Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 06 Temmuz 2015
Geçerli Tarih: 17 Ekim 2026, 06:22
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=21639
AÇIK SÖZLÜ OLMAK IYIDIR! (7 HAZIRAN SONRASINA
DAIR DEGERLENDIRME)
SIBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMIRER
“Açik sözlü olmak iyidir,
en kötü ihtimalle
sonradan kaybedeceklerini
en basta kaybedersin.”[1]
Kimilerinin
“yanit”ladigi(!)[2] “7 Haziran 2015
Seçimleri’ne Dair -Gerekçeli- Tavrimiz”[3]
baslikli yazimizin ardindan, simdi 8 Haziran’a (ve sonrasina) iliskin bir
degerlendirme “farz” oldu.
Turgut
Uyar’in, “Gülü çigdemi filan birak/ Sardunyayi karidesi filan birak/ Aciyi ve
ölümleri birak/ Oy pusulalarini ve seçimleri birak/ Evet/ Seçimleri özellikle
birak/ Çünkü açlik çogunluktadir,” dizelerinden hareketle, hemen vurgulayalim:
biz bu seçim sonuçlarini “zafer” olarak degerlendirenlerden degiliz; ancak bu, radikal
demokrat HDP’nin basarisinin altini çizmemize engel degildir. Bu kosullarda, Karl
Marx’in “Toplumun kalabaliklari ve onlar gibi düsünenler benim kitabimi
okumasinlar; hem ben, ona hiç el sürmemelerini aliskanliklarina uyarak eserimi
yanlis anlamalarina yeg tutarim baslamaliyiz,” uyarisini animsatarak baslayalim
yazacaklarimiza…
Yazdiklarimiz
ve yazacaklarimiz “toplumun kalabaliklari ve onlar gibi düsünenler”e ters
gelecek olsa da, “Ex ore parvulorum
veritas/ Hakikât çocugun agzinda” vurgusuyla, “Insanlar gerçeklige
iliskin elestirel bir anlayistan yoksunsa ve gerçekligi, bütünün birbiriyle
karsilikli etkilesim içindeki kurucu ögeler olarak görmedikleri kesitler
hâlinde kavriyorlarsa, bu gerçekligi gerçek anlamda taniyamazlar,”[4] deriz; Paulo Freire gibi…
SEÇIM, PARLAMENTO
VE “TEMSILI DEMOKRASI” MEVZUU
8 Haziran ve
sonrasina iliskin degerlendirmelere, seçim, parlamento
ve “temsili demokrasi” üzerinebirkaç belirlemeye baslamakta büyük yarar var.
Öncelikle
seçmek/ seçim eylemi konusunda H. L. Lencken’in, “Her seçim çalinti mallarin
açik artirma ile satisa çikarilmasidir”; Ayn Rand’in, “Seçme gücü vardir, ama
yaptigi seçimin sonuçlarindan kaçma gücü yoktur”;[5]
George Orwell’in, “Akillilik, çogunluga bakilarak ölçülmez,”[6] uyarilarini kulagina küpe
edenlerdeniz.
Sinifli-sömürücü
“temsili demokrasi”ye inanmayan ve ona pek fazla
itibar etmeyenlerden olarak, “Her zaman baska seçeneklerimiz vardir. Biz
buna özgür irade deriz,”[7]
vurgusuyla Noam Chomsky’nin, “Demokrasi, içindeki insanlarin oyuncu degil,
izleyici oldugu bir sistemdir,” saptamasina çok büyük deger veririz.
Ne derseniz
deyin, veya nasil olursa ve sunulursa sunulsun -ama Lenin’in uyarisi “es” geçilmeden![8]- parlamento içinde temsil edilmek
etnik kökeni, dinsel tercihi ya da cinsel yönelimi ne olursa olsun ezilen,
yoksul ve emekçi siniflarin sömürülmesi sorununu çözmüyor, çözemez de! Unutmayin,
“oy vermek bir seyleri degistirseydi, yasaklanirdi,” diyordu Emma Goldmann; ve
hâlâ haklidir!
Hele ki
parlamenter demokrasilerin bir “fars”a dönüstügü; tekel medyalarinin “kamuoyu
olusrturma” islevini neredeyse tek basina üstlendigi, günümüz kapitalizmi
kosullarinda. “bunlar bilinen genel dogrular; mevcut durumla alakalari yok,”
diye düsünebilirsiniz; ama örnegin eski milletvekili
Hüseyin Aygün’ün su ifadesi, “demokrasi”nin günümüzde nasil bir “danisikli
dövüs”e, nasil bir “oyun”a dönüstü(rül)dügünü bugün, burasi için de gözler
önüne seriyor: “Meclis’te 13 yildir muhalefetin tek bir önerisi dahi kabul
edilmedi. Meclis kapilari halkin iradesine kapali”[9]... Yine bir baska eski milletvekili
Mahmut Alinak da -7 Haziran 2015’in ardindan- sunlari ekliyor:
“Galibi devlet
ve onun partileri, maglubu ise halk olan bir seçim kosusu daha bitti. Halk
kendisine demokrasi diye yutturulan bu seçimle-farkinda olmadan- bir defa daha
kendi boyundurugunu seçme özgürlügünü kullanmis oldu! Meclisteki partilerden
hangisi hükümeti kurarsa kursun, ufukta halk için hiçbir ümit isigi yok. Bu
sömürgeci düzen ve onun kirbaci olan devlet, asirlar boyu emekçi halklara ne
reva görmüsse bundan sonra da aynisini yapacaktir.”[10]
O hâlde seçimi
(ve parlamentoyu) Seyfi Öngider’in, “Parlamento kürsüsünü sahici bir toplumsal
mücadele örgütlemek için degerlendiren bir siyasi hareket önümüzdeki seçimlerin
iktidar adayi olur,”[11] vurgusundaki gibi abartmadan
ama “es” de geçmeden; burjuvaziden apartilmis kavramlarla devrimciligin ve
devrimci degerlerin yasatilamayacagi unutulmamalidir. Bunun için de “Sandik
demek sokaga hayir demek degildir” ve olamaz da! Tam tersine, devrimciler için
seçimler, ancak sokak ile sandik arasinda bir rezonans kurabildikleri ölçüde;
yani seçilmis temsilciler sokagin itirazlarini parlamento içerisinde
“ehlilestirerek” ihata ettikleri degil de, sokagin itirazlariyla parlamentoyu
dönüstürücü bir tarzda dinamize edebildikleri ölçüde basarili addedilir. Yani
sokak parlamentoya degil, parlamento sokaga, meydanlara tabi olmalidir!
Bu nedenledir
ki radikal sosyalistler parlamenter mücadeleye cepheden karsi olamaz.
Ideolojik, siyasi ve ekonomik-demokratik alanlarda mücadelelerini sürdüren
radikal sosyalistler, kapitalizme biat etmeden temel olanla tali olani
asla birbirine karistirmazlar.
Bunlari
yaparken de “Dünya degisti”(!), “Eski mücadele biçimleri bugüne uymuyor” (!),
“Kendimizi yenilemeliyiz,” söylemleriyle “güne uyum saglayanlarin” post-modern
tasfiyeciligini elestirmekten geri durmazlar, tabii!
Konuya iliskin
olarak Emek Partisi Genel Baskani Selma Gürkan’in, “Siyaset sandiktan öte bir
sey,”[12] vurgusu ardindan; Meksika’daki 7
Haziran seçimleri için Subcomandante Moisés ‘Direnis ve Isyan’ oturumunda
konusmasindan sunlari aktaralim:
Bugünlerde, ne
zaman “seçim süreci” denen seye girilse, birileri çikip ortaliga yalan yanlis
haberler yayiyor… Tepedekilerin, asagidakileri, onlari düsündüklerine ikna
etmek için uydurduklari bu tür zirvalarin bizi alâkâdar etmedigini biliyorsunuz
elbette.
Zapatistalar
olarak bizler, insanlara ne oy verme ne de oy vermeme çagrisinda bulunuyoruz.
Bizim, Zapatistalar olarak yaptigimiz tek sey, her firsatta insanlara direnmek
için örgütlenmelerini ve ihtiyaçlari ugruna mücadele etmelerini söylemek…
Zapatistalar
olarak bizi ilgilendiren tek sey, bizi sömüren, baski altinda tutan, kaybeden
ve bizden çalan çokbasli kapitalist sisteme nasil direnecegimizi ve karsi
koyacagimizi ögrenmek. Dolayisiyla insanlari oy vermeye tesvik etmek gibi bir
amacimiz yok… Ne de insanlari bos oy kullanmaya ya da seçimi boykot etmeye
tesvik etmek gibi bir amacimiz var.
Seçimlerde oy
kullanarak sistemi degistirmenin mümkün olduguna inanan insanlar oldugunun
farkindayiz… Gidip oy vermemekte çoktan karar kilmis olabilirsiniz. Iyi
yapmissiniz da demeyiz kötü yapmissiniz da... Yalnizca bunun yeterli olmadigini,
örgütlenmeniz gerektigini söylüyoruz…
Yok eger
çoktan gidip oy kullanmaya karar verdiyseniz, kime oy vereceginizi de
biliyorsaniz, bizim diyecegimiz sey yine ayni. Bize göre ne iyi ediyorsunuz ne
de kötü. Açiktan söyledigimiz tek bir sey var: Hazirlikli olun, çünkü dönecek
dolaplar ve hileler gerçekten asabinizi bozacak. Zira Iktidardakiler hile
yapmakta ustalar. Ve tepedekiler zaten sonucun ne olacagina çoktan karar vermis
durumda…”[13]
Anlasilacagi üzere
seçime de, parlamentoya da (ne soguk ne de sicak degil) iligiz… Bu ilimanligin
gerisinde de, sistemin “efendileri”nin seçimlerin nihayetinde sona erecegi,
pleblerin “ülkenin kaderini belirlemis olma” yanilsamasinin yürek ferahligiyla
islerine-güçlerine geri dönecegi, ve cosku yatistiktan sonra dizginleri yeniden
ele alarak olaylarin gidisatina yön verme islerine devam edeceklerine dair
bitimsiz özgüvenleri konusundaki bilgi ve deneyimler(imiz) yatmaktadir.
