. Kadinlar, tarim alaninin üretici gücüdür ama toprak fiili olarak erkege ayit oldugu için, tarim geliri erkegin elindedir. Bu gelirin bir kismiyla ailenin ihtiyaçlari karsilaniyor. Geri kalanini erkek kendine harciyor. Bazi erkekler ailenin ihtiyaçlarini dahi karsilamiyor. Kadinin emegi kumar, içki ve fuus da harcaniyor. Bu aileler de kadinlar, baska ailelerin tarlalarinda ekstira isçilik yaparak, kisin el isi yapip satarak geçimlerini sagliyorlar. Kadinlar, aile içinde ki bu duruma bireysel olarak karsi çikiyor. Bu karsi çikis, kadina siddet olarak geri dönüyor. Kadinlar tüm yasadiklarina karsin bosanma cesaretinde bulunamiyorlar. (istisnalar disinda) Çünkü bosandiklari zaman hiç bir maddi olanaga sahip degiller. Mülkiyet hakki sadece erkek kardeslere ayit oldugu için, bu siddeti yasamak zorunda kaliyorlar. Erkekler, kadinlarin bu çaresizliginden dolayidir ki pervasizca davranabiliyor. Sosyalist parti ve örgütlerin bölgedeki il, ilçe merkezlerine üye erkekler de duruma karsi çikmiyor, tam tersine kiz kardeslerin miras hakkini gasp ediyorlar. Sonra da sokaga çikip; “ Kahrolsun fasizim. Kahrolsun emperyalizim” diye bagiriyorlar. Parti ve örgüt merkezleri bu durumla hiçbir zaman ilgilenmedi ve ilgilenmiyor. Bugüne kadar ilgilendikleri tek sey, üye erkekler araciligiyla bölge halklarini asimile etmek oldu. Halklarin kendi kimliklerini ifade etmesi, bu yapilar içi milliyetçilik oluyor. Örgütlenmeliyiz Bu durumu ortadan kaldirabilmemizin tek kosulu, bölgede yasayan tüm etnik ( Gürcü, Hamsen, Laz, Rum, Çerkez) guruplarin kadinlari olarak, siyaset ayrimi yapmadan; 1- Miras hakki 2- Siddete karsi 3- Anadilde egitim hakki için örgütlenmeliyiz. Erkek devlet, erkeklerin yaninda. Devlet, erkekler kadinlarin mülkünü ellerinden alirken sesini çikarmiyor. Kiz kardesler, yillardir, babalarin mirasini erkek kardeslere devrederken sessizce imzalarini atiyorlar. Yirimi yil öncesine kadar kadinlar, bunun böyle olmasi gerektigini saniyorlardi. Çünkü ataerkil kültür, böyle düsünmelerini sagliyordu. Günümüzde ise korkularindan karsi çikamiyorlar. Bir çok konuda oldugu gibi, yasalar toplumun önünde. Devlet yasalar çerçevesinde duruma müdahale etmesi gerekirken, tersine hak gaspinin devam etmesini sagliyor. Böylece devlet, kadin emeginin sömürüsü üzerinden bölgedeki erkekleri kendine bagliyor. Sonuç olarak; Türkiye yedi bölgeden olusuyor. Bölgelerde yasayan kadinlarin bölgelere özgü, Isçi kadinlarin kendilerine özgü sorunlari var. Bütün kadinlarin ise ortak yasadiklari siddet, taciz, tecavuz ve ölüm tehtidi-ölüm dür. Erkekler fiziki, piskolojik ve cinsel siddetle yetinmiyorlar. Binlerce yildir babalar, erkek kardesler ve kocalar kadinlari katlediyor. Bugün Türkiye’de, hergün kadinlar öldürülüyor. Devlet, kadinlarin hayatini alan katillerin cezasini “iyi hal” ve tahrik indirimi” adi altinda azaltiyor. Kürt kadinlari disinda kalan kadinlar örgütsüz. Her bölge ve sinif kadinlari kendi sorunlarindan dogru örgütlenmeli ve bir üst yapi olusturarak, birligi saglamaliyiz. Bu bize ayni anda hareket olanagini sagliyacak. CINAYETLERI, TACIZI ve TECAVUZU BÖYLE DURDURDBILIRIZ. VE HAKLARIMIZI BÖYLE KAZANABILIRIZ.
Haber : Huriye Sahin huriyesahin@hotmail.com Haberi Ekleyen: Görman Hesler Bu haber 1517 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
VİDEO GALERİ
GÖRELE ' DE HAVA DURUMUARŞİVLEN HABERLERArama |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||