Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


Açık sözlü olmak iyidir!


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 06 Temmuz 2015
Geçerli Tarih: 17 Ekim 2026, 06:22
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=21639


AÇIK SÖZLÜ OLMAK IYIDIR! (7 HAZIRAN SONRASINA DAIR DEGERLENDIRME)

 

SIBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMIRER

 

“Açik sözlü olmak iyidir,

en kötü ihtimalle

sonradan kaybedeceklerini

en basta kaybedersin.”[1]

 

Kimilerinin “yanit”ladigi(!)[2] “7 Haziran 2015 Seçimleri’ne Dair -Gerekçeli- Tavrimiz”[3] baslikli yazimizin ardindan, simdi 8 Haziran’a (ve sonrasina) iliskin bir degerlendirme “farz” oldu.

Turgut Uyar’in, “Gülü çigdemi filan birak/ Sardunyayi karidesi filan birak/ Aciyi ve ölümleri birak/ Oy pusulalarini ve seçimleri birak/ Evet/ Seçimleri özellikle birak/ Çünkü açlik çogunluktadir,” dizelerinden hareketle, hemen vurgulayalim: biz bu seçim sonuçlarini “zafer” olarak degerlendirenlerden degiliz; ancak bu, radikal demokrat HDP’nin basarisinin altini çizmemize engel degildir. Bu kosullarda, Karl Marx’in “Toplumun kalabaliklari ve onlar gibi düsünenler benim kitabimi okumasinlar; hem ben, ona hiç el sürmemelerini aliskanliklarina uyarak eserimi yanlis anlamalarina yeg tutarim baslamaliyiz,” uyarisini animsatarak baslayalim yazacaklarimiza…

Yazdiklarimiz ve yazacaklarimiz “toplumun kalabaliklari ve onlar gibi düsünenler”e ters gelecek olsa da, “Ex ore parvulorum veritas/ Hakikât çocugun agzinda” vurgusuyla, “Insanlar gerçeklige iliskin elestirel bir anlayistan yoksunsa ve gerçekligi, bütünün birbiriyle karsilikli etkilesim içindeki kurucu ögeler olarak görmedikleri kesitler hâlinde kavriyorlarsa, bu gerçekligi gerçek anlamda taniyamazlar,”[4] deriz; Paulo Freire gibi…

 

SEÇIM, PARLAMENTO VE “TEMSILI DEMOKRASI” MEVZUU

 

8 Haziran ve sonrasina iliskin degerlendirmelere, seçim, parlamento ve “temsili demokrasi” üzerinebirkaç belirlemeye baslamakta büyük yarar var.

Öncelikle seçmek/ seçim eylemi konusunda H. L. Lencken’in, “Her seçim çalinti mallarin açik artirma ile satisa çikarilmasidir”; Ayn Rand’in, “Seçme gücü vardir, ama yaptigi seçimin sonuçlarindan kaçma gücü yoktur”;[5] George Orwell’in, “Akillilik, çogunluga bakilarak ölçülmez,”[6] uyarilarini kulagina küpe edenlerdeniz.

Sinifli-sömürücü “temsili demokrasi”ye inanmayan ve ona pek fazla itibar etmeyenlerden olarak, “Her zaman baska seçeneklerimiz vardir. Biz buna özgür irade deriz,”[7] vurgusuyla Noam Chomsky’nin, “Demokrasi, içindeki insanlarin oyuncu degil, izleyici oldugu bir sistemdir,” saptamasina çok büyük deger veririz.

Ne derseniz deyin, veya nasil olursa ve sunulursa sunulsun -ama Lenin’in uyarisi “es” geçilmeden![8]- parlamento içinde temsil edilmek etnik kökeni, dinsel tercihi ya da cinsel yönelimi ne olursa olsun ezilen, yoksul ve emekçi siniflarin sömürülmesi sorununu çözmüyor, çözemez de! Unutmayin, “oy vermek bir seyleri degistirseydi, yasaklanirdi,” diyordu Emma Goldmann; ve hâlâ haklidir!

Hele ki parlamenter demokrasilerin bir “fars”a dönüstügü; tekel medyalarinin “kamuoyu olusrturma” islevini neredeyse tek basina üstlendigi, günümüz kapitalizmi kosullarinda. “bunlar bilinen genel dogrular; mevcut durumla alakalari yok,” diye düsünebilirsiniz; ama örnegin eski milletvekili Hüseyin Aygün’ün su ifadesi, “demokrasi”nin günümüzde nasil bir “danisikli dövüs”e, nasil bir “oyun”a dönüstü(rül)dügünü bugün, burasi için de gözler önüne seriyor: “Meclis’te 13 yildir muhalefetin tek bir önerisi dahi kabul edilmedi. Meclis kapilari halkin iradesine kapali”[9]... Yine bir baska eski milletvekili Mahmut Alinak da -7 Haziran 2015’in ardindan- sunlari ekliyor:

“Galibi devlet ve onun partileri, maglubu ise halk olan bir seçim kosusu daha bitti. Halk kendisine demokrasi diye yutturulan bu seçimle-farkinda olmadan- bir defa daha kendi boyundurugunu seçme özgürlügünü kullanmis oldu! Meclisteki partilerden hangisi hükümeti kurarsa kursun, ufukta halk için hiçbir ümit isigi yok. Bu sömürgeci düzen ve onun kirbaci olan devlet, asirlar boyu emekçi halklara ne reva görmüsse bundan sonra da aynisini yapacaktir.”[10]

O hâlde seçimi (ve parlamentoyu) Seyfi Öngider’in, “Parlamento kürsüsünü sahici bir toplumsal mücadele örgütlemek için degerlendiren bir siyasi hareket önümüzdeki seçimlerin iktidar adayi olur,”[11] vurgusundaki gibi abartmadan ama “es” de geçmeden; burjuvaziden apartilmis kavramlarla devrimciligin ve devrimci degerlerin yasatilamayacagi unutulmamalidir. Bunun için de “Sandik demek sokaga hayir demek degildir” ve olamaz da! Tam tersine, devrimciler için seçimler, ancak sokak ile sandik arasinda bir rezonans kurabildikleri ölçüde; yani seçilmis temsilciler sokagin itirazlarini parlamento içerisinde “ehlilestirerek” ihata ettikleri degil de, sokagin itirazlariyla parlamentoyu dönüstürücü bir tarzda dinamize edebildikleri ölçüde basarili addedilir. Yani sokak parlamentoya degil, parlamento sokaga, meydanlara tabi olmalidir!

Bu nedenledir ki radikal sosyalistler parlamenter mücadeleye cepheden karsi olamaz. Ideolojik, siyasi ve ekonomik-demokratik alanlarda mücadelelerini sürdüren radikal sosyalistler, kapitalizme biat etmeden temel olanla tali olani asla birbirine karistirmazlar.

Bunlari yaparken de “Dünya degisti”(!), “Eski mücadele biçimleri bugüne uymuyor” (!), “Kendimizi yenilemeliyiz,” söylemleriyle “güne uyum saglayanlarin” post-modern tasfiyeciligini elestirmekten geri durmazlar, tabii!

Konuya iliskin olarak Emek Partisi Genel Baskani Selma Gürkan’in, “Siyaset sandiktan öte bir sey,”[12] vurgusu ardindan; Meksika’daki 7 Haziran seçimleri için Subcomandante Moisés ‘Direnis ve Isyan’ oturumunda konusmasindan sunlari aktaralim:

Bugünlerde, ne zaman “seçim süreci” denen seye girilse, birileri çikip ortaliga yalan yanlis haberler yayiyor… Tepedekilerin, asagidakileri, onlari düsündüklerine ikna etmek için uydurduklari bu tür zirvalarin bizi alâkâdar etmedigini biliyorsunuz elbette. 

Zapatistalar olarak bizler, insanlara ne oy verme ne de oy vermeme çagrisinda bulunuyoruz. Bizim, Zapatistalar olarak yaptigimiz tek sey, her firsatta insanlara direnmek için örgütlenmelerini ve ihtiyaçlari ugruna mücadele etmelerini söylemek… 

Zapatistalar olarak bizi ilgilendiren tek sey, bizi sömüren, baski altinda tutan, kaybeden ve bizden çalan çokbasli kapitalist sisteme nasil direnecegimizi ve karsi koyacagimizi ögrenmek. Dolayisiyla insanlari oy vermeye tesvik etmek gibi bir amacimiz yok… Ne de insanlari bos oy kullanmaya ya da seçimi boykot etmeye tesvik etmek gibi bir amacimiz var. 

Seçimlerde oy kullanarak sistemi degistirmenin mümkün olduguna inanan insanlar oldugunun farkindayiz… Gidip oy vermemekte çoktan karar kilmis olabilirsiniz. Iyi yapmissiniz da demeyiz kötü yapmissiniz da... Yalnizca bunun yeterli olmadigini, örgütlenmeniz gerektigini söylüyoruz…

Yok eger çoktan gidip oy kullanmaya karar verdiyseniz, kime oy vereceginizi de biliyorsaniz, bizim diyecegimiz sey yine ayni. Bize göre ne iyi ediyorsunuz ne de kötü. Açiktan söyledigimiz tek bir sey var: Hazirlikli olun, çünkü dönecek dolaplar ve hileler gerçekten asabinizi bozacak. Zira Iktidardakiler hile yapmakta ustalar. Ve tepedekiler zaten sonucun ne olacagina çoktan karar vermis durumda…”[13]

Anlasilacagi üzere seçime de, parlamentoya da (ne soguk ne de sicak degil) iligiz… Bu ilimanligin gerisinde de, sistemin “efendileri”nin seçimlerin nihayetinde sona erecegi, pleblerin “ülkenin kaderini belirlemis olma” yanilsamasinin yürek ferahligiyla islerine-güçlerine geri dönecegi, ve cosku yatistiktan sonra dizginleri yeniden ele alarak olaylarin gidisatina yön verme islerine devam edeceklerine dair bitimsiz özgüvenleri konusundaki bilgi ve deneyimler(imiz) yatmaktadir. Nitekim, 7 Haziran seçimlerinin hemen ardindan, bu ülkenin sol muhalefeti “zafer” sarhoslugunu henüz üzerinden atamamisken Suriye’ye müdahale seçeneginin masaya gelmesi, egemenlerin seçmenin “mesaj”lari konusuna fazla kafa yormadiklarini göstermektedir... “Business is business / Is istir”!

