|
Karakter boyutu :
09 Ocak 2014, 23:04
Her iki taraf da siyaset sahnesinden silinebilirDr. Yılmaz, her iki tarafın siyaset sahnesinden silinebileceği bir sürecin yaşandığını belirtti.
Dr.Gaye Yilmaz: Her iki taraf da siyaset sahnesinden silinebilir Iktisatçi Dr. Gaye Yilmaz, AKP-Cemaat arasindaki mevcut krizin ekonomik krize dönüsebilecegi uyarisinda bulunarak, “issizlesme ve yoksullasma süreçleri hizlanacak, kroniklesecektir” dedi. Bunda tek sorumlunun hükümet olmadigina dikkati çekerek, “Ne Cemaat’in bu pislige bulasmis olmasi AKP’yi aklayabilir ne de Cemaat bu pisligin içinde kendisinin olmadigi yalanina toplumu inandirabilir” diyen Dr. Yilmaz, her iki tarafin siyaset sahnesinden silinebilecegi bir sürecin yasandigini belirtti. AKP hükümeti ile Gülen Cemaati arasindaki kriz, dershanelerin kapatilacagina dönük tartismalar sirasinda görünür hal aldi. Yargida önemli bir örgütlülügü bulunan Cemaat tarafindan yapildigi söylenen, 17 Aralik’taki rüsvet ve yolsuzluk operasyonunda bakanlarin çocuklarinin da hedef alinmasi ‘savasi’ hizlandirdi. Hükümet, emniyetteki ‘Cemaatçi’ yetkilileri görevden alarak, Hakimler ve Savcilar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapisini degistirmeye çalisarak yanit verdi. Türkiye’deki siyasi krizin, ekonomik krize dönüsmesi bekleniyor. Bu, yoksul kesimler için risk, ama sermaye çevreleri krizleri firsata çevirmede basarisiz sayilmaz. Iktisatçi Dr.Gaye Yilmaz ile rüsvet ve yolsuzluk gündemini ve bunun emekçiler için ne anlama gelecegini konustuk… ‘IKTIDARDA TUTAN ETMEN EKONOMIK ISTIKRARDIR’ Rüsvet ve yolsuzluk ‘skandali’ ekonomik çerçevede, genellikle hükümet ve piyasalar üzerindeki olasi etkiler gözetilerek yorumlaniyor. Halka yansimasina deginmeden önce, sizce, hükümet ve sermaye çevresi bundan nasil etkilenir? Yolsuzluklarin açiga çiktigi ülkelerde daha önce “yabanci sermayeyi cezbetme” adina atilan bütün adimlar yok hükmündedir. Zira uluslararasi sermaye yolsuzlugun bilinir hale gelmesiyle birlikte makro ekonomik dengelerin hizla alt üst olacagini, ulusal paralarin deger kaybedecegini, enflasyonun ve faizlerin yükselise geçecegini gayet iyi bilir. Çünkü yolsuzluk normal kosullarda iktidarlari koltugundan eden, hükümet belirsizliklerine ve siyasi risklere gebe olan bir olgudur. Pek çok ülkede yolsuzluga karisan hükümetler periyodik seçim süreçlerini bekleyemeden, olaganüstü diyebilecegimiz kosullarda istifa eder ya da görevden alinir. Bu, ayni zamanda siyasi belirsizligin de basladigi bir dönemdir. Ve hiçbir sermaye grubu böyle ülkelerde yatirim yapmak istemez çünkü ileriyi göremeyecekleri, kar ve rantlarinin garanti edilemeyecegi kosullar söz konusudur. Sermayeyi iki grup altinda ele alacak olursak, ülkeyi hizla terk etme ve kendini güvenceli hissedecegi ülkelere göç etme becerisine sahip olan finansal sermayedir, ilk çikis Da finans alaninda olur. Bu nedenle yolsuzlugun izleri öncelikle borsalarda görülür. Ikinci grup, yani endüstriyel sermayenin ülkeden çikisi o kadar kolay ve hizli olamaz ancak bu grup Da yapacagi, ya da yeni baslamis oldugu yatirimlari durdurma, baska cografyalara kaydirma gibi egilimler gösterir. Tüm bu gelismeler yolsuzluga karisan hükümetleri dogrudan ve birebir etkiler. Zaten kit olan döviz kaynaklari “istikrari sürdürme” adina birkaç gün içinde heba edilir ama buna ragmen