Haramiler suyun basini birakmiyor
Yenilenebilir enerji kaynagi olarak görülen akarsular, enerji
sirketlerinin malina dönüstü. Yasam alanlarini geri dönülmez sekilde tahrip
eden hidroelektrik santraller hakkinda yapilan islemlere hukuk da engel
olamiyor.
Haziran ayinda açiklanan “Büyüyen ekonomi, sürdürülebilir
enerji” baslikli, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanligi 2013 Yili Faaliyet
Raporu, AKP'nin enerji üretimine yaklasiminin da özeti olan ifadelerle dolu.
Cumhurbaskani-Basbakan-Milletvekili-AKP Genel Baskani Recep Tayyip Erdogan'in
“Bir ülkede büyümenin ölçüsü enerji tüketimiyle dogru orantilidir. Eger bir
ülkede enerji tüketimi fazla ise o ülke güçlü bir ülkedir” sözüyle baslayan
raporda, enerji politikalarina 'mesruluk' saglanmaya çalisiliyor. Ayni kisinin
HES'leri savunmak için yillar öncesinde söyledigi “Tek bir damla suyun bile
bosa akmasina izin vermeyecegiz” diyerek denizlere dökülen akarsularin “bosa
aktigi” anlamina gelen sözü hatirlandiginda, enerji tüketimini güçlü ülke
olmanin geregi sayabilecek kadar bilgisiz oldugu daha anlasilir oluyor. Dogayi
tahrih eden HES'lerde özel sektör trafindan üretilecek elektrik için kWh basina
7,3 cent tesvik bile veriliyor.
Su ve doga enerji kaynagidir!
“Su sadece yasam kaynagi degil ayni zamanda bir enerji
kaynagidir.”, “Tabiat içinde barindirdiklariyla sadece bir yasam kaynagi degil
ayni zamanda bir enerji kaynagidir” seklinde AKP'nin dogaya bakisini özetleyen
“özlü-sözlerle” bezenen raporda, “ülkemizin artan enerji talebinin karsilanmasi
amaciyla özel sektör tarafindan yapilan enerji üretim yatirimlarinin çevre ile
uyum içinde gerçeklestirilmesi konusunda mevcut mevzuat çerçevesinde gerekli
hassasiyet gösterilmektedir” iddiasina da yer veriliyor.
Ancak son 10 yildir yapilanlara bakildiginda, AKP'nin çevre
politikalari, bütünüyle enerji ve maden sirketlerinin ihtiyaçlarina göre belirlendigini
görülüyor. Yasalari, yönetmelikleri enerji sirketlerinin ihtiyaçlarina göre
yenilemek yetmiyor, gerektiginde fiili durum yaratilarak, Anayasa ve yasalar
deliniyor. Öyle ki birakalim doganin korunmasini, anayasa, yasalar,
yönetmelikler, mahkeme kararlari; uyulmasina hiç ama hiç gerek olmayan 'küçük
ayrintilar' olarak kaliyor.
Enerji üretimi ve tatli su kaynaklarini uluslararasi
tekellerin talepleri dogrultusunda kontrol altina almak için baslatilan
hidroelektrik santrallerle ilgili yasananlar da, hiçbir hukuk kurali taninmadan
doga ve yasam alanlarinin geri dönülmez bir sekilde tahrip edildigini
gösteriyor.
Hukuksuzluklar diz boyu
Antalya Alakir'da yapimi planlanan Dereköy HES ve Alakir 2
HES için verilen 'ÇED Gerekli Degildir' raporu sonrasinda olanlar, hukukun
iktidarin isine yaradigi zaman basvurulacak bir alan oldugunu, aksi
durumlarlarda ise yok sayilacagini gösteriyor. Bölgede yapilacak HES'ler için
“ÇED Gerekli Degildir” raporunu iptal eden yerel mahkemenin kararinin, Danistay
tarafindan onanmasi bile HES'çilerin hizini kesmedi. Sirket jet hiziyla
Bakanliktan ÇED raporunun onaylanmasini istedi. Sirketin talebini emir telakki
eden Çevre ve Sehircilik Bakanligi ise Dereköy HES için hemen 'ÇED Olumlu
Raporu' verdi. Çevreyi korumakla yükümlü Bakanligin, tipki ormani ve su
kaynaklarini korumakla görevli Orman ve Su Isleri Bakanligi gibi, son yillarda
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanligan bagli bir müdürlük haline geldigini
gösteren bu örnekte, raporu dayanak yapan sirket, hiç zaman kaybetmeden insaat
çalismalarina basladi. Mahkeme karari böylece baypas edildi.