Nitekim, 7 Haziran seçimlerinin hemen ardindan, bu ülkenin sol muhalefeti
“zafer” sarhoslugunu henüz üzerinden atamamisken Suriye’ye müdahale seçeneginin
masaya gelmesi, egemenlerin seçmenin “mesaj”lari konusuna fazla kafa
yormadiklarini göstermektedir... “Business is business / Is istir”!
BIRKAÇ -“OLMAZSA OLMAZ”- HATIRLATMA
HDP’ye de
böyle bakiyor ve ‘Karsi Sanat’in kurucusu Feyyaz Yaman’in, “HDP yeni bir yasam
alternatifi”[14] ya da sevgili
dostumuz Sebnem Korur Fincanci’nin, “HDP bu sistemi sarsabilir,”[15] beklentilerini abartili buluyoruz.
HDP konusunda
“abarti” yaygin bir tutum.
Örnegin Istanbul
1. Bölge Milletvekili Adayi Hasan Gülüm, “Isçi sinifinin gelecegi HDP’den
geçer,”[16] derken; 7 Haziran
öncesinde Ankara’da Sirri Süreyya Önder, “2 vekil garanti, 4 için çalisiyoruz,”[17] diyebiliyordu.
“Abarti”larin
her türünden özenle uzak durmak çok önemli![18]
Mesela bu
vesileyle sosyalistlere nefretini dile getiriveren “Türkiye’de sosyalistler
hiçbir toplumsal kesimi temsil etmiyor,”[19]
ya da Kürtlerin “akil hocaligi” pozisyonunu kimselere “kaptirmak” istemeyen “Türk
Solu Kürtlere bir yarar saglamadi. Türk Solu Kürtlerin sirtinda sürekli kambur
olmustur,”[20] liberal saçmaliklarindaki
gibi…
Radikal
sosyalistler, mücadelelerini abartilardan ve baraj hesaplarindan ari olarak ele
alirlarken; “Gelecek soldadir. Çünkü sol; özgürlük, demokrasi, sosyal adalet,
dayanisma, ilerleme, baris, uluslararasi dayanisma, dogal çevreyi koruma, temiz
siyaset ve temiz toplum, program kadar uygulamaya da önem verme, halka güvenme,
emege ve emekçiye öncelik verme demektir… Özet olarak sol, sosyal demokrasi
dünyanin, ülkemizin ve insanligin gelecegi demektir,”[21]
türünden topyekûncu ve eylemsiz/ teorisist genellemelerin ardina da
siginmazlar!
Reformlara da
(sürdürülemez kapitalizm kosullarinda o neyse!) karsi çikmazken; “Türkiyeli
sol-sosyalist hareketler açisindan bir takim reformlarin ortaya çikmasinin nesi
kötü? Reformlarin nesi kötü? (…) Kürt halkinin, emekçilerin, yoksullarin ciddi
beklentileri var. Nefes alma, bazi kazanimlarini elle tutma ihtiyaci
var, istegi var,”[22] türünden reformcu
mücadelelerle arasina sinir çizip, “Reformlar, devrimci mücadelenin yan
ürünüdür,” derler…
Evet, legal planda
mücadele yürütülebilir; yürütülmelidir de!
Ancak bunun
maliyeti Ataol Behramoglu’nun, “Bana Yunanistan seçimlerinde solun kazandigi
basari ve simdilik güler yüzlü genç basbakani animsatti,”[23]
dedigi “Güler Yüzlü Sosyalizm” popülizmi olmamalidir.
LIBERAL HEZEYAN(LAR) PARANTEZI
H. de
Balzac’in, “Yalancilik, meslek dali olarak ilan edilmeli artik, çünkü çok fazla
ustasi var,” notunu düstügü koordinatlarda
-neo-liberali de dahil! - “Nec simulatum quidquam potest esse diurnum/ Hiçbir
sahtekârlik uzun süre devam etmez…”
Siz bakmayin
Ahmet Insel’in, “Kimi aydinlar arasinda AKP’ye karsi alinan tavirla ilgili bir
tartisma basladi. Bir eylemi tarzi ve içerigi açisindan elestirmenin yegâne
yolu, onu menfur bir büyük örgütlenmenin parçasi olarak göstermek midir?”[24] demesine!
Liberallerin
Erdogan’i, kendi kimliginden baska bir paketle sunarak onu güçlendirdigini
belirten Ismail Küçükkaya’nin hatirlattigi üzere, “Erdogan’i sadece Türkiye’ye
degil, Avrupa ve Amerika’ya sundular”[25]
ki, tüm liberaller bundan sorumludur.
Bir an -Sezen
Aksu’lu[26]- “Yetmez ama
evetӍileri animsayin!
Adalet
Agaoglu’nun, referandumda “Yetmez ama evet” oyu konusunda, “Niye hemencecik
umuda kapildim ki! Kizginligim kendime, o kadar. Pismanlik fazla gelir,”[27] deyisini!
AKP
milletvekili Muhsin Kizilkaya’nin, “AKP 2002’de kuruldugunda Islâmi hareketlere
acayip önyargili bir bakis vardi. Ben o zamanlar rijid bir solcu, sosyalist bir
Kürt’tüm. Islâmi hareketlere, muhafazakârlara hosgörüyle yaklasip onlarin
memleketi dönüstürebilecegine, vesayetçi rejimi kirabilecegine dair bir inanç
gelismisse bende, tek müsebbibi Birikim Dergisi; Ömer Laçiner, Ahmet Insel ve
Murat Belge’dir,”[28] itirafini!
Etyen
Mahçupyan’in, “Türkiye’de yasayan bir kisi olarak -bütün kimliklerimle- AKP
iktidarinda magdur oldugumu hiçbir sekilde düsünmüyorum, tam aksini
düsünüyorum. AKP iktidarinda ben çok daha özgür oldum; hem bir Ermeni olarak
hem bir aydin olarak,”[29]
satirlarini!
Vahap Coskun’un,
“Türk solunun AKP ile olan sorunlu iliskisi. AKP’ye ‘Kartaca yikilmalidir’
mantigiyla bakan bu kesime göre, AKP’den toplum için hiçbir iyilik dogmaz.
AKP’ye asla güvenilmez; ona kategorik olarak karsi çikilmasi gerekir. Bir
sorunu çözmek için AKP ile isbirligine gidilemez. Bunun yerine her yerde ve her
zeminde AKP’yi zora sokacak eylemlerin yükseltilmesi icap eder. Yalniz burada
söyle bir sorun var: Sol, toplumsal bir tabana dayanmiyor, dolayisiyla mesru
siyaset içinde solun, AKP’yi zorlayabilme veya ona karsi alternatif
olusturabilme ihtimali bulunmuyor. Bu sebeple sol, AKP ile mücadelesini güçlü
bir zemine sahip olan Kürt siyaseti üzerinden yapmaya çalisiyor,”[30] zirvasini asla ama asla unutmayin ve (onlarin bir kisminin da bugün HDP’de
oldugunu) unutturmayin![31]
Siz bakmayin “Önemli olan
SYRIZA gibi bir toplumsal hareket yaratabilmek,” vurgusuyla, “Türkiye’deki
baski liberalleri sosyalistlestirmeye yarar,”[32]
diyen Kanadali akademisyen Leo Panitch’in anlamsiz ve karsiliksiz saptamasina…
Türkiye’nin
“gecikmis” liberallerinnin tahayyül dünyasi AB ile sinirlidir ve onlarin olsa
olsa olabilecegi, yapabilecegi tek sey liberal soslu düzen içi bir popülist
demogojidir! Bugün, bu tahayyüllerini Kürtler araciligiyla
gerçeklestirebileceklerini düsünmektedirler - tipki birkaç yil öncesine dek
AKP’ye bel bagladiklari gibi...
“Nasil” mi?
Mesela Oya
Baydar’in, “HDP’ye ayar verme hakkimiz yok, Kürtlerden özür borcumuz var…
HDP’nin amuda kalkip perende atmasini mi istiyoruz? Geleneksel Türk solu
milliyetçi tortularin agirligiyla muzdariptir… Sol adina Kürtlere bir özür
borcumuz var. Borcumuzu eda edelim,”[33]
yaygaralarindaki gibi…
Siz bakmayin Oya Baydar’in bu koca
laflarina, kirli savas döneminde Kürtlere reva görülenler konusunda Onun giki
çikmadigi gibi, hiçbir icraati falan da olmamisti!
Evet O ve Onun gibiler yani kirli savas
döneminde Kürtleri yalniz birakanlar borçludur; ama belirtmeden geçmeyeyim: O
kara günlerde Kürtler ile yan yana duranlar da vardi!
Ayrica “78
kusaginin önemli bir bölümünün 1917 nostaljisine takilip kaldigini” düsünen... ve
“Ezberleri bozmaliyiz,”[34]
diye buyuran Oya Baydar -sadece Kürtlere degil!- radikal sosyalistlere de
ödenmesi mümkün olmayacak kadar borçludur.
Bu borç(lar)
öyle bir oyla ödenmez!
Tipki önce CHP’ye
destek verecegini açiklayip, ardindan da çark ederek, “HDP’ye dünyada erken
öncülerden biri gözüyle bakilabilir,”[35]
diyen Murat Belge’nin kivrakligi gibi…[36]
8 Haziran ile tüm bunlar, yani liberal
hezeyan(lar) ve icraatlar unutulup, unutturulamaz! Bunlara bir kayit düselim...
“ELESTIRI”, “ITIRAZ” VE GERÇEK(LIGIMIZ)
Hem de sola ve
sosyalizme tonlarca “elestiri ve “itiraz” yöneltilirken;[37]
alin size birkaç seviyesizlik örnegi!