istikrarin saglanamadigi görülür. Gerçekten de hükümetleri uzun yillar iktidarda tutan en güçlü etmen ekonomik istikrar durumudur. Dolayisiyla ekonomik istikrarin son bulmasi, üstelik bu bitme halinin yolsuzluk gibi toplum vicdanini yaralayan ve toplumun yoksullasmasinin nedenlerinden birinin bir anda göründügü bir biçim altinda olmasi siyasi süreçler üzerinde son derece etkilidir. ‘ISSIZLIK,DÜSÜK MAASLAR KÖTÜ ÇALISMA KOSULLARI, ALIM GÜCÜ ZAYIFLIGI…’ Patronlar endiseli ama galiba asil fatura yine halka çikacak. Siyasi krizin ekonomik krize dönüsmesi ya da mevcut tablo, alim gücü ve issizlik bakimindan riskli bir döneme isaret ediyor mu? Türkiye özelinde konusacak olursak gerek alim gücü gerekse issizlik artisi yönündeki beklentiler aslinda yolsuzlugun açiga çikmasindan aylar önce belirgin hale gelmisti. Türkiye’de son 10 yildir yasanan ekonomik büyümenin esas olarak dis kaynaklara ve merkez ülkelerde asiri biriken para sermayenin bizim gibi gelismekte olan ülkelere akmasindan kaynaklandigini biliyoruz. Hatta bu süreçte IMF’ye olan borçlarini sifirlayan tek ülkenin -Basbakanin iddia ettigi gibi- Türkiye olmadigini, örnegin Brezilya, Güney Kore, Güney Afrika gibi benzer ölçeklerdeki pek çok ülkede ulusal paralarin deger kazandigini, IMF borçlarinin kapatildigini da söylememiz gerekir. Ancak merkez ülkelerdeki asiri para birikiminin sonuna gelindigi, merkezin kendi krizini asmaya basladigi ve bu yüzden artik çevreye para aktarmayacagina dair ilk sinyaller Mayis 2013’te, Gezi isyanindan birkaç hafta önce ulasmistir. Dolayisiyla bugün yasanmakta olan yolsuzluk kaynakli siyasi ve ekonomik kriz var olan issizlesme ve yoksullasma süreçlerini daha da hizlandiracak ve kroniklestirecektir tespitini yapmamiz mümkün. Özellikle yabanci yatirim girisinin durmasi, var olan baslamis yatirimlarin baska ülkelere kaydirilmasi ve yasanan finansal krizden kaynaklanacak yerli sermaye iflaslari issizligi ve yoksullasmayi çok daha hizlandiracak, ücretleri baskilayacak, güvencesiz çalisma biçimlerini yayginlastiracak durumlardir. Piyasadaki issiz sayisi arttikça daha kötü kosullarda, daha geri ücretler karsiliginda çalismaya razi olacaklarin sayisi da artar. Diger yandan yabanci sermaye girisinin durmasi Türkiye’de bir sermaye kitligina yol açacagi için faizler ve yatirim maliyetleri yükselecek, bu da bir tür enflasyon ve düsük ücret sarmalina dönüsecektir. Krizin baslangicinda piyasadaki mal fiyatlari yükselirken, ücret gelirlerinin azaldigi, alim gücünün eridigi bir süreçtir toplumu bekleyen. Ancak bu sarmal öz sermayesi olmayan, bankacilik sisteminden yüksek faizle borç alarak yatirim yapan firmalari da etkiler, çünkü mallarini paraya dönüstürememeye, borçlarini ödeyememeye baslarlar ve iflaslar gündeme gelir. Öte yandan her iflas piyasaya yeni issizlerin eklenmesiyle, yoksullugun artmasiyla noktalanir. Son olarak 17 Aralik’ta açiga çikan yolsuzlugun buz daginin sadece görünen kismi oldugunu, gerçek yolsuzluklarin ise emeklilere verilmeyen zamlar, memurlardan esirgenen ücret artislari, milyonlarca emekçinin bekledigi ama hiçbir zaman verilmeyen insana yakisir bir asgari ücret toplamindan kat be kat fazla oldugunu da belirtelim. Yoksullugun artmasi, hükümetin baskilarini da beraberinde getirir mi? Emek cephesinde, örgütlü toplumda özel olarak nasil karsilik