 

BIRKAÇ -“OLMAZSA OLMAZ”- HATIRLATMA

 

HDP’ye de böyle bakiyor ve ‘Karsi Sanat’in kurucusu Feyyaz Yaman’in, “HDP yeni bir yasam alternatifi”[14] ya da sevgili dostumuz Sebnem Korur Fincanci’nin, “HDP bu sistemi sarsabilir,”[15] beklentilerini abartili buluyoruz.

HDP konusunda “abarti” yaygin bir tutum.

Örnegin Istanbul 1. Bölge Milletvekili Adayi Hasan Gülüm, “Isçi sinifinin gelecegi HDP’den geçer,”[16] derken; 7 Haziran öncesinde Ankara’da Sirri Süreyya Önder, “2 vekil garanti, 4 için çalisiyoruz,”[17] diyebiliyordu.

“Abarti”larin her türünden özenle uzak durmak çok önemli![18]

Mesela bu vesileyle sosyalistlere nefretini dile getiriveren “Türkiye’de sosyalistler hiçbir toplumsal kesimi temsil etmiyor,”[19] ya da Kürtlerin “akil hocaligi” pozisyonunu kimselere “kaptirmak” istemeyen “Türk Solu Kürtlere bir yarar saglamadi. Türk Solu Kürtlerin sirtinda sürekli kambur olmustur,”[20] liberal saçmaliklarindaki gibi…

Radikal sosyalistler, mücadelelerini abartilardan ve baraj hesaplarindan ari olarak ele alirlarken; “Gelecek soldadir. Çünkü sol; özgürlük, demokrasi, sosyal adalet, dayanisma, ilerleme, baris, uluslararasi dayanisma, dogal çevreyi koruma, temiz siyaset ve temiz toplum, program kadar uygulamaya da önem verme, halka güvenme, emege ve emekçiye öncelik verme demektir… Özet olarak sol, sosyal demokrasi dünyanin, ülkemizin ve insanligin gelecegi demektir,”[21] türünden topyekûncu ve eylemsiz/ teorisist genellemelerin ardina da siginmazlar!

Reformlara da (sürdürülemez kapitalizm kosullarinda o neyse!) karsi çikmazken; “Türkiyeli sol-sosyalist hareketler açisindan bir takim reformlarin ortaya çikmasinin nesi kötü? Reformlarin nesi kötü? (…) Kürt halkinin, emekçilerin, yoksullarin ciddi beklentileri var. Nefes alma, bazi kazanimlarini elle tutma ihtiyaci var, istegi var,”[22] türünden reformcu mücadelelerle arasina sinir çizip, “Reformlar, devrimci mücadelenin yan ürünüdür,” derler…

Evet, legal planda mücadele yürütülebilir; yürütülmelidir de!

Ancak bunun maliyeti Ataol Behramoglu’nun, “Bana Yunanistan seçimlerinde solun kazandigi basari ve simdilik güler yüzlü genç basbakani animsatti,”[23] dedigi “Güler Yüzlü Sosyalizm” popülizmi olmamalidir.

 

LIBERAL HEZEYAN(LAR) PARANTEZI

 

H. de Balzac’in, “Yalancilik, meslek dali olarak ilan edilmeli artik, çünkü çok fazla ustasi var,” notunu düstügü koordinatlarda -neo-liberali de dahil! - “Nec simulatum quidquam potest esse diurnum/ Hiçbir sahtekârlik uzun süre devam etmez…”

Siz bakmayin Ahmet Insel’in, “Kimi aydinlar arasinda AKP’ye karsi alinan tavirla ilgili bir tartisma basladi. Bir eylemi tarzi ve içerigi açisindan elestirmenin yegâne yolu, onu menfur bir büyük örgütlenmenin parçasi olarak göstermek midir?”[24] demesine!

Liberallerin Erdogan’i, kendi kimliginden baska bir paketle sunarak onu güçlendirdigini belirten Ismail Küçükkaya’nin hatirlattigi üzere, “Erdogan’i sadece Türkiye’ye degil, Avrupa ve Amerika’ya sundular”[25] ki, tüm liberaller bundan sorumludur.

Bir an -Sezen Aksu’lu[26]- “Yetmez ama evet”çileri animsayin!

Adalet Agaoglu’nun, referandumda “Yetmez ama evet” oyu konusunda, “Niye hemencecik umuda kapildim ki! Kizginligim kendime, o kadar. Pismanlik fazla gelir,”[27] deyisini!

AKP milletvekili Muhsin Kizilkaya’nin, “AKP 2002’de kuruldugunda Islâmi hareketlere acayip önyargili bir bakis vardi. Ben o zamanlar rijid bir solcu, sosyalist bir Kürt’tüm. Islâmi hareketlere, muhafazakârlara hosgörüyle yaklasip onlarin memleketi dönüstürebilecegine, vesayetçi rejimi kirabilecegine dair bir inanç gelismisse bende, tek müsebbibi Birikim Dergisi; Ömer Laçiner, Ahmet Insel ve Murat Belge’dir,”[28] itirafini!

Etyen Mahçupyan’in, “Türkiye’de yasayan bir kisi olarak -bütün kimliklerimle- AKP iktidarinda magdur oldugumu hiçbir sekilde düsünmüyorum, tam aksini düsünüyorum. AKP iktidarinda ben çok daha özgür oldum; hem bir Ermeni olarak hem bir aydin olarak,”[29] satirlarini!

Vahap Coskun’un, “Türk solunun AKP ile olan sorunlu iliskisi. AKP’ye ‘Kartaca yikilmalidir’ mantigiyla bakan bu kesime göre, AKP’den toplum için hiçbir iyilik dogmaz. AKP’ye asla güvenilmez; ona kategorik olarak karsi çikilmasi gerekir. Bir sorunu çözmek için AKP ile isbirligine gidilemez. Bunun yerine her yerde ve her zeminde AKP’yi zora sokacak eylemlerin yükseltilmesi icap eder. Yalniz burada söyle bir sorun var: Sol, toplumsal bir tabana dayanmiyor, dolayisiyla mesru siyaset içinde solun, AKP’yi zorlayabilme veya ona karsi alternatif olusturabilme ihtimali bulunmuyor. Bu sebeple sol, AKP ile mücadelesini güçlü bir zemine sahip olan Kürt siyaseti üzerinden yapmaya çalisiyor,”[30] zirvasini asla ama asla unutmayin ve (onlarin bir kisminin da bugün HDP’de oldugunu) unutturmayin![31]

Siz bakmayin “Önemli olan SYRIZA gibi bir toplumsal hareket yaratabilmek,” vurgusuyla, “Türkiye’deki baski liberalleri sosyalistlestirmeye yarar,”[32] diyen Kanadali akademisyen Leo Panitch’in anlamsiz ve karsiliksiz saptamasina…

Türkiye’nin “gecikmis” liberallerinnin tahayyül dünyasi AB ile sinirlidir ve onlarin olsa olsa olabilecegi, yapabilecegi tek sey liberal soslu düzen içi bir popülist demogojidir! Bugün, bu tahayyüllerini Kürtler araciligiyla gerçeklestirebileceklerini düsünmektedirler - tipki birkaç yil öncesine dek AKP’ye bel bagladiklari gibi...

“Nasil” mi?

Mesela Oya Baydar’in, “HDP’ye ayar verme hakkimiz yok, Kürtlerden özür borcumuz var… HDP’nin amuda kalkip perende atmasini mi istiyoruz? Geleneksel Türk solu milliyetçi tortularin agirligiyla muzdariptir… Sol adina Kürtlere bir özür borcumuz var. Borcumuzu eda edelim,”[33] yaygaralarindaki gibi…

Siz bakmayin Oya Baydar’in bu koca laflarina, kirli savas döneminde Kürtlere reva görülenler konusunda Onun giki çikmadigi gibi, hiçbir icraati falan da olmamisti!

Evet O ve Onun gibiler yani kirli savas döneminde Kürtleri yalniz birakanlar borçludur; ama belirtmeden geçmeyeyim: O kara günlerde Kürtler ile yan yana duranlar da vardi!

Ayrica “78 kusaginin önemli bir bölümünün 1917 nostaljisine takilip kaldigini” düsünen... ve “Ezberleri bozmaliyiz,”[34] diye buyuran Oya Baydar -sadece Kürtlere degil!- radikal sosyalistlere de ödenmesi mümkün olmayacak kadar borçludur.

Bu borç(lar) öyle bir oyla ödenmez!

Tipki önce CHP’ye destek verecegini açiklayip, ardindan da çark ederek, “HDP’ye dünyada erken öncülerden biri gözüyle bakilabilir,”[35] diyen Murat Belge’nin kivrakligi gibi…[36]

8 Haziran ile tüm bunlar, yani liberal hezeyan(lar) ve icraatlar unutulup, unutturulamaz! Bunlara bir kayit düselim...

 

“ELESTIRI”, “ITIRAZ” VE GERÇEK(LIGIMIZ)

 

Hem de sola ve sosyalizme tonlarca “elestiri ve “itiraz” yöneltilirken;[37] alin size birkaç seviyesizlik örnegi!

