HES’LERE KARSI VAROLUS MÜCADELESI
Insanin bildikleri arttikça, dertleri de artarmis. Hani derler ya, az bilen daha mutludur diye.
Ben de bildiklerim arttikça ve buna ragmen etkili ve yetkililerin yanlislarini gördükçe, daha mutsuz oluyorum, gelecegimden umutsuz oluyorum. Bunun yaninda ise olumsuzluklara karsi mücadele edenleri, dogru sekilde yapilmasi gerekenleri, yanlislari anlatanlari, düzeltmeye çalisanlari, yasadigi yere, yöresine, bitkisine, canlisina, ülkesine, dünyasina sahip çikanlari gördükçe umudumu her daim taze tutuyorum.
14 Ocak 2011 Cuma günü saat 13.30’da Giresun’da HES’lerin zararlari konulu bir panel düzenlendi. Panelist olarak Yildiz Teknik Üniversitesinden çevre konusunda uzman Prof.Dr.Beyza Üstün, Avukat Alptekin Ocak ve Giresun Derelerin Kardesligi Platformu basin sözcüsü Ali Dursun katildi.
Herkes neler yasadigini, neler yapilmasi gerektigini, bilgileri ölçüsünde anlatmaya, halki bilinçlendirmeye çalisti. Ancak, sanirim bilim adina konusan Prof.Dr.Beyza Üstün’ün sunumu, her seyi apaçik ortaya koyuyordu. Kendisini daha önceden de tanidigim ve tanimaktan onur duydugum Prof.Dr.Beyza Üstün’ü Giresun’da görmek, tekrardan görüsmek mutluluk vericiydi.
Peki ne anlatiyordu sayin Üstün? Bilim adina neler söylüyordu?
HES’ler böyle giderse, insanligin sonunun gelecegiydi, nihayetinde anlattiklarinin!
“Aman Allahim” iste ilk aklima gelen sözcükler bunlardi.
Kendimi bu konuda bir seyler bilen biri zannediyordum, ancak bilgimin çok az oldugunu, HES’lerin zararlarinin açisinin ne kadar genis oldugunu ibretle ögrendim.
Esas olan neydi, nelerdi HES projelerinin altindakiler?
Doganin tahribati mi, ekolojik dengenin bozulmasi mi, yer alti maden zenginlikleri mi, sularin kullanim hakkinin 49 yilligina devri mi, disa bagimliliktan kurtulmak mi, yoksa 2.000’den fazla HES sirketine bagimli olmak mi?
Bunlar bile insani ürpertmeye yeter aslinda…
Doganin kiyimi bir yana, suyun hapsedilerek borular ve/veya kanallar vasitasiyla akarsularimizin yatagindan alinip, kilometrelerce götürülüp, sonra yüksek bir yerden asagi salinmasi, bunun yaninda kuyruk suyu tabir edilen birakilan suyun hemen birakildigi yerden bir baska HES santrali için tekrardan borular ve tüneller içine alinmasi, bunun dere boyunca sürmesi, olayin vahametini anlamaya yetiyor aslinda.
Buradan elde edilecek sularin aslinda sadece bir sivi oldugunu görmek gerek! Sularin buharlasmasi, tekrar yeryüzüne yagmasi, topragin sulari emerek kaynaklardan çikmasi veya yeraltindan ve yer üstünden derelere akmasi, bu akis sirasinda topraktaki mikroorganizmalar ve minerallerle suyun besleyici özelligini kazanmasi artik bitecek. Çünkü buharlasacak su olmayacak. Ekolojik denge bitecek.
HES’leri savunanlar “enerjide disa bagimli olmak”tan kurtulacagimizdan bahsediyorlar. Oysaki sayilari su anda 2.000’den fazla olan HES sirketlerine bagimli olacagimiz konusunu kimse göremiyor!
Yani evet, direkt olarak disa bagimli olmaktan kurtulacagiz, dis destekli 2.000’den fazla sirkete bagimli olacagiz. Iste fark bu!
Bir diger savlarinda da, derelerin bosa aktigini halka empoze etmeye çalisiyorlar ve sularimizin bu haliyle degersiz oldugu yalanini bilinçaltina yerlestiriyorlar. Bilinmelidir ki, tabiat var oldugu günden bugüne dereler bosuna akmadi; havzalarina, vadilerine, aktiklari bölgelere hayat vererek yasamin idamesini sagladi.
Insanligin baslangici da böyledir. Hayat “SU”da baslamistir.
Anlasilan kapitalizmin parasi o kadar çogaldi ki, artik ne yapacagini sasirdi! Az emekle bol kazanç pesinde kosan kapitalizm, özellikle gelismekte olan ve gelismemis ülkelerin üzerinde kolayca ve keyiflice bir oyun oynuyor. Oynuyor ama bedavadan bonus kazanmiyor, para kazaniyor!
