Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle


Arkadaşım sevimli şeytan


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 01 Nisan 2015
Geçerli Tarih: 16 A?ustos 2026, 14:00
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=20861


Arkadasim sevimli seytan


Yazligimiz, Dörtyol Burnaz'in bâkir ve bakimsiz ama bir o kadar da muhtesem kiyisinda, incecik kumlarin, küçücük tepeciklerin arasinda ; deden kalma tahta bir barakaydi. Kiyidan biraz uzakçaydi. Ama sicak yaz gecelerinde uyudugumuz damdaki tahta sedirden tüm kiyi, kusbakisi görünürdü. O yaz üniversitedeki ders konusunun stajini Botas'da yapacaktim. Demek ki kis günlerim de yazlik evde geçecekti..

Ve bir gün... Sonbahar aksaminin hafif isiran sogugunda, Burnaz Sahili'nde dantel dantel köpüklü dalgalarinin, vahsi ataklarla sereserpe kiyiya yayilisi... Agir,  dalgin yürüyorum, ayaklarim islak kumlarda derin izler birakarak yürüyorum...

Dalgalarin kiyida söndügü yerin hemen az ötesinde hâki renkli bir çadir. Önünde, basini ayaklarinin arasina almis uyuklayan kurt cinsi bir köpek... Ve bir adam... Çali çirpidan ates yakmis,  atesin alaz alaz alevleri yüzüne yansiyor. Bagdas kurmus deniz kokan kumlarin üstünde, dalgin bakislari kor alevlerinde... Yaklastim,

- Merhaba!..

Basini kaldirdi, alnina dökülen kuzguni siyah saçlarin arasindan çakir gözleri çakmak çakmak bakiyor...

- Merhaba!..

Ses tok ve bugulu... Ilgimi daha da tetikledi bu ses...

 - Havalar iyice sogudu, siz hala çadirda mi kaliyorsunuz?..

-  Bir mahzuru mu var, keyif benim kisin da kalabilirim. Neden soruyorsun?

Sertti, emreden komutan gibiydi cevaplari ve saldirgan bir edayla yönelttigi sorulari bile... Yumusatmaya çalisarak,

 - Yoooo, pek gizemli bir tablo gibisiniz. Ilginç bir tablo.. Parmagimla göstererek, ben de su ilerdeki barakada oturuyorum. Üniversite ögrencisiyim..

-  Haaaa!... Pek mi begendin bu tabloyu gençlik!..

- Evet.

 - Gel söyle yanima otur o zaman, çekinme kumlar sicak, ates dosttur insana... Prometheus, atesi Tanrilar Tanrisi Zeus'tan çalip insanlara vermis ya!.. Hiç söndürmem bu atesi...  Kutsaldir...

Bilge bir kimlik, dolu dolu... Havadan sudan konusarak yasam öyküsünün kiyisinda sorularimla dolaniyorum hafiften. Pat diye ortasina atlayiverdi konunun..

- Kivranma sen,  bak anlatayim... Öyle bir hayat yasadim ki... Herseyim vardi, herseye sahiptim... Ama birseyim yoktu... Öyle saskaloz saskaloz bakma... Söyle ki; her güzelligi dolu dolu dolu yasadim. Görevliydim, daglarda çarpistim... Kaptan olarak bütün dünyayi dolastim. Teviiir teviiir hatunlarla oldum.. Lüks otellerde veya mezarliklarda yattim... Ama hep bir sey vardi. Beni hiiiç yalniz birakmayan, en olmaz zamanlarda beni sikistiran arkadasim seytan!.. Ama günahkar yani ile degil, sevimliligiyle yanimdaki seytan!..

Kahkahasi alevleri titretti..

Konusmalari, tavri kendinden ne kadar emindi... Gizem doluydu... Her gün yanina gittim. Anilari, yasam felsefesi siradan degildi. Dogruya da, yanlisa da bodoslama daliyordu. Korkusuzdu. Sanki yasami "ti "ye aliyordu, kimseye eyvallahi yoktu.

- Geçi dagda, kili sirtinda diyordu...

Yalnizca köpegi... Beyaz tüyleriyle masmavi gözlü Rus Kurt'u...

- Bak gençlik,  dört ayaklilardan degil, iki ayaklilardan korkacaksin. Esas o iki ayaklilar sinsice isirir. Dört ayaklilara hayvan demisler, iki ayaklilara da insan... Pöh!..

Ilerleyen günlerde bu yarali askerin, korkusuz kaptanin, romantik piyanistin müdavimi olmustum. O ates, gece gündüz hiç sönmüyordu. Her geldigimde onu o atesin basinda buluyordum. Bazi günler elinde raki bardagi ve kor atesinde yaktigi, külünü kumlara çirptigi sigarasiyla agir agir anlatirken dili peltelesirdi. Ama daglarda ki çatismalarini anlatirken raki bardagini daha bir sika sika kafasina dikerdi... Ve konusmalari hiç teklemezdi... Bir gün buraya gelme kararini nasil verdigini sordum.

 - Çocuk, zorlama beniiii, yalnizca dinleeee!... Anlattigim kadarini dinleee!...

Ve sustu.. Dalgin, mahzun dalgalara daldi ve sustu...