Hadi Uluengin’den, “Bütün bücürler gibi bizim ‘sol’ (!) da boyundan büyük lâf paralamakta pek üstattir. Dolayisiyla ‘tarihin çöplügü’ ifadesini de ziyadesiyle sever… Çoktan tarihin çöplügüne gitti demiyorum ama bizim ‘sol’ çoktan ‘tarih disi’ kaldi”![38]

2007’de AKP’den milletvekili seçilen -ancak 2011’de aday gösterilmeyen- eski “solcu” Reha Çamuroglu’ndan, “Devrim olsaydi, Türkiye’de solun birbirini kesme süreci baslayacakti”![39]

Hasan Bülent Kahraman’dan, “Türkiye’de bir sol var; tarihi hayli eskiye, Mesrutiyet’e kadar gidiyor… Fakat bu kisilerin, aydinlar, öncüler, bilenler olarak toplumsal bir kitlesi, tabani yok”![40]

Dicle Üniversitesi Ögretim Üyesi Doç Dr. Ilhan Kaya’dan, “Solun sorunu, özgürlükçü olamamasinda. Statükocu olmasinda. Özgürlükler konusunda AKP’den geri kalmasinda. Hatta bazen MHP’nin bile gerisine düsmesinde… Solun sorunu, kendini yenileyememesinde. Geçmisin paradigmalari ile degisen toplumu ve siyaseti anlamaya çalismasinda. Hizla degisen toplumsal talepleri algilayamamasinda. Bunlara çözüm üretememesinde… Solun sorunu, çagdas olamamasinda. Zamanin ruhunu okuyamamasinda. Evrensel dili yakalayamamasinda… Solun sorunu, sinifsal olmasinda”![41],

“Tarih disi”YMIS! “Birbirini kesecek”MIS! “Tabani yok”MUS! “Sorunu, sinifsal olmasinda”YMIS! Bu “zekâ küpleri”nden biri kalkip da “degisen toplumsal talepler”in “ne” oldugu; “zamanin ruhu”nun “neye” tekabül ettigi, “evrensel dil”in “neden” olustugu konusunda dise dokunur bir lâf söylese, emin olun ki gam yemeyecegiz... Ama n’eylersiniz; büyük söz edip hiçbir sey söylememe sanati, ne yazik ki günün en gözde meslegi!

Sormadan geçmemeli: Sinifsal olmamali da ne olmali(yiz)?! “Evrensel”? “Yerel”? “Küresel”? “Küyerel”? “Bireysel”? “Ulusal”? Bir cevap verin, yahu!

Bir seyin altini çizmeli(yiz): Kendisini ulusla, ülkeyle, dinle, mezheple, mahalleyle açiklamayan/ açiklamasi da mümkün olmayan radikal sosyalist hareketin isi kolay degildir; ve hiçbir pragmatizmle, “hümanist” ya da “popülist” gerekçeyle açiklanamaz. Eduardo Galeano’nun, “Bakislarini geriye çevirmis bir peygamberdir tarih: Olmus olandan hareketle ve olmus olana karsit olarak gelecek olani haber verir,” diye betimledigi tarih bunun örnekleriyle doludur.

Çünkü “Sosyalistlerin basarisizliginin kaniti olarak milliyetçilerin ve dincilerin basarisi, kitlesellesmesi gösterilir! Ama sosyalistlerin derdi, (Kürt-Türk fark etmez) milliyetçilerin ve Islâmcilarin basardigini basaramamak degil ki… Tersine insanlari din ve millet formati disindaki sahici bir özgürlüge ve esitlige sevk edebilmek…

Devrimcilerin derdi Türklerin Birligi ya da Kürtlerin Birligi olamaz ki… Devrimciler millî ve dinî kimliklerin ötesinde ancak ezilen siniflarin enternasyonal kimligiyle var olabilirler. Çünkü hem teorik kitabimizda hem pratik defterimizde söyle yazar: “Bu kavga en sonuncu/ Kavgamizdir artik/ Enternasyonal’le/ Kurtulur insanlik!”[42] Yanlis mi?

 

HDP NEDIR, NEYE YARAR

 

Arzu Yilmaz’in hakkinda önceleri, “HDP, Türk solunun inanmadigi, Kürt kitlesinin anlamadigi, PKK’nin kavrayamadigi bir paradigmaya hayat verme misyonuna soyunuyor,”[43] saptamasini dillendirdigi veya Hasmet Babaoglu’nun, “Artik kabul edilmeli ki... Türkiye için... Kürtler için... Hatta dogrudan Kürt siyasal hareketi için de... Türkiye solunun kaybetmeyi zevk edinmis döküntülerinden destek alan; ABD’nin en sahin odaklariyla temas kurup bir yandan da ‘anti-emperyalist’ sloganlar atan, zaman zaman ‘paralelci’, zaman zaman da Cihangir agziyla konusan HDP daha isin basinda kötü bir projeydi,”[44] dedigi HDP bizim için en kaba tanimiyla inorganik[45] ve popülist-pragmatik bir olusumdur.

Söz konusu eklektik olusum için “HDP, solun tarihi zaaflarini giderebildigi oranda yeni Türkiye için umut olacaktir. Bu nedenle diyoruz ki, HDP sadece seçim sürecinin bir partisi degil, ayni zamanda alternatif bir projedir,”[46] türünden bir “abarti”ya “evet” demek mümkün degilken; onun nihayetinde bir ittifak/ “birlik” girisimi oldugunun alti da çizilmelidir.

Iptida Kongre girisimiyle devreye sokulan söz konusu ittifak/ “birlik” girisimi kendisini, “ “Kongre Girisimi halk hareketidir,”[47] diye tanimlayarak; “Hep birlikte kesfediyoruz… Bütün renkler bir’lesiyor…”[48] diye de ekliyordu!

Ertugrul Kürkçü’nün de, “Önceki olusumlara benzemiyor… Kongre herkesi kapsayacak,”[49] notunu düstügü girisimin hedefini Sebahat Tuncel, “Toplumsal olani siyasallastirmak, siyasal olani toplumsallastirmak” biçiminde formüle ediyordu[50] ki, bu hâli de Ufuk Uras, “Memlekette baris, adalet, emek ve demokrasi merkezli bir kolektif siyaset alanindan yola çikilarak ve her türlü felakete karsi Nuh’un Gemisi’nde bulusma”[51] olarak sunuyordu…

“Nuh’un Gemisi” veya “Her ne olursan ol yine de gel” diyen “Mevlana Tekkesi” de, elbette bir ittifaktir/ “birlik”tir…

Ancak! “Sol bu kez birlesecek… Daha önce denendigi gibi denemiyoruz. Bu kongrenin bilesenlerinin hiç birisi, kendi siyasal yapilarini feshetmek zorunda degil. Geçmisteki birlik deneyimlerinden en önemli farklarimizdan biri bu,”[52] diyen Sirri Süreyya Önder’in formülasyonu; Aydin Çubukçu’nun, “Bölünme olmadan birlik olmaz,”[53] diye altini çizdigi gerçeklik karsisinda nasil olacaktir?

“Olursa” da neye benzeyecektir?!

Daha ayrintilandirmak gerekirse, “Türkiye’nin en alt sinifinin büyük çogunlugunu olusturan Kürtler, Türk solunun yüzü suyu hürmetine degil, kendi kaderini özgürlük lehine dönüstürmek ve bunu da tüm Türkiye halklariyla beraber gerçeklestirmek için solda israr ediyor,”[54] derken; abimiz Saban Iba’nin, “Benim geldigim devrimci gelenek geçmiste Kürt özgürlük mücadelesini her yerde korumaya ve kollamaya çalisirdi. Simdi isler tam tersine döndü. Kendi gelenegim dahil, Türkiye ve Kürdistan’da devrim, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde önemli bir varlik gösteremeyen sosyalist hareketler, artik Kürt Özgürlük Hareketi tarafindan korunuyor ve kollaniyor,”[55] itirafindaki realite ekseninde bu nasil olacak ve neye benzeyecektir!?

Belirtmeden geçmeyelim ittifak iltihak degildir, olmamalidir da!

Yeri geldi hatirlatalim: Abdullah Öcalan Kürt Yurtsever Hareketi’nin lideridir ve de “Öcalan’in ‘Türkiyelilesme Projesi’nin ilk adimi olan HDK 3. Genel Kurulu’nda Sirri Süreyya Önder ilk defa, seçim degil, stratejik isbirligi sözünü verdiklerini belirtir”ken;[56] Selahattin Erdem, “HDP Projesinin mimari olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan”dir;[57] Filiz Koçali, “HDP için konusmaya baslayanlar söze ‘önderlik projesi’ diye basliyor”lar;[58] Ayhan Bilgen, “HDP’nin bizatihi kendisinin bir Öcalan projesi”dir[59] notunu düsmektedirler!

Bu kadar da degil; “Ben Mahir Çayan’in çizgisiyle, onun sempatizanligiyla basladim bu mücadeleye. 40 yildir Mahir’in çizgisinin kavgasini yürütüyorum. Mahir’in bana verdigi bir emanettir ve ben 40 yillik süre içerisinde bu emaneti kavga boyutu ile en iyi sekilde yerine getirmek için ugrastim. Su anda da bu emaneti teslim ediyorum… Isyani 40 yildir yaptik biz ve su an baris ve müzakere sürecini yürütüyoruz,”[60] demektedir Abdullah Öcalan… Bunun, Kürtlerin mücadelesi açisindan geçerliligi bir yana, Türkiyeli sosyalistler, egemenlerle (AKP ya da herhangi bir düzen temsilcisi) neyin müzkere sürecini yürütmektedirler? Sinif mücadelesinin mi? Ya da, bir baska ifadeyle, HDP içerisinde “sinif mücadelesi”nin yeri nedir?

