Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle
Açıklama: Önemli olan asker ya da sivil tarafından yapılması değildir
Kategori: Güncel
Eklenme Tarihi: 19 A?ustos 2015
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 09:27
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=21873
Sivil darbe nedir?
Nasil yapilir?
Üzerinde yasadigimiz
topraklar,üç önemli dert nedeniyle nefes almakta zorluk çekiyordu.
Gelin bu üç derdin ne
oldugunu hatirlamaya çalisalim:
•Bu ülke oldum olasi
radikal Islam sorunuyla bogustu.
•Hep bir dogu
sorunumuz, bir baska deyisle Kürt problemimiz oldu.
•Cumhuriyeti kuran ana
unsurlardan biri olan “asker aydin zümre” ülkenin nasil yönetilmesi gerektigi
konusunda kendisinin yegane karar verici oldugunu düsündü.
Simdi de isterseniz bu
üç unsuru yakindan görmeye çalisalim.
***
Radikal Islam ile
baslayalim:
Hepimiz biliyoruz ki bu
sorun gökten zembille inmedi.
Osmanli’dan günümüze
kadar süren bir problem.
Söyle geriye dönüp bir
hatirlayin...
Osmanli ne zaman
yüzünü batiya dönse, radikal Islam “Bok yeme otur!” narasiyla ayaga kalkti.
Ilk baski makinesinin
kullanilmasindan, askeri düzeni iyilestirmeye, egitim sistemine çeki düzen
vermekten, adaleti ehlilestirmeye kadar her konuda, radikal Islam ülkenin hep
engelleyici gücü oldu.
Osmanli’nin ardindan,
Cumhuriyet’in kurulmasiyla girisilen egitim reformlari esnasinda, çagdas
medeniyetlerden ne kadar geri kaldigimizi gördük.
Bu açigi gidermemiz,
mesela gelismis anlamda fizik, kimya, matematik, tip, mühendislik gibi
konularda egitim saglayabilmemiz, Nazi rejiminden kaçan egitimciler sayesinde
olabildi.
Ancak onlarla
birlikte, modern anlamda üniversitelere kavusabildik.
Mustafa Necati ve
Hasan Ali Yücel ikilisinin yaptigi egitim reformuyla, bati uygarliklarini neredeyse
yakalamak üzereydik...
Ama olmadi!
Radikal Islam buna
izin vermedi.
Isterseniz, radikal
Islam problemini simdilik sadece egitim örnegiyle sinirli tutalim, yoksa yazi
amacindan sapacak.
***
Dedim ya üç ana
problem diye ve ikincisi olarak Kürt meselesinden söz ettim.
Gelin simdi de bu
konuya göz atalim kisacak:
Dogu problemimiz de
gökten zembille inmedi.
Osmanli da az
bogusmamisti bu problemle.
Genç Türkiye
Cumhuriyeti, devraldigi bu problemi eskinin metotlariyla çözmeye kalkinca
olanlar oldu...
Dersim Isyani ile
baslayan ve o günden bu yana süren, zaman zaman azalmis gibi görünse de alttan
alta hep devam eden bu problem de ülkenin yakasini bir türlü birakmadi.
Nedeni malum:
Baslangiçta ülkeyi
yöneten güçler ve egilimlerce “bir problem” olarak görülmedi.
Böyle olunca, çözümü
için uygulanan metotlar dogal olarak sonuçsuz kaldi.
(Isterseniz gelin bu
konuyu da burada birakalim. Az önce dedigim gibi, amacimiz bu meseleyi masaya
yatirip enine boyuna tartismak degil. Sadece böyle bir problem oldugunu tespit
etmek ve üçüncü en önemli konuya geçis saglamak.)
***
Evet, geldik üçüncü
önemli probleme.
Demistik ya hani
“asker aydin zümre, ülkenin nasil yönetilmesi gerektigi konusunda kendisinin
yegane karar verici oldugunu düsündü” diye, iste bugünkü konumuz bu ve tabii
devami da var.
Gerçek su: Bu ülke
askeri diktatörlüklerden çok çekti!
Türkiye
Cumhuriyeti’nin tarihi, bir anlamda Ihtilaller ve Darbeler Tarihi’dir.
Ama gün geldi, devran
döndü ve ülkenin bu meselesi, bir an sanki ortadan kalkmis, kaldirilmis gibi
göründü.
Sevindik!
Önceki ihtilallerden
hesap soruldu.
“Emekli darbeciler”
itibarsiz hale getirildi.
“Yapma ihtimali olanlar”a
ahlaksiz bir savas açildi!
Türkiye’nin rütbeli
tüm askerleri, ülke sathinda ve tüm toplum kesimlerinin gözden düsürülmeye
çalisildi...
Eyvallah...
(Bu konuyu da uzun
uzun tartismayacagim!)
***
Basta siraladim ya
hani “ülkenin üç ana problemi vardi” diye.
Iste onlardan birinden
“kurtulduk” diye sevinmemiz gerekmez mi?
Ne sevinmesi, zil
takip oynamak lazim...
Öyle degil mi?
***
Degil.
Biz, ülke olarak, bir
problemi çözerken ötekini, hatta ötekilerini üretme uzmaniyiz.
Geçmiste de böyleydi,
simdi de böyle.
Üstelik simdi, daha da
fazla böyle.
***
Peki, acaba kim ister
bunu?
Eminim kimse istemez.
Peki, acaba neden
böyle oluyor dersiniz?
Ayni dilden konusmuyoruz
da onun için!
