Yirminci Yüzyil, “zaman”i, kabul edilmis takvim dilimlerine göre degil, dönemler açip kapayan büyük tarihsel olaylara göre “bölen” tarihçi Hobsbawm’in yerinde tanimlamasiyla 1917’de baslayip 1991’de biten “kisa” bir yüzyil oldu.
Yüzyilin ortalarinda dogup son çeyreginde siyasal mücadeleye katilan, “bizim” kusak, Sovyetler Birligi’nin çözülüsünden sonra kendini zor zamanlarin içinde buldu. Tek bir insan yasamina degiskenleri ve degerler dizisi çok farkli iki dünyayi sigdirmak, ana karakteri gerici ve dagitici olan bir ara dönemde sinifsal ve kurtulusçu yön duygusunu yitirmeden mücadeleye devam etmek kolay degil. “Geçis dönemlerinde yasayasin!” diyen Çin bedduasi bu gibi durumlar için söylenmis olmalidir.
Yirminci ve yirmi birinci yüzyil sosyalizminin sorularinin ayni anda, ayni özneler tarafindan yanitlanmasinin ek güçlükleri var: Her insan yasadigi, yetistigi çagin çocugudur ve dönemlerin, “zamanin ruhunun” gündeme getirdigi sorun ve öncelikler baska baskadir.
Yasanmis sosyalizm denemelerinin çözümlenmesi, bunlari asan ileri bir sosyalizm tasariminin temel önermelerinin ortaya konulmasi çabalarinin önüne dikilen bir baska zorluk tüm bunlari, emegin, toplumsal kurtulus hareketlerinin yenildigi, geri çekildigi bir tarih ve toplum sahnesinde yapmak durumunda olmamizdir.
“Yirmi birinci yüzyil sosyalizmi” kavrami dünya yazinina Latin Amerika’daki sol kitlesel açilimlarin dogrudan etkisiyle girdi. Venezüella basta olmak üzere Latin Amerika’daki gelismeler, kusku yok önemlidir ve örnek olma, özendirme gücü tasiyorlar. Öte yandan, bu süreç baskin biçimde kita çapinda bir “ülke” olan Latin Amerika’nin kendine özgü renklerini, çizgilerini tasiyor. En azindan simdilik, kapitalizmi asma dogrultusunda kararlilik kazanmis, komünist topluma geçis pratiklerine yönelmis bir örnek olusturmuyor; bu nedenlerle de yirmi birinci yüzyil sosyalizmine modellik edecek bir derinlik ve evrensellik göstermiyor.
Dünyayi degistirecek olan pratik elestirel insan eylemliligidir. Böyle bir eylemlilik ise, toplumsal hareketi, dünüyle bugünüyle, maddi iliskileri ve akisi içinde ilk bakista görünmeyen derinligiyle kavramayi, bilince çikarmayi gerektiriyor. Teori bu nedenle, günümüzün en çetin pratigidir!
Bugün yüz yüze oldugumuz sorunlari ve bunlari asma dinamiklerini bilince çikarmanin yolu, geçmisin bugünün bilgi birikimiyle, bakis açikligiyla çözümlenmesinden, hatta yeniden kurulmasindan geçiyor. Tarih, geriye, geçmise baktikça daha ileriyi görmenin ipuçlarini verebildigi için bilimlerin bilimidir. Bu nedenlerle tarihselci; tarihi, kendisi de toplumsal iliskilerin ürünü olan insan etkinligi olarak anladigimiz için materyalistiz.
Yirmi birinci yüzyil sosyalizmine dogru ilerlemenin, vazgeçilmez kosullarindan biri tarihselci, materyalist bir yaklasimla yirminci yüzyil sosyalizminin elestirisidir.
Mehmet Inanç’in elinizdeki kitabi, Sovyetler Birligi’ndeki sosyalizm denemesinin, Marksist ekonomi politik elestirisi çerçevesindeki ayrintili elestirisidir.
