Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle
Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 11 ?ubat 2012
Geçerli Tarih: 03 Mayys 2026, 16:09
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=8386
Müslümanliktan 'Muhafazakâr Demokratliga' Geçenlerin Hikâyesi Üzerine Deneme (2)
SEYIT GÜNES
11 Subat 2012
AKP’nin kurulusundan hemen önce Fazilet Partisi çatisi altinda siyasete devam eden Milli Görüs hareketi içerisinde iki önemli gelisme yasandi. Birinci gelisme parti içinde kisa sürede açiga çikan görüs ayriligi ve iç iktidar çekismesi oldu. Refah Partisi kapatildiktan ve Erbakan siyasi yasakli duruma düstükten sonra 1998 yilinda Ismail Alptekin’in genel baskanliginda Fazilet Partisi kuruldu. Ismail Alptekin o dönemki tanimlamalar ile ilimli kanattan (diger tanimlama “radikal” idi) gelen bir kisilikti. Alptekin’in genel baskanligi, Erbakan tarafindan fark edilen iç gerilimlerin önünü almak ve partiyi bir arada tutmak için yapilmis bir manevra idi. Fakat bir arada durmak adina yapilan bu manevra çok uzun ömürlü olmadi. Ilimli kanadin partide etkin olmaya basladigindan olsa gerek bes ay sonra kurucular kurulu karari ile Ismail Alptekin genel baskanliktan alinarak yerine Erbakan’in yakin mesai arkadaslarindan Recai Kutan genel baskanliga atandi.
Iki yil içerisinde parti içindeki farklilik yeterince olgunlasti ve parti gelenekçiler ve yenilikçiler adiyla iki kanada ayrildi. Fazilet Partisi’nin ilk olagan kongresinde Abdullah Gül yenilikçilerin temsilcisi olarak Recai Kutan’in karsisinda genel baskanliga adayligini koydu. Kongrede 1154 geçerli oyun 521’ini alan Abdullah Gül genel baskanligi 122 oy gibi az bir farkla kaybetti. Fakat bu tablo yenilikçileri üzmedigi gibi daha da cesaretlendirdi. Çünkü bütün delegelerin neredeyse yarisinin destegini almislardi. Iki yil gibi kisa bir zamanda teskilat içinde bu ölçüde etkin hale gelmeleri önemli bir basari idi. Bu basarinin nedenlerine asagida deginecegiz. Böylece AKP’nin kurucu heyeti hocalarindan bagimsiz olarak ilk defa siyaset sahnesinde boy gösteriyorlardi. Nitekim Fazilet Partisi bu kongreden yaklasik bir ay sonra kapatildi. Yenilikçi diye adlandirilan kanat yeni parti kurma çalismalarina kendi baslarina devam ettiler ve Adalet ve Kalkinma Partisi’ni kurdular. Gelenekçiler ise Saadet Partisi çatisi altinda kendilerini örgütlediler.
Fazilet Partisi çatisi altindaki Milli Görüs hareketinin yasadigi ikinci önemli gelisme Meclis’te yasanan basörtüsü krizi oldu. Milli Görüsçüler 28 Subat’in rövansini meclise basörtülü vekil sokarak almak istediler. 1999 seçimlerinde Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilen basörtülü vekil Merve Kavakçi yemin töreni sirasinda meclise girdi. Dönemin birinci partisi konumundaki Ecevit önderligindeki DSP’li vekiller basta olmak üzere diger bütün partiler elbirligiyle meclis oturumunu sabote ettiler. Yemin töreni yarim kaldi. Kürsüye çikan Ecevit Fazilet Partisi saflarina bakarak ‘Burasi Devlete Meydan Okunacak Yer Degildir’ diyerek kadim devlet tavrini bir kez daha göstermis oldu. Merve Kavakçi meclisten çikmak zorunda kaldi ve bir daha meclise dönemedi. Iki yil sonra kapatilan Fazilet Partisi’nin kapatilma gerekçesinin temel dayanagi meclise basörtülü vekil sokma çabasi oldu. Yenilikçiler ile gelenekçiler arasindaki ayrimi açiga çikaran ve tetikleyen de mecliste yasanan bu gelisme oldu.
