|
Karakter boyutu :
Temel Demirer
Özgürleşme Dilde Başlar05 Nisan 2017, 23:54
demirertemel@gmail.com / demirertemel@yahoo.com
“ÖZGÜRLESME DILDE BASLAR”[1]
TEMEL DEMIRER
“dil bir gökyüzüdür tümceler yönleri onun sözcükler yildizlari.”[2]
“Dil”, Farsça “yürek/ veya gönül” demekken; “Dil, yüregin kapisidir,” kanisindaki biri olarak anadili (ile dil ve Kürtçe) konusunda daha önce yazip,[3] öneminin altini defalarca çizmistim. Siz bakmayin bir dönemin Kalkinma Bakani Cevdet Yilmaz’in, anadili konusunda, “Allah’in ayeti” oldugu vurgusuyla, “Her dil, varlik âleminde bir güzellik, bir zenginliktir,” demesine![4] Anadili meselesi, bu tür demogojilerdan uzakta, tarihsel (ve güncel) gerçekleriyle ele alinmadir. Mesela ‘Sark Istiklal Mahkemeleri’ Bassavcisi Süreyya Önge Evren’in hatiralarindaki, “Seyh Sait olayiyla ilgili mahkemeye 20-25 yaslarinda bir genç getirildi. Binlerce sanikli mahkemedeki izdiham nedeniyle mahkeme heyeti su karari verdi. ‘Sorgulamaya bile gerek yoktur, Türkçe bilmeyen bir adamdan zaten memlekete hayir gelmez’ dediler ve idamina karar verildi,” gerçegi “es” geçilmeden![5] Veya “Anneannem ölmeden az bir zaman önce baska bir dilde konusmaya baslamisti. Biz o güne kadar onun agzindan Türkçe’den baska hiçbir cümle ve hatta kelime duymamistik. Ölmeye yakin zamanlarinda bir hastalik peydah olmustu ona. Demans diyorlar. Hafiza kaybi yasiyor ve artik kimseyi tanimiyordu. Bir gün yanina gittigimde baska bir dilde söylendi bana. Evdekilere ‘Ne diyor?’ diye sordum. Zaza dilinde ‘Bu adama söyleyin bu eve gelmesin, onunla evlenmem ben’ diyormus. Artik kimseyi tanimiyordu. Kimseyi tanimaz hâle geldiginde Türkçe’yi de unuttu gitti. Zazaca konusmaya baslamisti. Az bir zaman Zazaca konustu. Çocukluk diline, anadiline döndü. Sonra ölüp göçüverdi. Arastirdim. 38 katliamini yasamis ve o tarihten sonra kendi dilini hiç konusmamis anneannem,”[6] satirlarindaki gibi… Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtçe ve öteki diller üzerindeki baskici ve yasakçi anlayis kesintisiz devam etti. Türkiye’de 1930’larda baslayan ana dilinde konusma yasagi, 1980 askeri darbesi sonrasi daha kati bir sekilde uygulamaya geçti. 12 Eylül sonrasi Diyarbakir cezaevine görüse gelen ve Türkçe bilmeyen analar, on dakikalik görüs süresince evlatlarina bakip, gözleri bugulu bugulu, tek kelime edemeden görüs sürelerini dolduruyordu... Cezaevi duvarlarina büyük harflerle yazili olan ‘Türkçe konus, çok konus’ slogani dönemin asimilasyon politikasinin en iyi tanimlamasiydi. Bu tür örnekler çogaltilabilir! Ama durun… Daniel Anthony Barry’in, “Dil, sesin ötesindeki ‘ses’i anlatir,”[7] notunu düstügü gerçege iliskin olarak, “Dil silahtir, keskin tutun,” uyarisini ile Ignazio Buttitta’nin, “bir halk/ zincire vurulmus/ soyulmus/ susturulmussa/ özgürdür henüz…/ issiz birak/ pasaportunu al/ yemek yedigi masayi/ uyudugu yatagi/ zengindir hâlâ…/ bir halk/ yoksul ve tutsaktir/ dili çalindigi zaman/ dedelerinden kalan/ ve kayiptir artik,” dizelerini eklemeden geçmeyeyim. Kolay mi? UNESCO’nun dünya dil atlasina göre, her iki haftada bir dünyada bir dil yok oluyor. Ayrica Türkiye’de konusulan 15 dil yok olma tehlikesi ile karsi karsiya, 3 dil ise çoktan yok olmus.[8] Bu tabloda 7 bine yakin dilin yarisinin yok olma tehlikesiyle karsi karsiya kalmis olmasindan ötürü, dillerin korunmasi gerekliligine dikkat çekmek için Birlesmis Milletler (BM) tarafindan, 2000 yilinda ‘21 Subat Dünya Anadili Günü’ olarak ilan edilir.[9]
NEDEN 21 SUBAT?
