Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İlk ve Tek Beste
10 Mart 2016, 14:30

İlk ve Tek Beste

İlk ve tek bestesi bulunan Sabri Özdemir'i ortaokula başladığım yıl, tanıdım

ILK VE TEK BESTE

                Ilk ve tek bestesi bulunan Sabri Özdemir’i ortaokula basladigim yil, tanidim. Ikizi Nazmi hocayi lise yillarinda.  Bizim köyün ilkokuluna (Kusçulu) atanmisti. Köyde, bize komsu olmuslardi. Hacer teyze, kizlari Seyda, Leyla…  Okula gidip geldigimiz günler; içten arkadasliklar; sicak komsuluk iliskileri…

                Biz Istanbul’a göç ettik; hocamlar Görele’ye… Uzun yillar görüsemedik. Yil bin dokuz yüz seksen üçtü.  Bir pazar günü, ögle sonrasi görev yaptigim Of- Tashan’a gitmek üzere bindigim otobüste yeniden karsilastik, hocamla. Hopa’ya gidiyordu. Darbe sonrasi, çalistigi Görele Lisesi ‘nden kendi söylemi ile “ sürgün” edilmisti.  Üzgündü, mutsuzdu… Zaman zaman yine ayni otobüste seyahat ettik. Konustuk, dertlestik…

                Hep saygi duydum, hocama; bir de ikiz kardesi Sabri hocama… Ikisi de musiki alaninda kendini yetistirmis; müzik ögretmenligin ötesine geçmis saygin degerlerdi. Sabri hocam, Istanbul’da aranan bir kemancidir. Aksam evinden alinip gece evine getirilen;  sahnede Emel Sayin’a, Bülent Ersoy’a kemaniyla eslik eden önemli bir müzisyendir.

                Sabri, Nazmi Özdemir kardesler, genlerinde müzik olan bir ailenin çocuklaridir. Babalari kemençe çalar; amcalari davul, zurna… Yokluk, yoksulluk içinde büyürler; müzik yetenekleri sayesinde yatili okullarda egitim görürler; sonrasinda ögretmen olarak görev alirlar. Ilkokul ögretmenliginden lise ögretmenligine uzanan bir egitim emekçisidirler. 

                Emeklik sonrasi, Görele Lisesi’nde ücretli ögretmen olarak çalistiginda, ben de okulda görev yapan genç bir ögretmendim. Lacivert takim elbiseli, beyaz gömlekli, lacivert kravatli son derece mütevazi, saygili, dakik, isini seven bir ögretmen portresi çiziyordu. Ileriki yillarda kuracagi musiki korosunun alt yapisini olusturmak için çirpiniyordu. Sinif sinif dolastigina, sesler aradigina tanik oldum.

                Divan sairi Hayalî, “Geçmis zaman olur ki hayali cihan deger” demis. Öyledir de…  Geride kalan yillarin bendeki “cihan deger” izleri, izlenimleri, anilari böyle… Hos, anlamli, duygulu… 

                Görele bereketli bir toprak! Kültür, sanat, edebiyat alaninda iz birakan degerler yetismis tarlasinda. Bu degerlerden biri Nazmi Özdemir, kuskusuz.

                Edip Cansever usta, insan ile yasadigi yer arasindaki ilgiyi, bagi, baglantiyi dizelere döker:

Insan yasadigi yere benzer

O yerin suyuna, o yerin topragina benzer

Suyunda yüzen baliga

Topragini iten çiçege… 

                Böyledir insanlar, kuskusuz. Cansever’in söyledigi gibi kendi topragina, suyuna benzer; suyunda yüzen baliga, topraginda uç veren çiçege… Kendi topraginin siirini söyler; öyküsünü yazar; kendi topraginin resmini, bestesini yapar, türküsünü söyler… Kendi topragini yogurur, biçimlendirir…

                Yasadigi yere benzeyen nice sanatçisi, edebiyatçisi, müzisyeni vardir, Görele’nin. Geçmis zamanda, geceleri,  sanat evi dedikleri küçük bir odada,  bir araya gelip siirler okurlar resim yaparlar, müzik icra ederler, yarenlikler yaparlar, sakalasirlar…   Sanat evinin bilgesidir, Hasan hoca. Bilgisi, kültürü, birikimi yarenligi, sevecenligi ile sayilan, sevilen, deger verilen hos bir adamdir.  Çakir keyif oldugu zamanlar Tevfik Fikret’ten siirler okur. Az, fakat öz konusur. Konusurken oda susar. Bu sanatsever topluluga yazlari, okullar kapaninca katilabilir, Nazmi hoca. Kimler yoktur ki bu sanat ortaminda: Burhan Temel, Turgut Unuömeroglu, Fethi Karamahmutoglu…

                Bir gece yine sanattan, edebiyattan konusurlar; ardindan Sabri hoca alir eline, kemani…  Önce hicaz bir taksim; sonra sarkilar… Hos vakitler geçirirler. Icra bitince, Ahmet Kaçar “Sabri, neden bir besten yok ?” der. Susar Sabri hoca. Bu söz, yüregine bir damla gibi düser…

