Öncelikle Ankara’nin davasiyla ilgili genel kisa bir degerlendirme
alabilir miyiz? Hukukçular gözüyle bu dava ne anlama geliyor?
Av. Kazim Erkut Güzel Erkut Güzel: AKP döneminin
yargilama süreci denince, ilk akla gelen özel yetkili savcilik ve mahkmelerin
uzun tutukluluk süreçleridir herhalde. 6 ay önce cadi avina benzeyen yöntemlerle
sokaktan, evlerinden gözaltina alinan ve tutuklanip, F tipinde tutulan
müvekkillerimiz hakkinda zor da olsa bir "yargilama" sürecinin içine girmek, bir
yil ve fazla tutuklu kalip en ufak bir yargilama sürecine girmeyen diger
davalari da düsünürsek umut verici bir süreçti.
Ayhan Erdogan:
Sol örgütlenmelerin özellikle sokakta eylem yapan ve iktidari protesto eden,
özelinde iktidari genelinde sistemi elestiren sol muhalefeti susturmak,
sindirmek amaciyla hazirlanmis bir iddianame oldugunu söyleyebilirim. Bu
iddianamenin genel hedefi bu ama özelinde öncelikle Ögrenci Kolektifleri ve
Halkevleri üzerinden bir faaliyete yol açabilecek öncül bir dava olma
niteliginde.
Arkasi gelir mi diyorsunuz? A.E:
Onu hissettiriyor bana. Çünkü burada Ögrenci Kolektifleri’ni gizli örgüt
sayma egilimini hissediyorum. Ögrenci Kolektifleri’nden rahatsiz olmus iktidar
belli ki. Zaten basbakan hapsirinca emniyet grip oluyor. Hopa’yla baslayan daha
sonra Ögrenci Kolektifleri’nin yumurta eylemleri ve gençligin öne çikmasi
basbakani rahatsiz etti. Gençligi üniversitelerde susturmak istiyorlar.
Halkevleri de hedefleri. Halkevleri’nin yerine Deniz Feneri’ni ikame ettiler.
Danistay’dan bu yetki alinarak Bakanlar Kurulu kamu yararina dernek statüsünü
belirlemek için yetkilendirildi. Bu yetkiyi alir almaz da ilk isleri
Halkevleri’nin kamu yararina dernek statüsünü sonlandirmak oldu. Onun da
gerekçesini olusturdular. Bu statü için bir gelir, o gelirin belli bir yüzdesini
harcamasi sarti getirildi. Bu özellikle yapilan, stratejik bir is. Böyle bir
plan yürütüyorlar. Yerine de gelirlerinin yarisini ceplerine yarisini da nereye
gönderdikleri belli olmayan Deniz Feneri’ni kamu yararina dernek olarak
getiriyorlar.
Hopa halki onlari çok korkuttu
Peki neden Hopa’dan basladi? A.E.:
Hopa halki Türkiye’ye “uyanin” dedi. Hopa halki “Bu ülke nereye gidiyor?
Dogamiz gidiyor, suyumuz gidiyor çayimiz gidiyor ormanlarimiz gidiyor,
insanlarimiz gidiyor. Bu ülkeyi nereye götürüyorsunuz? Bu ülke sahipsiz degil
burada biz yasiyoruz” deyip kendi yasadiklari ülkeye sahip çikmakla ilgili ne
yapilmasi gerektigini gösterdi. Bu onlari çok korkuttu. Çünkü bunu padisahin
sarayina dayanma olarak gördüler. ‘Kim ola ki bu saraya dayana’ diye baktilar ve
iste bunlarin bir listesi yapildi. Tahmini söylüyorum, su an emniyet içindeki o
teskilat bir siralama yapti. Sendikalar içerisinde KESK’i, kitle
örgütlenmelerinde Halkevleri’ni, gençlik üzerinde Ögrenci Kolektifleri’ni aldi.
Bu baslangiç menüsü olarak görüldü. Çünkü iddianameye baktiginizda TKP, ÖDP,
ESP, SDP Türkiye’nin sosyalist partilerinin hepsi sadece basin açiklamasina
davet ettikleri için terör örgütü üyeligi ile suçlaniyor. Yani aslinda yasal
sosyalist partileri de siraya dizdiklerini onlarin da sirada olduklarini
yaziyorlar. Yani bu sol düsünce üzerine sosyalist düsünce üzerine estirilen en
büyük terördür. Terör ararsaniz burada arayacaksiniz. Latince kökeniyle
kelimenin kendi anlamiyla bir terör estirmedir. Iddianamenin hukuki olarak
içerigi, politik dayanaklari, hukuki olarak delilleri hiçbirinin ceza normlari
içerisinde yeri yok. Çok kötü hazirlanmis bence.
Özel
yetkili mahkemeler siyasidir Savunmalariniz, savunma
degil, elestiri gibiydi. Neden böyle bir yol seçtiniz? Sizce mahkeme salonu
siyaset yapmanin yeri midir? E.G: Savunmalarin,
savunmadan çok elestiri olmasinin temel sebebi suçun olmamasidir. Suç isnadina
yani iddiasina karsi savunma yapilir. Bir insanin ölümüne dair fikrini söylemek
isteyen insanlar "terörist" olarak nitelendirilirse, savunma degil yapilan isin
saçma oldugunu elestirme hakkinizin basladigi noktaya gelmis olursunuz. Eskiden
DGM olan simdinin özel yetkili savcilik ve mahkemeleri dogalari geregi
siyasidir. Ankara-Hopa davasinda oldugu gibi muhalif seslere tahammülsüzlügün
iddianamesi savcilikça kaleme alinmis ve mahkeme de bu iddianameyi kabul etmisse
salonda artik siyaset vardir. Hükümetin özgürlükleri yok eden siyaseti
tartismaya açilir ve mahkum edilen aslinda özgürlükler karsiti hükümet
adimlaridir.
A.E: Mahkeme salonu siyasetin tam da yeridir artik.
Çünkü yargilamalarin hiçbirinin hukuki oldugunu düsünmüyorum. Yani Özel Yetkili
Mahkemeler’in yaptigi artik agirlikla bir ceza yargilamasini konu eden klasik
olarak bir suç tipinin kusurlu bir hareketle ihlaline dayali bir yargilama
faaliyeti degil. Bunlar, insanlarin düsünce hayatiyla ilgilenerek onlarin
düsünce ve iktidara karsi olan kabullenmedikleri iktidar politikalarini
benimsetme ve ona karsi çikanlari susturma araci olarak kullaniliyor. Ben genel
olarak savunmalarimin ceza hukuku normlari içerisinde kalmasi çabasini gösteren
bir avukatim. Ama idianame o kadar politik ve solu susturma, solun üzerine çökme
anlayisiyla hazirlanmis ki burda ister istemez politik bir dil kullanacaksiniz.
Üstelik bu daha baslangiç dilimizdir. Çocuklarin tutuklanmasiyla iliskili bölüm
agirlikta oldugu için politik dili biraz daha yumusak tuttuk. Parasiz egitim
diyen iki üniversite genci için bir ceza avukati hangi ceza hukuku normuna göre
bir savunma yapacaktir? Bizim Hopa davasinda çocuklarin suçlandigi iddianamede
yazanlar sunlar; Mamak halkina yol istemisler, yok otobüsler yasliymis
tehlikeliymis, halk için yeni otobüs istemisler, yok otobüs biletleri
pahaliymis, ucuz otobüs bileti olsun demisler. Saglik istemisler. Harçlarin
kaldirilmasini istemisler. Simdi siz bunu örgüt üyeligine bir delil olarak
sunuyosunuz. Simdi Allah askina, savunmayi ne üzerine insa edeceksiniz. Artik
kapitalistler, sosyalist düsünceyi mahkemelerde savunur hale getirmesinin
ayibini yasiyor.
Sira diger muhaliflerin savunusunu
yapmakta Durusma salonunu anlatabilir misiniz bize?
Içeride hava nasildi? E.G.: Öncelikle durusma salonu bu
dava için küçüktü. Katilima açik bir durusma için yetersiz izleyici ve avukat
yerleri ile yargilama yapmak savunmayi kisitlamaktadir. Mahkeme baskani yogun
katilimdan kaynakli olarak biraz bunaldi diyebilirim. Zaten ortada abes bir
suçlamanin oldugu bir durusma sürecinde tüm müvekkiller rahatlikla savunmalarini
dile getirdiler. Her ne kadar görevsizlik talebimiz, yani yargilamanin özel
yetkili olmayan mahkemelerde yapilmasi talebimiz reddedilse de tüm müvekkillerin
tahliye edilmesi mutluluk verici idi. Simdi de haksiz yere tutuklanip sirf
muhalif oldugu için cezalandirilan diger yurttaslarin savunusunu yapmak, tüm
vicdan sahibi basina, avukatlara ve ilericilere düsmektedir.
A.E.:
Bir kere hava yoktu. Ben ilk önce kendimle ilgili birsey söyleyeyim, ceketim
dahil, bütün vücudum su altinda durmus gibiydim. Içeride ailelerin tümünün
gelmis olmasi, CHP’li ve BDP’li milletvekillerinin gelmis olmasi, demokratik
kitle örgütlerinin ve sendikalarin yetkililerinin olmasi, basinin olaganüstü
ilgisi... Basina mütesekkirim bu konuda. Yani bu, ‘siddete hayir semsiyesinin’
terör örgütü üyeligine delil gösterebilme cesaretlerini kirdi. Orada artik isin
vardigi noktayi farketmislerdi.
Ama dava günü ana haberlerde vs.
çikmadi. Daha çok sosyal medyada yer aldi. A.E.: Evet ama
medya bir sekilde iktidarla kapismadan bunu hissettirdi. Bu kadar
verebilirlerdi, özgürlükleri bu kadardi. Bunu kabul etmek gerekir. Aslinda çünkü
sonuç olarak Türkiye’de basin sermaye gruplarinin elinde. Dolayisiyla buradaki
basin da bu kadar özgür olabilirdi. O oranti ile iyi verildigini düsünüyorum.
Bu da aslinda dava için mücadele verenlerin çabasiyla oldu degil
mi? A.E.: Elbette öyle. Basin zaten o gücü görmeseydi,
buna kalkismazdi. Basin kendiliginden hiçbir sey yapmaz. Disariya bu kadar
yansiyani hiç görmezlik edemezdi. Ben içerideki havada ailelerin
sabirsizliklarini, telaslarini ve gerginliklerini çok fazla hissettim. O
elektrik bize kadar yansidi. Çocuklarin ilk salona geldiklerinde, bizim zaten
görevsizlik karariyla ilgili konusmamizin bir önemli tarafi vardi. Çocuklar ilk
defa mahkemeye çikiyorlardi. Hayatlarinda ilk defa cezaevine girmislerdi.
Üstelik hiçbir sekilde suç sayilacak birsey yapmadiklarinin inanciyla baslarina
bu gelince... Çocuklarin o panigini bizim ilk savunmamizin yendigini
düsünüyorum. Yani bir mahkeme karsisinda hakliliklarini açik bir dille
savunulmasi. Onlar da yaptiklarini çok dogru bir sekilde anlattilar. Yaptiklari
da oydu zaten. O çocuklarin sosyal zekalari bunun suç olmadigini anlayacak
durumda zaten. Çünkü ortada suç yoktu fakat herkeste “ne olacak” gerilimi vardi.
Avukat arkadaslarda da vardi. Bende hat safhadaydi.
Yükünüz de
agirdi? A.E.: Evet, çünkü savcinin çok acimasiz oldugunu
düsünüyorum. Onu çok masum bulmuyorum. Buradan böyle bir iddianame düzenlenemez.
Iddianameyi hukuken de önümüzdeki günlerde isleyecegiz.
Hava elektrikli
bir havaydi yani onu söyleyeyim. Ta ki tahliye kararini duyuncaya kadar herkes
yel gibiydi yani. On üç saat herkesin üzerindeki gerginligi hissediyordum.
Herkesin yüz hatlari gerilmis bir vaziyetteydi.
Bu tarz davalarda
bir avukatin yaptigi basit bir propaganda midir? A.E.:
Yok, savunmadir. Simdi siz iddianameyi bu kadar politik hazirlarsaniz,
iddianameye karsi hazirlayacagimiz sözler de dolayisiyla, politik olur. Siz
iddianameyi kapitalizmi savunma, sosyalizmin halktan yana olmasini suç saymak
üzerine kurarsaniz, avukatin da söylecegi seyler ister istemez yoksul halki
savunmanin suç olmadigi, sosyalizmin halkin lehine bir sistem oldugu, sömürünün
bir ayip oldugu olur.
E.G.: Bir savunman avukat mesru tüm olanak,
olgu, konulara girmek özgürlügüne sahiptir. Örnegin bu durusma da Economist
dergisinin Türkiye yargisi için kullandigi tanim ve verileri kullandik, yine
kendisi de hukukçu olan Ece Temelkuran’in yazilarina atiflar yapilarak
savunmalar yaptik. Bu mahkeme baskanina göre propaganda gibi görünebilir. Ama
ülkemizdeki yargilama sistemi ortadadir. Tüm dünyadaki siyasi tutukluluk
oraninin üçte biri ülkemizde ise bu artik propaganda degil gerçektir.
Siz bir avukatlar ordusu olarak oradaydiniz. Bunun nasil bir
etkisi olmustur sizce kararda? E.G.: Avukat sayisi bu tür
davalarda hep önemli olmustur. Hukukçularin yargiya olan elestirisinin somut
örnegidir. Tüm destek veren meslektaslarimiza tesekkürü de yineleriz buradan.
Durusmaya Istanbul, Ankara ve diger barolardan temsilciler ve baro baskanlari da
izleyici olarak katilmislardir. Bugün faal avukatlar haksizliga karsi
duracaklarini bu dava ile yine göstermis oldular
Ilgiyi devam ettirmek gerekli A.E.: Bunun
getirdigi olumlu hava davanin basinda hissedildi. Ama bu davada hala tehlike
geçmemistir. Tahliye isin sonu degildir. Davada bütün sol örgütlerin basin
açiklamasina çagrilari terör örgütü üyeligi olarak kabul edildigi için
Halkevleri’nden sonra tüm bu tür çagrilarin bir toplu dava haline getirilme
ihtimali bulunmaktadir. Dolayisiyla bugün süratle bu davada bu ilgiyi devam
ettirmek gerekmektedir.
Erdogan’in Hopa’yi isaret
etmesi, Demirel’in Fatsa’yi isaret etmesi gibiydi
Disaridaki ilgiyi bekliyoruz dediniz, acaba bir sonraki durusma
için de ayni ortam gerçeklesir mi dersiniz? A.E.: Bu
kadar yogun olmasa bile gerçeklesmesini beklerim. Neden beklerim? Herkesin
farketmesi gereken bir husus var. Bu bir zaman Demirel’in Fatsa’yi isaret etmesi
gibi bir seydi. Demirel Fatsa’yi isaret etti ve ondan sonra sol operasyonlar
nasil olduysa, Tayyip Erdogan’in Hopa’yi isaret etmesi de tarihsel olarak benzer
bir sürece isaret etmektedir. Ben çok da açiktan burda sunu söyleyebilirim.