O hâlde simdi, hemen kulak verilip, animsanmali/ animsatilmalidir Che Guevara’nin, “Ben kurtarici degilim. Kurtarici diye bir sey yoktur. Insanlar kendilerini kurtarirlar”; Jiddu Krishnamurti’nin, “Hakikât için otoriteden kurtulmaniz gereklidir”; Noam Chomsky’nin, “Kahramanlarin degil, iyi fikirlerin arayisinda olmaliyiz,” sözleri!

Devamla “HDP nedir?” sorusunun yanitini ararsak, bakin Mayis 2013’de Murat Karayilan ne diyor: “Bir zihniyet dönüsümü sürecindeyiz. On yildir, aslinda on yildan fazladir, ama on yildir çok yogun bir biçimde gündemimizde bir zihniyet degisimi var. Vicdan devrimi temelinde yeni bir devrimci tip, yeni bir model yaratmak istiyoruz. PKK yeni bir modelin pesinde. Bu modelin içinde herkes vardir. Kimseyi dislamaya gerek yok. Çogulculuk esastir. Her düsünce olmali, çogulculuk olmali. Yeni paradigmanin özü sudur, öncü parti iktidar olmamalidir. Biz simdi iktidar olmak için savasmiyoruz; halk iktidarinin olusmasi için, demokratik toplum için mücadele ediyoruz…”[61]

Hemen belirtelim: Bu saptamalarin hiçbirisine katilmiyoruz; ancak bu projenin içinde yer alan ve kendisini Marksist-Leninist olarak tanimlayanlar ne diyor? Merakimiz budur!

Ha, bu noktada TKP’lerden birisi “adina” Murat Çakir’in, “Farkli kesimlerin olusturdugu devrimci-demokratik bir çati olan HDP’ye sinif partisiymis gibi davranmak temel yanlistir. Farkli ezilen ve sömürülen kesimlerin temsilcilerini, Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve elbette komünistler ile sosyalistleri bir araya getiren bir siyaset araci olarak HDP’den beklenecek olan, sinif mücadelesine yeni olanaklar sunacak bir demokratiklesme ve baris sürecinin önünü açacak mevziler kazanmasi ve böylelikle otoriterlesme tandansini durdurup, egemen siniflari geri adim atmaya zorlamasidir,”[62] demesine gelince: “HDP, birlestirici ve baristirici”[63] ya da “Esitsizlige ve saygisizliga son hareketi”[64] vurgusuyla betimlenen -herkesi içeren- bu proje “Kime karsidir?” sorusunun yaniti bosluktadir…

HDP elbette sinif partisi degildir; ama bu saptamayi yapmak, onun her dedigini ve yaptigini onaylamak, ya da elestiriden muaf tutmak anlamina mi gelir? Biz, tersini düsünüyoruz: bunun altini çizmek yetmez; pragmatik tutarsizliklari/ “iddialari” da mahkûm edilmelidir degil mi?

Dememiz o ki, “Türkiye sinif mücadelesi ve politik olusumlar tarihinde HDP, bir ilktir. HDP, çok sayida ve birbirinden oldukça farkli siyasal, programatik anlayislara ve hitap ettikleri sinif bakimindan farkli ideolojilere sahip olanlari, birbirleriyle bir araya gelemez görünenleri bir araya getirme basarisidir. Bu ona, bundan dolayi da tarihi bir misyon yüklemektedir… HDP, ‘zamanin ruhu’dur,”[65] diyerek; kayd-i ihtiyat noktalarini görünmez kilmak radikal sosyalistler için dogru bir tutum olamaz!

Kaldi ki HDP’nin “Ne”ligine iliskin olarak Melik Kara’nin saptamalari gerçegi yansitmaktadir:

“HDP, sadece HDP degildir. Bu parti, Kandil’de kurumlasan, Kobanê’de savasan, Sengal’de alan tutan, Kuzey’de TSK’yla tepe manevralari yapan ve nihayet, TC hukukî rejimi dogrultusunda örgütlenmis politik aygitlar insa eden Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin arkasinda olusuyla çok degerlidir…

HDP, Kürt Hareketi’nin partisidir. Bu, asil ve dinamik gerçektir…

HDP, evet ve açikça, Kandil’deki merkezin, Imrali’daki ‘önderlik’ iradesinin, Kobanê ve Sengal’de çarpisan gerillanin, TSK’yla tepe kontrolü manevralari yapan gerillanin varliginin, yasal politika alanindaki uzantisidir. Ve evet, HDP, baska nedenlerden çok, asil bundan dolayi degerlidir.

HDP, ideolojik olarak aslen Kürt Hareketi’nindir. Bu hareketin, ideo-politik hegemonya hamlesinin bir aygiti olarak islevlendirilmistir. Bilesenler ise bu aygita, kisilmis ideolojik sesleriyle ilismistir.

HDP, politik olarak aslen Kürt Hareketi’nindir. Bu hareketin politik gerekleri dogrultusunda sistem politikasi yapmaktadir. Bilesenler devrimcilikten, liberallikten veya reformculuktan gelislerine göre, kendi mesreplerince yer almistir bu politik süreçte.

HDP, örgütsel olarak aslen Kürt Hareketi’nindir. Kürt politik toplulugu çekildigi anda bu partinin yerel örgütleri içi bos bir çuval gibi yere serilecektir. Bilesenler, bu örgütsel gövdeye azicik varliklariyla eklemlenmislerdir.

HDP, sosyolojik olarak aslen Kürt Hareketi’nindir. Bu hareketin etkisine girmis milyonlarca Kürdün oylarini almaktadir ve oy gücünün her zaman ve yapisal olarak gövdesi Kürtlerdir.”[66]

Bunlar böyle olsa da Metin Çulhaoglu’nun, “Ütopik, Proudhoncu vs bulsam bile, ‘radikal demokrasi’ dedikleri ve çok da özgün saymadigim bir sol anlayisi temsil ediyorlar. Bu sol bir proje, sagci diyemeyiz,”[67] notunu düstügü meselede, Murat Paker de “HDP, tozpembe/ mükemmel, elestiriden azade bir proje degil tabii ki. Yeni baslamis ve evrimlesmeye/ gelistirilmeye ihtiyaci olan bir proje. Geldigimiz noktada HDP’yi elestirmeden desteklemek de, desteklemeden elestirmek de esitlik, özgürlük ve adalet gibi degerleri sahiden dert etmis olanlarin seçenekleri arasinda olmamali,”[68] diye eklerken; varsin “Deniz’lerin mirasini HDP’de büyütmek”ten[69] söz eden sevgili Filiz Koçali, “HDP günü birlik sorunlar etrafinda tartisilabilecek bir gelecek iddiasi degil,”[70] desin!

Ancak aslî soru(n) EMEP Genel Baskani Selma Gürkan’in isaret ettigi gibi, “HDP’nin nasil bir parti olmasi noktasinda dügümlenmektedir. Ittifak örgütü mü, kitle partisi midir?”[71]

“Iyi de bu hâliyle HDP neye yarar” mi?

“AKP’nin otoriter, hegemonik ve despotik karakteri ilk defa Kürtler basta olmak üzere Türkiye devrimci demokrasi güçlerini bir araya getirdi. Bu, tarihi bir basaridir,”[72] notu düsülen; HDP Es Baskani Figen Yüksekdag’in, “Bir istekle, hayalle, reel politikanin yasamdaki gerçek iliskilerin bulustugu yer”[73] olarak tanimladigi HDP; Oya Baydar için “Karanliktan önceki son çikis”tir![74]

Ne olacagina sinif mücadelesinin karar verecegi legal “geçis örgütlenmesi”dir!

Bu amorf, post-modern örgütlenmeye ilisin olarak sunlari vehmetmek ise, sadece ama sadece Demir Küçükaydin’a özgüdür!

“HDP’nin yapmaya çalistigi, Hazreti Muhammet’in peygamberlik inmeden önce yapmaya çalistigidir denebilir. Bilindigi gibi, Hacer ül Esved’i kim tasiyacak diye birbiriyle kavga eden asiretlerin kavgasini engellemek için tasi bir bezin ortasina koydurmus ve hepsinin bir ucundan tutarak tasimalarini saglamistir. Ama nasil Hazreti Muhammet bir süre sonra bu yolun yol olmadigini görüp, asiret kardesligi yerine Allah’in kullugu; totemler yerine Allah’i geçirerek ve totemler düzenini yok ederek bu esitligin ve barisin saglanabilecegini görmüsse; ayni sekilde bu hareket de ilerde uluslari dille, dinle vs. tanimlayan en gerici ulusçuluga ve hatta uluslara karsi bir harekete dönüsebilir. Esitlik diye bir derdiniz olmazsa, onun nasil saglanabilecegi üzerine bir düsünceniz ve tecrübeniz de olmaz… Iste HDP’de politik ifadesini bulan hareket, en azindan esitligi bu reddedise karsi bir reddedistir. Bir atom savasiyla canlilarin yok oldugu bir dünyada; hayatin yeniden dogusu gibidir…”[75]

“Muhammed”? “Asiretler”? “Totemler düzeninin yok edilisi”? “Uluslara karsi bir hareket”? “Esitligin reddinin reddi”? “Atom savasi sonrasinda hayatin yeniden dogusu”?

Post-modern bir bilim-kurgu romani tadinda...

