Bugün kendimce bir durum degerlendirmesi yapayim dedim. Elbette ki aklim yettigi, gözüm gördügü, yüregim hissettigi sekliyle. Ben sade bir vatandasim, oldukça sade. Siyasete bulasmamis, inançlarini reklamlastirmamis, kisiligini isporta tezgâhlarinda satiliga çikarmamis, ideallerinin ipligini çekmemis bir vatandas. Haliyle eli ayagi bir yere uzanamayan, ülkesinde olup biteni ekran karsisinda izlemekten baska komedisi olmayan sade vatandaslara da ancak isporta tezgâhlari düsüyor. Öyle büyük AVM lerde yer edinemiyor kendisine. Marka degil çünkü.
Hayrete de düsmüyor degilim hani zaman zaman. Günlerce, aylarca çikmak bilmeyen yasa tasarilari bir yanda, gece mesaisi ardindan dogan günü selamlayan kanunlar bir yanda. Sürüm sürüm sürünesice davalar bir yanda, bir çirpida kesilip atilanlar diger yanda. Herkesi yaka paça içeri aliyorsun, kimilerini sartli saliyorsun, sonra adamlar ortadan kayboluyor ve sen haklarinda müebbet çikariyorsun. Enteresan. Tek kale oynanan mahalle maçlarina döndü siyaset. Yazanlar, çizenler içeride, saksaklar laklaklar disarida. Dedim ya, ben sade vatandasim. Her kanali izlerim. Gördüklerim bunlar. Anlamam öyle suyun altindan gideni, içinde bogulani, üzerinde yüzeni. Gördügüm bu benim. Bir farklilasma, bir ayrisma, bir ayristirma gidiyor. Buna biz halk dilinde çifte standart diyoruz. Kafam biraz basiyorsa bunun altinda yatani görür gibiyim ya, neyse. Simdi “dominant teyze” gibi baskin karakteri oynamayalim. Sadece gördügümü söyleyeyim yeter. Hani her türlü pislenmis topu “tek millet, tek dil” önermesine atarken son yillardaki tüm girisimlerin de “tek din” olusumuna hizmet ettigini düsünüyorum artik. (gelecegim buna)
Uyuyan bir toplum muyuz, unutan bir toplum muyuz anlamadim gitti. Unutuyor olsak gelecege bakar, sürekli geçmisle hesaplasmaktan bugünü de geçmis yapmazdik ya neyse. Unutmuyor olsak içerideki aydinlar kendilerini bu kadar yalniz, Van gerçeginin ardindakiler kendilerini bu kadar çaresiz hissetmezdi. Uyumuyor olsak çikar miydi onca kanun, olur muydu onca müdahale. 19 Mayis kutlamalarini soguk gerekçesiyle iptale kalkan bir yönetim Van da ki çocuklarin üsüyen ellerini, ayaklarini, yüreklerini ne kadar düsünüyor acaba. Yillarca okuyoruz mesela bir meslek edindirme çatisi altinda sonra mezun oluyoruz ve yine okuyoruz, ta ki bir kadroya yerlesinceye ya da yas sinirina takilincaya kadar. Kafamizi sinavlardan kaldirip dünyaya bakmaya firsatimiz mi var ya da egitimin özel alanlarina para akitmaktan. Adam gelmis 30 yasina, bitirmis 2 üniversite hala ebeveynine bagimli, neden peki? KPS gibi bir gerçegi var da ondan. Neden peki, uyuyoruz da ondan. Pompalanan bir terör, öfkeli gibi gözüken iktidar ve yine uyuyan halk. Uyumuyor olsa bilmez mi iktidar istemedigi sürece bitmez bu terör. Herkes uyuyor, herkes. Muhalefetinden, halkina kadar, isçisinden memuruna, emeklisinden ögrencisine, köylüsünden kentlisine kadar. Bu kadar uyuyan içinde hakli olarak tek çalisan kanat ise iktidar. Kamulasan, kadrolasan bir din perspektifi içindeyiz ve uyuyoruz. Peki Insanlari bu denli uyutan sey ne?
