INGILIZLER, ANKARA TIFTIK KEÇISINI NASIL ÇALDI?
Osmanli’yi kisa sürede asiretten devlete ve imparatorluga yükselten büyük ekonomik gücün gizemi, Ankara tiftik keçisinin öyküsünde gizliydi.
Söylenceye göre , Anadolu’da tiftik üretimi 1220 yillarinda Mogol Ordularinin Kayi boyunu, Süleyman Sah’i ve halkini Türkmen topraklarindan sürüp çikarmasi ile baslamisti.
70 yil sonra Osmanli Devleti’ni kuracak olan Osman Bey, tiftik keçisini Anadolu’ya getiren Süleyman Sah’in torunuydu. Süleyman Sah 1229’da ölünce ogullari Kayseri’den Ankara’ya kadar uzanan bölgede tiftik keçisi sürüleriyle yayilip yerlesmis ve bu bölgeyi yurt edinmislerdi.
Ankara ve çevresinde halk tiftikten ipek gibi kumaslar dokuyordu. Türklerin dokudugu tiftik kumasinin ünü Ankara’dan tüm dünyaya yayildi ve tiftik keçisi Avrupa’da Ankara Keçisi (Angora Goat) adiyla anilmaya basladi.
“Öteden beri Ortadogu’da oldugu kadar Avrupa ve Italya pazarlarinda aranan Türk kumaslari, bezleri ve halilari, (Selçuklu döneminde ) kazanmis olduklari ünü (Osmanli döneminde de) koruyorlardi.
Basta tiftikten dokunan moher (mucaiarri) ya da sof’lar la (bogasi denilen pamuklu dokumalar ve ipekli kadifeler) 15. Yüzyilda ‘yeniçeri çuhasi’ diye adlandirilan kumaslar da dis ülkelerde ragbet görüyordu. Bu nedenle kumas ticaretiyle ugrasan Türkler de artik Italyan sehirlerine yerlesecek derecede alim satim islerini genisletmislerdi,” diyor Serafettin Turan.
Tipki Ipek kumas gibi, Osmanli ekonomisinin bel kemigi ve en çok gelir getiren dissatim ürünüydü tiftik kumasi. 1554’te bir çift Ankara keçisi bir “hanedan hediyesi” olarak Kutsal Roma Imparatorlugu’na gönderilmisti. Basta Ingiltere ve Hollanda olmak üzere Avrupa’ya ve Arap ülkelerine satilan Osmanli tiftik kumasina Avrupa’da öyle büyük bir talep vardi ki, gün geldi Anadolu tiftik kumasi üretimi, Avrupa’nin kumas talebini karsilayamaz hale geldi.
Avrupa; “bize islenmis tiftik kumasi satmak yerine islenmemis ham tiftik yünü verin, biz kendimiz dokuyalim ya da bize damizlik Ankara Keçileri satin,” diyordu.
Osmanli’nin dünyadaki Ankara tiftik keçisi ve tiftik kumasi tekelini kirmaya yönelik bu çabalar karsisinda Sultanlar, islenmemis ham tiftik dissatimina yasak koymuslardi: Avrupa’ya yalnizca islenmis tiftik ürünleri, tiftik kumaslari satilacak; damizlik Ankara keçisi ve ham tiftik yünü kesinlikle yabancilara satilmayacakti.
Kalitesiyle rekabet edemedigi Osmanli tiftik kumasi, Avrupa’li kumas üreticilerinin en büyük sorunu olmus, Avrupalilar Osmanli topraklarindan damizlik Ankara Keçisi kaçirma girisimlerine baslamislardi.