 

BIR KERE DAHA: RADIKAL DEMOKRASI

 

Radikal demokrasi, “Dictum de omni et de nullo/ Her seyden ve hiçbir seyden bahsetmek” iken; düzen içilik konusunda “Bugünkü düzeni sürdürmek demek suç ve cinayeti sürdürmek demektir,” der Eduardo Galeano…

Bu notu bir kenara koyup ilerlersek; çerçevesini Ahmet Insel’in, “Türkiye’de siyasetin, toplumsal sorunlarin müzakere yoluyla çözümünün arandigi alan olmaktan çikip büyük bir çatismanin, zor ve siddet politikasinin bahanelerinin üretildigi bir zemine dönüstügü bir dönemdeyiz… Yeni siyaset zemini insa etmek, bugün birbirinden bütünüyle farkli, birbiriyle hiç kesismeyen alanlara ait sorunlar gibi gözüken… sorun alanlarinin, elbette içeriklerinin degil ama bunlara çözüm arama biçimlerinin ortakligini gündeme getirmektir,”[76] diye tarif ettigi radikal demokrasi paradigmasinin HDP (ve bünyesinde yer alan sol/sosyalist örgütler!) açisindan siyasete yön veren biricik unsur olarak kabul edildigi, HDP’nin seçim beyannamesinde somutlastirmis oldu…

Mülkiyet iliskilerinin, insan iliskilerinin karakterini tayin ettigi toplumlarda ana çeliskilerden çok, tali çeliskileri (mesela sosyal dönüsümleri, ekonomik iyilestirmeleri) öne çikarmak, varolan sorunlari ortadan kaldirmaz; olsa olsa bu soru(n)larin siddetini kismen azaltarak düzenin devamini saglar. Bu da sinifsal perspektifin gözden yitirilmesine neden olur… Nitekim, radikal demokrasinin temel iddiasi da budur: herseyi tekil bir belirleyiciye (örnegin sinif mücadeleleri) indirgeyen “büyük” projelerden feragat; itiraz söylemlerinin (etnisite, toplumsal cinsiyet, sinif, din, çevre, vs.) esdegerligi.

Erol Katircioglu’nun ifadesiyle, “Digerlerini ‘düsman’ olarak görmeyen”[77] “HDP’nin ‘yeni yasam’ vurgusunu tasiyan seçim beyannamesi, açiklanma sekli ve kullanilan dil açisindan sol ve sosyal demokrat çevrelere daha cazip gelecek bir belgedir,”[78] der Güven Gürkan Öztan…

Elhak; haksiz da degildir…

Ve Atilla Yayla’nin, ‘Solun adam olmasi’ni isteyenlerin toplu sol güzellemeleri yapmak yerine, solun despotik, totaliter renklerini mülayim, liberal demokrasiyle uzlasan çizgiden (sosyal demokrasiden) ayirmasi ve ilkini kinayip dislarken ikincisini tesvik etmesi gerekir,”[79] önerisiyle de -maalesef!- paralellik arz etmektedir…

Bu durumda sormak gerekmez mi: HDP’nin görevi/ misyonu sosyalist hareketi “ehlîlestirerek” Atilla Yaylagillere “sempatik” gözükecek bir hâle getirmek mi olmalidir?

 

GELENEKSEL ILISKILER PRAGMATIZM(LER)I

 

Asli sorulursa, radikal demokrasi HDP’nin liberallerden geleneksel iliskilere dek esneyebilen bir hat üzerinde yol alma olanagi saglayarak, dinsel çevrelerden asirete uzanan ve elbette ötekilere de “Hayir” demeyen siyasal pragmatizmine engin bir alan açiyor.

Haddinden fazla “genis”likten malûl radikal demokrasi herc-ü merci Jean Christophe Grangé’in “Kalabalik. Bundan daha iyi gizlenecek yer olmaz,”[80] saptamasini animsatirken; karsimiza da su haberdeki tabloyu dikiyordu:

“Issizligin en yogun yasandigi illerden biri Urfa’da AKP’nin yürüttügü ‘din’ merkezli siyaset belirleyici durumda. AKP Diyanet, HDP Said Nursi, CHP ise asiretlerle kazanma pesinde…”[81]

Asli sorulursa ne HDP Es Genel Baskani Selahattin Demirtas’in dinciligi elestirme bahanesiyle, “Kur’an’da bunun yeri var mi?”, “Gerçek Islâm böyle mi ya?” türünden dini tonlu söylem kullanarak puan toplamaya çalismasinin onaylanmasi ne de su tür söylemlerin herhangi bir “gerekçe”yle kabulü mümkün degildir!

i) “Bu dinin önderleri basta Hz. Peygamber olmak üzere, bizlere, zenginligi, lüksü, israfi ögretmediler. Hazreti Muhammed geriye servet olarak Allah’in emirlerinden ve kendi yasam tarzindan baska bir sey birakmadi. Bunun disinda mirasi var mi? Yok. Bize diyorlar ki Hz. Peygamber’in yolundan gidiyoruz. Allah yalancinin belasini versin mi?”[82]

ii) “Peygamberimiz Hz. Muhammed Medine’de tüm inançlar yönetime katilsin diye bir hukuk düzenledi… Domuz eti yemedim. Alinti yaptiklari Alman gazetesinde öyle bir sey yazmiyor. Bana yapilan her hakaret temsil ettigim siyasi görüse de yapilmistir… Kürt’üm Müslüman’im solcuyum.”[83]

iii) “Ben bir Müslüman evladiyim. Müslüman’in bir tane kiblesi, Kabesi vardir o da Mekke’dedir. Bunun disinda da hiçbir zaman bir sey söylemedim… Bir Müslümana ‘dinsiz’ demek, bir Müslümana ‘kafir’ demek günah midir degil midir, cevabini versin.”[84]

iv) “Kendine ‘Müslüman’im’ diyenler, meydanlarda bize ‘Zerdüst’ deyip hakaret ediyorlar. Bunlar Hz. Muhammed’in yolundan degil, Yezid’in yolundan gidiyorlar.”[85]

v) “Kürtler tarih olarak da Araplardan sonra Müslümanligi kavim olarak kabul eden ilk topluluklardandir. Ve çok daha muhafazakâr bir toplumdur Türk toplumuna göre. Bir Cumhurbaskaninin elinde Kürtçe Kur’an-i Kerim’le gelmesi tepkiye yol açmis. ‘Biz Kur’an’i yüzlerce yildir okuyoruz, anliyoruz, uyguluyoruz, ilk defa görmüyoruz,’ diyorlar. Ben de dedemden, annemden Kur’an dersi aldim. Arapçasi’na çok hâkim degilim fakat bütün dualari, sureleri bilirim. Medrese egitimli, çok saygin bir din âlimiydi dedem Haci Mehmet Ali.”[86]

Bunlar böyle olunca Siirt’te Kutlu Dogum Haftasi mevlidinde konusan HDP Milletvekili Adayi Prof. Dr. Kadri Yildirim, Islâm’in hem demokratik hem de cumhuriyetçi oldugunu ileri sürerek, “Hz. Muhammed de en büyük devrimcidir. Devrim nedir? Devrim, kötünün yerine iyiyi getirmektir,”[87] demesinde sasirtici bir sey olabilir mi?

Ayrica bu kadarla da sinirli degil; irrasyonali rasyonallestiren bir sey daha var.

Bahadir Özgür’ün haberindeki gibi: “Cumhuriyet tarihi boyunca muhafazakâr çizgiden hiç sapmamis, 12 yildir da AKP’ye destek veren asiretler pes pese HDP’ye katildi. Katilimlarin daha da artacagi ifade ediliyor. Bu büyük ‘siyasi göç’ün arkasinda yatan neden Kobanê’deki kirilma, asiretleri HDP’ye çeken ‘gizli güç’ ise Ikna Komisyonlari…

Asiretlerin HDP’ye ilgisinde Batman ve S.Urfa ön planda. Batman’da AKP’ye destek veren ve tahminlere göre bölgede 20 bine yakin oy potansiyeli bulunan Raman asireti HDP’yi tercih etti. Yine Tarim Bakani Mehdi Eker’in de akrabalari olan Batman’in etkili ailelerinden Alpahanlar’dan da (Maladina) 300 kisi HDP rozeti takti.

Van Baskale Ilçesi’nde yillardir AKP teskilâtini yöneten aileler de istifa ederek yürüyüs yapip HDP’ye katildiklarini ilan ettiler.

En büyük katilimlardan birisi ise asiretlerin ve köklü ailelerin siyasette etkili oldugu S. Urfa’da gerçeklesti. Suruç’un 5 büyük asireti; Erdogan, Kiliçaslan, Kalkan, Sahin ve Boydan’lar tipki digerleri gibi toplu olarak ilçede bir yürüyüs düzenleyip HDP ilçe binasina gittiler. 12 yildir AKP’nin ilçe teskilâtini yöneten siyasetçilerin neredeyse tamami bu 5 aileye mensup.

Diger bir ses getiren katilim da Adiyaman’in Kahta Ilçesi’nde oldu. Türkiye’nin en büyük asiretlerinden Risvan asiretinin lideri ve Kurtulus Savasi döneminde büyük basarilar göstermis, Mustafa Kemal’in de övgüyle bahsettigi Haci Bedir Aga’nin kizinin mensup oldugu Turanli ailesinden 12 bin kisi, yine toplu yürüyüsle HDP saflarina geçti. Meclis’e muhafazakâr partilerden daima vekil vermis, Kahta’da belediye baskanligini yürütmüs Turanli asiretinin katiliminda Risvan asiretinin önde gelen ismi Dengir Mir Mehmet Firat’in etkisi büyük elbette.”[88]

Ve bir sey daha: HDP Izmir 1’inci bölge 3’üncü sira milletvekili adayi, kizimiz sanatçi Pinar Aydinlar’in, “Izmir’de göç alan mahallede yasayip fabrikada çalisan kadina da gidecek, yalida oturan, sirket yöneten kadina da. Seçimde ‘kalbine yaslanarak’ konusup, oy isteyecegi”ni açiklamasi[89] ya da HDP G. Antep milletvekili adayi Celal Dogan’in, CHP yerine HDP’yi tercih etmesinin sebebini, HDP disinda AKP’yi durduracak baska siyasi parti olmadigi için tercih ettigi vurgusuyla, “Milletvekili olma arzusu ile HDP’ye gelmedim. Siyasi partiler bir mebus atölyesi degildir. Ülkeyi yönetme arzusu olan partilerdir. Bu ülkede o isi yapacak parti yok. O nedenle buradayim. Çok kutsal saydigim bir dava için buradayim,”[90] demesi gibi!