“Din halkin afyonudur” sözü geliyor aklima. En hassas oldugumuz nokta sanirim. En yalan oldugumuz alan da o. Peki bu nasil bir çeliski. Kendimizi bile en çok kandirdigimiz alan degil mi din? Siyaseti dine sakliyoruz, sosyal olaylari dine sakliyoruz, eylemleri, planlari, dokümanlari dine sakliyoruz, psikolojiyi, sosyolojiyi, felsefeyi dine sakliyoruz, egitimi dine sakliyoruz. Din, tabiri caizse en alayli oldugumuz kör nokta O kadar çok kulaklar doludur ki bu konu ile ilgili, okuma geregi bile duymaz kisi. O biliyordur neyin nasil yapilacagini ve nasil düsünülecegini. Namaza gittigi caminin imami, evde yaptigi sohbetin hanimi ögretmistir ona bütün bilmediklerini. Pek çok sarlatanin din adi altinda öne sürdükleri “günah” ve “sevap” kavramlari bir yigin safsata ile doldurulmustur ne yazik ki.
Sizin de çevrenizde var mi hala, günah olduguna inandigi için televizyon seyretmeyen insanlar, sanki kumanda onlarin elinde degil de televizyonun elindeymis gibi. Çok saçma geliyor degil mi? Ne yaparsaniz yapin bu gerçegi degistiremiyorsunuz. O biliyor ve ondan iyi bilme sansiniz yok. Pek çok yollarla esini ya da kizini “günah” gerekçesiyle erkek doktora götürmeyenlere taniklik ediyorsunuz muhakkak ama kizina günah diye oyuncak bebek almayan ya da ogluna top almayan babalara taniklik ettiniz mi? peki ya hala günah diye giyecegi iç çamasirina bile yasak gelen kizlariniz var mi etrafinizda? Yine “günah” adi altinda ölmekte olan çocuguna organ bagislamayan hatta ve hatta kan veremeyen ebeveynlere ne dersiniz, ya da ne bileyim ayni bahçede oynayan kardes çocuklarinin onlarin deyimi ile az serpilince birbirlerine haram gözüyle bakmalarina. Benim pek diyecek bir seyim yok onlara, hani söylenecek sözüm tükendiginden degil, terbiyem müsaade etmediginden.
Bunlari neden mi yazdim. Geliyorum aklimdaki hesaplara. Insanlar yavas yavas aydinlanmaya, önünü görmeye basladi, dogru bildigi yanlislari algilar oldu, din istismarinin altinda ezilen kiz çocuklarinin gözü açilmaya basladi derken hemen bir göz hapsi… Ne demek mi göz hapsi. 4+4+4 den yola çikacak olursak; okula baslama yasini 6 ya çekip ilk 4 yildan sonra alan seçimi getirince ve imam hatip liselerinin de orta bölümünü açinca hedef vurulmus oldu
( ki bunu özellikle yazdim. Ufak bir arastirma yaptim da net üzerinden hayrete düstüm. O kadar çok alanda meslek lisesi ya da teknik lise var ki ama nedendir bilinmez bütün meslek liselerine orta bölüm açmaktan bahsetmiyorlar hiç. Böyle bir yasa çikarmadan önce alt yapisini olusturmalisin ve sonra da ben bütün alanlari açtim demelisin ki alan yönlendirmesi yapasin. Hangi meslek lisesinin orta bölümünü açmis ya da açacakmis ki ilk 4 yildan sonra alan seçimine gitsinler çocuklar. Türkiye genelinde 90 tane güzel sanatlar ve spor tabanli lise varken 550 nin üzerinde Imam Hatip Lisesi var. Kaldi ki I.H.lisesinin meslek alani nedir Allah askina. Din görevlisi yetistirmek. Siz tepeden de gayet iyi yetistiriyorsunuz, bu isi egitimcilerden iyi yapiyorsunuz nasilsa)
9 yasini henüz bitirmis bir kiz çocugunun aklini kullanarak, ne olmak istedigine karar verdigini düsünerek dini egitim alanlarina yesil isik yaktik. 9 yasindaki bir çocugun cinsiyet ayriminin önde oldugu egitim birimlerinde okumasi isteniyor hatta ve hatta bununla da yetinmeyip, “ senin okula bile gitmene gerek yok, sen sakin sokaga çikma, ben senin için zorunlu egitimin üzerini açtim ve açik ögretim adi altinda evine kadar getirdim” deme cüretini gösteriyoruz.
Yani bir çesit göz hapsinde 9 yasini asmis kiz çocuklari. Allah vere de sesler biraz yükseldi ve bu yapilanma ikinci zorunlu 4 yil sonrasina atilacak denildi. Yani göz hapsinin yasi 14 e alindi ya da alinacak artik. Ama sadece açik kisminin.
Her sekli ile atilmis bir adim… Iki ileri bir geri… Ne oldu, açik ögretimde ki atak geri çekilirken ilk 4 yil sonrasi alan seçimi kaldi. Iyi güzel de kardesim alan seçimi derken neden hep I.H.Liselerinin orta kisimlarini aniyorsunuz. Tek meslek lisesi o mu? Simdi saydirmayin bana onlarca meslek lisesini burada. Ama “insanin fikri ne ise zikri de oymus” derler ya.
