|
Ali Dursun
ANNEMİ BİR DAHA GÖRMEDİM
02 Eylül 2010, 01:21
ANNEMI BIR DAHA GÖRMEDIM  12 Mart 1985 yilinda Merzifon kapali cezaevinden tahliye oldum. Bir gün öncesinden Mehmet agabeyim Merzifon’a gelmis, birlikte Sivas’a evimize dönecektik. Cezaevi çikisi ellerim kelepçelendi ve Merzifon adliyesine jandarmalar esliginde (savciliga) getirildim. Savci daha önceden hazirlanmis kahverengi, kapali ve mühürlü zarfi imza karsiliginda bana teslim etti. Sözlü olarak ta bu zarfi 15 gün içersinde 1 yil 8 ay 20 gün sürgün olarak yasayacagim Erzurum ili bassavcisina teslim etmem gerektigini aksi durumda bu süreyi yine kapali cezaevi kosullarinda geçirecegimi tehditkar bir üslupla anlatti. 12 Eylül fasist diktatörlügü, salt düsüncemden dolayi bes yil ceza verdigi ve bu cezayi 12 ayri cezaevi gezdirerek tamamlattigi yetmezmis gibi bir de 20 ay 20 gün baska bir kentte issiz, yatacak yerden yoksun ve açliga mahkum ediyordu. Tahliye olduguma sevinemedim. Sevincim kursagimda kaldi. Yutkunamiyorum. Aci duydum, kivraniyorum. Özlemini çektigim ve büyüdügüne taniklik edemedigim kizima kavusamadan yine baska bir kente mahkumiyete sürgüne gidecektim. Oysa ailemin tüm bireyleri ve basta esim ile annem yolumu gözlüyor beni bagrina basip, koklamanin hayalini kuruyorlardi.
Savci, 15 gün süre hakkim oldugunu söyledi. Olsun, bu 15 gün içersinde ailemi ve sevdiklerimi görebilecek ve onlara sarilip, öpecektim. Merzifon’dan baslayan otobüs yolculugumuz aktarmalarla esimin ögretmen olarak görev yaptigi Divrigi Höbek köyünde son buldu. Köylüler ve ögrencilerim yolumu bekliyor; köyde bayram havasi ve karsilamasi vardi. Bende ise 14 gün sonra sürgün için tekrar ayrilacagimin hüznü. Köylüler, sevenlerim herkes geçmis olsun demek için siraya dizilmisler ve sevinçlerini sözle, sarilarak davranislariyla ve coskun bir ifadeyle yapiyorlardi. Gece geç vakitlere kadar sürdü bu durum. Oturdugumuz yerde ortalikta dolasan bahçivan pantolonlu, sarisin kivircik saçli bir kiz çocugu dolasiyor; herkes onunla ilgileniyor ve seviyorlar. Bir ara “bu kiz kimin çocugu?” dedim. Ortalik buz kesti, gülmekle aglamak arasinda olanlar oldu. Ve konuklardan biri, “Hoca, canin sag ola bu kizin Deniz” dedi. Saçlari kivir kivir ve herkesin ilgi odagi bu kizi kucaklayip, bagrima bastim. Öptüm, öptüm, öptüm… Orada olanlardan bazilari gözyaslarini sakladi bazilari da gerçekten agladi. (Cezaevinde kaldigim süre içersinde ziyaretler yakinlarimiza eza ve cefaya dönüstügü için kizimi görüslere istememis ve bu sebeple görememistim, büyüdügüne taniklik edemedim) Ilerleyen saatlerde esim, annem ve kizim bas basa kaldik. Annem, odadaki sobanin arkasina oturdu ve torununu kucagina alip,”yavrum, yillardir ben senin yolunu gözledim, sagligim iyi degil, ben gidiciyim; sag salim bu iki emanetini sana teslim ediyorum” dedi. Annemin sagligi bozulmus; ama “oglumu sag salim görmeden ölmek istemiyorum “ diye kendisini sartlandirmis. Annemde yüksek tansiyon vardi. Sevgili anneme “anacigim, bu nasil söz, artik bundan sonra birlikte güzel günlerimiz olacak, sen moralini yüksek tut” gibi sözler söyleyip, boynuna sarildim. Annem, cezaevi sürecimin tamamlandigini biliyor, sürgüne gidecegimi bilmiyordu. Savcinin bana tanidigi süre dolmadan bana ceza veren 3. Ordu Sikiyönetim Komutanligi Mahkemesinden bihakkin tahliye tarihine dek sürgün cezami erteletmek için Erzincan’a gitmem gerekiyordu. Erteletmeyi basaramaz isem, bu süreyi geçirmeden Erzurum Savciligina o malum zarfi ve kendimi teslim etmem gerekiyordu. Annem, yapacaklarimdan ve süreçten habersizdi. Onu daha fazla üzmek istemiyordum; ama elimde degil, darbeciler ve onlarin sivil uzantilari(ANAP) yönetimin uygulamalari böyleydi.