UNESCO’nun tahminlerine göre XXI. yüzyilin sonuna kadar var olan dillerin yüzde 50’si yok olacakken;[10] 1999 yili Kasim ayinda Birlesmis Milletler’in Egitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Konferansi’nda 21 Subat’in Dünya Anadili Günü olarak kutlanmasina karar verildi. Asil adi “Anadili Hareketi Günü” olan 21 Subat, Bengali Dili Hareketi için polisle çatisan Bangladesli üniversite ögrencilerinin öldürülmesinin yildönümüdür. Yani UNESCO’nun 21 Subat gününü tercihi bir rastlanti degil. Pakistan, 1947 yilinda Hindistan’dan ayrilip bagimsizligini ilan ettikten bir süre sonra, 1948’de Urduca’yi ulusal dil ilan ettiginde Dogu Bengal bölgesi Pakistan sinirlari içindeydi. Bu dayatma anadili Bengalce olanlar tarafindan, protesto edilmeye baslandi. Pakistan Hükümeti de gösterileri yasakladi. Ancak yasaklar protesto ve gösterileri engelleyemedi. Dakka’da, 21 Subat 1952’de üniversite ögrencileri tarafindan düzenlenen gösterilerde polis ögrencilere ates açti ve dört ögrenci öldürüldü. Dünya, 21 Subat’ta esasen anadilinin önemini animsatirken, anadili için Bengalce yasamlarini yitiren dört üniversite ögrencisini de aniyor. 21 Subat ayni zamanda BM’nin daha önceden aldigi bir karar ile “Sömürgecilikle Mücadele Günü” olarak aniliyordu. Bu iki günün ayni tarihe denk düsmeleri, birbiriyle dogrudan iliskili olmasindan kaynaklaniyor. Zira sömürgeciler, yani bir ülkeyi ilhak veya isgal edenler, sadece o ülkelerin yeralti ve yerüstü zenginliklerini talan etmekle kalmiyor, ayni zamanda dilini, kültürünü, tarihini, dinini vb. tüm geleneklerini de talan ediyorlar. Sömürgecilik, bir devletin baska milletleri, devletleri, halklari, ekonomik, siyasal, sosyal, askeri, kültürel ve dinsel egemenligi altina almasidir. Sömürgeciler genellikle sömürdükleri bölgelerin kaynaklarina, is gücüne, pazarlarina el koyarken; halklar üzerinde etnik, kültürel, dinsel çok yönlü baski ve terör uygularlar. UNESCO tarafindan yayinlanan ‘Dünya Dil Atlasi’na göre, dünyada hâlâ konusulmakta olan 6000 dilden 199 tanesinin konusmaci sayisi sadece on ya da daha azdir. 178 dil ise on ila elli kisi tarafindan anadili olarak konusulabilmekte. 2 bin 473 dilin kaybolma tehlikesi var. Türkiye’de bu tehlike 18 dil için geçerli. UNESCO’nun raporlarinda 100 yil içerisinde bir dili konusacak çocuk kalmayacaksa, o dil tehlikede kabul ediliyor. Genellikle baska bir dilin üstünlügü ve gücü altinda ezilen diller, “ekonomik, siyasi, dini, kültürel veya egitim mecburiyetleri” nedeniyle baski altina alininca tükenmeye yüz tutuyor. Avrupa ve Asya’da 75, ABD’de ise iki yüzyilda en az 115 dil kaybolmus. Dilin “kirilgan” olmasi, birçok çocuk tarafindan konusulmasina ragmen bu kullanimin ev gibi belirli alanlarla sinirlandirildigi anlamina geliyor. Türkiye’de, Abhazca, Adigece, Kabartayca-Çerkesçe ve Zazaca “kirilgan” diller arasinda siralaniyor. Abazaca, Hemsince, Lazca, Pontus Yunancasi, Romanca, Süryanice ve Bati Ermenicesi “açikça tehlikede” olan dillerden. Bu siniflandirmaya göre Gagauzca, Ladino ve Turoyo ciddi anlamda tehlikede. “Son derece tehlikede” olan diller toplumun yasli kesimi tarafindan nadiren konusuluyor. Türkiye’de bu kategoriye giren tek dil Hertevin. Kapadokya Yunancasi, Ubihça ve Mlahso da Türkiye’nin kaybolmus dilleri arasinda yer aliyor. Dogumundan ölümüne kadar insana eslik eden, bir nesilden digerine bilgileri aktarmayi saglayan tek araçtir dil. Aileden okul yasamina, adaletin saglanmasindan dini ibadete, politik alandan özel alana kadar dil, her toplumsal olgunun temelini olusturur. Siyasal ve toplumsal alanda hiçbir sey anadili kadar önemli degil. Anadili olmazsa düsünce iyi anlatilamaz. Düsünce iyi anlatilamazsa etnik ve kültürel kimlikler kendilerini ifade edemez. Anadili, anadan gelen göbek bagiyla kurulan iletisim dilidir. Birey her seyi ilk ögrendigi anadilinde düsünür, algilar ve yorumlar. Sonradan ögrenilen ikinci, üçüncü diller o dillerle iletisim kurmayi saglar, ama asla insanin anadili gibi olamaz. Anadili en temel insan haklarindan biridir. Anadilinin engellenmesi de en büyük insan hakki gaspidir. Türkiye’de milyonlarca çocuk anadilini kullanamiyor. Anadilinde egitim göremedigi için kendi etnik, kültürel ve inançsal degerlerinden uzak yasamak zorunda birakiliyor. Zira egemen ulus ve devlet sovenizmine dayali tekçi egitim sisteminde tek devlet, tek millet, tek dil, tek din geçerli. Buna göre Türkiye ve Kürdistan’da yasayan bütün halklar, Türk’tür, Sünnî Islâm’dir, öteki milletler, halklar, diller, inançlar yoktur.