Hadi
Uluengin’den, “Bütün bücürler gibi bizim ‘sol’ (!) da boyundan büyük lâf
paralamakta pek üstattir. Dolayisiyla ‘tarihin çöplügü’ ifadesini de
ziyadesiyle sever… Çoktan tarihin çöplügüne gitti demiyorum ama bizim ‘sol’
çoktan ‘tarih disi’ kaldi”![38]
2007’de
AKP’den milletvekili seçilen -ancak 2011’de aday gösterilmeyen- eski “solcu”
Reha Çamuroglu’ndan, “Devrim olsaydi, Türkiye’de solun birbirini kesme süreci
baslayacakti”![39]
Hasan Bülent
Kahraman’dan, “Türkiye’de bir sol var; tarihi hayli eskiye, Mesrutiyet’e kadar
gidiyor… Fakat bu kisilerin, aydinlar, öncüler, bilenler olarak toplumsal bir
kitlesi, tabani yok”![40]
Dicle
Üniversitesi Ögretim Üyesi Doç Dr. Ilhan Kaya’dan, “Solun sorunu, özgürlükçü
olamamasinda. Statükocu olmasinda. Özgürlükler konusunda AKP’den geri
kalmasinda. Hatta bazen MHP’nin bile gerisine düsmesinde… Solun sorunu, kendini
yenileyememesinde. Geçmisin paradigmalari ile degisen toplumu ve siyaseti
anlamaya çalismasinda. Hizla degisen toplumsal talepleri algilayamamasinda.
Bunlara çözüm üretememesinde… Solun sorunu, çagdas olamamasinda. Zamanin ruhunu
okuyamamasinda. Evrensel dili yakalayamamasinda… Solun sorunu, sinifsal
olmasinda”![41],
“Tarih disi”YMIS! “Birbirini kesecek”MIS!
“Tabani yok”MUS! “Sorunu, sinifsal olmasinda”YMIS! Bu “zekâ küpleri”nden biri
kalkip da “degisen toplumsal talepler”in “ne” oldugu; “zamanin ruhu”nun “neye”
tekabül ettigi, “evrensel dil”in “neden” olustugu konusunda dise dokunur bir
lâf söylese, emin olun ki gam yemeyecegiz... Ama n’eylersiniz; büyük söz edip
hiçbir sey söylememe sanati, ne yazik ki günün en gözde meslegi!
Sormadan
geçmemeli: Sinifsal olmamali da ne olmali(yiz)?! “Evrensel”? “Yerel”? “Küresel”?
“Küyerel”? “Bireysel”? “Ulusal”? Bir cevap verin, yahu!
Bir seyin altini çizmeli(yiz): Kendisini
ulusla, ülkeyle, dinle, mezheple, mahalleyle açiklamayan/ açiklamasi da mümkün
olmayan radikal sosyalist hareketin isi kolay degildir; ve hiçbir pragmatizmle,
“hümanist” ya da “popülist” gerekçeyle açiklanamaz. Eduardo Galeano’nun,
“Bakislarini geriye çevirmis bir peygamberdir tarih: Olmus olandan hareketle ve
olmus olana karsit olarak gelecek olani haber verir,” diye betimledigi tarih
bunun örnekleriyle doludur.
Çünkü “Sosyalistlerin
basarisizliginin kaniti olarak milliyetçilerin ve dincilerin basarisi,
kitlesellesmesi gösterilir! Ama sosyalistlerin derdi, (Kürt-Türk fark etmez)
milliyetçilerin ve Islâmcilarin basardigini basaramamak degil ki… Tersine
insanlari din ve millet formati disindaki sahici bir özgürlüge ve esitlige sevk
edebilmek…
Devrimcilerin
derdi Türklerin Birligi ya da Kürtlerin Birligi olamaz ki… Devrimciler millî ve
dinî kimliklerin ötesinde ancak ezilen siniflarin enternasyonal kimligiyle var
olabilirler. Çünkü hem teorik kitabimizda hem pratik defterimizde söyle yazar:
“Bu kavga en sonuncu/ Kavgamizdir artik/ Enternasyonal’le/ Kurtulur insanlik!”[42] Yanlis mi?
HDP NEDIR, NEYE YARAR
Arzu Yilmaz’in
hakkinda önceleri, “HDP, Türk solunun inanmadigi, Kürt kitlesinin anlamadigi,
PKK’nin kavrayamadigi bir paradigmaya hayat verme misyonuna soyunuyor,”[43] saptamasini dillendirdigi veya
Hasmet Babaoglu’nun, “Artik kabul edilmeli ki... Türkiye için... Kürtler
için... Hatta dogrudan Kürt siyasal hareketi için de... Türkiye solunun
kaybetmeyi zevk edinmis döküntülerinden destek alan; ABD’nin en sahin
odaklariyla temas kurup bir yandan da ‘anti-emperyalist’ sloganlar atan, zaman
zaman ‘paralelci’, zaman zaman da Cihangir agziyla konusan HDP daha isin
basinda kötü bir projeydi,”[44]
dedigi HDP bizim için en kaba tanimiyla inorganik[45]
ve popülist-pragmatik bir olusumdur.
Söz konusu
eklektik olusum için “HDP, solun tarihi zaaflarini giderebildigi oranda yeni
Türkiye için umut olacaktir. Bu nedenle diyoruz ki, HDP sadece seçim sürecinin
bir partisi degil, ayni zamanda alternatif bir projedir,”[46]
türünden bir “abarti”ya “evet” demek mümkün degilken; onun nihayetinde bir
ittifak/ “birlik” girisimi oldugunun alti da çizilmelidir.
Iptida Kongre
girisimiyle devreye sokulan söz konusu ittifak/ “birlik” girisimi kendisini, “
“Kongre Girisimi halk hareketidir,”[47]
diye tanimlayarak; “Hep birlikte kesfediyoruz… Bütün renkler bir’lesiyor…”[48] diye de ekliyordu!
Ertugrul
Kürkçü’nün de, “Önceki olusumlara benzemiyor… Kongre herkesi kapsayacak,”[49] notunu düstügü girisimin hedefini
Sebahat Tuncel, “Toplumsal olani siyasallastirmak, siyasal olani
toplumsallastirmak” biçiminde formüle ediyordu[50]
ki, bu hâli de Ufuk Uras, “Memlekette baris, adalet, emek ve demokrasi merkezli
bir kolektif siyaset alanindan yola çikilarak ve her türlü felakete karsi
Nuh’un Gemisi’nde bulusma”[51]
olarak sunuyordu…
“Nuh’un
Gemisi” veya “Her ne olursan ol yine de gel” diyen “Mevlana Tekkesi” de, elbette
bir ittifaktir/ “birlik”tir…
Ancak! “Sol bu
kez birlesecek… Daha önce denendigi gibi denemiyoruz. Bu kongrenin
bilesenlerinin hiç birisi, kendi siyasal yapilarini feshetmek zorunda degil.
Geçmisteki birlik deneyimlerinden en önemli farklarimizdan biri bu,”[52] diyen Sirri Süreyya Önder’in
formülasyonu; Aydin Çubukçu’nun, “Bölünme olmadan birlik olmaz,”[53] diye altini çizdigi gerçeklik
karsisinda nasil olacaktir?
“Olursa” da neye benzeyecektir?!
Daha
ayrintilandirmak gerekirse, “Türkiye’nin
en alt sinifinin büyük çogunlugunu olusturan Kürtler, Türk solunun yüzü suyu
hürmetine degil, kendi kaderini özgürlük lehine dönüstürmek ve bunu da tüm
Türkiye halklariyla beraber gerçeklestirmek için solda israr ediyor,”[54]
derken; abimiz Saban Iba’nin, “Benim geldigim devrimci gelenek geçmiste Kürt
özgürlük mücadelesini her yerde korumaya ve kollamaya çalisirdi. Simdi isler
tam tersine döndü. Kendi gelenegim dahil, Türkiye ve Kürdistan’da devrim,
demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde önemli bir varlik gösteremeyen sosyalist
hareketler, artik Kürt Özgürlük Hareketi tarafindan korunuyor ve kollaniyor,”[55]
itirafindaki realite ekseninde bu nasil olacak ve neye benzeyecektir!?
Belirtmeden geçmeyelim ittifak iltihak
degildir, olmamalidir da!
Yeri geldi hatirlatalim:
Abdullah Öcalan Kürt Yurtsever Hareketi’nin lideridir ve de “Öcalan’in
‘Türkiyelilesme Projesi’nin ilk adimi olan HDK 3. Genel Kurulu’nda Sirri
Süreyya Önder ilk defa, seçim degil, stratejik isbirligi sözünü verdiklerini
belirtir”ken;[56] Selahattin Erdem,
“HDP Projesinin mimari olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan”dir;[57] Filiz Koçali, “HDP için konusmaya
baslayanlar söze ‘önderlik projesi’ diye basliyor”lar;[58]
Ayhan Bilgen, “HDP’nin bizatihi kendisinin bir Öcalan projesi”dir[59] notunu düsmektedirler!
Bu kadar da
degil; “Ben Mahir Çayan’in çizgisiyle, onun sempatizanligiyla basladim bu
mücadeleye. 40 yildir Mahir’in çizgisinin kavgasini yürütüyorum. Mahir’in bana
verdigi bir emanettir ve ben 40 yillik süre içerisinde bu emaneti kavga boyutu
ile en iyi sekilde yerine getirmek için ugrastim. Su anda da bu emaneti teslim
ediyorum… Isyani 40 yildir yaptik biz ve su an baris ve müzakere sürecini
yürütüyoruz,”[60] demektedir Abdullah
Öcalan… Bunun, Kürtlerin mücadelesi açisindan geçerliligi bir yana, Türkiyeli
sosyalistler, egemenlerle (AKP ya da herhangi bir düzen temsilcisi) neyin
müzkere sürecini yürütmektedirler? Sinif mücadelesinin mi? Ya da, bir baska
ifadeyle, HDP içerisinde “sinif mücadelesi”nin yeri nedir?