Kadim devlet bu süreci iyi okudu. Ayrimi derinlestirici politik hamleler ile Milli Görüs hareketi üzerine gitti. Genel kurulda Abdullah Gül genel baskan seçilemeyince hareketin bölünecegi öngörüsü ile Fazilet Partisi’ni hemen kapatti. Bu öngörü dogru çikti ki yukarida bahsettigimiz üzere Fazilet Partisi’nin kapatilmasinin hemen ardindan Saadet Partisi ve Adalet ve Kalkinma Partisi kuruldu.
'Muhafazakâr Demokratligin' Adi: Adalet ve Kalkinma Partisi
Erbakan ve arkadaslarinin temsil ettigi Milli Görüs hareketi içindeki statükoya karsi görece genç kusak diye tabir edilen bugünün AKP kadrolarinin baskaldirisi, bu hareketin tarihinde daha önceleri de yasanmisti. 80’lerin sonlari ile 90’larin baslarinda yasanan kusaklar arasi bu çatisma o dönemlerde coskulu genç radikaller ile daha muhafazakâr bir ana akim arasindaki çatisma olarak ifade ediliyordu.[1] Fakat 2000’lerin basinda yine ayni kusagin hocalarina isyani bu sefer radikallikten degil tam tersine ‘ilimli olma’ çabasindan kaynaklandi.
Ilimli olma çabasi neden kaynaklandi biraz bunu irdeleyelim. Bu çabanin gerekçesi olarak iki ana nedenden bahsedebiliriz. Birinci neden tabii ki genel olarak degisen dünya dengeleri ve emperyalist güçlerin Islami akimlara yaklasimindaki farklilasmadir. Soguk Savas döneminde Sovyetlere karsi bölgede ‘yesil kusak’ diye tanimlanan proje ekseninde silahlandirilan ve Sovyetlere karsi savastirilan radikal Islami hareketlere, Sovyetler Birligi dagildiktan sonra emperyalist güçlerin artik ihtiyaci kalmamisti. ABD, köktenci ve ‘ilimli’ Islam ayrimi yapmaya basladi. ‘Ilimli Islam’, Bati hegemonyasiyla isbirligi yapan dinsel hareketlere tekabül ediyordu; köktenci Islam taraftarlariysa terörist olarak tekrar tanimlaniyordu.[2] Bu asamada devreye bulundugumuz cografya için Fethullah Gülen etkisi giriyordu. ABD tarafindan Islam camiasinin George Soros’u olma misyonu biçilen Fethullah Gülen, 28 Subat sürecinde ABD’ye, bilinen adresiyle Pensilvanya’ya yerlesti. Fethullah Gülen, Fazilet Partisi içinde açiktan yenilikçi kanadi destekliyordu. 8 yil Cidde’de bulunan Islami Kalkinma Bankasi’nda çalismis olan, ABD basta olmak üzere dünya ülkeleri ile iliskileri olan ve kapitalist piyasa iliskilerini oldukça iyi bilen Abdullah Gül, yeni politik dönüsümde misyon sahibi olabilecek uygun bir profili de olusturuyordu. Nitekim Fethullah Gülen ile yakinligi halihazirda yasanmakta olan birçok iç gerilimde (sike sorusturmasi, Mümtaz’er Türköne’nin atamasi) sürekli olarak açiga çikmaktadir. ABD basta olmak üzere emperyalist güçlerin degisen bölge politikalarina uygun pozisyon alma ve iç politikadaki egemen Kemalist elite karsi kendini saglama alma çabasi, yenilikçi kanadin sekillenmesinin temel motivasyon kaynagi oldu.
Ilimli olma çabasinin ikinci nedeni, Milli Görüs’ün genç, girisimci ve yeni yeni palazlanan ve ‘serbest piyasaya ilimli’[3] bakan eski radikallerinin, yerel iktidarlar araciligiyla elde edilen zenginlesmenin sagladigi büyük imkânlardan vazgeçmek istememesi idi. Refah Partisi’nin iktidar oldugu dönemde daha sonra gelenekçiler olarak adlandirilacak olan ekip agirlikli olarak hükümet ve devlet kademelerinde görev aldi. 28 Subat darbesi olunca bu ekip hizla devlet kademelerinden tasfiye edildi. Ellerinde neredeyse hiçbir sey kalmadi.