[11] Konuya iliskin olarak, Türkiye’de Rumca yayimlanan tek gazete olan Apoyevmatini’de yayin yönetmeni Mihail Vasiliadis’in kaleme aldigi “Anadilimde Konusuyorsam, Varim!” baslikli yazida sunlarin alti çizilir: “Adi üstünde: Anadili! Kisinin daha ana rahmindeyken duydugu, onlarla dogdugu, onlarla büyüdügü, seslerdir. Dogar dogmaz kendisini kucagina alan, ona süt veren, besleyen kisinin anasi oldugunu, daha karnindayken duydugu, asina oldugu sesinden, sözünden anlar. Bebegin çevresi onu sevenlerden olusur. Ona hitap ederlerken, anadilinde çikan sesleri sevgi dolu, ilgi doludur. En güzel ninniler o dilde söylenir kendisine. Masallarin sihirli dünyasina o dille girer. Konusmayi beceremeden çok önce anlar o dilde kendisine söylenenleri. Daha sonralari kültürünü o dilde tanir ve benimser. Kimligini olusturur. Siirin tadi, dizelerdeki armoni, bambaskadir anadilinde. Sevgisini, askini, en güzel o dilde ifade edebilir... Suçlamalar karsisinda kaldiginda da, savunmasini en iyi o dilde yapabilir. Meramini en iyi o dilde anlatir... (...) Kisileri anadillerinden uzaklastirmaya kalkismak bir insanlik suçudur. Onlari hayatin zevklerinden oldugu kadar kendilerini korumaktan da mahrum etmek, hiç degilse bu hakkini kisitlamaktir...”[12]
DIL MESELESI
Dille birlikte insan beyninin gelistigi ve bilgi birikimini olusturan bellegin ortaya çiktigi görülmektedir. Bu ise dilin zekâ üzerindeki belirleyici yaninin göstergesidir. Dil, genellikle yalnizca bir haberlesme araci gibi görülür. Oysa dil, bundan öte bir seydir; toplumsal davranisin birlestirici ögesidir. Bir ülkenin, cografyanin kültürünü, varligini, tarihini ortaya koymaya yarayan en etkili ve daimi araç “dil”dir. O ki; agizdan çikan bir “Dur” hecesiyle karsisindakini durdurabilen, tek bir “Evet” sözcügüyle bizi dünyanin en mutlu insani edebilen, sairlerin kaleminden aktiginda insanda tarifsiz duygular uyandirabilen varliktir. Kisacasi dil, her yönüyle bir insani, bir toplumu, dünyayi aydinlatan, onlara ayna tutandir; düsünmenin yegâne araciyken; dilin toplumsal bilince etkisine gelince: Insan, ancak toplumsal üretim içindeyse ve toplumsal üretimden besleniyorsa vardir. Insan, her maddi varlik gibi, çevresiyle madde alisverisi içindedir. Içinde oldugu maddi üretimin deneyimlerini ve mensup oldugu kültürü en iyi biçimde ancak anadiliyle egitim gördügünde dersliklere tasiyabilir. Eger bir insan anadiliyle egitim göremiyorsa söz konusu degerleri insanligin ortak bellegine tasiyamaz. Bu hem toplumsal bilincin gelismesini engeller, hem de bireyin özgüvenini sarsar. Anadilleriyle egitim görmeyen topluluklarda “birey olma” yetisinin yeterince gelismemesi bundan kaynaklanmaktadir. Anadille egitim, dili canlandirip, gelistirdigi için egitim dilinin yaninda kültür dilini de yaratir. En önemlisi bir dilin akademik bir dil olabilmesi için o dille egitim yapilmasi gerekir. Ancak akademik özellik kazanmis bir dil etkin diller arasindaki yerini alabilir. O hâlde anlamlar dillerde hayat bulurken; onun bir yasam tarzi olmasini da devreye sokar. Dillerin yok olusu biyolojik çesitliligin de krizini ifade ediyor. Zira dillerin kaybolmasiyla insanoglunun binlerce yildir süregelen özgün yasam tarzlari kaybolmaktadir. Uzmanlara göre, genetik çesitlilik nasil ki doganin temeli ise dilsel çesitlilik de özellikle insanoglunun bilgi ve deneyim deposu olarak temeldir ve özenle korunmalidir. Dillerin varligi ve çesitliligi bu yasam tarzlarinin, dogadaki çesitliligin de teminatidir. Dolayisiyla onlari korumak herkesin yararinadir. Hrant Dink’in tanimlamasi olayi mükemmel özetliyor: “Böyle bir tanimlama var mi? Ben bilmiyorum ama dil egitimcileri böyle bir tanimlama yapti mi? Benim bir tanimlamam var; dil nedir? Benim için dil; uygarlasmanin insanoglunun uygarlasmasinin cinsel organidir. Döllenme organidir. Eger onu hadim ederseniz, o insanin uygarligini hadim edersiniz, bitirirsiniz. Bu kadar net ve acidir.” Zaten, Kürtçe yayin yapan TRT-6’in açilis gerekçelerinden biri “kültürel çesitliligimizi korumak” olmustur. Bir Nazi sempatizani Heidegger bile “dil, varligin evidir” diyor. Dille var oluyor her sey, insan diliyle varlik gösteriyor, dünya onun için dille anlam kazaniyor. Onu yitirdiginde ise anlamiyor, anlatamiyor. Octavio Paz’in dedigi gibi “Bizi insan kilan, dildir. Doganin ve tarihin anlamsiz gürültüsü ve sessizligi karsisinda dilde umar arariz.” Insanin dünyayla tanismasi, onu anlamlandirmasi, kavramsallastirmasi, kendisini dünyaya ifade etmesi yalnizca dili vasitasiyla olabilecekken dilin yasagi tüm bunlarin da insandan alinmasi anlamina geliyor. Dilin hapsi sadece insani lâl kilmiyor, toplumlari sagir ediyor. Katalan yazar Josefina Piquet bu durumu söyle ifade ediyor: “Franco, çocuklugumu hapis etmis çok kötü bir örnektir hafizamda... Katalan arkadaslarimla bir arada Katalanca oynayamamak, kendi dilimde egitim alamamak bir iskence gibiydi... Anadili kisinin var olusunun temel diregidir. Yani omuriligidir. Omurilikte baski, zedelenme veya kopukluk kisinin felç olmasina neden olur. Dolayisiyla ben felçli büyüdüm, ama artik yürüyor, kosuyor, anadilimde seminerler veriyorum... Anadilin yasaklanmasi barbarlik, düsmanliktir ama en önemlisi de o dili konusanlardan korkmaktir. Franco dilimizi yasaklayarak kendisine ve bu güzel ülkeye en büyük kötülügü yapti.” Özetle, diller kimlikleri temsil ederler; diller tarihin ambaridirlar; diller tek tek insan varliginin özgün yorumlaridir ve biriciktirler ve her biri ilgiye degerdir.