O hâlde simdi, hemen kulak verilip,
animsanmali/ animsatilmalidir Che Guevara’nin, “Ben kurtarici degilim.
Kurtarici diye bir sey yoktur. Insanlar kendilerini kurtarirlar”; Jiddu
Krishnamurti’nin, “Hakikât için otoriteden kurtulmaniz gereklidir”; Noam
Chomsky’nin, “Kahramanlarin degil, iyi fikirlerin arayisinda olmaliyiz,”
sözleri!
Devamla “HDP nedir?” sorusunun yanitini
ararsak, bakin Mayis 2013’de Murat Karayilan ne diyor: “Bir zihniyet dönüsümü
sürecindeyiz. On yildir, aslinda on yildan fazladir, ama on yildir çok yogun
bir biçimde gündemimizde bir zihniyet degisimi var. Vicdan devrimi temelinde
yeni bir devrimci tip, yeni bir model yaratmak istiyoruz. PKK yeni bir modelin
pesinde. Bu modelin içinde herkes vardir. Kimseyi dislamaya gerek yok.
Çogulculuk esastir. Her düsünce olmali, çogulculuk olmali. Yeni paradigmanin
özü sudur, öncü parti iktidar olmamalidir. Biz simdi iktidar olmak için
savasmiyoruz; halk iktidarinin olusmasi için, demokratik toplum için mücadele
ediyoruz…”[61]
Hemen belirtelim: Bu saptamalarin
hiçbirisine katilmiyoruz; ancak bu projenin içinde yer alan ve kendisini
Marksist-Leninist olarak tanimlayanlar ne diyor? Merakimiz budur!
Ha, bu noktada
TKP’lerden birisi “adina” Murat Çakir’in, “Farkli kesimlerin olusturdugu
devrimci-demokratik bir çati olan HDP’ye sinif partisiymis gibi davranmak temel
yanlistir. Farkli ezilen ve sömürülen kesimlerin temsilcilerini, Kürt Özgürlük
Hareketi’ni ve elbette komünistler ile sosyalistleri bir araya getiren bir
siyaset araci olarak HDP’den beklenecek olan, sinif mücadelesine yeni olanaklar
sunacak bir demokratiklesme ve baris sürecinin önünü açacak mevziler kazanmasi
ve böylelikle otoriterlesme tandansini durdurup, egemen siniflari geri adim
atmaya zorlamasidir,”[62]
demesine gelince: “HDP, birlestirici ve baristirici”[63]
ya da “Esitsizlige ve saygisizliga son hareketi”[64]
vurgusuyla betimlenen -herkesi içeren- bu proje “Kime karsidir?” sorusunun
yaniti bosluktadir…
HDP elbette
sinif partisi degildir; ama bu saptamayi yapmak, onun her dedigini ve yaptigini
onaylamak, ya da elestiriden muaf tutmak anlamina mi gelir? Biz, tersini
düsünüyoruz: bunun altini çizmek yetmez; pragmatik tutarsizliklari/ “iddialari”
da mahkûm edilmelidir degil mi?
Dememiz o ki,
“Türkiye sinif mücadelesi ve politik olusumlar tarihinde HDP, bir ilktir. HDP,
çok sayida ve birbirinden oldukça farkli siyasal, programatik anlayislara ve
hitap ettikleri sinif bakimindan farkli ideolojilere sahip olanlari,
birbirleriyle bir araya gelemez görünenleri bir araya getirme basarisidir. Bu
ona, bundan dolayi da tarihi bir misyon yüklemektedir… HDP, ‘zamanin ruhu’dur,”[65] diyerek; kayd-i ihtiyat
noktalarini görünmez kilmak radikal sosyalistler için dogru bir tutum olamaz!
Kaldi ki HDP’nin “Ne”ligine iliskin olarak
Melik Kara’nin saptamalari gerçegi yansitmaktadir:
“HDP, sadece HDP degildir. Bu parti,
Kandil’de kurumlasan, Kobanê’de savasan, Sengal’de alan tutan, Kuzey’de TSK’yla
tepe manevralari yapan ve nihayet, TC hukukî rejimi dogrultusunda örgütlenmis
politik aygitlar insa eden Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin arkasinda olusuyla
çok degerlidir…
HDP, Kürt Hareketi’nin partisidir. Bu, asil
ve dinamik gerçektir…
HDP, evet ve açikça, Kandil’deki merkezin,
Imrali’daki ‘önderlik’ iradesinin, Kobanê ve Sengal’de çarpisan gerillanin,
TSK’yla tepe kontrolü manevralari yapan gerillanin varliginin, yasal politika
alanindaki uzantisidir. Ve evet, HDP, baska nedenlerden çok, asil bundan dolayi
degerlidir.
HDP, ideolojik olarak aslen Kürt
Hareketi’nindir. Bu hareketin, ideo-politik hegemonya hamlesinin bir aygiti
olarak islevlendirilmistir. Bilesenler ise bu aygita, kisilmis ideolojik
sesleriyle ilismistir.
HDP, politik olarak aslen Kürt
Hareketi’nindir. Bu hareketin politik gerekleri dogrultusunda sistem politikasi
yapmaktadir. Bilesenler devrimcilikten, liberallikten veya reformculuktan gelislerine
göre, kendi mesreplerince yer almistir bu politik süreçte.
HDP, örgütsel olarak aslen Kürt
Hareketi’nindir. Kürt politik toplulugu çekildigi anda bu partinin yerel
örgütleri içi bos bir çuval gibi yere serilecektir. Bilesenler, bu örgütsel
gövdeye azicik varliklariyla eklemlenmislerdir.
HDP, sosyolojik olarak aslen Kürt
Hareketi’nindir. Bu hareketin etkisine girmis milyonlarca Kürdün oylarini
almaktadir ve oy gücünün her zaman ve yapisal olarak gövdesi Kürtlerdir.”[66]
Bunlar böyle
olsa da Metin Çulhaoglu’nun, “Ütopik, Proudhoncu vs bulsam bile, ‘radikal
demokrasi’ dedikleri ve çok da özgün saymadigim bir sol anlayisi temsil
ediyorlar. Bu sol bir proje, sagci diyemeyiz,”[67]
notunu düstügü meselede, Murat Paker de “HDP, tozpembe/ mükemmel, elestiriden
azade bir proje degil tabii ki. Yeni baslamis ve evrimlesmeye/ gelistirilmeye
ihtiyaci olan bir proje. Geldigimiz noktada HDP’yi elestirmeden desteklemek de,
desteklemeden elestirmek de esitlik, özgürlük ve adalet gibi degerleri sahiden
dert etmis olanlarin seçenekleri arasinda olmamali,”[68]
diye eklerken; varsin “Deniz’lerin mirasini HDP’de büyütmek”ten[69] söz eden sevgili Filiz Koçali,
“HDP günü birlik sorunlar etrafinda tartisilabilecek bir gelecek iddiasi
degil,”[70] desin!
Ancak aslî
soru(n) EMEP Genel Baskani Selma Gürkan’in isaret ettigi gibi, “HDP’nin nasil
bir parti olmasi noktasinda dügümlenmektedir. Ittifak örgütü mü, kitle partisi
midir?”[71]
“Iyi de bu
hâliyle HDP neye yarar” mi?
“AKP’nin
otoriter, hegemonik ve despotik karakteri ilk defa Kürtler basta olmak üzere
Türkiye devrimci demokrasi güçlerini bir araya getirdi. Bu, tarihi bir
basaridir,”[72] notu düsülen; HDP Es
Baskani Figen Yüksekdag’in, “Bir istekle, hayalle, reel politikanin yasamdaki
gerçek iliskilerin bulustugu yer”[73]
olarak tanimladigi HDP; Oya Baydar için “Karanliktan önceki son çikis”tir![74]
Ne olacagina
sinif mücadelesinin karar verecegi legal “geçis örgütlenmesi”dir!
Bu amorf,
post-modern örgütlenmeye ilisin olarak sunlari vehmetmek ise, sadece ama sadece
Demir Küçükaydin’a özgüdür!
“HDP’nin yapmaya çalistigi, Hazreti
Muhammet’in peygamberlik inmeden önce yapmaya çalistigidir denebilir. Bilindigi
gibi, Hacer ül Esved’i kim tasiyacak diye birbiriyle kavga eden asiretlerin
kavgasini engellemek için tasi bir bezin ortasina koydurmus ve hepsinin bir
ucundan tutarak tasimalarini saglamistir. Ama nasil Hazreti Muhammet bir süre
sonra bu yolun yol olmadigini görüp, asiret kardesligi yerine Allah’in kullugu;
totemler yerine Allah’i geçirerek ve totemler düzenini yok ederek bu esitligin
ve barisin saglanabilecegini görmüsse; ayni sekilde bu hareket de ilerde
uluslari dille, dinle vs. tanimlayan en gerici ulusçuluga ve hatta uluslara
karsi bir harekete dönüsebilir. Esitlik diye bir derdiniz olmazsa, onun nasil
saglanabilecegi üzerine bir düsünceniz ve tecrübeniz de olmaz… Iste HDP’de
politik ifadesini bulan hareket, en azindan esitligi bu reddedise karsi bir
reddedistir. Bir atom savasiyla canlilarin yok oldugu bir dünyada; hayatin
yeniden dogusu gibidir…”[75]
“Muhammed”? “Asiretler”?
“Totemler düzeninin yok edilisi”? “Uluslara karsi bir hareket”? “Esitligin
reddinin reddi”? “Atom savasi sonrasinda hayatin yeniden dogusu”?
Post-modern
bir bilim-kurgu romani tadinda...