Evliya Çelebi 1640’larda Ankara için; “burasi tiftik kumasi (sof) yeridir… Bu kumas da Ankara’ya özgüdür. Yeryüzünde baska bir yerde üretme olanagi yoktur. Kadin ve erkek herkesin isi tiftik kumasi dokumaktir. Fransizlar bu Ankara keçilerinden Fransa’ya götürüp yumusak iplik egirip tiftik kumasi dokumak isterler de dokuduklari sey sof olmaz. Hatta Ankara’dan egrilmis ipligi alip Fransa’ya götürerek tiftik kumasi yapalim dediler fakat yine olmadi.” der.
O tarihlerde basta Ankara olmak üzere; Zir, Çankiri, Beypazari, Nallihan ve Kalecik’te 1355 tiftik tezgahinin bulundugu ve her yil 20.000 top kumasin yurt disina satildigini bildiriyordu Tournfort.
Avrupa dokumacilikta kol gücünden makine gücüne geçmeyi yeni yeni deniyor, ama dokumacilar kendilerini issiz birakacak bu makinelere karsi ayaklanip kullanilmasini yasaklatiyorlardi. Osmanli’da ise böyle dokumacilari issiz birakmakla tehdit eden dokuma makinesi icad etme girisimleri görülmüyordu.
1771’de güneybati Almanya’da Pfalz bölgesinde bir Ankara keçisi çiftligi kurma girisimi keçilerin iklime uyumsuzlugu nedeniyle basarisiz olurken, 1740’ta Ankara keçisinin Isveç’e götürülme girisimi önlenmis ve 1778’de Venedikliler Ankara keçisi besiciliginde (yine iklim uyumsuzlugu nedeniyle) düs kirikligina ugramislardi.
Osmanli dünyanin en pahali tiftik kumasi tekelini kiskançlikla koruyor, yabanciya islenmemis, hammadde ve damizlik keçi satmamakta direniyordu. Ingilizler Osmanli tiftik tekelini kirmak için gizlice kaçirmayi planladiklari damizlik Ankara keçilerinin dünyada uyum saglayabilecegi iklimi arastirmis ve bu keçilerin Ankara’dan baska Güney Afrika’da yasayabileceklerini saptamislardi.
1830’larda içinde 12 teke (erkek keçi) ve 1 anaç (disi keçi) de bulunan bir kafile baska bir kitaya, Afrika’ya varmak için açik denizlere yelken açmis, ancak bu 12 tekenin yolculuktan önce Osmanlilar tarafindan kisirlastirilmis olduklarinin farkina varilamamisti. Osmanli çok kötü alay etmisti Ingiliz damizlik avcilariyla.
Ancak James Watt’in 1765’te Ingiltere’de icad ettigi buhar makinesinin 1785’te Edmond Cartwright ve 1790’da Richard Arkwright tarafindan buharli dokuma tezgahina dönüstürülmesinden sonra Ingiltere’de ip egirme ve kumas üretiminde kol gücünün yerini buharli makinelerin almaya baslamasi, Ingiliz mali ucuz fabrika isi kumaslarin gümrük duvarlarina yigilarak yerli kumas üretimini tehdit etmesi sorunuyla karsi karsiya birakmisti Osmanli’yi.
Ingilizler, sömürgeleri olan Hindistan’da Hintli dokumacilarin ellerini, parmaklarini keserek el isi ip egirme ve kumas üretimine son vermis, Hindistan’in yerli dokumaciligini kanla, siddetle yok etmis ve Ingiliz mali fabrika isi kumaslarina Asya’da pazar açmislardi böylece…
“BULUNMAZ HINT KUMASI” VE INGILIZ EMPERYALIZMININ VAHSETI
“Bulunmaz Hint Kumasi” deyimi dilimizde paha biçilmez degerde olup bulunmasi çok güç olan varliklari anlatmakta kullanilir, “Kendini bulunmaz hint kumasi saniyor” demek, kendisini Hint kumasi kertesinde degerli görüyor demektir. Bunca degerli Hint kumasinin “bulunmaz” olmasi 1700’lerde gerçeklesmistir.
Friedrich Engels, “Ingiltere’de Isçi Sinifinin Durumu” adli kitabinin ‘Ingilizce Baskiya Önsöz’ bölümünde; “Hindistan’daki milyonlarca elle çalisan dokuma tezgahi ; Ingiltere’de Lancahire’da enerjiyle çalisan dokuma tezgahlari tarafindan sonunda çökertildi,”der.
Engels’e göre Ingiliz kumasi makineyle üretildigi için ucuzdur, Hindistan kumasi ise elle üretildigi için pahalidir; eh, herkes ucuz olan Ingiliz fabrika kumasini almaya yönelince, pahali olan Hindistan el dokumasi kumaslar müsteri bulamamis ve böylece Hint kumasi üretimi de yok olmustur.
Gelgelelim Engels’in bu saptamalari gerçege uymamaktadir. Hindistan’da dokumacilik, hiç de öyle Engels’in anlattigi gibi Ingiliz fabrika kumasinin ucuzlugu nedeniyle kendiliginden batmamistir.
Hindistan’i sömürgelestiren Ingilizler, orada bulunan yerli el dokumaciligini yok etmedikleri sürece Ingiliz fabrika kumaslarina Pazar açamayacaklarini anlayinca, Hindistan’daki yerli kumas üretimini yok etmek üzere Hindistanli dokumacilarin basparmaklarini keserek onlari Hint kumasi üretemez duruma düsürmüs ve böylelikle hem dünya pazarlarinda Hindistan kumasini yok edip, Ingiliz kumasinin egemenligini saglamaya yönelmis, hem de Hindistan’i Ingiliz kumaslarinin tüketicisi, müsterisi durumuna düsürmüstür.
Hint dokumaciligini yok eden, Engels’in dedigi gibi Ingiliz fabrika kumasinin ucuzlugu degil, Ingiliz emperyalizminin vahsetidir.
‘Hiristiyan Sömürgecilik Düzeni’ konusunda uzman W.Howitt : “Hiristiyan denilen bu soyun, dünyanin dört bir yaninda boyunduruklari altina alabildikleri halklara karsi gösterdikleri vahset ve zulmün bir benzerine, hiçbir çagda, ne kadar yabanil , ne kadar kaba ve ne kadar merhametsiz ve utanmaz olursa olsun, baska hiçbir soyda raslanmaz,” derken bu ve gibi durumlari vurgulamaktaydi.
Ingiliz emperyalistlerin 1760’li yillarda gerçeklestirdikleri, dünya döndükçe unutulmayacak olan Hintli dokumacilari üremez duruma getirmek için basparmaklarini kesme vahseti, Komünist Karl Marx tarafindan “ilerici bir devrim” ! olarak alkislanmis ve Marx 10 Haziran 1853’te yazip 25 Haziran 1853 günlü New-York Daily Tribune gazetesinin 3804.sayisinda yayinlattigi köse yazisinda, bu konuda Ingiliz emperyalizminin vahsetine alkis tutarak söyle demistir:
“Ingiltere’nin Hindistan’da yerine getirmesi gereken ikili bir görevi vardir; biri yikici, öteki yenileyici…Ingilizler, yerli topluluklari parçalayarak, yerli sanayinin kökünü kaziyarak ve yerli toplumda büyük ve yüce olan ne varsa yerle bir ederek bu uygarligi yiktilar.” (…)
“Sorun, Ingilizlerin Hindistan’i fethetmeye haklari olup olmadigi degil, daha önce Türkler, Persler, Ruslar tarafindan fethedilmis Hindistan’i, Ingilizler tarafindan fethedilmis Hindistan’a yegleyip yeglemeyecegimizdir.” (…)
“ Bu , Ingiliz sömürge yönetiminin ayirici özelligi degil, yalnizca Hollanda’ninkinin bir taklidir…” (…)