Ne demeli?!

Ha, bir de malum Altan Tan meselesi var!

Bu noktada kimileri bize, Çiçeron’un, “Omnis res eandem habet naturam ambigendi/ Bütün islere iki tarafli bakmaliyiz” saptamasi ile “Kusursuz aramak, kimseyi sevmemek demektir,” diyen Ermeni atasözünü animsatip, “Unius verbi damna grandia fere/ Tek sözle mahkûm etmek, büyük acelecilik” uyarisini dillendirebilir!

Ancak Altan Tan bu, ne dil sürçmesi ne de baska bir sey… Yaptiklari, söyledikleri bir degil, bes degil, on degil... O, HDP’den bir “Kürt AKP’si çikarma”nin pesinde bir Kürt politikacisi...

CNN Türk’teki ‘Seçim Özel’ programina, “Selahattin Bey ben inançli bir Müslüman’im ve tek kiblemiz var o da Kabe’dir dedi, böyle bir laf daha Kemal Kiliçdaroglu’ndan duyulmadi,”[91] diyen odur…

2007’de Alevîler ve sosyalistler için “Tencerenin kapagi Marksist ve Alevî çizgidedir. Bugün PKK’nin yönetici kadrosunun önemli bir kismi Pazarcik, Elbistan ve Tunceli kökenlidir. Çogu Stalinist bir anlayistan geliyor. Tencerenin kendisi ise Sünnî, Safi ve Naksibendi’dir. Dolayisiyla bugün tencereyle kapak arasinda bir uyum sorunu vardir… 22 bagimsiz DTP’li içinde namaz kilan, Ramazan orucunu ful tutan bir tek kisi yok,”[92] diyen de!

Ve yine O, Cumhurbaskani Erdogan’i elestirirken Kur’an’i Türklere Kürtlerin ögrettigini vurgusuyla sunlari ekleyendir:

“Cumhurbaskani elinde Kur’an, Kürdistan’da geziyor. Kurban bu Kur’an’i Kürtler ezbere biliyor, ezbere. Basimizin gözümüzün üzerinde Kur’an’in yeri var. Kürtler Türker’den 200 sene önce Müslüman oldular. Bütün dini, diyaneti Kürtler, Türk kardeslerine ögrettiler. Bu halk ile Ismet Inönü, Kemal Atatürk bas edemedi. Nemrut bile bas edemedi. Bu halk Bediüzzaman Said Kürdi’nin torunlaridir. Fatih Sultan Mehmet’in hocasi Kürt’tü. Götür Kur’an’i götür, Marmaris’te, Bodrum’da, Izmir’de göster. Rizeli müteahhitlere göster, hirsizlik yapmasinlar…”[93]

Uzatmaya gerek yok: Altan Tan, Altan Tan’dir ve ister gülün, ister aglayin, radikal demokrasi bilesendir!

Ve konuya iliskin bir not: “Sol siyaset, itiraz ve sorgulama merkezli oldugu için, pekâlâ dini de, kültürü de elestiri konusu edebilir. Kendini Müslüman olarak tanimlayan birini solculuktan uzak tutmak bir sorun olabilir, ama bir solcunun Islâmi veya mevcut kültürel degerleri benimsemesi gibi bir sart ileri sürülemez, olsa olsa demokratlik adina ‘düsman’ olmamasi beklenebilir…”[94]

Hepsi bu kadar![95]

 

7 HAZIRAN YORUMLARI VE TAVIRLAR

 

Cumhurbaskani Basdanismani ve AKP Ankara Milletvekili Dr. Bülent Gedikli, oy kullanma hakkina sahip herkesin 7 Haziran’da sandiga gitmesini isteyerek, “Atilacak her oy, Çanakkale Harbi’nde dagitilan mermiler kadar degerli,”[96] dedigi seçimde birçok sey oylandi!

Korkut Boratav’in, “8 Haziran’da fasizme geçisi frenleyecek bir tablo da çikabilir. Sadece ‘frenlemek’ dahi çok önemli bir kazanim olacaktir. Durdurmak ve geriletmek sonrasinin isidir,”[97] diye betimledigi tabloda hemen herkes bir seyi “seçip”, bir seylerden “vazgeçse” de; ana eksen AKP karsitligi ile yandasliginda somutlandi…[98]

Etyen Mahçupyan, “Oyumu AKP’ye”[99] derken; onun bir baska versiyonu olan Hasan Cemal de, “Oyum HDP’ye, Erdogan’a hayir demek için...”[100] veya Fazil Say, “HDP baraji geçmelidir”[101] ya da Ilhami Misirlioglu, “Oyum, amali, fakatli da olsa HDP’ye, ancak onlarin gerekçeleriyle degil!”[102] dediler…

Bunda etken Ertugrul Kürkçü, “Adalet ve Kalkinma Partisi ile bir isbirligi içerisinde oldugumuz iddiasina biz ancak gülebiliriz,”[103] çikisi ve “Seni baskan yaptirmayacagiz!” tutumu oldu.

Ancak bu hiç de kolay olmadi. Çetrefilli bir hâldi Ayçe Can’in ifadesiyle, Bugün yine örtük milliyetçi ve irkçi arkadaslarimla tartisarak HDP’yi savundum, HDP’li arkadaslarimla tartisarak sosyalistleri savundum, sosyalistlerle tartisarak yine HDP’ye oy istedim.”[104]

Ha bunlara bir de, binlerce örneginden yakinen tanik oldugumuz[105] seçim yolsuzluklariyla birlikte baski ve saldirilari da eklemek gerek.

Seçim kampanyasi sürecinde sikintilari yorumlayan ve Yüksek Seçim Kurulu’nun aldigi/ almadigi ihlâl kararlarinin altini çizen Bilgi Üniversitesi ögretim üyesi Prof. Dr. Turgut Tarhanli’nin, “Seçimin mesruiyeti gölgelendi”;[106] Bilgisayar Yüksek Mühendisi Cüneyt Göksu, Destekli Seçmen Kütügü Sistemi’nin denetime açik olmadigi vurgusu;[107] oy kullanilan okul bahçelerindeki plakasiz araçlar[108] da eklenmeli…

Ancak bu kadar da degil! Emniyet Genel Müdürlügü, 7 Haziran’da yapilacak genel seçimler öncesinde ve sonrasinda çikabilecek olaylari gerekçe göstererek biber gazi stoku yapti.[109]

Ya “Trabzon’da solcu olmak hele HDP’li olmak 1960’larin Amerikasi’nda siyah olmak gibi bir sey…”[110] dedirten tehditler, Erzurum, Diyarbakir[111] vd. saldirilar![112]

Diyarbakirlilara dini referanslarin agirlikli oldugu sözlerle seslenerek, HDP’nin neden Bati’daki adaylarini buraya gelip göstermedigini soran Basbakan Davutoglu’nun, “Her adayimizi Diyarbekir sinavina sokarim ben. Diyarbekir ne demek hepsi anlatir. Ama HDP’nin Istanbul, Eskisehir, Izmir adaylari gelip ahlâk abidesi, iman abidesi Diyarbekir’in huzuruna çikabilir mi? Gelsinler batida söylediklerini burada da konussunlar. Diyarbekir’in ahlâkina, irfanina aykiri sözleri burada söyleyebilirler mi?” diye sordugu![113]

‘Türkiye Otobüsçüler Federasyonu Genel Kurulu’ndaki konusmasinda Cumhurbaskani Erdogan’in, “Ben 40 yildir milletimle oldugum için buradayim. Dogu’da, Güneydogu’da Kürt kardesimin duygularini istismar edip, Istanbul’da beyaz Türklerle kadeh tokusturmuyorum böyle derdim de yok. Diyarbakir’da müftü aday, Eskisehir’de escinsel aday biz göstermiyoruz,”[114] diyebildigi igrençlik tablosunda nefret söylemi ve tehdit içeren tweet’leriyle taninan (ve Cumhurbaskani Tayyip Erdogan’in nikah sahitligini yaptigi) ‘Ak Trol’lerinden ‘Saglam Irade’ rumuzlu Taha Ün, HDP’nin baraji asmasi üzerine “Ibneler ve teröristler meclise giriyor” twitini attigi[115] dizayda tüm bunlar ne “tesadüf”dü ne de sasirtici!

 

7 HAZIRAN SONRASI

 

7 Haziran sonrasi, “Nil sub sole novum/ Günesin altinda hiçbir sey yeni degil” gerçeginin bir kez daha tecellisinden baska bir sey degildi!

Verili tabloda seçimlere sermaye, sol ve halk dahil hemen her kesim, alisilmisin disinda bir anlam atfedip, ortalikta degerlendirme enflasyonu söz konusuyken; ilk yanilgi “AKP yenildi, bitti; iktidardan düstü”dür. Ama böyle birsey yok. Hayir HDP’nin basarisini yok sayip, önemsizlestirecek degiliz; ancak, ihtiyatli olmak gerekiyor. Çünkü AKP ve temsil ettigi kesimler, hâlâ güçlüdür; yerli yerindedir.

