1 Kasim'da Türkiye'nin Parlamenter Rejimi Oylanacak !
7 Haziran 2015 tarihinde Türkiye seçmeni, Cumhurbaskani makaminda oturan Recep Tayyip Erdogan'nin partisi AKP araciligiyla yasadigi 13 yillik saltanatina bir reklam arasi verdi.
Seçmen (farkinda olmasa da) yaptigi oy tercihi ile bir çok arti ve eksileriyle Türkiye'ye has olan parlamenter domokrasinin Türk siyasi gelenek, görenek, birikim, devlet yapisi ve özellikle de içinde bulundugu cografi konumu itibari ile çok daha yerinde bir rejim oldugunun altini çizdi.
1923 yilinda kurulan, isgalci güçlere karsi "Ya Istiklâl, Ya Ölüm“ siari ile basariyla verilen Ulusal Kurtulus Savasi ile insaa edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hem kurulus asamasinda ve hem de devletlesme sürecinde bertaraf etmesi gereken bir çok siyasal, ekonomik ve toplumsal olaylar ve gerici iç ayaklanmalarla karsi karsiya kaldi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulusunu ve kurulus felsefesini hazmedemeyen isgalci güçler, ülke içinde devsirdikleri yerli isbirlikçileri ile, yeni kurulan devleti büyümeden çökertmeyi hedefliyorlardi.
Bu hedeflerine nihayet RTE ve etnik milliyetçilerin öncülügünde 7 Haziran 2015 tarihli milletvekilligi genel seçimleri ile son noktayi koyacaklarini hesapliyorlardi. Bundan dolayi 7 Haziran 2015 tarihli seçim, ayni zamanda parlamenter demokrasi ile onu ortadan kaldirmayi hedefleyen çesitli güç odaklari ve yandaslarinin verdigi destekle giderek daha da güçlenen dinci ve siyasal Islamci "Türk Usulü Devlet Baskanligi“ arzusunda olan Erdogan arasinda geçen bir seçim idi.
"Türk Usulü Devlet Baskanligi“ demek, parlamenter demokrasi yerine, tek kisi diktatörlügüne dayali "Ortadogu Tipi Devlet Baskanligi“ demektir. Bu tür rejimlerin en tipik temsilcileri ve akibetlerine verilecek örnekler arasinda Muammer Kaddafi, Saddam Hüseyin ve Hüsnü Mübarek ilk akla gelenlerdendir. Dolaysiyla Türkiye’nin siyasal rejimi olan parlamenter demokrasisi yerine "Türk Usulü Devlet Baskanligi“ hedefine ulasmak ugruna Türkiye´de bir iç savasi dahi tetikleyen RTE´nin akibetinin de özendigi "Ortadogu Tipi Devlet Baskanlari“ nin sonu gibi olmasi büyük bir ihtimal dahilindedir.
Bu hazin son RTE açisindan elbette bir kader degildir, ama siyasal gelismeler ve olusumlar Türkiye gibi dini inanci siyasal amaçli kullanmanin ve suistimal etmenin çok yaygin oldugu ülkelerde ortaya çikan tablo hiç de "Ortadogu Tipi Devlet Baskanlari“ nin sonunun RTE´dan neden farkli olamayacagini netlestirmeye fazlasiyla yetmektedir.
Öte yandan parlamenter demokrasiyi 1 Kasim 2015 tarihinde son kez oylamaya götüren süreç, hiç kusku yok ki Türkiye açisindan büyük bir çalkantinin (iç savas demeye dilim varmiyor) ve bu sürecin bas sorumlularinin (AKP +PKK+ Cemaat) Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mevcut anayasal rejimi ile de tarihi bir hesaplasmasinin baslangici olacaktir. Keza RTE 15 Agustos 2015 tarihinde yaptigi „ister kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda degismistir. Simdi yapilmasi gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netlestirilmesi, kesinlestirilmesidir" açiklamasi ile bilinen bu gerçegi itiraf etmek durumunda kalmistir.
RTE’in bu nihai siyasi hedefine ulasmasi durumunda Türkiye’de yandas olmayan her birey, her kurum ve kurulus darbe dönemlerinde bile yapilmamis baskilara ve yaptirimlara maruz kalarak Kenan Evren'i 'mum ile' arayacaktir.
Parlamenter Rejimi oylamaya götüren süreç, Mustafa Kemal Atatürk'ün yoktan var ettigi Türkiye Cumhuriyeti devletini bir bütün olarak oylamaya sunan mantigin disa vurus seklidir. "Açilim“ ve "demokratiklesme“ süreci denen yapay kavramlarin içeriginin ne oldugu 1 Kasim 2015 tarihli sözde "erken seçim“ sonuçlarinda ve buna göre verilecek oylarin renginde gizlidir!

Prof. Dr. Aydin FINDIKÇI
Bu haber 653 defa okunmuştur.