BIR KERE DAHA: RADIKAL DEMOKRASI
Radikal
demokrasi, “Dictum de omni et de nullo/
Her seyden ve hiçbir seyden bahsetmek” iken; düzen içilik konusunda
“Bugünkü düzeni sürdürmek demek suç ve cinayeti sürdürmek demektir,” der
Eduardo Galeano…
Bu notu bir
kenara koyup ilerlersek; çerçevesini Ahmet Insel’in, “Türkiye’de siyasetin,
toplumsal sorunlarin müzakere yoluyla çözümünün arandigi alan olmaktan çikip
büyük bir çatismanin, zor ve siddet politikasinin bahanelerinin üretildigi bir
zemine dönüstügü bir dönemdeyiz… Yeni siyaset zemini insa etmek, bugün
birbirinden bütünüyle farkli, birbiriyle hiç kesismeyen alanlara ait sorunlar
gibi gözüken… sorun alanlarinin, elbette içeriklerinin degil ama bunlara çözüm
arama biçimlerinin ortakligini gündeme getirmektir,”[76]
diye tarif ettigi radikal demokrasi paradigmasinin HDP (ve bünyesinde yer alan
sol/sosyalist örgütler!) açisindan siyasete yön veren biricik unsur olarak
kabul edildigi, HDP’nin seçim beyannamesinde somutlastirmis oldu…
Mülkiyet
iliskilerinin, insan iliskilerinin karakterini tayin ettigi toplumlarda ana
çeliskilerden çok, tali çeliskileri (mesela sosyal dönüsümleri, ekonomik
iyilestirmeleri) öne çikarmak, varolan sorunlari ortadan kaldirmaz; olsa olsa
bu soru(n)larin siddetini kismen azaltarak düzenin devamini saglar. Bu da
sinifsal perspektifin gözden yitirilmesine neden olur… Nitekim, radikal
demokrasinin temel iddiasi da budur: herseyi tekil bir belirleyiciye (örnegin
sinif mücadeleleri) indirgeyen “büyük” projelerden feragat; itiraz
söylemlerinin (etnisite, toplumsal cinsiyet, sinif, din, çevre, vs.)
esdegerligi.
Erol
Katircioglu’nun ifadesiyle, “Digerlerini ‘düsman’ olarak görmeyen”[77] “HDP’nin ‘yeni yasam’ vurgusunu
tasiyan seçim beyannamesi, açiklanma sekli ve kullanilan dil açisindan sol ve
sosyal demokrat çevrelere daha cazip gelecek bir belgedir,”[78]
der Güven Gürkan Öztan…
Elhak; haksiz
da degildir…
Ve Atilla
Yayla’nin, ‘Solun adam olmasi’ni isteyenlerin toplu sol güzellemeleri yapmak
yerine, solun despotik, totaliter renklerini mülayim, liberal demokrasiyle
uzlasan çizgiden (sosyal demokrasiden) ayirmasi ve ilkini kinayip dislarken
ikincisini tesvik etmesi gerekir,”[79]
önerisiyle de -maalesef!- paralellik arz etmektedir…
Bu durumda
sormak gerekmez mi: HDP’nin görevi/ misyonu sosyalist hareketi “ehlîlestirerek”
Atilla Yaylagillere “sempatik” gözükecek bir hâle getirmek mi olmalidir?
GELENEKSEL ILISKILER PRAGMATIZM(LER)I
Asli
sorulursa, radikal demokrasi HDP’nin liberallerden geleneksel iliskilere dek
esneyebilen bir hat üzerinde yol alma olanagi saglayarak, dinsel çevrelerden
asirete uzanan ve elbette ötekilere de “Hayir” demeyen siyasal pragmatizmine
engin bir alan açiyor.
Haddinden
fazla “genis”likten malûl radikal demokrasi herc-ü merci Jean Christophe
Grangé’in “Kalabalik. Bundan daha iyi gizlenecek yer olmaz,”[80] saptamasini animsatirken; karsimiza
da su haberdeki tabloyu dikiyordu:
“Issizligin en
yogun yasandigi illerden biri Urfa’da AKP’nin yürüttügü ‘din’ merkezli siyaset
belirleyici durumda. AKP Diyanet, HDP Said Nursi, CHP ise asiretlerle kazanma
pesinde…”[81]
Asli sorulursa
ne HDP Es Genel Baskani Selahattin Demirtas’in dinciligi elestirme bahanesiyle,
“Kur’an’da bunun yeri var mi?”, “Gerçek Islâm böyle mi ya?” türünden dini tonlu
söylem kullanarak puan toplamaya çalismasinin onaylanmasi ne de su tür
söylemlerin herhangi bir “gerekçe”yle kabulü mümkün degildir!
i) “Bu dinin
önderleri basta Hz. Peygamber olmak üzere, bizlere, zenginligi, lüksü, israfi
ögretmediler. Hazreti Muhammed geriye servet olarak Allah’in emirlerinden ve
kendi yasam tarzindan baska bir sey birakmadi. Bunun disinda mirasi var mi? Yok.
Bize diyorlar ki Hz. Peygamber’in yolundan gidiyoruz. Allah yalancinin belasini
versin mi?”[82]
ii)
“Peygamberimiz Hz. Muhammed Medine’de tüm inançlar yönetime katilsin diye bir
hukuk düzenledi… Domuz eti yemedim. Alinti yaptiklari Alman gazetesinde öyle
bir sey yazmiyor. Bana yapilan her hakaret temsil ettigim siyasi görüse de
yapilmistir… Kürt’üm Müslüman’im solcuyum.”[83]
iii) “Ben bir
Müslüman evladiyim. Müslüman’in bir tane kiblesi, Kabesi vardir o da
Mekke’dedir. Bunun disinda da hiçbir zaman bir sey söylemedim… Bir Müslümana
‘dinsiz’ demek, bir Müslümana ‘kafir’ demek günah midir degil midir, cevabini
versin.”[84]
iv) “Kendine
‘Müslüman’im’ diyenler, meydanlarda bize ‘Zerdüst’ deyip hakaret ediyorlar.
Bunlar Hz. Muhammed’in yolundan degil, Yezid’in yolundan gidiyorlar.”[85]
v) “Kürtler
tarih olarak da Araplardan sonra Müslümanligi kavim olarak kabul eden ilk
topluluklardandir. Ve çok daha muhafazakâr bir toplumdur Türk toplumuna göre.
Bir Cumhurbaskaninin elinde Kürtçe Kur’an-i Kerim’le gelmesi tepkiye yol açmis.
‘Biz Kur’an’i yüzlerce yildir okuyoruz, anliyoruz, uyguluyoruz, ilk defa
görmüyoruz,’ diyorlar. Ben de dedemden, annemden Kur’an dersi aldim.
Arapçasi’na çok hâkim degilim fakat bütün dualari, sureleri bilirim. Medrese
egitimli, çok saygin bir din âlimiydi dedem Haci Mehmet Ali.”[86]
Bunlar böyle
olunca Siirt’te Kutlu Dogum Haftasi mevlidinde konusan HDP Milletvekili Adayi
Prof. Dr. Kadri Yildirim, Islâm’in hem demokratik hem de cumhuriyetçi oldugunu
ileri sürerek, “Hz. Muhammed de en büyük devrimcidir. Devrim nedir? Devrim,
kötünün yerine iyiyi getirmektir,”[87]
demesinde sasirtici bir sey olabilir mi?
Ayrica bu kadarla da sinirli degil;
irrasyonali rasyonallestiren bir sey daha var.
Bahadir
Özgür’ün haberindeki gibi: “Cumhuriyet tarihi boyunca muhafazakâr çizgiden hiç
sapmamis, 12 yildir da AKP’ye destek veren asiretler pes pese HDP’ye katildi.
Katilimlarin daha da artacagi ifade ediliyor. Bu büyük ‘siyasi göç’ün arkasinda
yatan neden Kobanê’deki kirilma, asiretleri HDP’ye çeken ‘gizli güç’ ise Ikna
Komisyonlari…
Asiretlerin
HDP’ye ilgisinde Batman ve S.Urfa ön planda. Batman’da AKP’ye destek veren ve
tahminlere göre bölgede 20 bine yakin oy potansiyeli bulunan Raman asireti
HDP’yi tercih etti. Yine Tarim Bakani Mehdi Eker’in de akrabalari olan
Batman’in etkili ailelerinden Alpahanlar’dan da (Maladina) 300 kisi HDP rozeti
takti.
Van Baskale
Ilçesi’nde yillardir AKP teskilâtini yöneten aileler de istifa ederek yürüyüs
yapip HDP’ye katildiklarini ilan ettiler.
En büyük
katilimlardan birisi ise asiretlerin ve köklü ailelerin siyasette etkili oldugu
S. Urfa’da gerçeklesti. Suruç’un 5 büyük asireti; Erdogan, Kiliçaslan, Kalkan,
Sahin ve Boydan’lar tipki digerleri gibi toplu olarak ilçede bir yürüyüs
düzenleyip HDP ilçe binasina gittiler. 12 yildir AKP’nin ilçe teskilâtini
yöneten siyasetçilerin neredeyse tamami bu 5 aileye mensup.
Diger bir ses
getiren katilim da Adiyaman’in Kahta Ilçesi’nde oldu. Türkiye’nin en büyük
asiretlerinden Risvan asiretinin lideri ve Kurtulus Savasi döneminde büyük
basarilar göstermis, Mustafa Kemal’in de övgüyle bahsettigi Haci Bedir
Aga’nin kizinin mensup oldugu Turanli ailesinden 12 bin kisi, yine toplu
yürüyüsle HDP saflarina geçti. Meclis’e muhafazakâr partilerden daima vekil
vermis, Kahta’da belediye baskanligini yürütmüs Turanli asiretinin katiliminda
Risvan asiretinin önde gelen ismi Dengir Mir Mehmet Firat’in etkisi büyük
elbette.”[88]
Ve bir sey
daha: HDP Izmir 1’inci bölge 3’üncü sira milletvekili adayi, kizimiz
sanatçi Pinar Aydinlar’in, “Izmir’de göç alan mahallede yasayip fabrikada
çalisan kadina da gidecek, yalida oturan, sirket yöneten kadina da. Seçimde
‘kalbine yaslanarak’ konusup, oy isteyecegi”ni açiklamasi[89]
ya da HDP G. Antep milletvekili adayi Celal Dogan’in, CHP yerine HDP’yi tercih
etmesinin sebebini, HDP disinda AKP’yi durduracak baska siyasi parti
olmadigi için tercih ettigi vurgusuyla, “Milletvekili olma arzusu ile HDP’ye
gelmedim. Siyasi partiler bir mebus atölyesi degildir. Ülkeyi yönetme arzusu
olan partilerdir. Bu ülkede o isi yapacak parti yok. O nedenle buradayim. Çok
kutsal saydigim bir dava için buradayim,”[90]
demesi gibi!