Bu baglamda “Seçimle büyük badireyi atlattik. ‘Hubris’ büyük bir samar yedi. Ama is bitmedi. Geçmemiz gerek bazi daha küçük badireler var. Bunlari geçtik mi, demokrasi bir uzak vaha olmaktan çikacak.”[116] “Seçimi kaybeden Tayyip Erdogan’dir,”[117] diyen Murat Belge kolayciliginin liberal -ucuz- “kehanetleri”ni bir kenara koymakta büyük yarar varken; su tesbiti yapmak gerekiyor. Bu seçimin iki galibi vardir: MHP ve HDP...[118]

Ya kaybedenler mi? Birisi -üzerinde fazla durulmasa da- Gülen Cemaati’ydi…[119]

Ve asil kazanan (Türkiyelilesme perspektfi falan degil!) “An azadi an azadi/ Ya özgürlük ya özgürlük!!” yönelisindeki Kürtler’in tarihsel brikimidir kuskusuz…

Seçim öncesi ‘Dogu ve Güneydogu Sanayici Isadamlari Dernekleri Federasyonu’ Baskani Sah Ismail Bedirhanoglu’nun; “Bati’daki Kürtler oy verirse HDP baraji asar,”[120] saptamasi dogrulanirken; “Dogu Anadolu Bölgesi’nde seçimin galibi açik ara HDP oldu. MHP, Dogu’daki kalesi Igdir’i; CHP, Genel Baskan Kemal Kiliçdaroglu’nun memleketi Tunceli’yi HDP’ye kaptirdi. Erzurum’da AKP’nin bazi ilçelerden daha fazla oy almak için listesine ekledigi Seyh Said’in torunu Abdurrahim Firat ile Zehra Taskesenlioglu da oy kaybini engelleyemedi.

AKP’nin oylari ise Erzurum dahil, bölgedeki tüm illerde düstü. 2011’de BDP’nin destegiyle bölgedeki bagimsizlari Meclis’e tasiyarak grup kuran HDP, 7 Haziran’da oy patlamasi yapti. Tunceli, Agri, Hakkâri ve Igdir’da tulum çikaran HDP, AKP’den 9 milletvekilligini aldi (Erzurum, Van, Agri, Bitlis ve Kars’ta).

Propaganda döneminde çözüm sürecini ve bölge illerine yönelik yatirimlari öne çikaran AKP ise hayal kirikligina ugramaktan kurtulamadi. Hiçbir ilde 2011’deki oylarini koruyamayan AKP, 35 puan kaybi bile gördü. MHP Erzurum, Erzincan ve Malatya disinda varlik gösteremedi. CHP oylari da ciddi oranda eridi.”[121]

Örnegin HDP Agri’da yüzde 76.91, Hakkari’de yüzde 85.98, Sirnak’ta yüzde 83.9, Diyarbakir’da yüzde 77.73, Dersim’de yüzde 59.91, Mus’ta yüzde 70.18, Siirt’te yüzde 65.05, Batman’da yüzde 71.2, Van’da yüzde 73.5, Mardin’de yüzde 72.07 oraninda oy aldi.[122]

Yine HDP Samsun’da yüzde 1.39; Gümüshane’de yüzde 1.53; Tokat’da yüzde 1.28; Ordu’da yüzde 0.83; Giresun’da yüzde 1.01; Rize’de yüzde 1.15; Trabzon’da yüzde 0.89; Bayburt’ta yüzde 1.10; Hopa’da yüzde 2.76; Düzce’de yüzde 2.05; Karabük’te yüzde 1.14; Kastamonu’da yüzde 0.67; Bolu’da yüzde 1.69; Çorum’da yüzde 1.87; Sinop’ta yüzde 1.25; Amasya yüzde 1.19; Bartin’da yüzde 1.26 oraninda oy alirken;[123] Konda Arastirma Sirketi’nin genel müdürü Bekir Agirdir’a göre HDP’nin yüzde 13’lük oyunun 2 puani Kürt olmayan ve HDP baraji geçerse AKP’nin zayiflayacagini, hatta tek parti iktidarini kaybedecegini düsünen kesimlerden geldi; kalan yüzde 11 ise Kürt oylariydi.[124]

Ayrica 7 Haziran seçimlerinde 80 milletvekili kazanan HDP’nin Aydin, Elazig, Hatay, Batman, Mus, Bingöl, Siirt ve S. Urfa’da[125] küçük farklarla 8 vekilligi kaçirdi. HDP, yurtiçinden 5 milyon 831 bin 620, yurtdisindan 211 bin 299 oy aldi. Cezaevlerinden HDP’ye 15 bin 230 oy çikti. Analize göre HDP, 5 bin seçmenin daha oyunu alabilse Aydin’dan 1 vekil çikarabilecekti. Selahattin Demirtas’in memleketi Elazig ile Hatay’da ise 6 bin oy farkla 1’er sandalyeden oldu. Batman’dan 2 bin oy daha alinsa 3 yerine 4, Mus’ta 2 bin 500 oy daha alinsa 2 yerine 3 milletvekili kazanilacakti. Bingöl’de ise 2. milletvekilligini 5 bin oyla kaçirdi. Siirt’te 8 bin oy 2 yerine 3 sandalye, S. Urfa’da 9 bin oy 5 yerine 6 sandalye kazandiracakti.[126]

Görünen odur ki, “Kürt halki yasadigi cografyada hem kendi ulusal demokratik birligini saglayici politik bir adim atmistir, hem de cografik bütünlügünün gerekliligine isaret etmistir. AKP, Kürt cografyasinda sandiga gömülmeye baslanmistir. AKP, Kürdistan’da çökmüstür. Firat’in batisinda yasayan Kürtler ayaga kalkmis, kimligine ve onuruna sahip çikan bir tutum sergilemistir. Kürt halki bu seçimlerde kendisi için halk olma yolunda korkusuzca yürüdügünü gösterdi...”[127]

Gerçek budur; Türkiyelilesme falan degil!

O hâlde seçim sonuçlarini degerlendiren Ahmet Ümit’in, “Bu zafer, gerçek, demokratik Türkiye’nin ilk adimlari olabilir,”[128] saptamasinin ya da “Erdogan asagiya, tarihin sarkaci sola”[129] türünden öngörüsünün oldukça karsiliksiz beklentiler oldugunun altini çizelim.

Tipki Ergin Yildizoglu’nun, “AKP’nin, siyasal Islâmin momentumu kirildi. Momentumu HDP kirdi… HDP’nin yeni halkçi bir ’tarihsel blokun’ partisi olmaya aday oldugunu gösterdi… HDP’nin Bati’da aldigi oylara bakarak Gezi’de açiga çikan enerjinin HDP’ye yöneldigini söylemek olanakli...”[130]

Ferda Koç’un, “Rojava Devrimi ve Haziran Isyani parlamenter temsil alanini halka açti…”[131]

Ali Ergin Demirhan’in, “Halk Isyani’yla tökezleyen AKP tek parti iktidarinin çöküsünün bir egemen sinif operasyonuyla degil sol müdahaleyle gerçeklesmesi solun önümüzdeki dönemi açisindan kritik önem tasiyan bir basari olarak tarihe geçti…”[132]

Ibrahim Okçuoglu’nun, “Bu çürümüs ve yikilmasi gereken burjuva düzen içinde HDP durusuyla bir çekim merkezi olmustur. Bu nedenle aldigi oyun ötesinde bir güce sahip oldugunu, milyonlar tarafindan izlendigini bilmek zorundadir. Seçim sonuçlari HDP’nin demokrasi ve özgürlükler için bir yol açtigini göstermektedir… HDP, demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan mücadelesi veren bir güçtür...”[133]

Ender Imrek’in, “Bu seçim her hangi bir seçim degil, Türkiye’nin, isçi ve emekçilerin, ezilen ve sömürülen halklarin yeni bir hamle yapabilmeleri için hayati derecede önemli bir seçim…”[134]

Ferhan Umruk’un, “7 Haziran’da seçimin kilit partisi HDP’ye verilen oylar, Erdogan eliyle uçuruma sürüklenmekte olan treni durduran imdat freni olmustur…”[135]

11 Haziran 2015 tarihli Parti Meclisi toplantisinin sonuç bildirgesinde HDP’nin, seçim sonuçlarinin degerlendirirken, “HDP’nin bu seçim basarisiyla ‘Büyük Insanlik’ degerleri üzerinde insa edilecek ‘Yeni Yasam’in yolu açilmistir. Simdi bu yolu genisletmek, bu yolda yürüyecek olanlari çogaltmak, Türkiye demokrasi, baris ve emek güçlerinin birligini ve beraberligini gelistirmek ve perçinlemek, halklarin demokratik iktidar hedefine emin adimlarla yürümek zamanidir…”[136]

Suat Bozkus’un, “HDP sahsinda kazanan Demokratik Çözüm Süreci ve Yeni Yasam projesidir. Halkin gözünde ve gönlünde kazanan budur. HDP, seçilen vekilleri ve tüm örgütüyle bu dogrultuda çalismak ve kazanmak zorundadir. O zaman HDP’nin kitle destegi de oylari da hizla artacaktir. Çünkü bunlar HDP için bir seçim propagandasi malzemesi degildir. Halklarimiz arasinda kalici bir baris ve esit-özgür yasam için atilmasi gereken ilk adimdir. Yasamsal öneme sahiptir…”[137] cümlelerindeki afaki/ öznel “iddialar” gibi…

Ve bir nokta daha: “Kürtlerin seçim zaferi”nden[138] söz edenlerden; “Seçim sonuçlarini tek tipçilige, otoriterlige, tek adam ve tek parti sistemine ‘Hayir’ diyen halklarin zaferi olarak görün,”[139] diyen HDP Es Genel Baskani Figen Yüksekdag’a bir kez daha hatirlatalim: Seçim zaferi olmaz; seçimler kazanilir ve her kazanci “zafer” dye sunmamakta büyük yararlar vardir…

Baraji asmak önemlidir; ancak aslolan düzeni asmaktir!