Iddianamede adi geçen sol, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri basin
açiklamalarini bir örgüte delil gösteren kisiler hakkinda tazminat davasi
açabilirler. Bu isin pesini birakmamalilar. Çünkü bu su anlama gelecek. Hiç bir
üye bundan sonra onlarin çagrilari ile basin açiklamasi gibi anayasal bir hakki,
düsünce özgürlügünün ifade edildigini içeren bir hakkin kullanilmasinin
güvencesini veremeyebilir. Yani iste terör diye demeye çalistigim sey bu.
Toplumsal terör diye bahsettigim aslinda Türkiye’de toplumsal düsünce üzerinde
terör estirilmektedir ve malesef devlet içinde bir yapilanmaya isaret etmektedir
bu.
AKP’nin yargiyi “eline geçirdigi” bir ortamda hukuki
mücadelenin anlami nedir sizin için? E.G.: Asil hukuk
mücadelesi baskinin en yüksek oldugu bu günlerde degerlidir. Zira hukukçularin
aydin olma, halkin haklarini olabildigince savunma ve geri kazanma mücadelesinin
ihtiyaç duyuldugu bir dönemde yasamaktayiz. Hopa sürecinde tutuklanan Hopa
halkindan 7 kisi halen Arhavi cezaevinde ve Hopa savciligi tutuklamayi
cezalandirma yöntemi olarak sürdürmeye devam etmektedir.
*2 hafta önce
herhangi bir olaya dayanmadan 12 kisi tutuklandi, her gün baska bir özel yetkili
savcilik emirlerine dayanan operasyonlarla uyanmaktayiz. Asil hukuk mücadelesi
simdi baslamaktadir. AKP’nin hukukunun, AKP karsitlarini yok etme hukuku
oldugunu yani zorbaligin hukuk kurumlarinca gerçeklestirilmekten baskaca bir
yöntem olmadiginin halka anlatilmasinin en dogrudan yolu bu olcaktir.
A.E.: Eskiden mahkemeye giderim, mahkemede hakkimi ararim, diye
bir duygu vardi. Bu özel görevli mahkemelerle birlikte o duyguyu kaybetti
insanlar. Yani sunu söyleyemiyorum artik “Ya mahkemeye gideriz. Berlin’de
hakimler var gibi Ankara’da hakimler var.” Mahkemeye gitmek tek basina bir sonuç
almak için yeterli degil. O mahkemenin kapisina dayanmadiginiz sürece
hakliliginizi haykirmadiginiz sürece mahkemede sadece hukuki savunma yapan iki
tane becerikli avukatin sonuç almasini kimse beklemesin artik Türkiye’de. Hukuk
yoluyla demokratik haklarin ve kagit üzerinde yazili haklarin dahi
kullanilmasinin mümkün olmadigi bir süreçteyiz. Özelikle bu özel görevli
mahkemlerin bulundugu yerlerde sorusturmanin yürümesi, tutukluluk halleri,
yargilama biçimleri hukuktan umudumuzun kesildigi bir süreci göstermektedir.
Tehlikeli bir süreçtir.
Iddianamede AKP karsitligi suç olarak
gösteriliyor. Suç mudur AKP karsitligi? E.G.: Tabii ki
degil. Örnegin HES karsiti olmak, dogayi korumak, sahip çikmak suç degildir.
Aksine anayasal bir haktir. Ve 1980 darbe anayasasi bile dogayi savunmayi devlet
ve her bir vatandasin hakki olarak düzenlemistir. Parsiz egitim, parasiz saglik
hakki aynen Anayasa’da yer olmaktadir. Halkevleri’nin bu konulardaki
kampanyalarina baktigimizda Anayasa’ya atif yapildigi görürsünüz.