Genç kusak ise yerel alanlarda, belediyelerde ve belediyeler etrafinda kurulan sirketlerde görev aldi. Belediye imkanlari ile hizla zenginlesen ve palazlanan bu kusak, sahip olduklari imkanlar sayesinde kisa sürede bulunduklari yereller için vazgeçilmez kisilikler haline geldi. Bu kusak esas olarak da teskilatin taban örgütlerinde çalisiyordu. Abdullah Gül’ün temsil ettigi yenilikçilerin bu kadar kisa sürede Fazilet Partisi’nde etkin olmasinin temel nedeni de genç kusagin piyasadaki yerinden vazgeçmeme, bu yerlerini daha da gelistirme hirsi ve arzusu idi. Belediyelerde ve yerellerde sekillenen bu gücün temsiliyeti de Recep Tayyip Erdogan’da cisimlesiyordu. Nitekim halk arasinda çokça konusulur; AKP Istanbul Büyüksehir Belediyesi’nin paralari ile kuruldu, diye. Kanal 7 ve Deniz Feneri gibi örnekler bu zenginlesmenin ön plana çikan simgelesmis kurumlardir.
Siyaset alaninda yasanan gelismeler (28 Subat ve meclisteki basörtüsü krizi), bu kusaga egemen Kemalist elitin hismindan uzak durmak ve gelismeye baslayan zenginliklerinin ellerinden alinmasini engellemek için daha fazla taviz vermek gerekliligini gösterdi. 28 Subat’in hemen ertesinde iç politikadaki baskidan biraz olsun korunmak için AB’ye yanasmaya çalisan Refah Partisi, bu arayisindan istedigi sonucu alamadi. Halbuki ‘ABD politikalarini izleyerek ve gittikçe artan Müslüman nüfuslari üzerinde denetime dayali bir baski kurarak Bati Avrupa elitleri, ‘köktendincileri’ hedef aldiklari müddetçe otoriter devlet rejimlerine göz yummakta bir sakinca görmüyorlardi.’[4] Bu nafile çabalardan da anlasildigi üzere bu gelenegin önünde bu sefer iki seçenek duruyordu. Bu sefer iki seçenek diyorum çünkü normal sartlarda zulme karsi tavir bellidir. Ya boyun egersin ya da bedeli ne olursa olsun direnirsin, bir gelenek yaratirsin. Milli Görüs gelenegi için sahip oldugu tefeci bezirgan karakterden dolayi direnis hiçbir zaman seçenek olmadi. Seksen yildir Kemalist zulme hiç direnmeden, bu elitist, statükocu gücü hep ‘Allah’a havale’ ettiler. Köselerine çekilip bir baska bahara dediler. Bu sefer önlerinde iki seçenek duruyordu. Ya yine zalimleri Allah’a havale edeceklerdi, ya da ‘muhafazakar demokratlik’ adi altinda bütün inançlarindan, degerlerinden tavizler verip yillarca ‘gavur’, ‘Hiristiyan Kulübü’ dedikleri ABD, AB gibi emperyalist odaklara kendilerini pazarlama yoluna gideceklerdi.
Kaderin cilvesi olacak ki 80 yil önce Kemalist rejimin kendisini emperyalizme pazarlama imkanini saglayan ve iktidarlasmasinin önünü açan uluslararasi politik dengeler, tarihin bu evresinde tefeci bezirgan sermayeye bu imkani taniyordu. Tefeci bezirgan zihniyet, karakteri itibariyle elbette ki bu firsati geri tepmeyecekti. Yukarida özelliklerinden bahsettigimiz Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdogan ittifaki gelenek üzerinde etkin ve tabanda ciddi bir sayginligi olan eski kusaktan Bülent Arinç’i da yanlarina alarak gelenekle de baglarini olusturuyorlardi. Uluslararasi iliskilerde deneyimli, özellikle finans çevrelerince ve Arap ülkelerinde iyi taninan Abdullah Gül, teskilatin genç kusaginin idolü, tabanda çok güçlü bir etkisi olan ve yerel sermaye birikimlerinin kontrolünü büyük oranda elinde tutan Recep Tayyip Erdogan ve gelenek üzerinde ve eski kusakta önemli bir etkisi olan Bülent Arinç ile sacayaklari tamamlanmis oldu. Milli Görüs gömlegini de üzerlerinden atan bu üçlü Türkiye siyasetinin yeni akimi, ‘muhafazakar demokratlik’i Adalet ve Kalkinma Partisi’nde insa ettiler.
NOTLAR
[1] Cihan Tugal, "NATO’nun Islamcilari", NLR (II) 44, Mart-Nisan 2007.
[2] A.g.e.
[3] A.g.e.
[4] A.g.e.