Ne demeli?!
Ha, bir de
malum Altan Tan meselesi var!
Bu noktada kimileri bize, Çiçeron’un, “Omnis
res eandem habet naturam ambigendi/ Bütün islere iki tarafli bakmaliyiz”
saptamasi ile “Kusursuz aramak, kimseyi sevmemek demektir,” diyen Ermeni
atasözünü animsatip, “Unius verbi damna grandia fere/ Tek sözle mahkûm etmek,
büyük acelecilik” uyarisini dillendirebilir!
Ancak Altan Tan bu, ne dil sürçmesi ne de
baska bir sey… Yaptiklari, söyledikleri bir degil, bes degil, on degil... O,
HDP’den bir “Kürt AKP’si çikarma”nin pesinde bir Kürt politikacisi...
CNN Türk’teki
‘Seçim Özel’ programina, “Selahattin Bey ben inançli bir Müslüman’im ve tek
kiblemiz var o da Kabe’dir dedi, böyle bir laf daha Kemal Kiliçdaroglu’ndan
duyulmadi,”[91] diyen odur…
2007’de
Alevîler ve sosyalistler için “Tencerenin kapagi Marksist ve Alevî çizgidedir.
Bugün PKK’nin yönetici kadrosunun önemli bir kismi Pazarcik, Elbistan ve
Tunceli kökenlidir. Çogu Stalinist bir anlayistan geliyor. Tencerenin kendisi
ise Sünnî, Safi ve Naksibendi’dir. Dolayisiyla bugün tencereyle kapak arasinda
bir uyum sorunu vardir… 22 bagimsiz DTP’li içinde namaz kilan, Ramazan orucunu
ful tutan bir tek kisi yok,”[92]
diyen de!
Ve yine O,
Cumhurbaskani Erdogan’i elestirirken Kur’an’i Türklere Kürtlerin ögrettigini
vurgusuyla sunlari ekleyendir:
“Cumhurbaskani
elinde Kur’an, Kürdistan’da geziyor. Kurban bu Kur’an’i Kürtler ezbere biliyor,
ezbere. Basimizin gözümüzün üzerinde Kur’an’in yeri var. Kürtler Türker’den 200
sene önce Müslüman oldular. Bütün dini, diyaneti Kürtler, Türk kardeslerine
ögrettiler. Bu halk ile Ismet Inönü, Kemal Atatürk bas edemedi. Nemrut bile bas
edemedi. Bu halk Bediüzzaman Said Kürdi’nin torunlaridir. Fatih Sultan
Mehmet’in hocasi Kürt’tü. Götür Kur’an’i götür, Marmaris’te, Bodrum’da,
Izmir’de göster. Rizeli müteahhitlere göster, hirsizlik yapmasinlar…”[93]
Uzatmaya gerek yok: Altan Tan, Altan Tan’dir
ve ister gülün, ister aglayin, radikal demokrasi bilesendir!
Ve konuya
iliskin bir not: “Sol siyaset, itiraz ve sorgulama merkezli oldugu için, pekâlâ
dini de, kültürü de elestiri konusu edebilir. Kendini Müslüman olarak
tanimlayan birini solculuktan uzak tutmak bir sorun olabilir, ama bir solcunun
Islâmi veya mevcut kültürel degerleri benimsemesi gibi bir sart ileri
sürülemez, olsa olsa demokratlik adina ‘düsman’ olmamasi beklenebilir…”[94]
Hepsi bu
kadar![95]
7
HAZIRAN YORUMLARI VE TAVIRLAR
Cumhurbaskani
Basdanismani ve AKP Ankara Milletvekili Dr. Bülent Gedikli, oy kullanma hakkina
sahip herkesin 7 Haziran’da sandiga gitmesini isteyerek, “Atilacak her oy,
Çanakkale Harbi’nde dagitilan mermiler kadar degerli,”[96]
dedigi seçimde birçok sey oylandi!
Korkut
Boratav’in, “8 Haziran’da fasizme geçisi frenleyecek bir tablo da çikabilir.
Sadece ‘frenlemek’ dahi çok önemli bir kazanim olacaktir. Durdurmak ve
geriletmek sonrasinin isidir,”[97]
diye betimledigi tabloda hemen herkes bir seyi “seçip”, bir seylerden
“vazgeçse” de; ana eksen AKP karsitligi ile yandasliginda somutlandi…[98]
Etyen
Mahçupyan, “Oyumu AKP’ye”[99]
derken; onun bir baska versiyonu olan Hasan Cemal de, “Oyum HDP’ye, Erdogan’a
hayir demek için...”[100] veya Fazil Say,
“HDP baraji geçmelidir”[101]
ya da Ilhami Misirlioglu, “Oyum, amali, fakatli da olsa HDP’ye, ancak onlarin
gerekçeleriyle degil!”[102]
dediler…
Bunda etken
Ertugrul Kürkçü, “Adalet ve Kalkinma Partisi ile bir isbirligi içerisinde
oldugumuz iddiasina biz ancak gülebiliriz,”[103]
çikisi ve “Seni baskan yaptirmayacagiz!” tutumu oldu.
Ancak bu hiç
de kolay olmadi. Çetrefilli bir hâldi Ayçe Can’in ifadesiyle, Bugün yine
örtük milliyetçi ve irkçi arkadaslarimla
tartisarak HDP’yi savundum, HDP’li arkadaslarimla tartisarak sosyalistleri
savundum, sosyalistlerle tartisarak yine HDP’ye oy istedim.”[104]
Ha bunlara bir
de, binlerce örneginden yakinen tanik oldugumuz[105]
seçim yolsuzluklariyla birlikte baski ve saldirilari da eklemek gerek.
Seçim
kampanyasi sürecinde sikintilari yorumlayan ve Yüksek Seçim Kurulu’nun aldigi/
almadigi ihlâl kararlarinin altini çizen Bilgi Üniversitesi ögretim üyesi Prof.
Dr. Turgut Tarhanli’nin, “Seçimin mesruiyeti gölgelendi”;[106]
Bilgisayar Yüksek Mühendisi Cüneyt Göksu, Destekli Seçmen Kütügü Sistemi’nin
denetime açik olmadigi vurgusu;[107]
oy kullanilan okul bahçelerindeki plakasiz araçlar[108]
da eklenmeli…
Ancak bu kadar
da degil! Emniyet Genel Müdürlügü, 7 Haziran’da yapilacak genel seçimler
öncesinde ve sonrasinda çikabilecek olaylari gerekçe göstererek biber gazi
stoku yapti.[109]
Ya “Trabzon’da
solcu olmak hele HDP’li olmak 1960’larin Amerikasi’nda siyah olmak gibi bir
sey…”[110] dedirten tehditler, Erzurum, Diyarbakir[111]
vd. saldirilar![112]
Diyarbakirlilara
dini referanslarin agirlikli oldugu sözlerle seslenerek, HDP’nin neden
Bati’daki adaylarini buraya gelip göstermedigini soran Basbakan Davutoglu’nun,
“Her adayimizi Diyarbekir sinavina sokarim ben. Diyarbekir ne demek hepsi
anlatir. Ama HDP’nin Istanbul, Eskisehir, Izmir adaylari gelip ahlâk abidesi,
iman abidesi Diyarbekir’in huzuruna çikabilir mi? Gelsinler batida
söylediklerini burada da konussunlar. Diyarbekir’in ahlâkina, irfanina aykiri
sözleri burada söyleyebilirler mi?” diye sordugu![113]
‘Türkiye
Otobüsçüler Federasyonu Genel Kurulu’ndaki konusmasinda Cumhurbaskani
Erdogan’in, “Ben 40 yildir milletimle oldugum için buradayim. Dogu’da,
Güneydogu’da Kürt kardesimin duygularini istismar edip, Istanbul’da beyaz
Türklerle kadeh tokusturmuyorum böyle derdim de yok. Diyarbakir’da müftü aday,
Eskisehir’de escinsel aday biz göstermiyoruz,”[114]
diyebildigi igrençlik tablosunda nefret söylemi ve tehdit içeren tweet’leriyle
taninan (ve Cumhurbaskani Tayyip Erdogan’in nikah sahitligini yaptigi) ‘Ak
Trol’lerinden ‘Saglam Irade’ rumuzlu Taha Ün, HDP’nin baraji asmasi
üzerine “Ibneler ve teröristler meclise giriyor” twitini attigi[115] dizayda tüm bunlar ne “tesadüf”dü
ne de sasirtici!
7
HAZIRAN SONRASI
7 Haziran
sonrasi, “Nil sub sole novum/ Günesin
altinda hiçbir sey yeni degil” gerçeginin bir kez daha tecellisinden
baska bir sey degildi!
Verili tabloda
seçimlere sermaye, sol ve halk dahil hemen her kesim, alisilmisin disinda bir
anlam atfedip, ortalikta degerlendirme enflasyonu söz konusuyken; ilk yanilgi
“AKP yenildi, bitti; iktidardan düstü”dür. Ama böyle birsey yok. Hayir HDP’nin
basarisini yok sayip, önemsizlestirecek degiliz; ancak, ihtiyatli olmak
gerekiyor. Çünkü AKP ve temsil ettigi kesimler, hâlâ güçlüdür; yerli
yerindedir.