“Ingiltere, henüz herhangi bir onarim belirtisi göstermeksizin, Hindistan toplumunun tüm çerçevesini parçalamistir. Yenisini kazanmaksizin kendi eski dünyasinin böylece yitip gitmis olmasi, Hindu’nun mevcut sefaletine özel türden bir kasvet getirmekte ve Ingiltere tarafindan yönetilmekte olan Hindistan’i bütün eski geleneklerinden ve tüm geçmis tarihinden ayirmaktadir.” (…)
“Hintli egirici ve dokumacinin her ikisini birden yok eden Ingiliz müdahalesi, bu küçük yari-barbar, yari-uygar topluluklarin iktisadi temellerini dagitmis ve böylece Asya’da o zamana dek görülmüs en büyük ve dogruyu söylemek gerekirse biricik toplumsal devrimi yaratmistir.” (…)
“Suçu ne olursa olsun bu devrimi getirmekle Ingiltere, tarihin bilinçsiz (bilincinde olmaksizin devrimci bir islev gören) aleti olmustur. Öyleyse, eski bir dünyanin çöküsünün yarattigi korkunç manzara bize ne denli aci gelirse gelsin, tarih açisindan Goethe ile birlikte söyle haykirmaya hakkimiz vardir: “ Daha büyük haz veriyor diye, bu aci bizi yiyip bitirmeli midir? Timur yönetimi altinda degil midir ki, ruhlar ölçüsüzce telef edilmistir?” (…)
1849’da Ingiltere’ye yerlesen ve ölene dek Ingiltere’de yasayan komünist önder Karl Marx’in 1853’ te Ingiliz gazetelerinde yayinlanmis ve Ingiliz kapitalist-emperyalizmininvahsetlerini, “uygarlastirici, ilerici,devrimci islev görüyor” gerekçesiyle onayladigi bu köse yazisi, günümüzde Amerika’nin Irak isgaline alkis tuttugu için, köse yazarlarinin aslinda “dönmüs” olmayip belki de Marx’in izinden gittiklerini göstermesi bakimindan ilginç oldugu gibi, vahset uygulamasinin su ya da bu amaçla sosyalizm adina hosgörülebiliyor oldugunu göstermesi bakimindan da anlamlidir.
Marx’in ilericilik ve komünizm adina onayladigi bu vahseti, gerici ve kapitalist oldugu halde onaylamayan William Bolts (Hollandali 1740-1808) , Hindistan’li dokuma isçilerinin salt el tezgahlarinda yerli kumas üretemesinler de fabrika isi Ingiliz kumaslarinda Pazar açilsin diye parmaklarinin kesilmesine isyan ederek, bu vahseti yapan Ingiliz Dogu Hindistan Sirketi’nden ayrilmistir.
Hindistan’da Dogu Hindistan Sirketi’nin yönetim kurulu üyeligini yapan William Bolts, Hintli dokumacilara uygulanan vahsete dayanamayip sirketten ayrildiktan sonra , Ingilizlerin Hindistan’da yerli dokumaciligi öldürmek için yaptiklari her seyi ilk basimi 1772’de Londra’da yayinlanan “Considerations on India Affairs” adli kitabinda belgeleriyle anlatmistir.
“Ingiliz Emperyalistlerinin fabrika ürünü kumaslari ucuz oldugu için pahali el üretimi Hint kumasinin yerini almistir,” diyen Marxizmin ikinci önderi Engels, kendisi dokuma fabrikatörü bir Ingiliz emperyalist kapitalisti oldugu için Ingilizlerin Hindistan’da yerli kumas üretimi üreticilerin basparmaklarini keserek yok ettikleri gerçegini yok saymistir.