Bu ne aymazlik, bu ne kendini bilmezlik, bu ne özgüvendir içi koflasmis olan. Siz kim oluyorsunuz da benim hareket alanimi daraltmaya çalisiyorsunuz? Dindar nesil yetistirmenin adi ne zamandan beri zorunluluk haline geldi? Biliyorum ben de seçim hakkimin oldugunu elbette ama o çocuklari yönlendiren aileleri sizin yönlendirdiginizi, ta içlerine kadar girdiginizi, attigi adimlari takip ettiginizi bilmedigimi mi saniyorsunuz?
Nerden mi biliyorum. Anlatayim size o zaman.
Baska tercih hakki olmadigindan ya da öyle uygun gördügünden artik, özel bir dershanenin ögrencilerinin okumayi bile birakacak kadar kelime-i tevhit çektigini biliyor musunuz siz, kalem kutusunda kelime-i tevhit çekmesi için dijital tespihler tasidigini ya da? Kim daha çok çekerse ödüllendirileceginden haberiniz var mi? Evden çikarken giydigi çoraba dikkat ettiklerini biliyor musunuz o çocuklarin? Neden peki? Namaz vaktinde dersligin birinin mescit yapildigi alanda ayakkabilarini çikarip namaz kilacagi için. Erkekler bölümüne geçtigi için, erkek arkadasiyla konustugu için, etek boyunu onlara göre ayarlayamadigi ya da giydigi gömlegin yakasini ne kadar açacagini bilemedigi için azarlanan, hirpalanan, egitim konusunda gözden çikarilan ögrencilerden haberiniz var mi?
Ne diyorum ben, elbette var, degil mi?
Ötekilestirmenin en yalin örnekleri degildir de bunlar ya nedir sizce? Kendilerine ters gelen davranislarini aileleri çagirip çocuklari onlarin bile gözlerinden düsürme çabalarini, onlara sanki fahiselermis gibi ya da potansiyel fahiseler gözüyle baktiklarini, bunu dikte ettiklerini, aileleri bu yönde konumlandirdiklarini. Daha ne saymaliyim. Okunmasi için eve gönderilen kitaplari ve o kitaplardan yapilan sinavlari, ailelerin neler okudugu yönündeki anketleri, vs. vs. vs. Bu sadece tek bir birimin yapmis oldugu eylemler.
Ve kalkmis dindar gençlikten bahsediyorsunuz. Ayrimciligin tohumlarini atarken bunu nasil yapacaksiniz, soruyorum sizlere. Sizin haddinize mi benim imanimi, inancimi sorgulamak, yeterli görmemek ve ben yetistirecegim demek? Siz kimsiniz Allah askina. Benden daha iyi bildiginizi iddia eden siz, neyi benden daha iyi biliyorsunuz acaba? Kadin olmanin ya da erkek olanin gereklerini mi, kadinin ya da erkegin islamiyette ki yerini mi? Onlarin önce insan oldugunu ne çabuk unutuyorsunuz. Önümüzde 8 Mart gibi bir reklam panosu daha var. Ne afisler asacaksiniz kim bilir hatta asmaya basladiniz bile. Bir de üstüne üstlük çok iyi seyler yaptiginizi düsünerek ve bundan da cesaret alarak yilin dindarlarini, ahlaklilarini filan seçmeye kalkmalar.
Yaratilani yaratandan ötürü sevmeyi emreden bir inancin içinde oldugunuzu nasil unutursunuz? En büyük günahi, din açisindan en büyük yanlisi yaptiginizi ne zaman kabul edeceksiniz? Bu soytariliklara bir son verin artik. Dinin pazari, reklami olmaz. Din, insanin kendini en özgür ve en huzurlu hissettigi alandir. Insanlarin huzurlarini, özgürlüklerini çalmaya ne hakkiniz var.
Size göre “maymun gözünü açti, kapatmak lazim” öyle mi? siz de biliyorsunuz ortamdaki ahlaki çöküntünün açik-kapali, inanan-inanmayan gözetmedigini. Islam dininde ne zamandan beri ayrimcilik, zorbalik, insani haklara saldiri bir hak haline geldi?
