Zararsiz Anlayabilmek!
Deniz Gezmis, Yusuf Aslan, Hüseyin Inan…
3 fidan…
6 Mayis 1972’de katledilislerinin 38. yilinda saygi ve özlemle aniyorum.
1 Mayista Giresun’daydik. Emek ve dayanisma gününü kutladik. Birlik beraberligin daha fazla olmasi için çaba gösterdik ve destekledik.
Katilimin daha fazla olacagini düsünüyor olmama ragmen yanildigimi, biraz da olsa hayal kirikligina ugradigimi belirtmem gerek! Gerçi buna da sükür. Hiç olmamasindan iyidir hesabi!
Bir arkadasimi kutlamalara davetimde, saka yollu “ben isçi degilim”, bir digerinde “maasini aliyor musun, evine ekmek götürüyor musun, ne gerek var bunlara, birakin bu isleri” ifadeleri, toplumun genelinde bu olguya bakis açisini gözler önüne seriyor.
Bunlar da zamanla asilacak…
Giresun Derelerin Kardesligi Platformu olarak “HES’lere Hayir” pankarti açan biz 3 kisiydik. Ali Dursun, Dereli Tamdere köyü muhtari ve ben. Daha sonra bir de gocaman (!) eklendi aramiza. Konuyla ilgili ÖDP Giresun teskilatinin tam destegi vardi arkamizda. Bir de Giresun Halkevleri benzer bir pankart açmis ve “Birakin Dereler Özgür Aksin” demisti.
Bulancak sanat tiyatrosu genel yayin yönetmeni güleryüzlü Sahin Ergüney de bizlere destek verdi. Simdilerde Es-Es dizisinden kahveci Esref olarak bilinen, Bulancakli hemserimiz usta tiyatro sanatçisi.
Osmanaga meydanina gidene kadar birkaç bireysel alkis aldigimizi da söylemeliyim.
Bu konuya en fazla solcularin destek verecegi kanaatim dogru çikti, ancak iki elin parmaklari kadar diyebiliriz. Bir de 1 Mayis kutlamalarina katilamamis olan ancak tepki gösteren köylüler.
Gerçi kendini solcu olarak ifade eden, kendini çokbilmis (ukala), büyük (megaloman) gören, kendini dünya sistemine adapte edenler, kendinden baskasini düsünemeyenler de var maalesef! Onlar artik ideoloji ile degil, üzeri resimli kâgitlarla ilgileniyorlar.
Solcular zaten her seye karsi mantalitesi, bir duvar gibi karsimiza çikiyor hep.
Geçmise gidelim. 1969 yilinda yapilmasi gündeme gelen Bogaziçi Köprüsüne Deniz Gezmis ve üniversiteli devrimci gençler de karsi çikmislardi.
Hemen sorgulayalim, neden?
Istanbul’a yapilacak köprüden önce, ülkenin, yurdun degisik yerlerinde acil ihtiyaçlar olmasindan, üzerinde köprü olmayip geçit vermeyen akarsularimiza köprüler yapilmasi gerektigindendir.
Biz de HES’lere karsi çikiyoruz.
Neden?
Ekolojik sistem yok olacaktir. Sularin dogal yolunda akitilmadigi, tünel yapilan bölümlerde yasam bitecektir. Sonucunda da orada yasayanlar göç etmek zorunda kalacaklardir.
Maksat elektrik üretmekse, daha basit ve ekonomik uygulanabilir yöntemler var!
Evlerin, yapilarin çatilarina günes panelleri koyulsun, herkes faydalansin. Rüzgâr türbinleri yapilsin, rüzgâr estikçe evimiz, ülkemiz isisin.
Bilim karsi çikiyor bu HES’lere! Genel anlamda birkaç bilinç sahibi âkil kisiler halki bilinçlendirmeye çabaliyor ama halk içinde sesi çikan kisiler bir sekilde susuyor, tepkisiz kaliyor.
Acaba üzeri resimli kâgitlardan midir?
Halk bir anlamda bilgi sahibi degil. ABD benzer uygulamalari geçmiste yapmasina ragmen, görülen zararlardan ötürü simdi vazgeçiyor.
Aslinda madalyonun diger yüzüne bakmak lâzim! Belki de en önemli mesele orada.
Elektrik üretimi adi altinda, kamunun, orada yasayan insanlarin hakki olan “sularimizin kullanim hakki” bu projeleri hayata geçiren sirketlere veriliyor.
Eee bu adamlar tüccar, memleketi bile pazarliyorlar, satiyorlar. Yaptiklari tesisleri neden satmasinlar? Satarlar. Hem de kime, mutlak ve mutlak yabanci güçlere.
Memleket kilifina uydurularak elden gidiyor.
Kenya’nin kurucu devlet baskani Kenyetta'nin tarihe malolan sözlerini animsiyorum;
“Beyazlar geldiklerinde onlarin ellerinde Incil, bizim elimizde topraklarimiz vardi. Gözlerimizi kapatarak bize dua etmesini ögrettiler. Gözlerimizi açtigimizda bizim elimizde Incil vardi ve topraklarimiz onlarin eline geçmisti."
Bugün herkesin rahatlikla faydalanabilecegi derelerimizden, böyle giderse yakin gelecekte, ya belirli bir ücret karsiliginda faydalanabilecegiz, ya da o bölgeye giremeyecegiz!
Buna nasil faydalanmak denilebilir?
Artik gerisini siz düsünün!
Bu zararlardan önce anlayabilmek ve koruyabilmek temennisiyle…
Bu yazı 1496 defa okunmuştur.