Ne denli William Bolts’un parmak kesme vahsetini anlattigi kitabi 1772,1773,1775 yillarinda yayinlandiktan sonra Ingiltere Milli Kütüphanesi Britsh Library’de bir tane bile bulunmayacak biçimde ortadan kaldirildiysa da , Marx ve Engels’in yasadiklari yillarda ,1832’de Londra’da yayinlanan bir baska kitap, Simon Ansley Ferrall’in “Amerika Birlesik Devletleri’nde 6000 Millik Gezi” (A Ramble of Six thousand Miles Through the United States of Amerika) adli kitabi Bolts’un yok edilen O kitabindan alintilar aktariyor ve Ingilizlerin Hindistan’da yerli halka uyguladigi vahseti, Amerika’da beyazlarin gerçeklestirdigi karaderili ve Kizilderili soykiyimlariyla ve köle ticaretiyle karsilastirarak ödestiriyordu.
Amerikalilarin Ingilizleri Bolts’un 1772’de yayinlanan kitabina dayanarak Hindistan’da soykirimcilik ile suçlamalarina karsilik, Ingilizler de Ferrall’in kitabiyla Amerikalilari Kizilderili soykirimciligiyla suçlayarak kendi suçlarinin üzerini örtmeye çalisiyordu.
Komünizmin iki önderi Marx ve Engels’in , bir yandan Ingiliz emperyalizminin Hindistan’daki vahsetini ilericilik adina kutsarken, öte yandan Amerikalilarin yerli Iroquois Kizilderililere ve karaderililere yönelik soykirimini uygarlik adina lanetlemerindeki tutarsizlik; ilginç bir durumdur.
Kapitalist emperyalizmin kendi fabrika ürünlerini el dokumasinin yerine koymak için dokumacilarinin dügüm atmasini önlemek üzere basparmaklarini kesmeye dek varan vahseti, eger Osmanli Ingilizlere gümrük duvarini indirip pazari sonuna dek açmamis olsaydi, belki Osmanli’da da gerçeklesecekti.
OSMANLI DOKUMACILIGININ SONU
1800’lerin basinda yerli iplik ve kumas üretimi tipki Hindistan’da oldugu gibi vahsi Ingilizlerin fabrika ürünleri tarafindan tehdit edilirken, bir de 1789 Fransiz devrimi’nden kaynaklanan etnik ayrilikçi akimlarla basi derde giriyordu Osmanli’nin.
1821’de Yunanlilarin Mora’da çikardiklari ayrilikçi ayaklanmaya kosut olarak Girit’te de yeni bir ayaklanma baslamis, bu ayaklanmalar 1825 yilinda bastirilmis; 1827’de Rus-Ingiliz ve Fransiz donanmalari, Yunanistan’a bagimsizlik verilmesi istemiyle, savas bile ilan etmeden, ani bir baskinla, Navarin’de Türk donanmasina saldirip 57 Türk gemisini batirarak 8000 askerimizi sehit etmisler.
Ardindan 8 Mayis 1828’de Rusya, Osmanlilara savas ilan etmis, savas sonunda 1830 yilinda imzalanan Londra Protokolü ile Ingiltere, Rusya ve Fransa’nin korumasi altinda bagimsiz Yunanistan kurulmus ve ardindan Osmanli’ya sadik olan Misir Valisi Mehmet Ali Pasa de çesitli uyusmazliklar nedeniyle Fransizlarla isbirligi yaparak ordusuyla Osmanli’nin üzerine yürümüs, tüm Misir,Suriye,Irak ve Anadolu topraklarini ele geçirmis; Izmit’e dek dayanmisti.
Osmanli Imparatorlugu dis kiskirtmalarla örgütlenen iç ayaklanmalarla sarsilmis ,yikilma noktasina gelmisken, 1835’lerde Ankara’ya gelen Ingiliz gezgin Hamilton burada tiftik kumasi üreten 1000 ‘den çok tezgahin bulundugunu yaziyordu.