Mahkemenin bu kararinin uygulanmasi için verilen yazili
talimatin ise postada yok oldugu ortaya çikti. Kaymakamlik yazinin olmadigini
savunurken, Il Çevre Müdürlügü ise "Çoktan gönderdik" yanitini
veriyor. Danistay kararinin bir baska sonucu ise HES firmasinin mahkeme
karariyla ugradigi zarari tazmin için 17 çevreci ile bir dernege 20 milyon
TL’lik ihtarname çekmesi olabiliyor.
Dogayi koruyanlara dava
Rize Ikizdere'ye bagli Simsirli köyünde yapimi süren
hidroelektrik santral insaatina karsi çikanlarin basina gelenler de farkli
degil. HES'e karsi eylem yapan 39 köylüye açilan davanin gerekçe ilginç.
Topraklarina, yasam alanlarina sahip çikan köylüler hakkinda, ‘Is ve çalisma
hürriyetinin ihlali’, 'tehdit ve hakaret', 'müessir fiil verme' ve ‘Isyeri
dokunulmazliginin ihlali’ suçlamasiyla dava açilmisti. Üstelik köylülerin
korumaya çalistiklari bölge, Trabzon Kültür ve Tabiat Varliklarini Koruma Bölge
Kurulu'nca 22 Ekim 2010 tarihinde dogal SIT alani ilan edilmisti. Köylülerin
Dünya Çevre Günü'nde hakim karsisina çikmalari ise ilginç bir tesadüf olarak
HES'lere karsi mücadele tarihinde yerini almisti.
Hukuka karsi hile
Bir baska hukuksuzluk örnegi de Giresun'dan. Çevre ve
Sehircilik Bakanligi, süreci hizlandirmak için “ÇED gereklidir ya da ÇED
gerekli degildir” karari verme yetkisini 27 Subat'ta yayimladigi genelgeyle
valiliklere devretmisti. Bu yetkiyi kullanan Giresun Valisi Hasan Karahan,
Büyükdere Çayi üzerinde yapilan Vanazit Hes Projesine iliskin “ÇED Gerekli
Degildir” karari verdi. Ancak kararin iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulmasi
üzerine, yine olmasi gereken olmadi çünkü Vali, HES firmasina 3 ay daha çalisma
izni verdi. Böylece açik bir 'hukuka karsi hile' vakasi yasanmis oldu.
Ilkesiz karar!
Çevre ve Sehircilik Bakanligi tarafindan 12 Agustos tarihli
Resmi Gazete'de yayimlanan bir ilke kararinin ise, iptali yönünde pek çok yargi
kararlari bulunan hidroelektrik santralleri, dolayisiyla enerji sirketlerini
kurtarmayi hedefledigi ortaya çikmisti. Görünüste dogal SIT alanlarina HES
yapilamayacagina iliskin bir karar olarak duyurulan ilke karari; tersine hangi
kosullarda dogal SIT alanlarina HES yapilabilecegine iliskin hükümler
barindiriyordu.
'Acele kamulastirma bülteni'
Yeni HES'ler yapilmasina karar verilmesinin ardindan en çok
, acele kamulastirma kararlari duyulur oldu. Savas halinde ya da Bakanlar
Kurulu'nun kamu yarari görmesi durumuda basvurulacak bu olaganüstü yetki, son
yillarda Resmi Gazete'de en çok görülen kararlar haline geldi. Üstelik
Danistay, Bakanlar Kurulu'nun acele kamulastirmalarla ilgili yetkisini 14 Eylül
2004'te EPDK'ya devretmesini hukuksuz bulmustu. Danistay 6. Dairesi, 11 Subat
2013'te açilan davayi 25 Aralik 2013'te karara bagladi ve yetki devrini iptal
etti. Mahkeme, bu tarz kararlarin Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu’na
uygunluk veya Bakanlar Kurulu’nun karar verecegi bir kamu yarari karari olmasi
durumunda alinabilecegine hükmetti. Bu kararla, 2004'ten bu yana alinan 'acele
kamulastirma' kararlari, hukukun üstün oldugu bir ülkede dayanagini yitirmis
olmaliydi ancak AKP'nin yönettigi Türkiye'de bu karar da 'yok hükmünde'
sayildi. Acele kamulastirmalar tüm hizla devam etti. Resmi Gazete, adeta 'Acele
Kamulastirma Bülteni'ne dönüstürüldü.

Haber : Nurettin Öztatar
Bu haber 636 defa okunmuştur.