Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 05 Ocak 2016
Geçerli Tarih: 19 Nisan 2026, 14:13
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=22440
Türkiye,AKP
Iktidarindan Nasil Kurtulur? Prof. Dr. Korkut Boratav
Prof. Dr. Korkut
Boratav, bu ülkenin yetistirdigi, dünyada ve Türkiye’de bütün olumsuz
gelismelere ragmen, devrimci ve sosyalist isçi sinifi hareketine sadik kalan,
dürüst, akilli ve yigit bir Marksist iktisatçidir. Prof. Dr. Boratav,
http://sendika8.org internet sayfasinda yayinlanan “2016’da AKP’nin Fay
Hatlari” baslikli son makalesinde AKP iktidarindan kurtulusun yollarini
göstermektedir.
Bu son makalesinde
“Kürt Sorunu”, “Baskanlik Sistemi ve Yeni Anayasa tartismalarini” ve AKP
iktidarina karsi olusabilecek bir “Anti-fasist Cephe” yi AKP iktidarinin “fay
hatlari” olarak tanimlayan Boratav, Anti-fasist Cepheyi ise “Sosyalist bir
çekirdegin” etrafinda “demokrat” olanlarin birlesebilecegi bir platform olarak
tanimliyor. Ona göre “Anti-fasist cephe” içinde sosyalistlerle birlikte
“Liberaller”, “Sosyal demokratlar”, laiklikten ve bagimsizliktan yana olan
antiemperyalist “Cumhuriyetçiler” de yer alabilirler. Ancak Prof. Dr. Boratav,
bu makalesinde yanilmaktadir!
Prof. Dr. Boratav’in
yanildigi birinci nokta, kendisinin “Kürt Sorunu” olarak adlandirdigi, aslinda
bir “terör sorunu” olan bu sorunda AKP puan kaybetmiyor, aksine kazaniyor.
Çünkü AKP, son bes yilda “Açilim” politikalariyla güçlenmesine bizzat
kendisinin neden oldugu PKK ile simdilik savasir görünüyor. AKP'ye puan
kazandiran bu mücadelede de gerekli ve kaçinilmazdir.
Prof. Dr. Boratav’in
yanildigi ikinci nokta, AKP iktidarina karsi CHP yönetimindeki sosyal
demokratlarin, liberallerin, ulusalcilarin ve sosyalistlerin birlikte
“Anti-fasist” bir cephe kurulabilecekleri hayalidir. Henüz gerçek olmayan böyle
bir cephenin de AKP iktidari için bir kirilma noktasi, bir “fay hatti” olmasi
da zaten imkânsizdir.
Sayin Boratav’in
“Anti-fasist” cephe konusundaki en önemli yanilgisi, bu cephede CHP yönetiminde
olan sosyal demokratlarin, liberallerin, ulusalcilarin ve çesit çesit
sosyalistlerin öyle kolayca bir araya gelebileceklerine inanmasidir. Çünkü
ülkemizde bu ideoloji ve düsünce akimlari arasinda öylesine uzlasmaz ve
asilamaz bazi farkliliklar ve çeliskiler var ki bunlari bir araya getirmek
hemen hemen imkânsizdir! Nasil olacak ta Avrupa sosyal demokratlarin tamamen
kuyruguna takilan, ABD ve F. Gülen hareketi ile son yillarda yakin isbirligi
yapan CHP yönetimi ile ulusalcilar birlikte çalisacaklar? Hele liberallere ne
demeli? Onlar degil miydi “Yetmez ama evet” ile AKP’yi 12 Eylül 2010
referandumunda destekleyerek bugünkü gücüne kavusmasini saglayanlar? Ayrica
sosyalistler bu ülkede Masallah kirk parça! Prof. Dr. Boratav hangi
sosyalistlerle bu cepheyi kurabilecegini, hatta onlarin böyle bir cepheye
öncülük yapabilecegine inaniyor acaba? Kürtçülügü savunan sosyalistler de var;
PKK’ya arka çikan sosyalistler de var; eski Sovyet sosyalizmini aynen
Türkiye’de insa etmek isteyen sosyalist veya komünistler de var! Hepsi birlikte
kirk tilki gibi, ayni ülkede siyaset yapiyorlar ama hiç birinin kuyrugu
birbirine degmiyor!