A.E.: Eger siz savciyi ve yargiyi istediginiz gibi
sekillendirdiyseniz, suç saydiysaniz, mesele degildir ama genel hukuk kavrami
içerisinde AKP karsitligi tabii ki suç degildir. Savci elinden gelse Marx’i
getirip yargilayacak. Kaldirilmis Ceza Kanunu’nun yasakli yayinlarla ilgili
maddesini hala uygulatmaya çalisiyor savci. Ben orada da söyledim. “Istiklal
Mahkemesi kararlarina götürün” dedim. Bu mantikla herseyi suç haline getirmeniz
mümkün. En çiplak hali ‘parasiz egitim’, en çiplak hali bizim Hopa davasindaki
çocuklarin hali. Ne yapmislar? Sadece parasiz egitim, parasiz saglik, ucuz bir
ulasim istemisler. Bu mantikla hersey olabilir ama hukuk mantigiyla baktiginizda
AKP karsitligi suç degildir.
Karsitliklar zenginliklerdir. Bu lafi
politikacilar da zaman zaman kullanir. Gevrek gevrek, agizlarini yayarak
kullanirlar. Bunun en güzel biçimi Marx’la Proudhon arasindaki tartismalardir.
Eger Proudhon ‘Sefaletin felsefesi’ni yazmasaydi, Marks’in ‘Felsefenin sefaleti’
diye bir eseri olmazdi. Karsitliklar zenginliklerdir sözü ancak felsefi ve
bilimsel zenginligi olan insanlar açisindan geçerlidir. Dikkat edin, düsünceden
nasibini almamis insanlarin, karsitliklar zenginliklerdir diye agizlarini
yayarak, tebessüm ederek, zaten inanmadiklarini da belli ederek, eglencesine
söyledikleri gibi degil, gerçekten de karsitliklar zenginlikleri ifade eder.
Eger atismalar olmasaydi, Hegel ve Marx’in iliskisini, Marks’la Proudhon
iliskisini ya da tarihsel olarak materyalizmle metafaizik arasindaki iliski ya
da yaratilis felsefesi ile evrim teorisi içersindeki karsilikli zenginlik
olmasaydi bilimsel gelismelerimiz, bugünün düsün hayati bu kadar geliskin
olmazdi.
Arzu Becerik savunmasinda “Herkes son Osmanli Padisahi
Tayyip Erdogan diye pankart tasimak zorunda degildir” diyordu. Davada bu söz ne
anlama geliyordu? E.G.: Arzu hanim açik olarak bu
hükümetin kendisinden olmayana, kendisine biat etmeyene düsman olarak
yaklasiminin örnegini vermistir. Verdigi örnekteki insan ödül bile almaktadir
belki ama ayni mitinde basbakani protesto eden üniversite ögrencileri gözaltina
alinmistir. Örnekleri çogaltmak mümkün. AKP hukukunun bir örnegidir. Bu nedenle
yer verilmistir.
A.E.: Tayyip Erdogan’i çok sevenler olabilir.
Yani Hitler’in de seveni çoktu. Ayni seydir. Bakin mesela bu da suç degil. Ama
karsiti da olabilir. Yani ben Tayyip Erdogan’i padisah olarak degil, bagimsiz
yarginin, tarafsiz ve bagimsiz bir hakim karsisinda daha evvel isledigi suçlarla
ilgili yargilanirken görmek isterim. Ama bu ülkede son Osmanli padisahi Tayyip
diyenler yargilanmiyor, Tayyip’e karsi çikanlar, padisaha karsi çikmis gibi
yargilaniyor.
Eklemek istediginiz birseyler var mi?
A.E.: Türk yargisi hakkinda eskisi kadar iyimser degilim.