Bu baglamda
“Seçimle büyük badireyi atlattik. ‘Hubris’ büyük bir samar yedi. Ama is
bitmedi. Geçmemiz gerek bazi daha küçük badireler var. Bunlari geçtik mi,
demokrasi bir uzak vaha olmaktan çikacak.”[116]
“Seçimi kaybeden Tayyip Erdogan’dir,”[117]
diyen Murat Belge kolayciliginin liberal -ucuz- “kehanetleri”ni bir kenara
koymakta büyük yarar varken; su tesbiti yapmak gerekiyor. Bu seçimin iki galibi
vardir: MHP ve HDP...[118]
Ya kaybedenler
mi? Birisi -üzerinde fazla durulmasa da- Gülen Cemaati’ydi…[119]
Ve asil kazanan (Türkiyelilesme perspektfi
falan degil!) “An azadi an azadi/ Ya özgürlük ya özgürlük!!”
yönelisindeki Kürtler’in tarihsel brikimidir kuskusuz…
Seçim öncesi
‘Dogu ve Güneydogu Sanayici Isadamlari Dernekleri Federasyonu’ Baskani Sah
Ismail Bedirhanoglu’nun; “Bati’daki Kürtler oy verirse HDP baraji asar,”[120] saptamasi dogrulanirken; “Dogu
Anadolu Bölgesi’nde seçimin galibi açik ara HDP oldu. MHP, Dogu’daki kalesi
Igdir’i; CHP, Genel Baskan Kemal Kiliçdaroglu’nun memleketi Tunceli’yi HDP’ye
kaptirdi. Erzurum’da AKP’nin bazi ilçelerden daha fazla oy almak için listesine
ekledigi Seyh Said’in torunu Abdurrahim Firat ile Zehra Taskesenlioglu da oy
kaybini engelleyemedi.
AKP’nin oylari
ise Erzurum dahil, bölgedeki tüm illerde düstü. 2011’de BDP’nin destegiyle
bölgedeki bagimsizlari Meclis’e tasiyarak grup kuran HDP, 7 Haziran’da oy
patlamasi yapti. Tunceli, Agri, Hakkâri ve Igdir’da tulum çikaran HDP, AKP’den
9 milletvekilligini aldi (Erzurum, Van, Agri, Bitlis ve Kars’ta).
Propaganda
döneminde çözüm sürecini ve bölge illerine yönelik yatirimlari öne çikaran AKP
ise hayal kirikligina ugramaktan kurtulamadi. Hiçbir ilde 2011’deki oylarini
koruyamayan AKP, 35 puan kaybi bile gördü. MHP Erzurum, Erzincan ve Malatya
disinda varlik gösteremedi. CHP oylari da ciddi oranda eridi.”[121]
Örnegin HDP
Agri’da yüzde 76.91, Hakkari’de yüzde 85.98, Sirnak’ta yüzde 83.9,
Diyarbakir’da yüzde 77.73, Dersim’de yüzde 59.91, Mus’ta yüzde 70.18, Siirt’te
yüzde 65.05, Batman’da yüzde 71.2, Van’da yüzde 73.5, Mardin’de yüzde 72.07
oraninda oy aldi.[122]
Yine HDP
Samsun’da yüzde 1.39; Gümüshane’de yüzde 1.53; Tokat’da yüzde 1.28; Ordu’da
yüzde 0.83; Giresun’da yüzde 1.01; Rize’de yüzde 1.15; Trabzon’da yüzde 0.89;
Bayburt’ta yüzde 1.10; Hopa’da yüzde 2.76; Düzce’de yüzde 2.05; Karabük’te
yüzde 1.14; Kastamonu’da yüzde 0.67; Bolu’da yüzde 1.69; Çorum’da yüzde 1.87;
Sinop’ta yüzde 1.25; Amasya yüzde 1.19; Bartin’da yüzde 1.26 oraninda oy
alirken;[123] Konda Arastirma
Sirketi’nin genel müdürü Bekir Agirdir’a göre HDP’nin yüzde 13’lük oyunun 2
puani Kürt olmayan ve HDP baraji geçerse AKP’nin zayiflayacagini, hatta tek
parti iktidarini kaybedecegini düsünen kesimlerden geldi; kalan yüzde 11 ise
Kürt oylariydi.[124]
Ayrica 7
Haziran seçimlerinde 80 milletvekili kazanan HDP’nin Aydin, Elazig, Hatay,
Batman, Mus, Bingöl, Siirt ve S. Urfa’da[125]
küçük farklarla 8 vekilligi kaçirdi. HDP, yurtiçinden 5 milyon 831 bin 620,
yurtdisindan 211 bin 299 oy aldi. Cezaevlerinden HDP’ye 15 bin 230 oy çikti.
Analize göre HDP, 5 bin seçmenin daha oyunu alabilse Aydin’dan 1 vekil
çikarabilecekti. Selahattin Demirtas’in memleketi Elazig ile Hatay’da ise 6 bin
oy farkla 1’er sandalyeden oldu. Batman’dan 2 bin oy daha alinsa 3 yerine 4,
Mus’ta 2 bin 500 oy daha alinsa 2 yerine 3 milletvekili kazanilacakti. Bingöl’de
ise 2. milletvekilligini 5 bin oyla kaçirdi. Siirt’te 8 bin oy 2 yerine 3
sandalye, S. Urfa’da 9 bin oy 5 yerine 6 sandalye kazandiracakti.[126]
Görünen odur
ki, “Kürt halki yasadigi cografyada hem
kendi ulusal demokratik birligini saglayici politik bir adim atmistir, hem de
cografik bütünlügünün gerekliligine isaret etmistir. AKP, Kürt cografyasinda
sandiga gömülmeye baslanmistir. AKP, Kürdistan’da çökmüstür. Firat’in batisinda
yasayan Kürtler ayaga kalkmis, kimligine ve onuruna sahip çikan bir tutum sergilemistir.
Kürt halki bu seçimlerde kendisi için halk olma yolunda korkusuzca yürüdügünü
gösterdi...”[127]
Gerçek budur; Türkiyelilesme falan degil!
O hâlde seçim
sonuçlarini degerlendiren Ahmet Ümit’in, “Bu zafer, gerçek, demokratik
Türkiye’nin ilk adimlari olabilir,”[128]
saptamasinin ya da “Erdogan asagiya, tarihin sarkaci sola”[129]
türünden öngörüsünün oldukça karsiliksiz beklentiler oldugunun altini çizelim.
Tipki Ergin
Yildizoglu’nun, “AKP’nin, siyasal Islâmin momentumu kirildi. Momentumu HDP
kirdi… HDP’nin yeni halkçi bir ’tarihsel blokun’ partisi olmaya aday
oldugunu gösterdi… HDP’nin Bati’da aldigi oylara bakarak Gezi’de açiga çikan
enerjinin HDP’ye yöneldigini söylemek olanakli...”[130]
Ferda Koç’un,
“Rojava Devrimi ve Haziran Isyani parlamenter temsil alanini halka açti…”[131]
Ali Ergin
Demirhan’in, “Halk Isyani’yla tökezleyen AKP tek parti iktidarinin çöküsünün
bir egemen sinif operasyonuyla degil sol müdahaleyle gerçeklesmesi solun
önümüzdeki dönemi açisindan kritik önem tasiyan bir basari olarak tarihe
geçti…”[132]
Ibrahim
Okçuoglu’nun, “Bu çürümüs ve yikilmasi gereken burjuva düzen içinde HDP
durusuyla bir çekim merkezi olmustur. Bu nedenle aldigi oyun ötesinde bir güce
sahip oldugunu, milyonlar tarafindan izlendigini bilmek zorundadir. Seçim sonuçlari
HDP’nin demokrasi ve özgürlükler için bir yol açtigini göstermektedir… HDP,
demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan mücadelesi veren bir güçtür...”[133]
Ender
Imrek’in, “Bu seçim her hangi bir seçim degil, Türkiye’nin, isçi ve
emekçilerin, ezilen ve sömürülen halklarin yeni bir hamle yapabilmeleri için
hayati derecede önemli bir seçim…”[134]
Ferhan
Umruk’un, “7 Haziran’da seçimin kilit partisi HDP’ye verilen oylar, Erdogan
eliyle uçuruma sürüklenmekte olan treni durduran imdat freni olmustur…”[135]
11 Haziran
2015 tarihli Parti Meclisi toplantisinin sonuç bildirgesinde HDP’nin, seçim
sonuçlarinin degerlendirirken, “HDP’nin bu seçim basarisiyla ‘Büyük Insanlik’
degerleri üzerinde insa edilecek ‘Yeni Yasam’in yolu açilmistir. Simdi bu yolu
genisletmek, bu yolda yürüyecek olanlari çogaltmak, Türkiye demokrasi, baris ve
emek güçlerinin birligini ve beraberligini gelistirmek ve perçinlemek,
halklarin demokratik iktidar hedefine emin adimlarla yürümek zamanidir…”[136]
Suat
Bozkus’un, “HDP sahsinda kazanan Demokratik Çözüm Süreci ve Yeni Yasam
projesidir. Halkin gözünde ve gönlünde kazanan budur. HDP, seçilen vekilleri ve
tüm örgütüyle bu dogrultuda çalismak ve kazanmak zorundadir. O zaman HDP’nin
kitle destegi de oylari da hizla artacaktir. Çünkü bunlar HDP için bir seçim
propagandasi malzemesi degildir. Halklarimiz arasinda kalici bir baris ve
esit-özgür yasam için atilmasi gereken ilk adimdir. Yasamsal öneme sahiptir…”[137] cümlelerindeki afaki/ öznel
“iddialar” gibi…
Ve bir nokta
daha: “Kürtlerin seçim zaferi”nden[138]
söz edenlerden; “Seçim sonuçlarini tek tipçilige, otoriterlige, tek adam ve tek
parti sistemine ‘Hayir’ diyen halklarin zaferi olarak görün,”[139] diyen HDP Es Genel Baskani Figen
Yüksekdag’a bir kez daha hatirlatalim: Seçim zaferi olmaz; seçimler kazanilir
ve her kazanci “zafer” dye sunmamakta büyük yararlar vardir…
Baraji asmak önemlidir; ancak aslolan düzeni
asmaktir!