Sayin Boratav’a göre
”Türkiye’de fasizme biçimsel geçisin en kritik adimi, baskanlik sistemine”
geçistir. Bu da çok açik bir yanilgidir. Bir defa ülkemizde RT Erdogan’in
Cumhurbaskani seçildigi Agustos 2014’ten beri “Yari Baskanlik” sistemi zaten
fiilen uygulanmaktadir. Ancak buna ragmen bugün Türkiye’de tam anlamiyla fasist
bir rejimin oldugu söylenemez. Kaldi ki AKP’nin girisimiyle baslayan “Yeni Anayasa”
ve “Baskanlik” sistemi tartismalari da yeni degildir. Bilindigi gibi 2011
yilinda “Yeni” anayasa yazmak amaciyla mecliste kurulan “Anayasa Uzlasma
Komisyonu” 2013 yilinda basarisizliga ugrayarak dagilmistir. Ayrica seçmen; 12
Haziran 20 11, 7 Haziran 2015 ve 1 Kasim 2015 genel seçimlerin hepsinde de
AKP’ye iktidar olma görevi yükledigi halde tek basina yeni bir anayasa yapma
yetkisini tanimamistir.
Prof. Dr. Korkut
Boratav’in yanilgisinin ana kaynagi; Türkiye’deki son siyasi durum ile ilgili
bu analizini, DÜNYA çapindaki güçler dengesi yerine Türkiye içindeki yerli
güçler dengesine dayandirmasidir. Çünkü bugün Türkiye’deki olup biten siyasi
olaylarin ana öznesi, belirleyicisi, son tahlilde karar vericisi yerli
güçlerden çok yabanci emperyalist güçlerdir. Elbette emperyalizm ülkemize
dogrudan degil, dolayli olarak, taseronlari veya isbirlikçileri üzerinden
müdahale etmektedir.
Dolayisi ile
Türkiye’deki siyasi olaylara dünyaya egemen olan emperyalizmin rolü
penceresinden bakmak gerekir. Çünkü ülkemiz söz yerindeyse dünyanin merkezi
olan, petrol ve dogal gazin, suyun çok zengin oldugu, deniz ulasimi bakimindan
üç kitanin birlestigi, Iran Körfezi, Süveys Kanali vs. gibi stratejik deniz
ticaretinin bulundugu bir cografyada yer almaktadir. Kisaca ülkemizin stratejik
konumu özeldir, istisnadir. Bu yüzden emperyalizm ülkemiz Türkiye’yi 100 yildir
rahat birakmamaktadir. Emperyalizmin son dönemdeki projesi ise, Ortadogu’da
Irak, Suriye, Türkiye ve Iran’daki ulus devletleri parçalayarak, bu ulus
devletleri zayiflatmak ve bu bölgede kendi çikarlarini koruyan ikinci bir
Israil Devleti gibi bir Kürt devleti kurdurmaktir. Ortadogu ve Türkiye’deki
hemen hemen en önemli siyasi olay ve gelisimlerin emperyalizmin bu amaciyla bir
biçimde iliskisi oldugu ve olacagi her zaman akilda tutulmalidir.
Türkiye siyasetine bu
açidan bakildiginda bir defa AKP’nin ta kendisi, onun kurulusu, iktidara
gelisi, iktidarda 13 yildir tutulusu vs. emperyalist bir projedir. Bu gerçek
anlasilmadan ülkemizde AKP iktidarina son vermek çok zordur. Öte yandan
emperyalizm, ayni zamanda ana muhalefet partisi olan CHP yönetimini de 2013
yili Kasim ayindaki Kiliçdaroglu’nun ABD ziyaretinden beri yanina almistir.
Bilindigi gibi CHP Genel Baskani Sayin Kiliçdaroglu, CHP yönetiminden olusan
bir heyetle zamanin ABD Ankara Büyük elçisi Ricciardone’nin ikna etmesi sonucu
2013 Kasim ayinda ABD’ye gitmis, orada çesitli temaslarda bulunmus, F. Gülen
heyeti ile de görüserek yurda dönmüstür. Ülkemizdeki sosyal demokratlarin bu
ABD ziyaretinden sonra Türkiye’de zamanin Basbakani ve hükümetine karsi 17 ve
25 Aralik 2013’te yolsuzluk operasyonlari ve ayni zamanda yogun bir “tape”
savasi baslatilmistir. Ancak bütün bu yolsuzluk ve hirsizlik suçlamalarina
ragmen zamanin Basbakani RT Erdogan kendisini ve hükümetini ustalikla savunarak
suçlamalari simdilik savmayi basarmistir.