Sistemi asma, sistem karsiti olma bir program meseledir; o program da “radikal demokrasi” falan olamaz!

Unutulmasin radikal sosyalistler, anti-kapitalist ve anti-emperyalist olduklari ve sömürü sistemini yikmaktan yana saf bagladiklari için devrimcidir.

Bu baglamda HDP kimilerince önemli bulunsa da, dogaldir ki tek yol degildir. Dahasi, ne ana gövdesini Kürtlerin olusturdugu yapisi, ne pragmatik “Türkiyelilesmek” söylemleri ne esin kaynaklarini olusturan “radikal demokrat” söylemler, ne de bölgesel aktüalite, HDP’nin “anti-kapitalist” bir hatti benimsemesine elvermektedir.

Bu, hiç kuskusuz ki HDP’yi anti-kapitalist bir hatta yerlestirmek isteyen unsurlarin olmadigi anlamina gelmiyor. Burada bir parantez açip, HDP’ye yönelik uyarilarin da altini çizerek;[140] sözü -hiç tanimadigimiz- Can Ülger’in su saptamalarina birakalim:

“Temel mücadele hattimizi AKP karsitligi üzerinden konumlandirirsak sonuçlar simdilik hepimize yeterli gelebilir. Peki emek cephesinde degisen bir sey var mi? Dengir Mir Mehmet Firatlarin HDP’den vekil seçildigi su dönemde bu soru (ya da sorun) tüm yakiciligiyla önümüzde duruyor…

Sormak mecburiyetindeyim: Parlamentarizm zehri yavas yavas partinin anadamarlarina zerk olunursa (Ertugrul Kürkçü’yü yazinin sonunda muhabbetle andik) ne yapacagiz? Gezi’de yükselen öfkeyi parlamentoya mi hapsedecegiz?...

HDP’nin öncelikle SYRIZA’lasmaktan kurtarilmasi gerekiyor…

Kürt antipatisini sinif söylemiyle gizlemeye çalismayan ve HDP bileseni olmayan, enternasyonalist sol-sosyalist kurumlarin ve aydinlarin elestirileri göz ardi edilmemelidir. Süphesiz ki HDP’nin Altan Tan’dan ziyade Temel Demirer gibi aydinlara yönelmesi toplumsal mücadele açisindan daha verimli olacaktir.

Bazilarinin aramizda yeri olmamali. Ismi lazim degil ama bilin istiyorum: Dengir Mir Mehmet Firat’in ‘Yeni Yasam’da yeri yok! O ve onun gibiler kapitalist dünyanin molozlaridirlar. Kanserli hücrelerden kurtulmak için HDP’li sosyalistler politik hatlarinin geregi hem Firat Aga’ya hem de partinin içindeki diger hatali kodlara karsi tavir gelistirmelidir. Bu sayede belki de önümüzdeki seçimlerde Mersin milletvekili bir topraksiz köylü ya da taseronda çalisan güvencesiz bir isçi olabilir. Bu ihtimal yeni yasama dahildir; ihtimalleri göz ardi etmeyelim, ihtimallere simsiki sarilalim…

HDP bu yüzde 99’un kazanimlarini savundugu ölçüde HDP’dir. Ola ki yolundan saparsa, müsebbibi ‘konjonktür’ degildir, olamaz; sorumlu yukarda bahsi geçen kanserli hücrelerdir.

Son olarak: Seçim çalismalari döneminde Ege Sanayici ve Isadamlari Dernegi’nin (ESIAD) konugu olan HDP Izmir milletvekili adayi Ertugrul Kürkçü’ye[141] o konuda ben de çok kirginim. Kizildere adin ahire kalsin…”[142]

“Içeriden” bu saptamalar ve öneriler, elbette ki önemlidir. HDP’nin “Türkiyelilesme” savlarinin bir karsiligi olacaksa eger; bu, bu cografyanin ezilenleri ve sömürülenlerinin anti-kapitalist/ anti-emperyalist mücadelesini omuzlamasiyla gerçeklesebilecektir.

 

AÇIK SÖZLÜYÜZ ÇÜNKÜ…

 

Tom Robbins’in, “Dogru bildigin seyleri yapman, söylemen yüzünden kaybettigin biri varsa, kaybedilmeyi hak etmistir,” sözlerinin altini çizerek buraya dek ifade ettiklerimizin birkaç noktada toparlayacak olursak:

i) Haziran 2015 seçimlerinde oy verdigimiz HDP’ye destegimiz, ne sinirsiz/kosulsuzdur, ne de elestirilerden arî, tartismasiz bir angajmana isaret etmektedir.

ii) 2015 seçimleri, HDP’nin Kürt cografyasindaki basatliginin, ve bu ülkedeki Kürtlerin temsilcisi oldugu gerçeginin tescili anlamina gelmektedir. Bu, bir bakima, öncelikle AKP olmak üzereTürkiyeli egemenlerin güdümündeki “çözüm” projeksiyonlarinin da iflasi anlamina gelmektedir. 7 Haziran 2015 itibariyle Kürt bölgeleri, net sinirlarla belirginlesmis, AKP’nin yillardir sürdüregeldigi “Islâm kardesligi” söylemi, karaya oturmustur.

iii) “Uluslarin kendi kaderini tayin hakki”ndan hiçbir zaman vazgeçmeyen, bunu ilkesel kabul eden radikal sosyalistler açisindan, bu, hiçbir sekilde sorun teskil etmez. Sosyalistlerin Kürtlerin özgürlük mücadelesiyle yanyanaligi, ne AB hesaplari, ne “demokratiklesme” projeksiyonlari, ne de benzeri bir liberal yanilsamayla ilgilidir.

iv) Bizim açimizdan HDP’nin sorunu, “Türkiyelilesmek” adi altinda, muglak ve bulanik bir “hersey uyar” stratejisi dogrultusunda, benzemezleri (liberaller, Islâmcilar, sosyalistler) bir araya getiris tarzinda yatmaktadir. “Radikal demokrasi” ile “pragmatizm”in belirli bir konjonktürdeki çakismasi, radikal sosyalistlere “yeni paradigma” olarak sunulmakta, bu ugurda kendilerini var eden ilke ve ideallerden feragat etmeleri istenmektedir.

v) HDP’nin “çokkimliklilik, çokkültürlülük, dinsel özgürlük, kadin devrimi, komünalizm, ekolojik-demokratik toplum” vb. söylemleri, mevcut sistemi, yani milli gelirin 820 milyar dolar, 43 kisinin toplam servetinin ise 117 milyar dolar oldugu bir ülke “sinif” gerçegini tartisma alaninin disina itmektedir. Böylesi bir söyleme teslim olmak, sosyalistlerin siyasal ve ideolojik intihari olacaktir.

Filiz Koçali’nin, “Etkili muhalefetten daha iyisi var” vurgusuyla, “CHP-AKP-HDP koalisyonu neden olmasin?”[143] ya da Baskin Oran’in, “Eyy HDP! Ne yap yap, aynen böyle devam et. Türkiyelilik geç geldi, güç olmadi, herkes tuttu. Sakin bakma sagina soluna, Duranina Kalkanina, seni seçim sonrasinda pasif politika izlemekle itham edenlere, ‘yeni savas hükümetleri kurulur ve ülkemiz yeniden kan gölüne döner’ gibilerden ne dedigi anlasilmayanlara. Benim kusagim bu isleri 60 ve 70’lerden bilir. Gençligimizde bu gibi yanlis yönlendirmelerin adina ‘sol sapma’ derlerdi; sag sapma kadar tehlikelidir. Sen isine bak. Çok iyi gidiyorsun. Iyi gidisi devam ettirmek iyi gidise baslamaktan zordur bu memlekette,”[144] ifadelerindeki reel-politiker pragmatizm prim vermeden “O zaman ne yapmali” mi?

“Düs gördügünün farkina varirsan, düs sona erer,” der Osho… Biz sonsuz ve sinirsiz düsler görmeye devam ederken; Max Horkheimer’in, “Zamanimizin gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, siskin kisilikleri degil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acinin ve alçalisin cehennemlerinden geçmis fedailerdir,” uyarisini unutmadan elimizden geldigince de onlar için mücadeleye devam edecegiz…

Seyh Bedreddin’in, “Ay ve günes herkesin lambasidir, hava herkesin havasidir, su herkesin suyudur. Ekmek neden herkesin ekmegi degildir?” sorusunu altini çizerek; “Industriae nil impossibile est/ Gayretli olana imkânsiz hiç yok,” diyerek; Bertolt Brecht’in, “Kalkin ey insanlar dik durun, haykirin tüm gücünüzle bitsin bu kanli oyun” sözcüklerini telaffuz edecegiz israrla, tutkuyla…

Reel-politiker kaygilarla kim ne derse desin; “Hiçbir sey her sey demektir!”[145] gerçegini iskalamayacagiz…

Büyüklerin, yalnizca biz diz çöktügümüz için “büyük” olabildiginin bilincinde, “Firtinanin siddeti ne olursa olsun, marti sevdigi denizden asla vazgeçmez,” diyecegiz Alfred Capus gibi…

Biliyoruz: “Bir zorbayi tahttan indireceksen, önce senin içinde yuvalanmis tahtini yok et onun,” der Halil Cibran ve “Yeni bir hayat, yipranmis eski bir hayat gibi dikkatli yasanmaz! Temelinden dinamitlenir!”[146]


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster