Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama: İlk ve tek bestesi bulunan Sabri Özdemir'i ortaokula başladığım yıl, tanıdım
Kategori: Görele
Eklenme Tarihi: 10 Mart 2016
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 05:45
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=22762
ILK VE TEK BESTE
Ilk ve tek bestesi bulunan Sabri
Özdemir’i ortaokula basladigim yil, tanidim. Ikizi Nazmi hocayi lise
yillarinda. Bizim köyün ilkokuluna
(Kusçulu) atanmisti. Köyde, bize komsu olmuslardi. Hacer teyze, kizlari Seyda,
Leyla… Okula gidip geldigimiz günler;
içten arkadasliklar; sicak komsuluk iliskileri…
Biz Istanbul’a göç ettik;
hocamlar Görele’ye… Uzun yillar görüsemedik. Yil bin dokuz yüz seksen üçtü. Bir pazar günü, ögle sonrasi görev yaptigim
Of- Tashan’a gitmek üzere bindigim otobüste yeniden karsilastik, hocamla.
Hopa’ya gidiyordu. Darbe sonrasi, çalistigi Görele Lisesi ‘nden kendi söylemi
ile “ sürgün” edilmisti. Üzgündü,
mutsuzdu… Zaman zaman yine ayni otobüste seyahat ettik. Konustuk, dertlestik…
Hep saygi duydum, hocama; bir de
ikiz kardesi Sabri hocama… Ikisi de musiki alaninda kendini yetistirmis; müzik
ögretmenligin ötesine geçmis saygin degerlerdi. Sabri hocam, Istanbul’da aranan
bir kemancidir. Aksam evinden alinip gece evine getirilen; sahnede Emel Sayin’a, Bülent Ersoy’a
kemaniyla eslik eden önemli bir müzisyendir.
Sabri, Nazmi Özdemir kardesler,
genlerinde müzik olan bir ailenin çocuklaridir. Babalari kemençe çalar;
amcalari davul, zurna… Yokluk, yoksulluk içinde büyürler; müzik yetenekleri
sayesinde yatili okullarda egitim görürler; sonrasinda ögretmen olarak görev
alirlar. Ilkokul ögretmenliginden lise ögretmenligine uzanan bir egitim
emekçisidirler.
Emeklik sonrasi, Görele Lisesi’nde
ücretli ögretmen olarak çalistiginda, ben de okulda görev yapan genç bir
ögretmendim. Lacivert takim elbiseli, beyaz gömlekli, lacivert kravatli son
derece mütevazi, saygili, dakik, isini seven bir ögretmen portresi çiziyordu.
Ileriki yillarda kuracagi musiki korosunun alt yapisini olusturmak için
çirpiniyordu. Sinif sinif dolastigina, sesler aradigina tanik oldum.
Divan sairi Hayalî, “Geçmis
zaman olur ki hayali cihan deger” demis. Öyledir de… Geride kalan yillarin bendeki “cihan deger”
izleri, izlenimleri, anilari böyle… Hos, anlamli, duygulu…
Görele bereketli bir toprak!
Kültür, sanat, edebiyat alaninda iz birakan degerler yetismis tarlasinda. Bu
degerlerden biri Nazmi Özdemir, kuskusuz.
Edip Cansever usta, insan ile
yasadigi yer arasindaki ilgiyi, bagi, baglantiyi dizelere döker:
Insan yasadigi yere
benzer
O yerin suyuna, o
yerin topragina benzer
Suyunda yüzen baliga
Topragini iten
çiçege…
Böyledir insanlar, kuskusuz.
Cansever’in söyledigi gibi kendi topragina, suyuna benzer; suyunda yüzen
baliga, topraginda uç veren çiçege… Kendi topraginin siirini söyler; öyküsünü
yazar; kendi topraginin resmini, bestesini yapar, türküsünü söyler… Kendi
topragini yogurur, biçimlendirir…
Yasadigi yere benzeyen nice
sanatçisi, edebiyatçisi, müzisyeni vardir, Görele’nin. Geçmis zamanda,
geceleri, sanat evi dedikleri küçük bir
odada, bir araya gelip siirler okurlar
resim yaparlar, müzik icra ederler, yarenlikler yaparlar, sakalasirlar… Sanat evinin bilgesidir, Hasan hoca.
Bilgisi, kültürü, birikimi yarenligi, sevecenligi ile sayilan, sevilen, deger
verilen hos bir adamdir. Çakir keyif
oldugu zamanlar Tevfik Fikret’ten siirler okur. Az, fakat öz konusur.