Kisaca Türkiye
siyasetinin görünmeyen fakat güçlü öznesi emperyalizmdir. Nasil emperyalizm PKK
terör örgütünü Türkiye’ye ve hatta bazen de Iran’a karsi “yipratici” ve
“kanatici” bir güç olarak kullaniyorsa, tipki onun gibi AKP ve RT Erdogan’i da
emperyalizm, Türkiye’deki ekonomi ve siyaseti tam kontrol altina almak için de
kullanmaktadir. O halde Türkiye’deki siyasi kutuplasma veya cephelesme sadece
AKP’ye göre düsünülemez! Çünkü AKP, arkada azmettirici olan emperyalizmin
Türkiye’deki birçok tetikçisinden sadece birisidir. Türkiye’nin ana düsmani
emperyalizmdir! Emperyalizmin Türk halkina karsi kullandigi araç sadece AKP
yönetimi degildir. PKK terör örgütü, 30 yildan beri emperyalizmin hizmetinde Türkiye’yi,
ordusunu ve ekonomisini yipratmaya devam etmektedir. PKK’nin legal temsilcisi
HDP, hatta ana muhalefet partisi olan CHP yönetimi ve “Türk milliyetçisi”
olarak geçinen meclisteki diger muhalefet partisi MHP yönetimi bile, kritik
anlarda AKP’ye destek vererek, büyük ölçüde emperyalist politikalardan yana
durus sergilemektedirler.
Türkiye’deki
parlamenter demokrasi, 12 Eylül 1980 fasist askeri darbesinin yasalariyla
tamamen yozlasmis; bu sekilde Türk siyaseti çok az ellerde tekellesmistir.
Tekellesen Türk siyasetini de emperyalist güçler, Ankara’daki Büyük
Elçilikleri, devlet Baskanlari veya diger politikacilari üzerinden ortak zirve
toplantilari, ikili görüsmeler vs. gibi siyasi mekanizmalarla Türkiye’de
mecliste temsil edilen siyasi parti liderlerini etki ve denetim altina
alabilmektedirler.
AKP 13 yildir
iktidardadir ve en azindan 4 yil daha iktidarda kalacaktir. 2019 yilinda
seçimle AKP’nin iktidardan düsmesi çok zordur; çünkü geçmis ve gelecekteki
seçimlerin saibeli olmasi bir yana, seçimler hiçbir zaman bütün siyasi partiler
için esit kosullarda yapilmamistir ve gelecekte de yapilmayacaktir. % 10 seçim
baraji, meclisteki partilerin aldigi hazine yardimlari, büyük ve holdingci
sermayenin bu partileri finanse etmesi, holdingci havuz medyasinin tek tarafli
olarak hükümet partisini ve en çok mecliste temsil edilen siyasi partileri
desteklemesi vs. gibi faktörler, ülkemizde artik seçimle iktidarin
degisemeyeceginin en açik kanitidir. Kisaca AKP, seçimlerde mutlak üstündür,
seçimle iktidardan gitmez!
Türkiye’de ordu,
geçmiste birçok askeri darbeler yapmistir. Bu darbelerin 27 Mayis 1960 darbesi
hariç hemen hepsi emperyalizme ve Türkiye’deki isbirlikçi egemen gerici güçlere
yaramistir. Artik TSK komutanlarinin bunca kötü deneyimler, baski, karalama, kumpas
davalar, tasidigi ve tasiyacagi riskler bakimindan bir askeri darbeyle AKP’yi
devirme ihtimali de hemen hemen hiç yoktur!