Siyasi parti, ordu,
muhalefet, iktidar, serbest seçim, sosyal sinif, demokrasi, din, azinlik,
anayasa, meclis, temsil, hasili kelam modern dünyanin her birine bir anlam
yükleyip, konustuklari zaman “ayni sey”i anladigi bu kavramlar bizde her telaffuz
edene farkli “sey” söylüyor.
(Bu konuyu da
isterseniz çok uzatmayalim. Ama ileride mutlaka konusalim.)
***
Asker’in tahakkümünden
kurtuldugumuza söyle doyasiya sevinemedik bile.
Hani bir kaç yil, bir
kaç on yil filan...
Ülkenin en büyük üç
probleminden üçüncüsü neredeyse ayni gün sekil degistiriverdi.
Ne mi oldu?
Bu kez de ülkede sivil
bir darbe gerçeklesti.
“Yahu sivilin darbesi
mi olur?” filan demeyin.
Bal gibi olur.
Eger bir toplum kesimi
öteki ya da ötekiler üzerinde tahakküm kurmaya kalkarsa, asker ya da sivil
tarafindan yapilmis olsun, buna darbe denir.
Tarih okuyanlar bilir,
örnekleri çoktur.
***
Askeri ya da sivil
güçlerle, bir trendi yakalar ve iktidari ele geçirirsiniz ve “Oldu da bitti masallah!” dersiniz...
Bundan böyle artik
herkesin sizin koydugunuz kurallara göre hareket etmesi gerektigini söyler,
yasalari da buna göre düzenlersiniz...
Siz buna belki
demokrasi adini verirsiniz ama gerçekte öyle degildir.
Buna, bal gibi
diktatörlük denir.
***
Iste ispati:
Kenan Evren ve
arkadaslari bir sabah iktidari ele geçirdiler ve artik her sey degisti deyip
bir Anayasa yaptilar.
Ülke tam 34 yildir bu
Anayasa ile yönetiliyor.
Oysa 12 Eylül darbesi
sadece birkaç yil sürdü.
Kurallari ise, hala
yürürlükte.
Sizce bu yönetim bir
diktatörlük degil miydi?
***
Önemli olan asker ya
da sivil tarafindan yapilmasi degildir.
Gerçeklesen darbe midir,
degil midir ona bakilir.
Bir trendi
yakalarsiniz, yetecek kadar oy alirsiniz, ülkenin yönetilis tarzinda önemli
degisikliklere yol açarsiniz.
Gün olur devran döner
ve insanlar yaptiklarinin yanlis oldugunu, daha önce oylariyla verdikleri bazi
kararlarin kendilerinden yana degil kendilerine karsi oldugunu düsünürler.
Iste tam bu anda
“Madem öyle, tamam o zaman sizin dediginiz olsun!” dediginiz zaman size
demokrat derler.
Yoksa “Eeee, ne
yapalim kabul etmeseydiniz. Bir kere ettiniz. Kurallar degisti. Simdi sittin
sene bu kurallarla yönetileceksiniz” (mesela 34 yil) dediginiz an adiniz
diktatöre çikar.
***
Su anda Türkiye’de
olan tam da budur!
Bir trendi yakalayip
halkin oyuyla seçilen Cumhurbaskani, ülkenin sistemini o trendde aldigi oylari
gösterip sekillendirmeye çalismaktadir.
Oysa gün olmus, devran
dönmüstür...
Eski çamlar (hos artik bardaklar çamdan degil camdan yapiliyor
ya) bardak olmustur...
***
Dedim ya “Türkiye’nin
bir bati uygarligi olmasina –isteyen parmak kaldirsin- daha çok var” diye.
Ve hani, bir sürü
kavram siralayarak bunlarin içini hepimiz farkli dolduruyoruz diye de ilave
etmistim...
Iste bu sözlerime bir
ince ayar yapmam lazim!
Yoksa yanlis
anlasilmalara yol açabilir.
Aslinda bu durum (yani
sözlerin içini farkli doldurma hali), sözlerin anlamlarini bilmemekten
kaynaklanmiyor.
Biz dogulular,
kelimeleri de bütün öteki konularda oldugu gibi isimize geldigi gibi egip
bükmeyi seviyoruz.
Kabul edelim bunu!
Her firsatta nasil
erdemlerimizle ögünüyorsak, kötü yanlarimizi telaffuz etmekten de
kaçinmamaliyiz...
***
Neden mi söyledim
bunu?
Sundan:
Sayin Cumhurbaskani da
biliyor yaptiginin yanlis oldugunu.
Tipki Kenan Evren ve
ötekiler gibi...
Diktatöre dünyanin her
yerinde diktatör derler.
Asker de olsa sivil de
olsa.
***
Hasili kelam Sevgili
Bayanlar, Baylar ve Çocuklar,
Türkiye’nin üç büyük
problemi vardi.
Üçüncüsü ve en
önemlisi biri gidip öteki gelen “askeri diktatörlük”ler idi.
Simdi de üç büyük
problemi var.
Ikincisi bildiginiz
gibi... Bir baska deyisle, dogu cephesinde yeni bir sey yok!
Birincisi ve üçüncüsü
ise sekil degistirdi.
Radikal Islam iktidar
oldu... Egitimden, adalete her alanda görebilirsiniz bunu...
Üçüncü büyük probleme
gelince:
Askeri diktatörlükler
sona erdi. Yerini sivil olana birakti.
***
Umarim ve dilerim, bir gün askeri ve siviliyle herkesin “demokrasi”den ayni “sey”i anladigi noktaya geliriz.
