Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama: "TABİATI VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA KANUNU TASARISI" ÜZERİNE;
Kategori: Çevre
Eklenme Tarihi: 05 Kasym 2010
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 10:59
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=2175
Son gelismeler; “bir musibet (felaket, kötülük) bin nasihatten yegdir.” atasözünü akla getiriyor: Bilindigi gibi, Ikizdere Vadisi’nde de dogal süreç ve varliklarin yikimina yol açabilecek HES’lerin yapilmasi öngörülüyordu. Ancak, Vadinin “Dogal Sit” olarak ayrilmasina karar verilince, bu öngörü, en azindan simdilik gerçeklestirilemez oldu. Bu gelisme kitle iletisim araçlarina yansiyinca hazirlik çalismalari gerçekten de uzunca zamandir yürütülen “Tabiati ve Biyolojik Çesitliligi Koruma Kanunu Tasarisi”nin gündeme gelmesine yol açti. Böylece, Tasarinin neler getirip neler götürecegi kamuoyunda tartisilmaya baslandi. Bu, olumlu bir gelisme kuskusuz. Ancak, tartismalarda çogunlukla sergilenen siglik siyasal iktidarin bu alanda da ne denli sansli oldugunu düsündürtüyor. Sözgelimi, Tasarinin, siyasal iktidarin, Ikizdere ile ilgili olumlu kararin asilmasina yönelik çabasinin bir ürünü oldugu öne sürülüyor. Dolayisiyla, yine “tek agaci görmekten ormani göremememe” durumuna düsülüyor. Oysa “Tabiati ve Biyolojik Çesitliligi Koruma Kanunu Tasarisi” gerek hazirlik sürecinde yasananlar gerekse içerdigi yaptirimlar yönünden basli basina bir gösterge; siyasal iktidarin dogal varlik ve süreçlere nasil yaklastiginin, daha açik bir söyleyisle de dogal varlik ve süreçleri sermaye birikimine bir olanak olarak sunma çabasi içinde oldugunun göstergesi… Ancak, Tasarinin yalnizca Ikizdere Vadisi’nde yapilacak HES’lerle iliskilendirilerek tartisilmasi, Çevre ve Orman Bakanligi’nin;
b “ …tasarinin 2002'den bu yana üzerinde çalisilan bir konu oldugu”,
b “21 Aralik 2009'da AB Çevre Fasli'nin açilmasiyla da sürecin hizlandigi” ve
b ''Tasariya 6 Ekim 2010 tarihinde Basbakanlik Kanunlar Kararnameler Genel Müdürlügü'nde nihai hali verilmistir. Rize Ikizdere Vadisinin 22 Ekim 2010 tarihinde sit alani ilan edildigi düsünülürse, son düzenlemenin bu kararla ve HES projeleri ile herhangi bir alakasinin olmadigi daha iyi anlasilacaktir'”
vb türden dogru ve bir bakima da kendisini aklayici ama kamuoyunu, deyis yerindeyse “uyutucu” açiklamalar yapmasi kolaylastirilmistir.
Tartismalar sirasinda, yine çogunlukla, Tasari tek basina ele aliniyor; ne büyük bir yanilgi… Oysa, Anayasada 12 Eylülde “evetlenen” degisiklikler kapsaminda idari yarginin ve kurulus yasasinda yapilmak istenen degisikliklerle de Sayistay’in etkinlik alanlarinin kisitlanmasi vb düzenlemeler de ayni bütünün parçalaridir; siyasal iktidarin söz konusu çabalarini kolaylastirici düzenlemelerdir. Nedense, bu son derece yalin gerçekler ya görülemiyor ya da çesitli gerekçelerle görmezden geliniyor .