DILIN “NE”LIGI VE ÖNEMI
Insan(lik)in, yüzyillar boyunca olusturdugu anlamli sesler ve bu seslerin yazili olarak ifade edildigi sembollerin olusturdugu sistemli bütüne dil denir. Düsünce, duygu ve isteklerin bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanarak aktarilmasini saglayan uzlasimsal sembollerdir.[13] Dil ayni zamanda insanlarin içinde varoluslarini gerçeklestirdikleri gündelik yasam arenasini vücuda getiren en temel bilesendir. Insanlar dilsel bir ortaklik zemininde birlikte yasayan varliklardir. Dil varolustur, yasamadir. Varolusla içiçe geçmis olan dil, “ben” denilen seyin önkosuludur. Prof. Dr. Onur Bilge Kula, “Dil bir yönüyle kurallara baglanamayan oyun gibidir. Her söz, bir dil oyunudur; bu oyunu, dili kullananlar degisik tarzlarda oynar. Bir oyun örneksenerek baska oyunlar oynanabildigi gibi, bir dilsel oyundan da baska oyunlar türetilebilir,”[14] derken Prof. Dr. Önder Göçgün de ekler: “Dil onun sahibi olan insanlarin dünya görüsüne, inançlarina, hayata bakis tarzina, kültür ile medeniyet anlayisina, nihayet zevkine göre sekil, anlam ve derinlik kazanir. Her millet, kendi dilini bunlara göre yaratir. Kelimeler, sözler; akildan geçenlerin, niyet ve kararlarin, hatta bilinçaltindaki bazi birikim ve gerçeklerin de isaretleri, göstergeleridir. Iste onun içindir ki, insan neyi düsünüyor, söylüyor ve yapiyor ise, kendisi de odur.”[15] Kolay mi? “Dilimin sinirlari dünyamin sinirlaridir,” demisti Ludwig Wittgenstein… Haklidir anadili insanin içinde anlamayi ve anlasilmayi bekledigi dünyasidir. Var oldugunu düsündügü, var oldugunu onaylamasina yardimci olan, dahasi düsündügü gibi düsünebilen bir insana dönüsmesine vesile olan yegâne dünyadir, kösedir, siginaktir. O hâlde Ibn-i Haldun’un dedigi gibi, nasil “Cografya insanin kaderi” ise, dili de kaderidir. Dil sosyal bir fenomendir. Insan faaliyetini koordine eden bir araçtir. Ayni zamanda bilincin olusmasindaki en önemli araçtir. Dili olmayan insanin bilinci de olmaz ve gelismezken; dilsiz hiçbir düsünce var olamaz. Çünkü düsüncenin özdeksel yapisidir o. Düsünce ile dogru orantilidir; sesli düsünmedir; bildirisim olgusudur; anlasma aracidir. Düsünceyi anlatmak, hissedislerini disa vurma, yasam ortakligi kurma araci olan dil toplumsal hadisedir. Tabiatla tanisirken, eylerken, degistirirken, degisirken yani bilinç kivaminda meydana gelen olgudur. Dil varsa onu praksis içinde meydana getiren insan vardir, insanin yasadigi iliskiler içinde oldugu toplum vardir. Martin Heidegger’in ifadesiyle, “Dilin temellendirilmesine gerek yoktur, çünkü temellendiren odur.” Çünkü, “Her dil genellestirilmis bir yönetmedir.”[16] Dilin yok olmasi, kullananlarin yok olmasiyla (ve asimilasyonuyla) mümkündür. Dili anlatmak insanlik tarihini anlatmayla esdegerken; bir yandan da bir milletin “sesli bayragi”dir ya da istila eden ve kazananin tahakkümüdür dil. Özetle insan nasil kendi tarihinin bir ürünü ise ve kendi kültürünün geçmisten gelecege uzanan bir baglantisi ise, dil de tarihin ve geçmis kültürün bir ürünüdür. Gerçekte, insan geçmise ve kendisinden öncelere olan bagini ancak dili ile saglayabilmektedir ve yine bugünü dili ile yasamakta ve yasatmakta, dili ile gelecegi hazirlamaktadir. Bu yaklasimla dil, dünü-bugüne-yarina baglayan temel bir ögedir;[17] ve de insan hangi dilde agliyorsa, rüya görüyorsa anadili O’dur... Özetin özeti: Dil inanilmaz bir dönüstürme gücüne sahiptir. Çünkü insan sözcüklerle düsünür. Sözcüklere, dolayisiyla dile egemen olan, zihinlere egemen olma yolunda çok önemli bir mesafe kat etmis demektir. Bunun tersi de dogrudur elbette: Özgürlesme dilde baslar.[18]
ANADILI