Kapitalizmin yeni ve bir diger çigirtkanligi ise yillardir dünyamizin gündeminde olan “küresel isinma” hikâyesi! Böylelikle yaptiklari bu doga katliaminin vicdanlarda görmezden gelinmesini sagliyorlar.
Bir takim bilim çevreleri evet var diyor, bir takim bilim çevreleri ise aksine hayir yok diyor. Isinma sonucunda sularin azaldigindan bahisle, sulari disiplin altina aldiklarini anlatiyorlar. Sulari disiplin altina alacaginiza, asil karbondioksit salinimini azaltici önlemler alin da atmosferimiz temiz kalsin, isinma yok olsun. Birakin sular özgürce aksin.
Buraya kadar anlattiklarimiz buzdaginin görünen kismi gibi! Asil görünmeyen ise baska!
Nerde bir hükümet yetkilisi konussa, HES’lerin vazgeçilmez oldugundan bahsediyorlar. Yani hükümet, kapitalizmin sözcülügünü ve hamiligini yapiyor.
Avrupa yeni teknolojilerle mevcut santrallerini modernize etmeye odaklanmis durumda. ABD ise baraj yapmaktansa, okyanus ve dalgalardan elde edebilecegi alternatif, temiz enerji üzerinde çalismalar yapiyor. Hedef ayni, sürekli hidroenerjiye sahip olmak.

(çöten)
Bilmem bilir misiniz? Benim çocuklugumda derelerimizde sular boldu ve balik yakalamak için “çöten/çit” yapardik. Ertesi gün bakardik jandarma veya polis çötenimizi kaldirmis veya yikmis. Yasakti, çünkü balik nesli azalacak ve ekolojik denge bozulacakti. Dogru bir uygulamaydi, suyun akisini belirli bir oranla daraltip hizlandiriyor, suyun akis hiziyla baliklarin kurtulusunu engelliyorduk.
Peki sorarim simdi, bizlere çötenimizi yasaklayan zihniyet veya her ne ise artik, simdi nasil olur da HES’lere izin verir? Nasil olur da HES’lerin çigirtkanligini yaparlar? Hani derler ya, hiç utanmaniz yok mu sizin? Cansuyu dedikleri taslarin arasinda kaybolacak derecede az olacak suda, tabirimiz o ya “kirmizi benekli alabaliklar” nasil yasayacak?
Güney Amerika ülkelerinin birinde benzer bir olayi anlatmaya çalisayim;
Ilgili hükümet HES yapimini simdi bizde oldugu gibi tesviklendirmis ve önayak olmus. Gel zaman git zaman buharlasma ve ekolojik döngü yok olmaya baslayip derelerin su debisi azaldigi için derelere su vermez olmuslar. Halk suyu parayla satin almaya baslamis ve paralari yetmez olmus. Daha sonra halk çatilarina su toplama borulari yapmis ve yagmursularini içme ve kullanma suyu olarak kullanmaya baslamislar. Derken yanlarinda kolluk kuvvetleriyle HES sirketleri buralari basmis ve bu düzenekleri yikmis. Bu yagmursulari bizim demisler. Bunlar dogaya akacak, oradan derelere sizacak ve HES’lerde kullanilacak. Tabiî ki dogal sonuç, halk ayaklanmis ve HES olayini bitirmisler.
Bu duruma gelmeden, ayni seyleri yasamadan “durun” diyoruz!
Daha basit anlayabilmemiz için yapilanlari kisaca özetlersek;
- Sondajlar yapilip yer alti sulari kanallara alinacak,
- Sular borular ve tünellerle kapali ortama alinacak ve buharlasma/ekolojik döngü yok olacak,
- Yer alti zenginligi madenlerin kullanim hakki HES sirketlerinin olacak,
- Kamuya ait olan su enerji olarak ve su olarak satilacak, kontörlü su satisi baslayacak,
- HES’lerin oldugu mahallere kadar enerji nakil hatlari yapilacak,
- Devlet haricinde özel sirket olan HES’ler, sit alanlari ve milli parklarda acil kamulastirma yapacak ve bu alanlar yok olacak,
- HES’lerin alanlari özel mülkiyet olacagindan, kimse giremeyecek,
- Bu alanlar jeopolitik öneme sahip oldugundan, gelecekte aleyhimize güç olabilecek,
- Tüm bunlar 49 yilligina HES sirketlerine verilecek,
- Doga tahrip edilerek ekolojik yasam ve en nihayetinde insanoglu yok olacak.
Bir de isin jeopolitik yönü var. O da ayri bir yazi konusu olabilir.
Unutmayalim, dereler yer alti sularini besliyor, yer alti sulari da dereleri.
Her ikisi de insanligin var olma sebebi!
Bu yazı 2021 defa okunmuştur.