Öte yandan, ülkemizde “doganin korunmasi” alaninda da göz ardi edilemeyecek düzeyde bilgi üretilmis, deneyim birikimi olusmus ve oldukça etkili bir kamuoyu duyarliligi yaratilmistir. Bu gelisme, bir yaniyla konuyla ilgili her türlü düzenlemenin tasarlanmasini ve yürütülmesini önemli ölçüde kolaylastiran, kamusal bir olanaktir. Siyasal iktidarin, en azindan Türkiye’nin de
taraf oldugu ülkelerarasi anlasmalar uyarinca bu gerçegi göz ardi etmemesi gerekiyor. Üstelik, Anayasamizin 56. maddesi de böyle bir tutumu zorunlu kilmaktadir. Ne var ki, bu zorunluluklar, bir yaniyla da siyasal iktidarlar için kesinlikle asilmasi gereken engellerdir. Siyasal iktidar da bu gerçeklerin ayirdindadir; ayirdinda oldugu içindir ine ilgili gördügü demokratik kitle örgütü yönetici ve uzmanlarini da Tasarinin hazirlanma sürecine katmistir. Ancak, hazirlik çalismalarina gerçekten de övünülecek bir içtenlik ve yapicilikla yaklasip katkida bulunma çabasina gösteren kisi, kurum ve kuruluslarin kaygilari, görüs ve önerileri söz konusu Tasariya hemen hemen hiç yansitilmamistir. Kisacasi, hazirlik sürecine katilan kisi ve kuruluslar, deyim yerindeyse, yine “konu mankenliginden” öteye geçemeyen bir konumda birakilmistir.
Hazirlik sürecine katilan ve katkida bulunanlarin bilgisi disinda son biçimi verilen Tasari öngörüldügü gibi yasalastiginda;
b ülkemizdeki doga koruma alaninda yogun hukuksal, yönetsel ve teknik çatismalara neden olabilecek,
b bugüne degin koruma altina alinabilen, dolayisiyla ranti artan alanlarin yerli ve yabanci sermayenin istekleri dogrultusunda kullanilabilmesi daha da kolaylastirilabilecek,
b dogal varsilliklarimizin onarilamayacak biçim ve düzeyde zarar görmesine yol açabilecek uygulamalara yasal dayanaklar saglayabilecek,
b doga koruma alaninda onca emek ve özveriyle elde edilebilen kazanimlarin yitirilmesine yol açabilecek,
b Türkiye’yi taraf oldugu çok sayida ülkelerarasi anlasma karsisinda çesitli uyusmazliklara düsürebilecek
bir dile, düzene ve yaptirimlara sahiptir. Ayrica öngörülen “koruma” yönetiminde göstermelik “katilim” ve “danisma” organlarina yer verilmekte ve dolayisiyla da Çevre ve Orman Bakanligi her durumda tek basina “son sözü” söyleyebilecek bir konuma getirilmektedir.
Bu nedenlerle, “Tabiati ve Biyolojik Çesitliligi Koruma Kanunu Tasarisi”, Türkiye’nin de taraf oldugu ülkelerarasi çok sayida anlasamnin yani sira Anayasanin “Tarih, Kültür ve Tabiat Varliklarinin Korunmasi” basligi altinda yer verilen 63. maddesindeki;
“Devlet, tarih, kültür ve tabiat varliklarinin ve degerlerinin korunmasini saglar, bu amaçla destekleyici ve tesvik edici tedbirleri alir.”
yaptirimina aykiridir. Anayasanin 56. maddesindeki; “Çevreyi gelistirmek, çevre sagligini korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaslarin ödevidir.” yaptirimi ise simdilerde de yürürlüktedir ve “vatandaslik ödevinin” yapilmasi gerekmektedir. Bu geregin yaziklanmalarla, yakinmalarla ve özellikle de tekil sorunlara indirgemecilikle yerine getirilemeyecegi açiktir. Artik, hiç olmazsa bu yalin gerçek kavranmalidir; kavranmali ve Tasarinin tüm getirecekleri ve götürecekleri sergilenmelidir. Asagida tartismaniza açilan görüslerin, bu geregin yerine getirilmesine katkida bulunma çabasi olarak degerlendirilmesini dilerim.
Yücel ÇAGLAR
|