Sistemi
asma, sistem karsiti olma bir program meseledir; o program da
“radikal demokrasi” falan olamaz!
Unutulmasin
radikal sosyalistler, anti-kapitalist ve
anti-emperyalist olduklari ve sömürü sistemini yikmaktan yana saf
bagladiklari için devrimcidir.
Bu baglamda
HDP kimilerince önemli bulunsa da, dogaldir ki tek yol degildir. Dahasi, ne ana
gövdesini Kürtlerin olusturdugu yapisi, ne pragmatik “Türkiyelilesmek”
söylemleri ne esin kaynaklarini olusturan “radikal demokrat” söylemler, ne de
bölgesel aktüalite, HDP’nin “anti-kapitalist” bir hatti benimsemesine
elvermektedir.
Bu, hiç
kuskusuz ki HDP’yi anti-kapitalist bir hatta yerlestirmek isteyen unsurlarin olmadigi
anlamina gelmiyor. Burada bir parantez açip, HDP’ye yönelik uyarilarin da altini çizerek;[140] sözü -hiç tanimadigimiz- Can
Ülger’in su saptamalarina birakalim:
“Temel mücadele hattimizi AKP karsitligi
üzerinden konumlandirirsak sonuçlar simdilik hepimize yeterli gelebilir. Peki
emek cephesinde degisen bir sey var mi? Dengir Mir Mehmet Firatlarin HDP’den
vekil seçildigi su dönemde bu soru (ya da sorun) tüm yakiciligiyla önümüzde
duruyor…
Sormak mecburiyetindeyim: Parlamentarizm
zehri yavas yavas partinin anadamarlarina zerk olunursa (Ertugrul Kürkçü’yü
yazinin sonunda muhabbetle andik) ne yapacagiz? Gezi’de yükselen öfkeyi
parlamentoya mi hapsedecegiz?...
HDP’nin öncelikle SYRIZA’lasmaktan
kurtarilmasi gerekiyor…
Kürt antipatisini sinif söylemiyle gizlemeye
çalismayan ve HDP bileseni olmayan, enternasyonalist sol-sosyalist kurumlarin
ve aydinlarin elestirileri göz ardi edilmemelidir. Süphesiz ki HDP’nin Altan
Tan’dan ziyade Temel Demirer gibi aydinlara yönelmesi toplumsal mücadele
açisindan daha verimli olacaktir.
Bazilarinin aramizda yeri olmamali. Ismi
lazim degil ama bilin istiyorum: Dengir Mir Mehmet Firat’in ‘Yeni Yasam’da yeri
yok! O ve onun gibiler kapitalist dünyanin molozlaridirlar. Kanserli
hücrelerden kurtulmak için HDP’li sosyalistler politik hatlarinin geregi hem
Firat Aga’ya hem de partinin içindeki diger hatali kodlara karsi tavir
gelistirmelidir. Bu sayede belki de önümüzdeki seçimlerde Mersin milletvekili
bir topraksiz köylü ya da taseronda çalisan güvencesiz bir isçi olabilir. Bu
ihtimal yeni yasama dahildir; ihtimalleri göz ardi etmeyelim, ihtimallere
simsiki sarilalim…
HDP bu yüzde 99’un kazanimlarini savundugu
ölçüde HDP’dir. Ola ki yolundan saparsa, müsebbibi ‘konjonktür’ degildir,
olamaz; sorumlu yukarda bahsi geçen kanserli hücrelerdir.
Son olarak: Seçim çalismalari döneminde Ege
Sanayici ve Isadamlari Dernegi’nin (ESIAD) konugu olan HDP Izmir milletvekili
adayi Ertugrul Kürkçü’ye[141] o konuda ben de çok
kirginim. Kizildere adin ahire kalsin…”[142]
“Içeriden” bu saptamalar ve
öneriler, elbette ki önemlidir. HDP’nin “Türkiyelilesme” savlarinin bir
karsiligi olacaksa eger; bu, bu cografyanin ezilenleri ve sömürülenlerinin
anti-kapitalist/ anti-emperyalist mücadelesini omuzlamasiyla
gerçeklesebilecektir.
AÇIK SÖZLÜYÜZ ÇÜNKÜ…
Tom Robbins’in, “Dogru bildigin seyleri
yapman, söylemen yüzünden kaybettigin biri varsa, kaybedilmeyi hak etmistir,”
sözlerinin altini çizerek buraya dek ifade ettiklerimizin birkaç noktada
toparlayacak olursak:
i) Haziran 2015 seçimlerinde oy verdigimiz
HDP’ye destegimiz, ne sinirsiz/kosulsuzdur, ne de elestirilerden arî, tartismasiz bir angajmana isaret
etmektedir.
ii) 2015 seçimleri, HDP’nin Kürt
cografyasindaki basatliginin, ve bu ülkedeki Kürtlerin temsilcisi oldugu
gerçeginin tescili anlamina gelmektedir. Bu, bir bakima, öncelikle AKP olmak
üzereTürkiyeli egemenlerin güdümündeki “çözüm” projeksiyonlarinin da iflasi
anlamina gelmektedir. 7 Haziran 2015 itibariyle Kürt bölgeleri, net sinirlarla
belirginlesmis, AKP’nin yillardir sürdüregeldigi “Islâm kardesligi” söylemi, karaya oturmustur.
iii) “Uluslarin kendi kaderini tayin
hakki”ndan hiçbir zaman vazgeçmeyen, bunu ilkesel kabul eden radikal
sosyalistler açisindan, bu, hiçbir sekilde sorun teskil etmez. Sosyalistlerin
Kürtlerin özgürlük mücadelesiyle yanyanaligi, ne AB hesaplari, ne
“demokratiklesme” projeksiyonlari, ne de benzeri bir liberal yanilsamayla
ilgilidir.
iv) Bizim açimizdan HDP’nin sorunu,
“Türkiyelilesmek” adi altinda, muglak ve bulanik bir “hersey uyar” stratejisi dogrultusunda,
benzemezleri (liberaller, Islâmcilar,
sosyalistler) bir araya getiris tarzinda yatmaktadir. “Radikal demokrasi” ile
“pragmatizm”in belirli bir konjonktürdeki çakismasi, radikal sosyalistlere
“yeni paradigma” olarak sunulmakta, bu ugurda kendilerini var eden ilke ve
ideallerden feragat etmeleri istenmektedir.
v) HDP’nin “çokkimliklilik, çokkültürlülük,
dinsel özgürlük, kadin devrimi, komünalizm, ekolojik-demokratik toplum” vb.
söylemleri, mevcut sistemi, yani milli gelirin 820 milyar dolar, 43 kisinin
toplam servetinin ise 117 milyar dolar oldugu bir ülke “sinif” gerçegini
tartisma alaninin disina itmektedir. Böylesi bir söyleme teslim olmak,
sosyalistlerin siyasal ve ideolojik intihari olacaktir.
Filiz
Koçali’nin, “Etkili muhalefetten daha iyisi var” vurgusuyla, “CHP-AKP-HDP
koalisyonu neden olmasin?”[143]
ya da Baskin Oran’in, “Eyy HDP! Ne yap yap, aynen böyle devam
et. Türkiyelilik geç geldi, güç olmadi, herkes tuttu. Sakin bakma
sagina soluna, Duranina Kalkanina, seni seçim sonrasinda pasif politika
izlemekle itham edenlere, ‘yeni savas hükümetleri kurulur ve ülkemiz yeniden
kan gölüne döner’ gibilerden ne dedigi anlasilmayanlara. Benim kusagim bu
isleri 60 ve 70’lerden bilir. Gençligimizde bu gibi yanlis yönlendirmelerin
adina ‘sol sapma’ derlerdi; sag sapma kadar tehlikelidir. Sen isine bak. Çok
iyi gidiyorsun. Iyi gidisi devam ettirmek iyi gidise baslamaktan zordur bu
memlekette,”[144] ifadelerindeki reel-politiker pragmatizm prim vermeden “O
zaman ne yapmali” mi?
“Düs
gördügünün farkina varirsan, düs sona erer,” der Osho… Biz sonsuz ve sinirsiz
düsler görmeye devam ederken; Max Horkheimer’in, “Zamanimizin gerçek bireyleri,
kitle kültürünün kof, siskin kisilikleri degil, ele geçmemek ve ezilmemek için
direnirken acinin ve alçalisin cehennemlerinden geçmis fedailerdir,” uyarisini
unutmadan elimizden geldigince de onlar için mücadeleye devam edecegiz…
Seyh Bedreddin’in, “Ay ve günes herkesin
lambasidir, hava herkesin havasidir, su herkesin suyudur. Ekmek neden herkesin
ekmegi degildir?” sorusunu altini çizerek; “Industriae nil impossibile est/
Gayretli olana imkânsiz hiç yok,” diyerek; Bertolt Brecht’in, “Kalkin ey
insanlar dik durun, haykirin tüm gücünüzle bitsin bu kanli oyun” sözcüklerini
telaffuz edecegiz israrla, tutkuyla…
Reel-politiker
kaygilarla kim ne derse desin; “Hiçbir sey her sey demektir!”[145] gerçegini iskalamayacagiz…
Büyüklerin,
yalnizca biz diz çöktügümüz için “büyük” olabildiginin bilincinde, “Firtinanin
siddeti ne olursa olsun, marti sevdigi denizden asla vazgeçmez,” diyecegiz
Alfred Capus gibi…
Biliyoruz:
“Bir zorbayi tahttan indireceksen, önce senin içinde yuvalanmis tahtini yok et
onun,” der Halil Cibran ve “Yeni bir hayat, yipranmis eski bir hayat gibi
dikkatli yasanmaz! Temelinden dinamitlenir!”[146]