Türkçe sözlüklerde dil, “Agiz boslugunda bir organ” olarak baslayip, birçok anlamda bir isim olarak tanimlanmaktadir. Bunlardan birisi de “Insanlarin düsündüklerini ve duyduklarini bildirmek için sözcüklerle ya da isaretlerle yaptiklari anlasma” olarak tanimlanandir. Anadil de birçok dile köken olan, birçok dili doguran dil anlamindadir. Baska bir ifadeyle, anadil, kendisinden baska diller türetilmis olan dil demektir. Bu özelligi geregi dilbilimcilerin çalisma alanidir. Anadili ise insanin çocukken anasindan, evindekilerden ve soyca bagli oldugu topluluktan ögrendigi dildir. Bu nedenle, anadili ile anadil birbiriyle karistirilmamali, yazarken de söylerken de özenli olunmalidir. Çünkü anadili derken kisilerin kullandigi dilin çocukken analarindan, soydaslarindan ögrenilen dil oldugu ifade edilmektedir. Oysa anadil, analik yapmis bir dil demektir. Herhangi bir anadilinin anadil olmasi, diger bir ifadeyle, herhangi baska bir dilin türemesine kaynaklik etmis olmasi gerekmez. Anadili derken insanin bebeklikten itibaren anasindan ögrendigi ilk dil anlasilir. Birlesik adin sonunda bulunan tek bir harf, “i” harfi önemli anlam farkliliklari yaratmaktadir… Kullandigimiz dili ifade ederken anadil olarak degil, anadili olarak yazmamiz, konusmamiz. “i”yi unutmamamiz kilit önemdeyken;[19] her insanin kendi kültürüyle var olmasi onu tüm alanlari kapsayacak biçimde ilerletmesi ve anadilinde egitim görmesi kadar dogal ve masumane bir hak düsünülemez. Bir toplumun herhangi bir nedenle bu haktan mahrum edilmesi, yok sayilmasi ve bu dil ve bu dile ait degerlerin inkâr ve imha edilmesine dilbilimcilerin tabiriyle Linguicide (dilkirim) denir. Bu da kültürel kirimin (ethnocide) bir parçasi olarak görülür.[20] Ve nihayet hiçbir heves, hiçbir siyaset ve aliskanlik, bir toplumun anadilini ikinci dereceye düsürme hakkini kendinde bulamaz ve bu yetkisini hiç kimseye vermez, vermemelidir. Anadilinde egitim konusu da, temel hak ve özgürlükler açisindan birey için demokratik bir haktir.[21] Ancak bu cografyamizda anlatildigi kadar kolay degildir; olmamistir da… Örnegin T.“C” tarihinde anadilinin yasaklanip, anadilde egitimin önünün tikanmasi serüveni ‘Sark Islahat Plani’ndaki su maddeye dayaniyordu: “Aslen Türk olup Kürtlüge maglup olmaya baslayan Bervech-i ati Malatya, Elaziz, Diyaribekir, Bitlis, Van, Mus, Urfa, Ergani, Hozat, Ercis, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemiskezek, Ovacik, Hisnimansur, Behisni, Arga, Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde hükümet ve belediye dairelerinde ve sair mücessesat ve teskilâtta, mekteplerde, çarsi ve pazarlarda Türkçeden maada lisan kullananlar evamir-i hükümete ve belediyeye muhalif ve mukavemet cürmile tecziye edilirler…” Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtçe adim adim bir yasaklar zinciri içine hapsedildi. Her askeri darbenin ilk islerinden birisi, “Kürtlerin dillerini kesmek” oldu. Ahmet Kaya, 13.5 sene önce, 11 Subat 1999’da “Kürtçe klip” dedigi için lince ugramisti. 1990’larin düsünce seklini özetleyen iki örnege daha bakalim... 1993’te MHP lideri Alparslan Türkes yasakçi düsünceyi söyle savunmus: “Bizim iktidarimizda diyorlar, Kürtçe egitim yaptiracagiz orda. Sütliman olacak her sey... Bu çok akilsizca, aptalca bir sözdür. Sanilmasin ki bunlarin dedikleri yapildigi zaman bu kanli terör duracak... Bunlari söyleyenlerin kötü niyeti vardir. Yanlis sebep koyarak, ona göre Bask modeli uygulayalim, efendim Kürtçe egitim verelim falan... Sen kendi elinle ayriliga hiz vermis olursun.” Ahmet Taner Kislali ise 1 Kasim 1992’de, Cumhuriyet’teki kösesinde, “Kürtçenin yetersiz bir dil oldugu” noktasindan hareket etmis: “Türk kimligi ile Kürt kimligini ‘mutlaka’ ayirmak isteyen ‘Kürt milliyetçileri’nin elinde kala kala tek bir ölçüt kaldi: dil farki! (...) Dil olarak Türkçe ile bütünlesemeyenler, acaba kendi içlerinde ‘ortak bir dil’de bütünlesebilmisler mi? Gerçekten de dil farkina dayali ayri bir toplum kesimi olusturuyorlar mi?”