Erzincan’a trenle erken saatte gidecegimden, annemin haberi olmadan valizimle evden çikmayi planladim. Ama annem kapi sesine uyanip, okulun lojmanindan bes adim uzaklasmistim ki pesimden seslendi “oglum, Riza nereye?”. Yillardir yolumu gözleyen, gözyasi döken evlat hasreti çeken Elif anama Ne diyecektim? Aslinda sabahin köründe bu gidis, 20 ay 20 günlük bir ayrilikti. Bes yillik ayriliga ondört günlük aradan sonra yeniden AYRILIK. Anneme , Divrigi’de bir isim oldugu yalanini söyledim; ama elimdeki valiz beni aninda yalanladi. Olsun, diyecek baska sözüm olamazdi ve yoktu. Annem, hüzünle ve aglamakli bir hal ile bas basa kaldi. Bir daha geriye bakamadim. Dirençli olmaliydim. Onlar benim direncimle moral bulmaliydi; o günlerde öyle düsünüyordum. Cebimde fazla para da yoktu.Yol parasinin disinda çok az param vardi. Sürgün cezamin bihakkin tahliye tarihine ertelenmesi konusunda yardimci olacak Erzincan’daki avukatlarin adreslerini de almistim. 12Eylül öncesi Milletvekilligi de yapmis olan av. Lütfi Sahin ve daha çok devrimcilerin davasina giren bayan av.N. ile görüstüm. Bayan avukat “yarin sabah gel dilekçeni yazalim sen Sikiyönetim savciligina götür” dedi. O gece Otelde kaldim ve param azaldi. Sabah avukatin bürosuna gittigimde o sevecen ve yardimsever avukatin yerinde yeller esiyor ve büro çalisanlarina bagirip, çagiriyor ve bana da yeni görüsüyormus gibi yapiyordu. Talimatlar yagdirdi, bana disarida beklememi söyledi. Bir süre sonra sekreteri dilekçeyi yazdi ve elime verdi. Ben tam dilekçeyi okuyup, yarim dönüs yaparken, beni izleyen avukat “Ücreti öde öyle çik” dedi. O yillardaki duygularimla soke oldum. “Ücret ne kadar?" dedim. "25 lira" dedi. Zaten üzerimde toplam 45 lira var. Istedigini hemen verdim. Ama geri kalan para ile Erzurum’a gidecek, iki gün yemek yiyecek ve savci izin vermez ise Erzurum’da konaklayacaktim. Dilekçeyi elime aldim ve avukatin bu davranisina nasil nasil üzüldüm. Elimde dilekçe sehir merkezine yaklasik 10 km lik uzaklikta olan Askeri savciliga dogru yürüyerek gidiyorum ve stresten dizlerim bükülüyor. Para harcamamaliyim. Daha Erzurum’a gidecegim. Dilekçemi ilgili mahkemenin kalemine verdim; sonucunu almak için süre verdiler. Ben o süreyi beklemeden Erzurum savciligina o gün o malum zarfi teslim etmem gerekiyordu. Erzincan askeri havaalani mevkiinde bulunan mahkemeden ayrilip, tekrar yaya olarak Erzincan sehir merkezine dönüyorum. Arada sirada tek tük geçen otomobil veya kamyonlar tozu dumana katiyorlar. Yine yolcusunu askeri mahkeme veya cezaevine birakmis, bos dönen ticari bir araç durdu ve beni aldi. Aksam, mesai bitimine az bir süre kala Erzurum savcisinin karsisindaydim. Elimdeki zarfi teslim edip, verecegi cevabi bekledim. Zarfi agirdan alarak açti, okudu ve yüzüme bile bakmadan “hangi karakolu tercih edeceksin?” dedi. Tercih edecegim karakola her aksam gelip, imza verecektim. Erzurum gibi bir yerde is yok, yatacak yer yok… nasil ve nerde kalirim? Bu sorulari içimden kendi kendime sordum; ama savciya da sordum. Savci sert bir ses tonu ile “bunu suç islerken düsünecektin” dedi. “Suçum düsünmek, suçsuz yere yillardir cezaevindeyim, simdi de beni cezalandiranlar sürgün ediyor” dedim. Aramizda ciddi sözlü tartisma oldu. Evim yok, kalacak yerim yok, param yok. “Kalamam” dedim. Beni oda disina çikardi. Geri çagirdi ve ne yapmayi düsündügümü sordu. “Memlekete gidip, ailemden, esim dostumdan para bulup, geri dönecegim” dedim. Savci, “sana 20 gün izin veriyorum, gününde gelmez isen infazini yakarim, bu süreyi kapali cezaevinde geçirirsin” dedi. Gelecegime söz verip, yanindan ayrildim. Adliyenin disina çiktigimda sevincimden uçuyordum. Ne demek, tam tamina 20 gün daha disarida özgür olacagim. Yeniden esime,anneme, kizima ve sevenlerime sarilacagim. Param olmadigi için o gece Erzurum’da konaklamak yerine ilk trenden bilet aldim. Yine uzun sayilacak bir yolculuktan sonra Divrigi Höbek köyüne geldim. Gece oldugu için herkes uyumustu. Esim açti kapiyi. Hayret, annem uyanmamisti. Odasina girdigimde annemi yataginin içinde yüzükoyun ve dizlerinin üzerinde garip bir sekilde gördüm. “Anne anne” diye seslendim ve dokundum, hiriltili bir ses geldi. Annem üzüntüsünden o gece felç geçirmisti. Hemen mutfaga dalip, kovadaki soguk suyu annemin üzerine boca ettim. Annem irkildi, gözlerini açti, etrafi kolladi ve bir süre sonra sorularimiza yanitlar verdi. Annem felç tehlikesini o an için atlatmisti. Sabah ilk isim, Sivas’a hastaneye ulastirmak oldu. Anneme 20 gün izinli oldugumu ve sevincimi açiklayamamistim. Daha baska bir aciyla yüzyüzeydim. Annemi hastaneye yatirip, esim ve çocugumun yanina döndüm. O, 20 gün öyle çabuk bitti öyle çabuk bitti ki. Yine düstüm yollara. Önce Erzincan’a, mahkemenin sonucunu almaya; alamaz isem, Sürgün için Erzurum’a. Karar çikmisti. Sürgün cezam bihakkin tahliye tarihine ertelenmisti. Yani 20 aylik bir süre kazanmistim. Sevinçten uçuyorum. Aldigim bu karari Erzurum savciligina teslim edip, Annemin yanina Sivas’a geldim. Evde benim gelmemden dolayi bayram eden yok. Oysa çok sevineceklerini hatta ben gelmeden sofralar kuracaklarini düslemistim. Agabeylerimin saç sakallari birbirine karismis, herkes sus pus. Annemi soruyorum,yanit veren yok… Evet, sevgili annem bu aciya daha fazla dayanamadi ve hastaneden sag olarak çikamadi. Oglunu özgürce bagrina basamadi. Ben de Annemi bir daha göremedim. O sadece emanetlerimi bana teslim etti… ******* ******* ******* 12 Eylül fasist askeri cuntasi milyonlarca insana ve aileye bu acilari yasatti. Sözde sivil yönetime geçiste ülkeye bir de ucube Anayasa biraktilar. 12 Eylül döneminin yarattigi, besleyip, büyüttügü siyasal yapilar bugün ülkeyi yönetiyor ve tüm kurumlara renklerini verdiler. Darbe ürünü bu dinci sag siyasal yapilar ve kanaat önderleri, darbecilerin cennetlik olduklarini söylemislerdi. Darbeci K.Evren’in miting alanlarini doldurup alkislayanlar, onu kösklerde agirlayanlar büyük bir piskinlikle demokrasi havarisi kesildiler. Bugünlerde meydanlarda referandum konusuluyor. AKP, meclisteki çogunluguna dayanarak hazirladigi Anayasa degisikligini halkoylamasina sunuyor. Demokrasiyi sadece sandik basina gitmek veya çogunlugun karari olarak görenler referandum aldatmacasinda da “haklari” göz ardi ediyor. Zira, islerine öyle geliyor. Bu sahte demokratlar salt yüksek yargiyi “YÖK”te oldugu gibi ele geçiremedigi için böyle bir degisiklik yapmayi ve bunu da mecliste oldugu gibi çogunluga onaylatmak istiyor. Bunlar, 12 Eylül’e,darbe ve darbecilere karsi iseler; yine ayni anayasanin 24. maddesini, Çalisanlara grev hakkini,YÖK ve Diyanetin yapisini bu degisiklikler arasina neden dahil etmediler? Yargi reformu söylemi de sahtedir,aldatmacadir. Yarginin bagimsiz ve tarafsiz olmasini istemiyorlar. HSYK da ki bakan ve müstesarin varligi korundugu gibi daha da yetkilendiriliyor. Daha önceki adi DGM olan özel yetkili mahkemeler ve yapilari güçlendirilerek, korunuyorlar.Hayir, onlar 12Eylül Anayasasinin demokratiklestirilmesinden ziyade kendi düzenlerini kurmak derdindeler. Yapilan degisikliklerde elbette olumlu olanlar var; ama zehrin hiç zaman teneke kapta sunulmadigi da bilinen gerçektir. Bu sahte demokratlar, bir taraftan Anayasayi demokratiklestiriyoruz, 12 Eylülcülere yargi yolunu açiyoruz derken, bir yandan da yüksek yargida görev yapan Alevi yargiçlar ve TSK de ki Alevi subaylar desifre ediliyor. Alevi köyündeki okulun boya ve badanasini yaptirmanin suç oldugu iddianamelerde yer aliyor. 8 yillik AKP iktidarinda ayrimcilik had safhaya ulasiyor. Ve bunu alenen yapiyorlar. 12 Eylül’de AKP ye de onun sahte demokrasi girisimine de HAYIR… Riza Aydogmus Odatv.com
Bu yazı 803 defa okunmuştur.
Paylaş
|
GÖRELE ' DE HAVA DURUMU
RÖPORTAJ

Murat Kul ile balıkçılık üzerine söyleşi
|