bulur? Ne yazik ki Türkiye’de özellikle “kendi sinifsal çikarlari temelinde örgütlü emek” toplam emek gücü nüfusu içinde çok küçük bir azinligi temsil ediyor. Dolayisiyla, evet yoksulluk arttikça muhtemel isyanlari ötelemek için egemen güçler siddet ve baski araçlarini daha fazla devreye sokacaklardir. Ama bu siddet artisina emek güçlerinin verecegi anlamli ve etkili yaniti örgütlü azinliktan ziyade örgütsüz çogunluktan beklemek daha dogru olur. Çünkü isyan kosullarinda hayati bütünüyle kilitleyecek olan -ister beyaz yakali isterse mavi yakali olsun- tamami güvencesiz kosullarda çalisanlar olacaktir. Aslinda Hükümetin siddet aygitlarini daha fazla devreye sokmasinin nedeni de bu örgütsüz yiginlardaki öfke kabarmasini önleyebilmektir, örgütlü azinligi kontrol etmek degil. Çünkü örgütlü emek yillar içersinde zaten zayiflatilmis ve önemli ölçüde hükümet güçleri arkasina yedeklenmis durumdadir. YENI BIR ‘GEZI DENEYIMI’ YASANIR MI? ‘Gezi’ süreci, toplumun önemli kismini kapsadi ve yorumcular bunun ekonomik sebeplerden bagimsiz olmadigi fikrinde. Yeni olasi kriz yeniden böylesi bir hareketliligi de saglar mi? Bunu önceden tahmin edebilmek bence mümkün degil. Diger yandan olasi yeni bir isyanin kirsaldan ziyade, issizlesmenin, güvencesizlesmenin, yoksullasmanin ve kriz kosullarinin çok daha sert bir biçimde hissedildigi kentlerde yasanacagini öngörmek mümkün. Her ne kadar belli bir zaman ve yer telaffuz etmek mümkün olmasa da Gezi sürecinde yasanan isyan ve direnislerin kazandirdigi deneyimlerin sosyo-ekonomik-politik kosullar olgunlastiginda yeniden, çok daha güçlü ve bu kez daha organize bir sekilde kendini göstermesi bundan sonra sasirtici olmayacaktir. Bu baglamda özellikle Gezi isyani ile emek süreçlerinin güvencesizlesmesi ve yoksullasma arasindaki nesnel iliskilerin açiga çikarilmasi, görünür kilinmasi önümüzde önemli bir görev olarak durmakta. Bu türden anlamli çabalar sarf edilmeden olaylar kendiligindenci yaklasimlara birakilacak olursa isyanlar birbiri ardina dizilse bile hedeflenen seye ulasmasi mümkün olmayacak ve halk kendi gücünden bile kusku duymaya baslayacaktir. ‘BÜTÜN PISLIKLER CEMAAT VE AKP TARAFINDAN ÜRETILDI’ Hükümetin rüsvet ve yolsuzluga bulastigi nihayetinde belgelerle ispat edilmis durumda. Fakat, sorusturmanin, operasyonun içinde oldugu pek de gizlenmeyen Gülen Cemaati için hiçbir kuskuya kapilmadan, “sermayenin kirli politikalarini teshir ettigi” söylenebilir mi? Hükümet teshir oldukça Cemaat aklaniyor mu? Eski bir deyis vardir; “tencere dibin kara, seninki benden kara” diye. Sanirim Cemaat’in durumunu en iyi anlatan deyis bu. Gerçekten de bütün bu pislikler 10-11 yildir Cemaat’i ve partisiyle iktidar tarafindan üretilmistir. Dolayisiyla ne Cemaat’in de bu pislige bulasmis olmasi AKP’yi aklayabilir ne de Cemaat bu pisligin içinde kendisinin olmadigi yalanina toplumu inandirabilir. Son iki haftadir ana akim medyada yürütülen tartisma ne yazik ki bu ikili olayin yalnizca bir boyutuna odaklanmis durumdadir: Neden simdi? Dügmeye mi basildi? Komplo mu kuruldu? Elbette bu sorulari da tartismak gerekir, ama bir komplonun olmasi yolsuzluk gerçegini ortadan kaldirabilir mi? Bu olayin komplo tarafi hiç ortada olmayan suçlarin kisi ve gruplara iftira atarak gündem yapilmasi degil; bilinen pisliklere yillarca susulup tam seçim arefesinde