[22] Tam da böylesi bir asimilasyon tablosunda dönemin Diyarbakir Belediye Baskani Osman Baydemir bu hâle isyan ediyordu. Neden mi? Okul çagina gelen iki çocugu da kendisiyle Kürtçe konusmadigi için. Bilmiyorlar mi Kürtçeyi? Elbette biliyorlar. Çünkü Baydemir ailesi çocuklarinin hem Türkçe hem de anadilleri Kürtçeyi konusabilmeleri için evde epey ugras vermis. Çocuklar ‘çift dilli’ aslinda. Anneden Türkçeyi babadan Kürtçeyi ögrenmisler. Ama… “40 yasindayim, dogduklari günden bu yana Mir Zanyar ve Diyana ile tek kelime Türkçe konusmadim, sürekli Kürtçe konustum. Ancak iki çocugum da krese basladiktan sonra benimle tek kelime Kürtçe konusmuyorlar. Ben Kürtçe soruyorum onlar Türkçe yanit veriyor. Onlar Türkçe soruyor, ben Kürtçe yanitliyorum. Açik ve net söylüyorum: Bu, zulümdür. Yarin okula baslayip, ‘Türk’üm, dogruyum, çaliskanim’ diyecekler. 20 yilimi bu davaya verecegim, çocuguma kendi dilimi veremiyorum; bu, zulümdür. Polis ve savcilarin bunu bilip empati kurmasi lazim. Biz Türk degiliz; biz Kürdüz, kendi dilimiz ve kimligimizle bu ülkenin parçasi olarak yasamak istiyoruz,”[23] diyordu Osman Baydemir… Gerçekten de temel insani hak ve özgürlükler çerçevesinde, bir toplulugun anadilinde egitim görmek istemesi, demokratik haktan öte, o toplulugun ya da ulusun teme haklari arasindayken;[24] ‘Potsdam Üniversitesi’nden Dr. Christoph Schroeder’e göre, “Türkiye’de su an tartisildigi gibi, çiftdilli çocuklarin anadillerini, temelde Türkçe tek dilli egitim veren okullarda, seçimlik ek dil dersleriyle gelistirmeleri yoluyla gerçeklestirilmesi pek mümkün degildir.”[25] Kaldi ki T.“C”nin güncel politikalarindaki üzere bir dilin (yani Kürtçe’nin) konusuluyor olmasini yeterli saymak büyük bir ayiptir. Tartisilan konu da bu degildir. Bir dilin konusuluyor olup olmamasi degil, egitim dili durumuna getirilmek istenmemesidir. Tüm toplumlarin basta gelen temel haklarindan biri kendi dilleriyle düsünmek, kendi dilleriyle egitim görebilmek, kendini o dille ifade edebilmek ve yazmaktir. Hiçbir heves, hiçbir siyaset ve aliskanlik, bir toplumun dilini ikinci dereceye düsürme hakkini kendinde bulamaz ve bu yetkisini hiç kimseye vermez, vermemelidir. Anadilinde egitim konusu, temel hak ve özgürlükler açisindan birey için demokratik bir haktir. Yeni bir anayasanin seslendirildigi bu süreçte tüm kimlik, dil ve kültürlerin kendilerini esit olarak görebilmelerinin ve ifade edebilmelerinin önündeki engeller kaldirilmadikça hak yerini bulmayacaktir. Insani, ahlâki, dini ya da hangi yönüyle referans alinirsa alinsin; anadili ve anadilde egitim hakki kutsaldir, ananin ak sütü gibi ak ve helaldir.[26] BM örgütüne göre gruplarin ve bireylerin kimliklerini tasimasinda anadili yasamsal öneme sahip ancak her anadili esit muamele görmüyor. Kaldi ki, ‘Insan Haklari Evrensel Bildirgesi’ne göre de herkes, anadiliyle egitim-ögretim yapma, bu yolla anadilini ögrenme ve gelistirme, ayni zamanda anadiliyle bilim, sanat ve yaratma özgürlügünü kullanma hakkina sahiptir. Kültürler ve diller açisindan Türkiye bu bildirgeye uyan bir uyum ve durus göstermedi hiçbir zaman. Cumhuriyet ile baslayan ulus-devlet insa süreci birçok dilin yasaklanmasi ile sürdü. Okula baslayan ögrencilerin karsilastigi problem, anadilleri ile egitim dilinin farkli olmasi ve anadillerinin yasakli olmasiydi. Bu dönemde okullarda uygulanan baskinin yanisira ‘Vatandas Türkçe Konus!’ kampanyalari ile hayatinda anadilinden baska dil bilmeyen insanlar dilsizlige sürüklendi.