                Birkaç gece sonra yine odadadir. Sira kendine gelince alir kemani eline; dokunur tellerine… Daha önce kimsenin duymadigi bir besteyi icra eder. Odadakiler hem mutlu hem saskindirlar. Nagmeler öylesine etkili, öylesine duygulu; sözler öylesine içten, öylesine derin, dokunakli… Bu, Ahmet Kaçar’in bestelenen bir siiridir:

 

Alnimda çizgiler, saçimda aklar

Her sevinç bitmemis bir aci saklar

Dokunsam titresip aglayacaklar

Bos gelin odasi, yasli duvaklar.

 

Söylemek isterim gelmez dilime

Saadet olacak tek bir kelime

Seneler bir alev düser elime

Bos gelin odasi, yasli duvaklar.

 

                Bu beklenmedik bir sarkidir. Çok begenilmistir. Sabri hoca mutludur; Ahmet Kaçar mutlu… Bilge Hasan hocanin gözler isimis, yüzünün kivrimlari aydinlanmistir. Kendine özgü eda ile basini sallayarak memnuniyetini açiga vurur.  Bu, Sabri Özdemir’in ilk ve tek bestesi olur. Bir ikinci bestesini ne dinleyen olmustur, ne duyan ne de bilen.

                Övgüyle, sevgiyle söz ederdi, ikizinden, Nazmi hoca. Bu hicaz besteyi uduyla icra etmekten büyük keyif alirdi.

                Emeklilik döneminde de bos durmadi. Bir yandan koro çalistirdi diger yandan kiralayip atölyeye dönüstürdügü küçük odada ut, keman, kemençe, saz gibi çalgi aletleri yapti. Atölyede keskiler, çekiçler, mengeneler, tutkallar, boyalar; duvarda, yapim asamasinda ya da bitirilmis utlar, kemanlar, kemençeler…  Bir de bene vardir, atölyede.  Sadik bir köpektir, bene; uysaldir, yumusaktir.  Atölyeyi bekler, gün boyu. Hoca atölyede yoksa kimseye kapidan içeri adim attirmaz. Iyi arkadas, iyi dostturlar; bene’yle hoca. Hocayi görünce, kuyrugunu sallar; sürüne sürüne yaklasir; hocanin bacaklarinin arasinda dolasir, sonra arka ayaginin üzerinde dikilerek ön ayaklariyla beline sarilirdi. Hocadan baskasina ne yilisir ne de yüz verirdi… 

                Kimi zaman ugrardik atölyeye. Bizi görünce göz bebekleri gülerdi; mutlu olurdu. Hos sohbetler ederdik. Müzikten, sanattan, edebiyattan konusurduk. Vedalasmadan önce, tamamlanmis kemençe, keman ya da utlardan birini eline alir; gönlümüze musiki damlaciklari yagdirirdi. Hem halk hem sanat hem de bati musikisi alaninda derin bilgi birikimi vardi. Bunlari paylasmaktan büyük keyif alirdi… Ayrilirken üzülürdü. “Yine gelin, arayi açmayin” derdi.

                Daha yapacak çok isi vardi; daha söyleyecek çok sözü… Ama olmadi.   Altmis iki yasinda gözlerini yumdugunda yil, iki bindi.  Aradan yillar geçti; unutulmadi bu güzel insan. Unutulmayacak da.

                Içimde kipir kipir; ince, sicak duygular…  Ve bir siir yazmak istiyorum; duygulu, etkili, içli bir siir. Ve söyle seslenmek istiyorum, hocamin adina:

Su mahzun gönlümün var bir seydasi

Leyla’nin çigligi, askin nevasi…

Belma bir hos bakis nihan bir akis

Emelim kalbimin son hatirasi…

Özcan TEMEL

Haberi Ekleyen: Görman Hesler

Bu haber 765 defa okunmuştur.

Paylaş

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Görele

Mırıldak kafa karıştırıyor

Mırıldak kafa karıştırıyor Mırıldak Osman Usta tacizci Hasbi Dede'yi aklamak için çırpınıyor

Hasbi Dede İhraç edildi

Hasbi Dede İhraç edildi Tacizden yargılanan Hasbi Dede CHP’den ihraç edildi

Frene basmamışlar

Frene basmamışlar Frene basmamışlar

Tuana Cenazesi Çarşamba günü uğurlanacak

Tuana Cenazesi Çarşamba günü uğurlanacak Tuana Cenazesi Çarşamba günü uğurlanacak

Hayata Tutunamadı

Hayata Tutunamadı Tuana Torun hayatını kaybetti

GÖRELE ' DE HAVA DURUMU

GIRESUN

RÖPORTAJ

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi

ARŞİVLEN HABERLER

Arama
ssssssssssssssssssssssssssssssssssss