ORTADOGU “CEHENNEMI
“Tanri’nin peygamberlerini gönderdigi”nden söz edilen Ortadogu topraklari adeta bir yeryüzü cehennemine dönüsmüs durumda. Yangin yerine dönen Ortadogu bugün iki ates arasinda kavruluyor.
Bir taraftan hidrokarbon (petrol, gaz) enerji kaynaklari üzerinde süren paylasim savaslari, diger taraftan, bu enerjinin kullaniminin sonucunda hizlanan bir iklim krizinin daha da agirlastirdigi kavurucu sicaklar, kuraklik, içme suyu kitligi, toz firtinalari... Ancak isin aslina bakarsaniz bu iki ates bir baska seyin, yani kapitalizmin ürünleri!
Yeniden paylasim kiskacindaki Ortadogu yangini bosuna degil; kolay mi?
Ortadogu dünya petrolünün yüzde 36.7’sini üretiyor. Üreticiler içinde net ihracatçi dört Ortadogu ülkesi toplam net petrol ihracatin yüzde 35’ini gerçeklestiriyor. Net ithalatçi, ABD, Çin, dört AB ülkesi, Hindistan toplam net ithalatin yüzde 60’ini gerçeklestiriyor. Ortadogu’nun toplam gaz üretimi içindeki payi yüzde 15.7. Ortadogu’nun tek net ihracatçi ülkesi Katar’in toplam net gaz ihracati içinde payi yüzde 14; Rusya’nin payi yüzde 21.4. Net gaz ithalatçisi bes AB ülkesi, toplam net gaz ithalatinin yüzde 27’sini gerçeklestiriyor.
Devasa bir enerji deposu özelligi tasiyan cografya açisindan Sykes-Picot “gizli” Antlasmasi, emperyalizmin Ortadogu’yu paylasim anlasmalarinin en bilineni, en çok tartisilanidir. Mayis 1916’da yapilan bu antlasma, sinirlari tek basina belirlemese de ve yine bu antlasmanin taraflari olan Ingiliz ve Fransiz emperyalistleri (antlasmanin diger bir tarafi olan Rusya, 1917 Ekim Devrimi ile anlasmadan çekilmis ve Lenin bu gizli antlasmayi bütün dünyaya ifsa etmisti) Ikinci Emperyalist Paylasim Savasi’ndan sonra bölgedeki hâkimiyetlerini önemli oranda kaybetmis olsalar da Sykes-Picot bugün bölge ile ilgili tartismalarin merkezinde yer almaya devam ediyor. Çünkü tarih, olmus bitmis olaylar-olgular yigini degil; dün-bugün-yarin diyalektigi baglaminda toplumsal süreçleri etkileyen/belirleyen bir bütünün parçasidir. Ve Ortadogu cografyasi, Sykes-Picot Antlasmasi’ndan yüz yil sonra, yine Suriye üzerinden sürdürülen bölgesel savas ve kamplasmanin sinirlarin yeniden çizilmesini gündemlestirdigi bir yeniden paylasim mücadelesinin merkezinde yer aliyor.
Su açiktir: Halklarin kendi geleceklerini kendilerinin belirlemedigi kosullarda-ki Rojava’da Kürtlerin PYD öncülügünde kurduklari demokratik kanton yönetimlerini saymazsak durum böyledir- “sinirlarin yeniden çizilmesi” tartismasinin tek bir anlami vardir: Yeniden paylasim! Söz konusu olan Ortadogu gibi dünyanin en önemli enerji kaynaklarinin (petrol ve gaz) ve onlarin geçis yollarinin bulundugu bir cografya ise; savas, bu paylasim mücadelesinin kaçinilmaz araçlarindan biri olarak karsimiza çikiyor. Arap-Israil Savaslari, Iran-Irak Savasi, I. ve II. Körfez Savasi, Suriye Savasi, Yemen müdahalesi, ülkelerde iç çatismalar ve darbeler… O yüzden Ortadogu’yu yüz yildir bitmeyen bir savasin cografyasi olarak adlandirmak abartili olmayacaktir.
2010 sonu ve 2011 baslarinda Tunus ve Misir’da diktatörlerin devrilmesine yol açan ve diger bölge ülkelerinde “degisim ve demokrasi” talepleriyle yayilan ayaklanmalarin ABD ve Fransa’nin basini çektigi Batili emperyalist güçler tarafindan bölgenin dizayn edilmesi için kullanilmaya çalisilmasi, Suriye üzerinden 2011’den bu yana süren emperyalist kamplasma ve mücadelenin ortaya çikmasina neden oldu. Günümüzde Suriye üzerinden süregiden emperyalist kamplasmanin bir tarafinda yer alan ABD, bölgede Ingiliz ve Fransiz emperyalistlerden devraldigi egemenlik iliskilerini sürdürmeye, diger kampin basinda yer alan Rusya ise, hem eski SSCB topraklari disindaki tek askerî üssünün yer aldigi Suriye rejimini ayakta tutmaya, hem de buradan bölgesel egemenlik mücadelesine daha güçlü ve etkili katilmaya çalismaktadir.
Bu tabloda yüz yil önce Sykes-Picot’nun adlarini dahi anmadan ülkelerini dörde böldügü Kürtler, kamplasmanin yarattigi denge durumunda kendi geleceklerini belirleme yönünde adimlar atmakta, dahasi her iki kampin varligini göz ardi edemeyecegi bir güç konumuna gelmis bulunmaktadir.
Filistin halkinin “kendi kaderini tayin etmekten mahrum birakilmasi ve yaklasik 70 yildir Siyonist isgale maruz kalmasinda, yine Sykes-Picot Antlasmasi’nin (ve onun devami niteligindeki Balfour Deklarasyonu’nun) belirleyici bir rolü olmustur. Filistin sorunu, Ortadogu’daki çatismalarin, savaslarin tozu, dumani arasinda her ne kadar kaybolmus gibi gözükse de olanca agirligi ile varligini sürdürmekdir.
Suriye Savasi’nin bölgedeki etnik-dinsel fay hattini harekete geçirmesinin Irak basta olmak üzere Lübnan, Ürdün, Türkiye, Iran, S. Arabistan gibi bölge ülkelerini dogrudan etkilemesi bu sürecin bir diger önemli gelismesi olmustur.
Özetle emperyalistler arasindaki rekabet/egemenlik mücadelesi, Suriye sorununa ve bölgedeki diger sorunlara yönelik çözüm arayislarindan kalici bir barisin ve istikrarin ortaya çikmasini engellemektedir. Dolayisiyla emperyalist güçler ve bölge gericilikleri arasindaki kamplasma devam ettikçe kaybedenler Suriye’de oldugu gibi hep dini-etnik-mezhepsel çatismalara sürüklenen bölge halklari olacaktir. Bu nedenle yeni Sykes-Picot’lari ve yeniden paylasimi saf disi birakacak kalici çözüm ancak ve ancak, emperyalizm, Siyonizm ve bölge gericiliklerinin her türlü müdahalesinin son bulmasindan geçmektedir.
Bu yazı 1131 defa okunmuştur.