KÜRTLER VE ANADILI
Ilhan Kaya’nin ifadesiyle, “Türkiye, en tabii insan haklarindan biri olan anadilinde egitim hakkini farkli etnik kökenden gelen vatandaslarina vermekle bölünecekse, o zaman akibetinden ciddi kaygi duymamiz gerekir”ken;[27] Kürt meselesi açisindan atilmasi gereken önemli adimlardan birisi de anadilinde egitim hakkinin teminat altina alinmasidir. Ama “Kürtçenin medeniyet dili olmadigini ilan etmis, AKP’nin âkil adami kostümüyle dolasan Bülent Arinç”larin[28] dört yanimizi kusattigi tabloda; “Arinç ve sürekâsi, Kürt Dilinin kökenini ve tarihsel gelisimini iyi bilir, çünkü bu gelismeye daima ket vurmak isteyen bir ideolojinin simdiki uygulayicisidirlar… Kürtçenin önünde siyasi engeller disinda hiçbir engelin olmadigini her kes bilmelidir. Dilbilimsel açidan Kürtçenin hiçbir engeli, kusuru veya eksigi yoktur…”[29] Çünkü Kürtçe, Hint-Avrupa dil grubuna dahil olup, sentaks bakimindan, Almanca ve Ingilizceye ile paralellikler tasirken;[30] 40 milyonu askin insanin kullandigi Kürtçe, dünya dilleri arasinda- yazili edebiyati olan 700 kadar dil var![31]- yetkinlik bakimindan 31. sirada (Türkçe 25. sirada) bulunuyor. Roboskî’nin hemen güneyinde veya Habur’u geçince Kürtçe artik “resmi dil” statüsünde. Güney Kürdistan’da Kürt çocuklari, yeni bir güne, ögretmenlerine “Rojbas mamosta” diyerek basliyorlar. Kuzey Kürdistan’da ise 20 milyon Kürt hâlâ anadili ile egitim yapamiyor. Kendi dilini mahkemelerde ve özel dershanelerde para vererek konusmak zorunda birakiliyor.[32] ‘Mardin Artuklu Yasayan Diller Enstitüsü’ Müdürü Prof. Kadri Yildirim’in, “Kürtçe için sorun, sindirme,”[33] notunu düstügü hâlin nihayete erdirilmesi bir zaruretken; Kürtçenin gaspinin bitirilmesi, Kürtlerin insan olma hakkinin iadesidir.[34] Evet Doç. Dr. Ersin Erkan gibi, “Kürt sorunu özünde Kürtçe sorunudur,”[35] abartidan uzak durmak gerekir; ancak Musa Anter’in, “Anadilide egitim hakki devletin temellerini sarsiyorsa, devlet yanlis temeller üzerine kurulmus demektir,” ifadesinde altini çizdigi Kürtçe üzerindeki terörist uygulamalar da “es” geçilmemelidir.[36] “Nasil” mi? Diyarbakir 1 Nolu Sikiyönetim Mahkemesi’nin iki sanigin Kürtçe dilekçelerini dava dosyasina koydugu, ancak dilekçeler nedeniyle saniklar hakkinda da suç duyurusunda bulundugu KCK davalariyla gündeme gelen Kürtçe savunma krizinin, 12 Eylül dönemindeki Sikiyönetim Mahkemeleri’nde de yasandigi, o dönemde Kürtçe sözlerin “anlasilmayan sekilde slogan” olarak tutanaklara geçtigi herkesin malumudur.[37] O hâlde, TBMM Anayasa Uzlasma Komisyonu’nda 4 Eylül 2013 tarihinde “devletin dili” ve “anadilinde egitim” konularinda tikanikligin asilmasi için BDP’li Sirri Süreyya Önder’in, “Öyle bir madde yapmaliyiz ki, birinci fikrasi Türkçenin herkes tarafindan ögrenilmesini hak ve görev olarak tanimlanmali, ikinci fikrasi ise anadili ile ilgili güvence vermeli,”[38] türünden ortalamaci formülasyonlari bir kenara birakip, “ama”siz, “fakat”siz bir tutum benimsenmelidir. Çünkü anadili, konusmacilar açisindan pazarliga konu edilmeyecek kadar hayati bir araçtir; Beroj Mukriyanî’nin, “Kurdno! Zimanê neyar ji xwe re nakin kiras, da ku hûn rojekê nemînin tazî û pêxas/ “Ey Kürtler! Düsmaninizin dilini kendinize elbise yapmayin, yoksa bir gün çiplak ve yalin ayak kalirsiniz,” uyarisini “es” geçmeyenler için! Johann Wolfgang von Goethe’nin, “Bir dilin kuvveti, yabanci olani itmesi degil, onu yutmasidir,” uyarisini görmezden gelenlerden veya Jean Giraudoux’nun, “Önce bir dil katledilip, ardindan onu konusanlar”dan olmamak için “Nananena va giçkinna çkar mutu va re/ Anadilini bilmiyorsan hiçbir sey degilsin!” diye haykiran Lazca Atasözü’nü bir an dahi akildan çikarmamak gerek…