Ben 12 Eylül fasist cuntasinin siki yönetimlerini de biliyordum ama kisaca su
tarifi yapmak istiyorum. Bunu önümüzdeki celsede mahkeme heyetine de ifade
edecegim. Her dönem o dönemin iktisadi yasami, demokratik haklari veya
dönüsümleri ile beraber, yargisi ile birlikte anilir. Bazen yargidaki o
faaliyetler öyle öne çikar ki sizin basarili isleriniz bile basarili olmaktan
çikabilir. Veya görünmez hale gelebilir. Padisahligin kaldirilmasi, halifeligin
kaldirilmasi, meclis, kadin haklari vs. gibi çok mükemmel isleri içeriyor ama
Istiklal Mahkemeleri gibi bir mahkemeniz var. Istiklal Mahkemeleri’nin
faailyetinin hiç bir zaman için yargilama faaliyeti adi altinda yürütmeniz
mümkün degil. O bir siyasal infaz sistemidir. Dolayisiyla döneme damgasini
vuran, bu iddiayi dile getiren Istiklal Mahkemeleri’dir.Yani Istiklal
Mahkemeleri sizin yaptiginiz islerin üstünü örtüverir. Ya da daha ilerisinde
Menderes dönemi çok partili sisteme geçis anlaminda önemlidir ama onu da bir
Tahkikat Komüsyonu vardir. Tahkikat Komüsyonlari’na mahkeme gibi yetki
vermistir. Temyiz yargilama ve infaz o da bütün muhaliflerin, simdikilerin
yaptigina çok benzerdir. Aslinda Menderes dönemi ile simdinin süyasal süreçleri
benziyor. Araçlari farklilasmis gibi gözüküyor ama yöntemleri benziyor. Tahkikat
Komüsyonlari vastasiyla halkin ensesinde boza pisirerek bütün muhalefeti
temizledi. 27 Mayis dönemi geldi. O konuda farkli düsünebilirim. 27 Mayis’i 12
Mart 12 Eylül’le eslestirmem. Ben 27 Mayis’in anlamini baska türlü
degerlendiririm. Ama o 27 Mayis, Yassiada Mahkemeleri gibi bir mahkeme uydurdu.
Yani Yassiada yargilamalari rezalettir. Hukuki hiç bir yönü olmayan, hiçbir adil
duyguyu içermeyen, tümüyle hasimi yok eden bir yargilama biçimdir. 12 Eylül
fasist cuntasinin sikiyönetimleri var, 12 Eylül zaten berbat birsey oldugu için
mahkemesi ile baktiginizda orada garip bir durum var, yönetimi mahkemesinden
kötü tek sistem o. Dolayisiyla bu dönemleri bu mahkemelerle aniyorsunuz.
Bunu da ikinci 12 Eylül diye adlandirabiliriz. Ben daha evvel de böyle
ifade etmistim. Özellikle liberal ekonominin insasinin tamamlanmasi ve liberal
iktidarin artik toplumsal düzeyde ifadesi olmasi nedeniyle, darbe anlamindaki
anayasa degisikligi, ikinci 12 Eylül dönemi olusmustur. Bununla beraber de
topluma dayatilan yeni yapilanma, eskiyi tasfiye ederken, muhaliflerini de
tasfiye ediyor. Burada sikiyönetim mahkemelerinden daha kötü konumda özel
yetkili mahkemeleri insa ediyor. Bizim hayatimiz kisa oldugu için hayatimizi
kapsayabilir ama bunlar tarih içerisinde kisa dönemlerdir. Ben bayagi dönemler
gördüm. Önce peygamber ilan edilip de sonra asilirken sokakta bir kisinin
olmadigi dönemleri de gördük. Onun için hiç kimse padisahlik gazina falan
gelmemeli. Herkes bu toplumda kalici hukuk ve demokratik iliskileri insa
edebilecegi bir süreci öngörmelidir.
Bu dönem de özel yetkili
mahkemeleri ile tarihte yerini alacak. Tarih sorumlularin kim oldugunu daha iyi
yargilar. Simdi ben birsey söylemeyeyim. Söylersem basima is alirim. Bir hukukçu
olarak hukuktan korkmak gibi bir sey var mi?
Sendika.Org
* Bu söylesi yapildiginda henüz Hopa’dan tahliye haberi
gelmemisti