Osmanli’nin ayrilikçi iç ayaklanmalarla ve Mehmet Ali Pasa Isyaniyla bunaldigi 1837’de , 18 yasinda tahta çikan Ingiltere Kraliçesi Victoria, Fransizlarla isbirligi yapip Ingiliz mallarinin Misir ve Suriye’da satilmasini yasaklayan Mehmet Ali Pasa’ya karsi Osmanli Padisahi II.Mahmud’la 1838 Balta Limani Antlasmasi imzalayarak, Osmanli tahtinin Mehmet Ali Pasa eline geçmesini önlemek karsiliginda, Ingiliz mallarina uygulanan gümrügü kaldirtmis ve böylece bir yandan Osmanli pazarini ucuz Ingiliz fabrika kumaslariyla doldurarak Türk yerli dokuma sanayisini yok etmeye yönelirken, bir yandan da ham tiftik ve damizlik tiftik keçisinin yabancilara satisini önleyen yasaklari delmisti.
Osmanli’nin sanayisini, ticaretini,dirligini,düzenligini bir daha hiç düzelmeycek denli baltalayan 1838 Balta Limani Antlasmasindan sonra ,Ingiliz Albay Handerson Ankara’dan seçtigi damizlik tiftik keçilerini Güney Afrika’da özel olarak kurulan Ingiliz çiftliklerine götürmüs, çogaltmis ve böylelikle 1856’ya gelindiginde Ingiltere, Osmanli’nin 1838’e dek kiskançlikla korudugu tiftik kumasi tekeline son vermisti.
Iste 2001’de yeniden basimini gerçeklestirdigim Sadri Ertem’in “Çikriklar Durunca” adli romani , Ankara, Bolu, Adapazari çevresinde Ankara tiftik keçisi besiciligi ve tiftik dokumaciligiyla geçimlerini sürdüren Türkmenlerin, padisah fermaniyla Ingilizlere damizlik tiftik keçisi verilmesine karsi canlarini ortaya koyarak ayaklanmalarini anlatiyordu.
Kendisini Padisah’a Müslüman olmaya çok yakin ve zabitlere karsi çikip damizlik tiftik keçisi vermemek için silaha sarilirlar. Haber duyulur ve damizlik keçileri Ingilizlere vermemek için silahlanan Türkmenlerin sayisi onbinlere varir. Osmanli Ingiliz’e damizlik vermeyen Türkmenlerin üzerine ordu gönderir. Üç yil süren direnis kanla bastirilir ve Ingiliz’e istedigi damizlik Ankara keçileri verilir.
Ingiliz ,isyancilarin dinmeyen öfkesinden korunmak için tiftik keçilerini siyaha boyayarak kaçirir o topraklardan , limana ulasip Güney Afrika’ya dogru da yola çikar.
ANKARA KEÇISINE INGILIZ DAMGASI
Böylece 1550’lerde Osman Bey’in dedesi Süleyman Sah’in Türkistan’dan Anadolu’ya getirdigi tiftik keçileriyle, Osmanli-Türk Tiftik Kumas tekeli üzerinde yükselen Osmanli Imparatorlugu 1838’de bu tekeli Ingilizlere kaptirip elinden kaçirmakla, kendi sonunu da belirlemis oluyor ve Ankara Keçisi’ne Ingiliz damgasi vuruluyordu: British Angora Goat Society
Ankara keçisinin bin yillik öyküsü gösteriyor ki; Osmanli, savas alanlarinda askeri ve siyasi yenilgilere ugramadan önce, bilimsel ,teknolojik alanda geri kalarak ekonomik-siyasi çöküntüye ve askeri yenilgilere ugratilmis, üretimde buhar gücünden yararlanamayan Osmanli sanayisi, ucuz yabanci fabrika ürünlerinin karsisina, el yapimi yerli pahali ürünlerle dikilemedigi içindir ki, yerli çikriklar durmus ve 600 yil Bati’ya ekonomik olarak da üstün olan Osmanli çökmüstü.