20 Ocak 2017 10:37:54, Ankara.
N O T L A R [1] 17 Subat 2017 tarihinde Ankara’da Kizilay AKA-DER’in düzenledigi “Dünya Anadili Günü” etkinliginde yapilan konusma… Kaldiraç Dergi, No:188, Mart 2017… [2] Fazil Hüsnü Daglarca. [3] Bkz: Temel Demirer, “Abes Bir Tartisma: Dil Meselesi ya da Kürtçe”, Esmer Dergisi, No: 66, 1 Kasim 2010… [4] “Anadil Allah’in Ayetidir”, Taraf, 1 Nisan 2013, s.10. [5] A. Hicri Izgören, “Bir Dil Serüveni”, Gündem, 12 Temmuz 2012, s.15. [6] Ali Murat Irat, “Anadil Anasütü Gibidir”, Birgün, 2 Subat 2013, s.8. [7] Gökçe Özer Aslantepe, “Daniel Anthony Barry: Dil, Sesin Ötesindeki ‘Ses’i Anlatir”, Tîroj, Yil:13, No:74, Mayis Haziran 2015, s.46. [8] “Türkiye’de 15 Dil Tehlikede”, Demokrat Haber, 20 Subat 2012… http://www.demokrathaber.org/yasam/turkiyede-15-dil-tehlikede-h7084.html [9] A. Hicri Izgören, “Anadili Ana Sütü Gibidir”, Gündem, 21 Subat 2013, s.15. [10] Ersin Erkan, “Anadil Insanlarin Varolus Nedenidir”, Milliyet, 21 Subat 2013, s.26. [11] Saban Iba, “21 Subat Dünya Anadil Günü ve Kürtçe’nin Gelecegi”, Gündem, 21 Subat 2013, s.13. [12] Aktaran: Deniz Kavukcuoglu, “Dünya Anadiller Günü”, Cumhuriyet, 22 Subat 2012, s.13. [13] “Genellikle okuyabilmek, telaffuz edebilmek ya da düsünebilmek için sözcüklere cepheden bakariz. Buradaysa dilin kiyisinda gelisiyor her sey. Dilin, cepheden görülmesi mümkün degil. Kiyidan bakinca, dilin nasil da kâgit gibi inceldigini görüyorum...” (John Berger, Bento’nun Eskiz Defteri, Metis Yay., 2012, s.43.) [14] Onur Bilge Kula, “Edebiyat, Dili Özgürlestirir”, Cumhuriyet Kitap, No:1185, 1 Kasim 2012, s.16-17. [15] Önder Göçgün, “Dil, Insan, Ulus, Devlet ve Varolus”, Milliyet, 3 Subat 2013, s.24. [16] R. Barthes-A. Benk-O. Demiralp-U. Eco-E. Morin-M. Rifat-S. Rifat-S. Sontag-F. Wahl, Roland Barthes: “Yazma Arzusu”, Hazirlayan: Mehmet Rifat, Sel Yay., 2008. [17] A. Hicri Izgören, “Anadil ve Dilkirim Siyaseti”, Gündem, 23 Subat 2012, s.15. [18] Ayse Emel Mesci, “Özgürlesme Dilde Baslar”, Cumhuriyet, 15 Haziran 2015, s.19. [19] Onur Hamzaoglu, “Anadili mi? Anadil mi?”, Evrensel, 18 Subat 2014, s.9. [20] A. Hicri Izgören, “Dillere Özgürlük”, Gündem, 20 Subat 2014, s.15. [21] A. Hicri Izgören, “Anadilinden Sürgün Çocuklar”, Gündem, 12 Eylül 2013, s.15. [22] Oral Çalislar, “Kürtçenin Yasakli Yolculugu: Türkes’ten Kislali’ya...”, Radikal, 4 Temmuz 2012, s.12-13. [23] Eyüp Can, “Bir Babanin Dilyaresi”, Radikal, 23 Subat 2012, s.6. [24] Hasan Aydin, “Baris Sürecinde Anadilde Egitim”, Radikal Iki, 17 Subat 2013, s.4. [25] Christoph Schroeder, “Çiftdillilik, Toplum ve Egitim”, Radikal, 19 Kasim 2009, s.17. [26] A. Hicri Izgören, “Anadilinde Egitim”, Gündem, 11 Eylül 2014, s.15. [27] Ilhan Kaya, “Anadilde Egitim Türkiye’yi Bölmez Bütünlestirir”, Radikal, 14 Eylül 2013, s.17. [28] Ahmet Insel, “Anadil ve Anavatan”, Radikal Iki, 22 Eylül 2013, s.1-7. [29] Birgül Yilmaz, “Dille Ilgili Yanlis Bilinenler ve Bilinmeyenler / Sosyodilbilimsel Bir Analiz”, Birgün, 28 Subat 2012, s.10. [30] Yasin Ceylan, “Kürtçe Medeniyet Dili mi?”, Radikal Iki, 4 Mart 2012, s.1-12. [31] “Yabanci dilde yazan ya da siir söyleyen, yabanci bir evde oturan insan gibidir.” (W. Goethe, Goethe Der ki, çev: Gürsel Aytaç, Kültür ve Turizm Bakanligi Yayinlari: 534, 2’inci baski, 1986, s.145.) [32] “Kamuran Bedirxan Kürtçe için Latin alfabesi önerdiginde, daha ‘Harf Inkilabi/ Devrimi’ yapilmamisti.” (Sedat Yurtdas, “Kürtçede Alfabe Tartismalari: Arap (Kur’an) mi Latin mi?”, Radikal, 9 Eylül 2013, s.15.) [33] Cansu Çamlibel, “Yildirim: Kürtçe Için Sorun, Sindirme”, Hürriyet, 8 Temmuz 2013, s.18. [34] Mücahit Bilici, “Kürtçe Bir Medeniyet Dili Degildir!”, Taraf, 25 Kasim 2012, s.9. [35] Ersin Erkan, “Kürt Sorunu Özünde Kürtçe Sorunudur”, Milliyet, 31 Ocak 2013, s.29. [36] Prof. Dr. Fatma Gök’e göre özel okulda anadilinde egitim “yetersiz”den öte “yanlis”; çünkü, “Amaç ‘bazi Kürtler’in anadili hakki miydi? Otoriter devlet akli neo-liberalizmle birlesince anadili özel okula kalir.” (Ezgi Basaran, “… ‘Anadilde Özel Okul’ Neo-Liberal Aklin Bir Sonucu”, Radikal, 7 Ekim 2013, s.8-9.) [37] Mesut Hasan Benli, “Sikiyönetim de Kürtçeyi ‘Anlamamis’…”, Radikal, 4 Temmuz 2012, s.10. [38] Rifat Basaran, “Anadil Için 19 Örnek”, Radikal, 6 Eylül 2013, s.12-13.
Bu yazı 1171 defa okunmuştur.
|
YAZARLAR
VİDEO GALERİ
GÖRELE ' DE HAVA DURUMUARŞİVLEN HABERLERArama |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||



















.jpg)

