Bu elestirilerin hakliligina geçmeden önce, kisaca Bolsevikleri belli pratiklere mahkûm eden tarihsel nesnel olgularin payini kaydetmek gerekiyor. Özetin özeti olarak iki büyük olguyu sayabiliriz. Bir: Ekim Devrimi’nin gelecegini belirleyecegini bizzat Bolseviklerin de öngördügü Avrupa Devrimi’nin gerçeklesmemesi. Iki: Birinci Dünya savasinin, Iç Savasin ve Ikinci Dünya Savasi’nin sonucu olarak geçis döneminin ekonomik-toplumsal insasinin, üzerinde yükselecegi maddi teknik temelin, basta insan olmak üzere üretici güçlerin 25 yil içinde iki kez yikima ugramasi.
Bolsevikleri “tek ülkede” sosyalizm denemesine girismeye mahkûm eden nesnelligin altini bu deneyimde olmus olan her seyi bir mazeretler zinciriyle “nesnel kosullara” baglamak için degil, insan iradesiyle degistirilemeyecek nesnel kosul ve iliskilerle, baska türlü görme ve davranmayi olanakli kilan teorik, ideolojik ve siyasal, son çözümlemede öznel özgürlük alani arasindaki farki belirtmek için çiziyorum.
Sovyet deneyiminin temel sorunu, bence, tarihsel açidan zorunlu ve kimi hakli sayilabilecek pratikleri, “dogrusu budur, sosyalizm budur” diyerek teorilestirmesi, idealize etmesi, bu halleriyle yeniden pratiklestirmesidir.
Bu düsünce ve eyleme tarzi sonunda, Marksist literatürdeki “geçis dönemi”nin kendine özgü ve sorunlu bir örnegi olan Sovyet denemesinin, “olgun”, “gelismis”, “komünizmin maddi-teknik temellerini atmis”, kendine özgü ekonomik iliskiler yaratmis, içinde uzun dönem yasanacak, bagimsiz, kendine yeten bir ekonomik toplumsal formasyon olarak algilanmasi ve sunulmasi saçmaligina varmistir.
Bu sosyalizm anlayisi, kendi “ekonomi politigi”ni yaratmadan yapamazdi. Engels’in Anti-Dühring’te formüle ettigi en genis tanimiyla, “insan toplumunda maddesel yasama araçlarinin üretim ve mübadelesini yöneten yasalarin bilimi” olan, Marx’in yenisini üretmek üzere degil, varolani elestirmek üzere inceledigi “ekonomi politik”ten sosyalist bir ekonomi politik türetilmesi, ancak basta meta ve mübadele olmak üzere burjuva kategorilerin “sosyalizm”e ithal edilmesiyle yapilabilirdi.
Elinizdeki kitap, metadan baslayarak burjuva ekonomi politik kavramlarin ne olduklarini, ne olmadiklarini, nasil, hangi gerekçelendirmelerle “sosyalist ekonomi politik”in kavramlari haline getirildiklerini titiz ve sabirli bir emekle ortaya koyuyor. Kavramlarin özgün tanim ve içeriklerini birinci el kaynaklardan verdigi için, okuyucuya bunlarla Sovyet ideologlarinin tezleri arasindaki iliskiyi degerlendirme “özgürlügünü” de vermis oluyor.
Bu kitap, bu özelligiyle, yirminci yüzyil sosyalizminin tikanip geriye dönmesinin bir yönünü, ekonomik isleyis ve kategorilerdeki sosyalist olmayan yabancilasmalari ayrintili olarak göstermis oluyor. Kendini yeniden üretemeyen, “islemeyen” düzenler asilamazlar da.
Ekim devriminin en büyük sorunu, yogunlasmis proletarya temeline, hülyali ve enternasyonalist Bolseviklerin devrimci içtenligine, Ekim Devrimi’nin dönüstürücü siddetine ragmen kapitalizmden yeterince güçlü ve derin bir kopus olamamasi, bu nedenle de geriye dönüs olasiligina yasadigi yetmis yil boyunca hep açik kalmasidir.
Ekim ve Sovyet deneyiminin devrimciligiyle birlikte, sinirlarini, temel yanilgilarini bilmek yirmi birinci yüzyil sosyalizmini var etmenin kosullarindan biridir.
Haluk Yurtsever