ifsa edilmis olmasidir. Böyle bir durumda ve bütün somut delillere karsin AKP bu süreci basit bir iftira, bir kumpas gibi ele alma egilimi göstermistir. Ana muhalefet ve Cemaat ise konumlari geregi isin komplo boyutunu hiç konusmadan sadece yolsuzluk boyutunu öne çikarma çabasi içinde görünmektedir. Bu baglamda sordugunuz soru ve sorus biçiminiz gerçekleri görünür kilma açisindan son derece degerli bir çabadir. Bu süreçte Tayyip Erdogan kendine gönül vermis kitleleri de saskina çevirmistir. Öyle ki, askeri vesayetin bitirilmesinden türban yasaginin kaldirilmasina ve hatta kamusal alanda bile turban serbestisine varana kadar bu ülkede gerçeklestirilmesi imkansiz sanilan pek çok reformda o meshur “dik durus”u ile -en azindan kendi tabanindan- begeni ve takdir toplayan Basbakan sira yolsuzluga geldiginde hirsizlara adeta kalkan olmustur. Erdogan’dan beklenen neydi? Herkesin, özellikle de AKP tabaninin hirsizlarin adalete teslim edilmesini bekledigi bu kosullarda Basbakanin iki seçenegi vardir. Bunlardan ilki; hirsizliga kalkan olmamak ve teslim etmek. Ancak bunu yaptiginda sorusturmanin kendisine ve ailesine kadar uzanacagindan emin oldugu için Basbakan suçlulari korumaya almistir. Basbakan tarafindan korunmak, suçlularin baska sirlari ifsa etmesini, dolayisiyla Basbakan ve ailesinin yolsuzluklarinin ortaya çikmasini önleyecektir. Ama aksi bir davranis, yani ikinci seçenegi uygulamak yolsuzluktan tutuklananlari düsman ilan etmesi anlamina gelir ki bu da Basbakan ve ailesinin de yolsuzluktan yargilanmasi anlamina gelecektir. Iste bu kosullarda Recep Tayyip Erdogan o ünlü “dik ve kararli durus” yerine tam ziddi bir durus sergilemistir. Su anda durum iki taraf yani AKP ve Cemaat için de biçak sirti durumdadir. Ancak unutulmamalidir ki, bu ifsaatlar sadece AKP’ye hem de çok ciddi siyasi sorumluk ve kayiplar getirecektir. Zira Cemaat dedigimiz sey bir tür network’tür ve hükümette kendisine yakin isimler olsa da Cemaat, hükümet etmemektedir. Dolayisiyla ‘kim kimi daha fazla ele verecek’ sorusu soruldugunda, Cemaat’in çok daha cesur davranacagini öngörmek yanlis olmayacaktir. ‘ÖLÜMÜNE SALDIRIYORLAR; IKISI DE SIYASET SAHNESINDEN SILINEBILIR’ Cemaat’in de hükümetin de güçlü sermaye çevreleri var. ‘Sermayenin bölünmesi’ mümkün mü? Evet, sermayeler farkli siyasi olusumlar etrafinda kümelenebilir ve arkasinda kümelendikleri siyasetleri seçim ve iktidar olma süreçlerinde destekleyebilir. AKP iktidari örneginde oldugu gibi bu farkli siyasetler birlikte ve ittifak halinde çalistiginda güç, nüfuz alanlari ve yetkiler de güç dengeleriyle orantili bir sekilde paylasilir. Siyasetlerin arkasindaki sermaye kümeleri bu süreçlerde bir yandan kendi siyasetlerinin politik güç alanini genisletmeye çalisirken bir yandan da o iktidar dönemindeki pastadan alabilecegi en büyük payi almak için savasir. Baska bir deyisle iki siyaset arasindaki güç dengesi bu siyasetlerden birinin aleyhine degistiginde bu siyasetin arkasindaki sermaye kümesi için de sorun baslayacak, birikim hizi yavaslayacak demektir. Bu baglamda 17 Aralik depremini takip eden dönemde Cemaat’e destek veren sirketlerin ruhsatlarinin iptaline gidilmesi, bu sirketlere incelemelerin, vergi cezalarinin baslatilmasi, hatta 17 Aralik öncesinde Cemaat’in en güçlü oldugu dershane sektörünün kapatilacagina dair