Küresel Kriz Türkiye’de
“Gelismekte olan ülkeler” yahut “yükselen piyasalar” olarak tabir edilen çevre ülkeleri, 1970′lerin sonlarindan bu yana sermaye giris çikislarina bagli olarak birçok hizli büyüme ve çöküs dönemi yasadilar. 2008′den itibaren ABD Merkez Bankasi Fed’in (ve daha sonrasinda Avrupa Merkez Bankasi’nin) krize karsi uyguladiklari esi benzeri görülmemis parasal genisleme politikalari sonrasinda, bu ülkelere yönelik yabanci sermaye girislerinde yeni bir patlama yasandi. Parasal genislemenin yarattigi kredi, reel sektör yatirimlarina yönelmekten ziyade ya merkez ülkelerindeki borsalara ya da çevre ülkelere akti. Sermaye girislerindeki bu patlama, çevre ülkelerin para birimlerinin degerlenmesine, artan cari açiklara, kredi genislemelerine ve varlik fiyatlarinda ciddi artislara dönüstü. Sermaye girislerinin yasandigi ülkelerde makroekonomik dengesizliklerin ortaya çikmasinin (ya da daha da siddetlenmesinin) ve kirilganliklarin artmasinin arkasinda yatan en büyük neden söz konusu girislerin çok genis miktarlarda ve kontrolsüz olmasiydi. Fed’in geçen Mayis’ta parasal genislemeyi yavas yavas azaltacagina dair açiklamasi, sermaye akimlarinda yavaslamaya neden olarak bu ülkelerin birçogunda malî sorunlara yol açmaya basladi.
Türkiye bu konuda iyi bir örnek. Son dönemdeki ekonomik performansi övgüler alan Türkiye, bir süredir Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika ile birlikte “kirilgan besli” olarak bilinen ülkelerden biri. En büyük endise kaynagi ise son rakamlara göre Gariysafi Yurtiçi Hasilanin (GSYIH) yüzde 7,5′una ulasan cari açik; ki bu açik büyük oranda kisa vadeli sermaye girisleri ile finanse ediliyor. Özellikle 2008 sonrasi, Türkiye’ye sermaye girislerinde ciddi bir artis görülüyor. 2002′den 2013′e dek Türkiye’ye toplan 467 milyar dolar net sermaye girisi olmus durumda.

Net sermaye girisleri, 2002-2013 (milyon dolar)
Kaynak: Merkez Bankasi EVDS
Türkiye’nin rekor miktarda sermaye girisi yasadigi bu dönemde, bankalarin özel sektöre açtiklari kredinin GSYIH’e orani da 2002′de yüzde 10′larda iken 2012′nin sonunda yüzde 50′yi asti. Esasinda bu dönemdeki ekonomik performansin itici güçlerinin basinda da söz konusu kredi genislemesi geliyordu.

Bankalarin özel sektöre açtiklari toplam kredinin GSYIH’ye orani
Kaynak: Merkez Bankasi EVDS
Ne var ki, ABD Merkez Bankasi’nin Mayis 2013′teki açiklamasinin hemen ardindan TL deger kaybetmeye basladi. Mayis’in sonunda baslayan Gezi direnisi ve Aralik’ta patlayan yolsuzluk skandali ise siyasi belirsizligin artmasina katkida bulundu. TL, 2013 Mayis’indan 2014 yilinin Ocak ayinin son haftasina kadar TL yüzde 30′a varan oranda deger kaybetti ve bu durum Merkez Bankasi’ni bir geceyarisi açiklamasi ile faizleri sert bir sekilde arttirmaya zorladi.
Peki simdi ne olacak? Merkez Bankasi’nin sert faiz artisi en azindan simdilik TL’nin serbest düsüsünü duraklatmis olsa da ekonomideki kirilganliklar gelecek
hakkinda çok fazla iyimser olmamiza izin vermiyor. Yabanci yatirimcilarin hisse senedi piyasasinda yaklasik 54 milyar dolarlik, hazine tahvillerinde ise yaklasik 50 milyar dolarlik yatirimlari bulunuyor. Döviz kurundaki degisim nedeniyle ortaya çikan zararlarini bir noktada kesip Türkiye piyasalarini terk etmek istemeleri olasi. Sermaye girislerinde yeniden çok ciddi bir artis olmadigi takdirde 2014′te Türkiye ekonomisini, kisaca, sunlar bekliyor:
1. TL’nin deger kaybi döviz cinsinden borçlu olan firmalar için ciddi tehlikeler yaratacak. Türkiye’nin kisa vadeli borç stoku 130 milyar dolar civarinda. Bunun 91 milyar dolari bankacilik sektörüne, 35 milyar dolari ise reel sektör firmalarina ait. Daha da kötüsü, reel sektör firmalarinin döviz açik pozisyonunun Ekim 2013 sonu itibariyle 165 milyar dolar seviyelerinde oldugunu biliyoruz. Bu durumun en azindan ödeme güçlüklerine yol açacagi kesin. Daha muhtemel olan ise, özellikle döviz cinsinden borçlanmis ancak gelirleri büyük oranda TL cinsiden olan firmalarin bir kisminin iflas sinirina dayanmalari. Halihazirda türev ve opsiyon piyasalarinda yatirim yapan bazi sirketlerin ciddi kayiplar yasayarak iflas esigine geldigine dair haberler mevcut.
2. Bankalar kredi kosullarini agirlastirmaya basladilar bile. Kredi büyümesindeki bir yavaslamanin faiz oranlarindaki artis ile birlikte öncelikle insaat ve konut sektörünü vurmasini bekleyebiliriz. Faizlerdeki artisin bazi bankalari alacaklarinin ve borçlarinin vade farkindan ötürü zarara ugratmasi da diger bir olasilik.
3. Döviz kurundaki artis özellikle enerji fiyatlari üzerinden enflasyonu arttiracak, bu ise özellikle sabit gelirli yoksul halki vuracak. Merkez Bankasi enflasyon beklentilerini simdiden yukari çekmis durumda.
4. TL’nin deger kaybinin ihracati ciddi bir biçimde arttirmasini da (ihracatin ithal ara mallara bagli olusu göz önünde bulunduruldugunda) bekleyemeyiz.
Kisacasi, küresel kriz artik çevre ülkelerin kapisina dayanmis görünüyor. 2014′te Türkiye’de ekonomik büyüme yavaslarken enflasyonun artmasiyla genis kitleleri yoksullastiran bir stagflasyona dogru sürüklenmesi ciddi bir tehdit olarak önümüzde duruyor.
Bu yazinin daha önceki bir versiyonu 30 Ocak 2014′te Triple Crisis’da (http://triplecrisis.com/the-global-crisis-reaches-turkey) yayinlanmistir.
Bu haber 782 defa okunmuştur.