Konusurken oda susar. Bu sanatsever topluluga yazlari, okullar kapaninca
katilabilir, Nazmi hoca. Kimler yoktur ki bu sanat ortaminda: Burhan Temel,
Turgut Unuömeroglu, Fethi Karamahmutoglu…
Bir gece yine sanattan,
edebiyattan konusurlar; ardindan Sabri hoca alir eline, kemani… Önce hicaz bir taksim; sonra sarkilar… Hos
vakitler geçirirler. Icra bitince, Ahmet Kaçar “Sabri, neden bir besten yok ?”
der. Susar Sabri hoca. Bu söz, yüregine bir damla gibi düser…
Birkaç gece sonra yine odadadir.
Sira kendine gelince alir kemani eline; dokunur tellerine… Daha önce kimsenin
duymadigi bir besteyi icra eder. Odadakiler hem mutlu hem saskindirlar.
Nagmeler öylesine etkili, öylesine duygulu; sözler öylesine içten, öylesine
derin, dokunakli… Bu, Ahmet Kaçar’in bestelenen bir siiridir:
Alnimda çizgiler,
saçimda aklar
Her sevinç bitmemis
bir aci saklar
Dokunsam titresip
aglayacaklar
Bos gelin odasi, yasli
duvaklar.
Söylemek isterim
gelmez dilime
Saadet olacak tek bir
kelime
Seneler bir alev düser
elime
Bos gelin odasi, yasli
duvaklar.
Bu beklenmedik bir sarkidir. Çok
begenilmistir. Sabri hoca mutludur; Ahmet Kaçar mutlu… Bilge Hasan hocanin
gözler isimis, yüzünün kivrimlari aydinlanmistir. Kendine özgü eda ile basini
sallayarak memnuniyetini açiga vurur.
Bu, Sabri Özdemir’in ilk ve tek bestesi olur. Bir ikinci bestesini ne
dinleyen olmustur, ne duyan ne de bilen.
Övgüyle, sevgiyle söz ederdi,
ikizinden, Nazmi hoca. Bu hicaz besteyi uduyla icra etmekten büyük keyif
alirdi.
Emeklilik döneminde de bos
durmadi. Bir yandan koro çalistirdi diger yandan kiralayip atölyeye
dönüstürdügü küçük odada ut, keman, kemençe, saz gibi çalgi aletleri yapti.
Atölyede keskiler, çekiçler, mengeneler, tutkallar, boyalar; duvarda, yapim
asamasinda ya da bitirilmis utlar, kemanlar, kemençeler… Bir de bene vardir, atölyede. Sadik bir köpektir, bene; uysaldir,
yumusaktir. Atölyeyi bekler, gün boyu.
Hoca atölyede yoksa kimseye kapidan içeri adim attirmaz. Iyi arkadas, iyi
dostturlar; bene’yle hoca. Hocayi görünce, kuyrugunu sallar; sürüne sürüne
yaklasir; hocanin bacaklarinin arasinda dolasir, sonra arka ayaginin üzerinde
dikilerek ön ayaklariyla beline sarilirdi. Hocadan baskasina ne yilisir ne de
yüz verirdi…
Kimi zaman ugrardik atölyeye.
Bizi görünce göz bebekleri gülerdi; mutlu olurdu. Hos sohbetler ederdik.
Müzikten, sanattan, edebiyattan konusurduk. Vedalasmadan önce, tamamlanmis
kemençe, keman ya da utlardan birini eline alir; gönlümüze musiki damlaciklari
yagdirirdi. Hem halk hem sanat hem de bati musikisi alaninda derin bilgi
birikimi vardi. Bunlari paylasmaktan büyük keyif alirdi… Ayrilirken üzülürdü.
“Yine gelin, arayi açmayin” derdi.
Daha yapacak çok isi vardi; daha
söyleyecek çok sözü… Ama olmadi. Altmis
iki yasinda gözlerini yumdugunda yil, iki bindi. Aradan yillar geçti; unutulmadi bu güzel
insan. Unutulmayacak da.
Içimde kipir kipir; ince, sicak
duygular… Ve bir siir yazmak istiyorum;
duygulu, etkili, içli bir siir. Ve söyle seslenmek istiyorum, hocamin adina:
Su mahzun gönlümün var
bir seydasi
Leyla’nin çigligi,
askin nevasi…
Belma bir hos bakis nihan
bir akis
Emelim kalbimin son hatirasi…

Özcan TEMEL