tartismalarin baslamasi hep bu ikili siyasette bir taraf aleyhine bozulan dengeyle ilintilidir. Sermayelerin siyasetlere gore bölünmesi ya da belli siyasetler tarafindan içerilmesi kimi zaman da sektörel tesvikler üzerinden olur. Örnegin AKP hükümetinin geldigi günden bu yana en fazla tesvik ve destek gören sektörlerin basinda insaat ve enerji gelmektedir. Birikimini hizlandirmak isteyen tekil sermayeler 10 yil içinde asama asama bu iki sektöre geçis yapmis ve böylelikle AKP siyasetinin arkasina kümelenmistir. Gelinen noktada Cemaat’e bagli sermaye gruplarinin avantajli konumlarinin tehlikeye girmesi restlerin -her iki cephede- karsilikli olarak çekilmesine yol açmistir. Sagduyu çagrilarinin pek de ise yaramayacagi izlenimi edindigimiz bu süreç taraflarin birbirine ölümüne saldirdiklari ve her iki tarafin da siyaset sahnesinden silinebilecegi bir noktaya dogru evrilmektedir. Peki, hükümetin algi yönetimi, teshir olan kirli para iliskilerine ragmen basarili mi? Son yolsuzluk olayi ile ilgili söylemlere baktigimda hükümet cephesinin israrla “iki kisi arasindaki para iliskisi yolsuzluk degildir, bu para Hazinenin parasi degil ki” yorumunu tekrar ettigini görüyorum. Algi yönetimi, algi mühendisligi olarak isimlendirecegim bu tarz yorumlarin amaci halka “soyulmadiniz”, “ortada bir hirsizlik yok” mesajlarini vermektir. Oysa Halk Bankasi’nin yasakli ülke Iran’dan alinan dogal gazin bedelinin ödenmesinden sorumlu Banka oldugu açiktir. Baska bir deyisle, Halk Bankasi’nda Reza Zerrab’in sahsi hesabina yatirilan para resmen Hazine’den aktarilmaktadir, Hazine’nin yani toplumun parasidir. Ve en büyük yolsuzlugun da Halk Bankasi ve dogal gaz ödemeleriyle ilintili oldugu artik herkes tarafindan bilinmektedir. Hazine’nin parasi üzerinden yapilmis, benzer büyüklükte yolsuzluklari hatirliyor musunuz? Olduysa da ben bilmiyorum, bu anlamda bir ilk oldugunu söylemem gerekir. Hazine arazilerinin rüsvet karsiliginda ya ihalelere fesat karistirilarak ya da dogrudan belli sermaye gruplarina satilmasi ise Türkiye tarihinde daha önce de yasanan, benzeri bulunan soygunlar. Ancak bunlarla da ilgili söylenmesi gereken seyler var. Örnegin hazine arazilerinin, orman alanlarinin, sit alanlarinin peskes çekilmesi aslinda halka ait olanin özel çikarlar temin edilmesi karsiliginda sermayeye devredilmesidir ve bu anlamda bunlar da devasa yolsuzluklardir. Bir diger çeliski Bakan Bayraktar’in istifasini verirken yaptigi açiklamadadir: “Yaptigim her sey yasalara uygundu ve Basbakanin onayi ile yaptim.” Hiçbir Bakan, yasalara uygun bir icraati için Basbakanin onayina ihtiyaç duymaz. Dolayisiyla Basbakan onayi devreye giriyorsa orada mutlaka yasalara uygun olmayan bir durum vardir. Bu ülkede çesitli dönemlerde farkli biçimler altinda yolsuzluklar yasanmistir. Bunlar arasinda Dalan’in imar yolsuzlugu, Engin Civan ve Emlak Bank Yolsuzlugu, Korkmaz Yigit ve Türk Bank skandali, Çiller Ailesi ve Demirbank yolsuzlugu ve ISKI skandali yakin tarihte hafizalara en fazla kazinmis olanlardir. Benzerlikler ve farkliliklar bütün bu yolsuzluklarla sonuncu vurgunun detaylarinda gizlidir.
Haberi Ekleyen: Görman Hesler Bu haber 761 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
VİDEO GALERİ
GÖRELE ' DE HAVA DURUMUARŞİVLEN HABERLERArama |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||