Ilk yayinlanisinin üzerinden 70 yil geçtikten sonra yeni basimini yaptigim “Çikriklar Durunca”’ya yazdigi sunumda, Atilla Ilhan da bu gerçegi belirterek söyle diyordu:
“Bati’nin Deli Gömlegi’nden aktardigim, hayli eski bir söylesime, söyle bir göz atar miydiniz? Tesadüf, “Çikriklar Durunca…”’nin üzerinde gelistigi fabrika mali satanlarla dokumacilar arasindaki mücadeleyi irdelemistim:
“Hüseyin Avni Bey yaziyor. (…) 1800 ve 1820 yillarinda Istanbul’da kumas esnafinin 2.750 ve Kemahçi (haviz kadife) esnafinin da 350 tezgahi vardi. Bütün bu tezgahlarda 5 binden fazla insan çalisiyordu. 1868 yilinda yerli sanayin islahi için hazirlanan bir inceleme raporunda, bu kumas tezgahlarindan ancak 25 (evet, yanlis okumadiniz beyler hanimlar) tane kaldigi esefle kaydedilmektedir. Bu raporun yazildigi devrede, Avrupa sanayinin dokuma esyasi bol bol ve ucuza gümrük kapilarindan giriyor ve yerli imalathaneleri tazyik ediyordu. Zamanla imalathaneler kapaniyor, bunlarin yerine Avrupa mali satan magazalar açiliyordu…” (bkz: Yari Müstemleke Olus Tarihi) “…gerçekte, o dönemde, bu anlamda ASRILIK, düpedüz IHANET idi….”
Iste “Çikriklar Durunca”…daha 1930’lu yillarda bu yakici gerçegi kavramis, sayfalarina dökmüstü. (…) “Çikriklar Durunca”’nin yeni basimi için yetmis yil beklemis olmamiz, ayri ve havsalarinin alamayacagi bir utanç degil mi? (Atilla Ilhan , 24 Ocak 2000,Maçka-Istanbul)
Mesrutiyet’in ilanindan sonra Anadolu’yu dolasarak her gittigi yerde gördüklerini gazetesine ileten ‘Anadolu’da Tanin’ gazetesi yazari Ahmet Serif, 28 Kasim 1909’da sunlari yaziyordu Ankara’dan:
“Tiftik ticaretinin Ankara vilayetinin hayati demek oldugu bilinen bir seydir. Bu sirada hükümet tarafindan her nasilsa elli tiftik keçisi ve yavrularinin Avusturya’ya götürülmesine izin verilmesi haberinin yayilmasi halka kötü bir etki yapmistir. Diyorlar ki: “Evvelce Ingiltere bu keçileri Ümit Burnu’na götürdü, gerçi bunlar cinsiyetlerini kaybettilerse de her halde bugün tiftik fiatinin düsmesine sebep oldular. Bu meydanda iken yine Avursturya’ya götürülmesine izin verilmesi pek garip oluyor.” Halk haklidir. Fakat hükümeti bunu kabule sevkeden sebepler bilinmiyor ki: Ben yalniz bunu isaret etmekle yetinebilecegim.”
Osmanli Tarihi’ni çocuklarimiza Amerikalilarin, Batili emperyalistlerin istedigi gibi meydan muharebeleri tarihi olarak degil de Atatürk döneminde yapildigi gibi gerçek yönüyle ögretmeye basladigimiz an, kölelik zincirini kirmak, Yeni Osmanli Tuzagindan kurtulmak için en önemli adimlardan birini atmis olacagiz.
Çocuklarimiz Osmanli’nin yükselis dönemindeki bilimsel, siyasi,ekonomik basarilarini bilmeli, yerli üretimi koruyup gelistirmenin önemini kavramali,
“Gavura damizlik vermenin ugursuzluk getirecegi” beyinlere kazinmali.
Osmanli’nin çöküs nedenlerini ,askeri yenilgiler disinda tüm çiplakligiyla görmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti’ni çöküsten koruyabilsinler.
Cengiz Özakinci - Yeni Osmanli Tuzagi :Türkiye'nin Siyasi Intihari
Bu yazı 272 defa okunmuştur.