Asil sorunun alayli ya da okullu olmak olmadigini siz benden daha iyi biliyorsunuz, peki bu neyin kapilarini zorlamaktir. Bir yandan mollalara kadro veriyor, diger yandan din egitimini tabana yaymaya çalisiyorsunuz. Hani alayli olmaktan kurtulsun bu insanlar, doktor da olsalar, avukat da, mühendis de dinlerini bilsinler hesabi mi bu hesap. Okuyarak ögrensinler. Mollalarin kadroda isi ne o zaman.
Çok samimi oldugunuzu mu düsünüyorsunuz? Ama bana hiç mi hiç samimi gelmiyor bu ataklariniz. Çünkü insanlar siz istediniz diye Allah’i anmayacaklar, siz istediniz diye Allah’a yönelmeyecekler. Bunun bir gönül isi oldugunu, inanç meselesi oldugunu nasil unutursunuz. Siz ki hem bir alayli hem de okullusunuz.
Ben bunlari sürekli yaziyorum ve yazacagim. Çünkü insanligin bütün dinlerin temelinde yatan sevgi ve saygidan, güven ve paylasimdan geçtigine inaniyorum. Kildigim namazin ya da tuttugum orucun hesabini kimseye vermek istemiyorum, çetelesini tutmak ya da tutturmak istemiyorum. Bunu nasil yapacagimi da bilmiyorum açikçasi. En makbul namazin gece namazlari oldugunu bilirken herhangi bir makama bagli olarak kameralar mi yerlestirmeliyim evimin her odasina yoksa nette bir site mi açacaksiniz her vakte bir tiklama ya da her oruç günü için hangi butona basacagiz. Islam dininin en disa dönük, sosyal içerikli sarti olan zekâti ihtiyaci olanlarin gözüne soka soka gerçeklestirmek, yaptigim iyiligin suyunu çikarmak istemiyorum.
Duymussunuzdur “askida kahve” hikayesini. Okudugumda insanligimdan utanmistim. Siz de utanin biraz.
Ama siz kalkmis Müslümanligi bir reklam panosuna çevirmissiniz. Isikli neonlarla süslü bir reklam panosu. Bu kadar soytarilik yetmez mi acaba. Ben sizin her gece kaç rekât namaz kildigini sorguluyor muyum, zekâtini kime verdiginizi ya da. Hangi okulu yaptirdin, hangi çocuga burs verdin, hangi fakiri doyurdun, evlendirdin, hangi sokak çocugunu evlat edindin, hangi sokak hayvanlarina sahip çiktin(iz) diyor muyum? Sizde ki bu cüret nerden geliyor? Ben bu ülkenin insaniyim, bu devletin bir ferdiyim. Siz benim insanlik haklarimi korumaya yemin ettiniz, bununla da görevlisiniz.
Unutmayin, bu göreve sizi bu insanlar getirdi. Bana begenme ve begenmeme haklarimi kadinsam kadin, çocuksam çocuk olma haklarimi geri verin. Ben can almadigim, can yakmadigim sürece begenmeme hakkina sahip olmaliyim, yürüme, protesto etme, elestirme, yazma-çizme, düsünme-düsündürme hakkina sahip olmaliyim ve ben inanma özgürlügüne sahip olmaliyim.
Ben inançlarimi ve düslerimi, dolayisiyla da özgürlügümü satisa çikarmadim. Ama siz de haklisiniz. Satilacak yer kalmadi degil mi bu topraklar üzerinde. Artik sira satin almaya geldi.
Ben kim miyim, ben halkim… En azindan %50 sini temsil ediyorum. Benim %50 adina konusma hakkim var ama sizin %50 adina icraat yapma hakkiniz yok. Siz bütün icraatlarinizi %100 ü düsünerek yapacaksiniz. Bunun “istersek” diye bir konumlandirmasi olamaz, bu bir zorunluluk, bu bir görev. % 50 si gibi düsünüyor olabilirsiniz ama diger %50 için empati yapacaksiniz. Çifte standarda tabi tutulan halk, üzgün ve kirilgan olur, kirilgan halk ya suskunlasir, zayiflar, beceriksizlesir ya da isyankâr olur, asi olur. Uyutulan, uyusturulan halk yalan olur, nerede, ne zaman ne yapacagi belli olmaz, uyusmus bir halkla yola çikilmaz. Inanan bir halk ile yola çikabilir insan, inanan ve güvenen. Bu güveni hak ettiginizi düsünmüyorum. Sizinle de hiçbir sekilde yola çikmiyorum.
Iste simdi gerçekten özgürüm. Önemi var mi bu özgürlügü nerde ve nasil yasadigimin?
6 mart 2012/ sevgi dündar
Bu yazı 1426 defa okunmuştur.