Halkin demokratik ve
anayasal gösteri ve protesto hakkini kullanarak AKP hükümetini yipratip
düsürmesi de artik çok zayif bir ihtimaldir. Türkiye çapinda “Hükümet Istifa”
sloganlariyla tahminen 7-8 milyon yurttasin katildigi 2013 Haziran “Gezi”
direnisinin hüsranla biten sonu, bu yolun da AKP’den kurtulmak için kapali
oldugunu göstermektedir. 13 yilda devletin ve toplumun önemli güç odaklarini
kontrolü altina alan AKP, tam anlamiyla halkin demokratik haklarina karsi adeta
bir baski mekanizmasi kurmustur. Bagimsiz olmasi gereken yargiyi büyük ölçüde
kendisine baglayan ve güçlü bir polis örgütünü arkasina alan AKP iktidari,
Haziran direnisinde 7 kisinin ölümüne, 9 bin kisinin yaralanmasina ve
yüzlercesinin tutuklanmasina neden olarak ne derece gaddar oldugunu göstermistir.
AKP ve onun halen
lideri konumundaki Cumhurbaskani RT Erdogan; geçmis yillardaki bütün
basarisizliklara ragmen “yeni” anayasa ve “Baskanlik” sistemi konularinda halen
israr etmektedirler. Çünkü Türkiye’de baskanlik sisteminin gerçeklesmesi demek,
RT Erdogan’in sultanliginin ilani demektir. Ama bu baskanlik sisteminden son
tahlilde en kazançli çikacak olan yine de de emperyalizm olacaktir. Çünkü
emperyalizm; simdiye kadar Türk siyasetini 12 Eylülden miras kalan bozuk
demokrasi sayesinde sadece meclisteki üç dört siyasi lideri kendine baglamakla
kontrol ederken, Baskanlik sisteminin uygulanmasiyla bu kontrol artik sadece ve
tamamen Baskan olan TEK bir kisiyi baglamakla kolaylasacaktir.
Anlasilan Türkiye’de
emperyalizme baskanlik sistemi de yetmiyor! “Yeni” anayasa ile emperyalizm,
taseronlari olan meclisteki siyasi partiler üzerinden Türkiye Cumhuriyeti
devletine “ulus” karakteri veren “Türk Ulusu” kavramini tasfiye etmeye,
“Özerklik” veya “Yerinden Yönetim” gibi yönetim unsurlarini da “yeni” anayasaya
sokarak devletin birlesik merkezi yapisini bozmaya çalismaktadir.
Sonuç olarak Türkiye;
Prof. Dr. Korkut Boratav’in önerdigi gibi AKP’ye karsi bir “Anti-fasist”
cephede degil, emperyalizm ve yerli isbirlikçilerine karsi ANTIEMPERYALIST bir
cephede birlesmelidir. Bu cephede bütün vatanseverler yer alacaktir. Karsi
tarafta ise emperyalizm ve onun yerli isbirlikçileri olan basta AKP yönetimi
olmak üzere, CHP ve MHP yönetimleri, PKK ve onun legal örgütü olan HDP de
vardir!
Ancak bu
cephelesmedeki ana sorun; antiemperyalist bu cephenin hangi siyasi partinin
girisimiyle ve kimin öncülügünde kurulacagi ve hangi sosyal siniflara
dayanacagi konusudur. Elbette teorik olarak bir gerçegi pesinen söyleyebiliriz:
Antiemperyalist milli cephede; vatansever olan ve isçi sinifi, köylüler, esnaf,
aydinlar vs. gibi sinif ve kesimlerin üyesi olan her kisi, her türlü meslek
odasi ve is sahibi yer alabilecektir. Bu antiemperyalist cephede yer alan bütün
vatanseverlerin destekledigi bir siyasi ortamda; isçi sinifinin demokratik ve
kitlesel katilimli, basarili bir GENEL GREVI, çok kisa zamanda AKP’nin
IKTIDARDAKI SONUNU getirecektir!
Fakat en basta isçi
sinifinin böyle bir cephede yer alabilmesi için, öncelikle Türk-Is’in
sermayenin kontrolünden, DISK ve KESK ’in de bölücü Kürtçü siyasetten mutlaka
kurtarilmis olmasi sarttir. Peki, bu görevi kim üstlenecek? Iste bütün mesele
de burada dügümlenmektedir! Gerçek sosyalistler kadrolasip bir siyasi parti
kurmadan bu sorunlarin hiç biri çözülemez!