Sonraki gün mehtap vardi. Ay, geceye gökte kandil olmustu. Deniz oynak bir kadin gibiydi, yakamozlarin ruhu, atesimize yansiyordu... Çakir gözlü, anlatiyordu coskulu coskulu... Vurgun oldugu denizi...  Kuru yük, akaryakit,  yolcu gemilerini ; kaç gros tonluk, kaç  kreyinlik oldugunu,  sonra köprüstü, güverte, kamara, lumbar agzi, navlun, nete, lasing, basalti... Puruvaya göre sol tarafa iskele, sag tarafa sancak dendigi, geceleri iskele tarafinda kirmizi isik yandigini, sancak tarafindaysa yesil isik yandigini anlatiyordu. Birinci kaptana süvari dendigi, süvarinin gemide koruyucu, kollayici olan "baba" demek oldugunu ve geminin herseyi oldugunu,  Boss sorumlulugunun agirligini anlatiyordu sakin ve özlem dolu bir sesle... Veeee kiyilarda bekleyen sevgililerini... Benim için nasil renkli ve ilginçti  anlattiklari... Illa ki denizler Tanrisi Posaidon'un maceralari... Birden durdu.

- Bak buraya gelme kararim nasil oldu biliyor musun?.. Hiç soru sorma yalnizca dinle...

"  Zor bir günün öglesi.. Mersin, Istiklal Caddesindeyim... Bir yandan yana yakila is ariyorum, diger yandan can çekisen cebim... Ah, cebim derken o da yirtilmis yok olmus sol cebim... Allahtan sag cebim saglam kalmis... Amaaannn ne olacak ki zaten hem param da yok. Tanrim!..  Ne kadar zor bir gün yasiyorum aslinda... Ama hakettim ben bunu hakettim. Oysa bu ünlü caddeden bir zamanlar lüks arabamla kaykila kaykila geçerdim. Oysa simdi yayayim, üstelik karnim açliktan zil degil adeta çan çaliyor. Ne tarafa gitsem acaba? Istasyona dogru mu? Yoksa meshur kerebiççilerin oldugu tarafa mi?  Ne fark eder ki karnim aç... Ve benim param yok... Hem yemegi unut oglum is ara is bul simdi. Yasamalisin tipki egitim alirken, yalniz birakildigin Manisa'daki gibi... Ayakta kalmalisin.

Asagi yukari, asagi yukari derken meshuuur Tabak Lokantasiii... Önünden geçiyor akiyorum asagiya dogru. Sonra tekrar dönüyor yukari dogru akiyorum.  Tipki tersten akan Göksu Nehri gibi...

Is bulamadigim gibi karnimda çanci iflas etti, galiba yoruldu. Simdi orkestra görev aldi sanki... Açiiimmmm...

Bir an sirtinda küfesi olan bir hamal gözüme ilisti. Belli ki o da is bekliyordu. Acaba ben de bir küfe alip yük mü baksam ki... Ama yok ben yapamam. Yapamam diyorum çünkü o adamin kaldirdigi küfeyi, yükü ben tasiyamam, adeta altinda kalirim diyorum. Acaba hamal da aç mi ki benim gibi? Bilmem... Param olsaydi hamali da alir Tabak Lokantasi'na giderdik beraber ona yemek ismarlardimmmm.. Oglum ayranin yok içmeye, atla gidiyon......., lan... Sen doydun, hamal mi kaldi. Ama ne yapayim ki ben buyum. Duygularim, hayallerim bile koministçe, devrimci... Don kisot, Robin Hud...

Hmmmmm... Hala is yok biraz dinleneyim bariiii...

Eeeee hala aç mi gezeceksiiiiinnn. Tabak Lokantasi önündeki adam seni ezberledi. Gel, geç... Gel, geççç... Aklima kerhane sokaginda gezerken davetkâr nidalariyla çigirtkanlik yapan adam geldi,

-  Hadi on bin, on bin geç on bin.. Emmeli, gömmeliii geç geç on bin!..

Güleyim mi aglanacak halime?.. Yoooo!... Içimdeki ses konusuyor,

- Ben bu yemegi neden yiyemiyorum?

- Ama cebimde para yok ki  o yüzden...

- Paramin olmamasi suç mu?

-  Hayir.

- Sen bu lokantaya parali girdigin günler çoook oldu. Taaaa ki  Mersin..... .... görev yaptigin yillarda bile sen bu lokantada fazlasiyla yemek yemis, yedirmistin...

- Öyleyse simdi de yemelisin.

Içimdeki ses,

- Gir içeri ve yeteneklerini konustur diyor. O ses seytan galiba... Melekler beni pek sevmez de... Hem melekler korkaktir, seytan ise daha cesur. Evet artik cesur, sevimli  seytanlayim...

Veeee giiiiirdim içeri. Içerdeyim.

- Buyurun beyefendi hosgeldiniz.

- Hosbulduk.

- Nasil oturmak istersiniz?

- En güzel yer burasi galiba.

- Evet beyefendi, buyrun tekrar hosgeldiniz.

- Tekrar hosbulduk, menü lütfen...

- Buyrun.

Inceliyorum. Fiyatlar adeta ates pahasi. En ucuz kuru fasulye pilav, su 35TL. Ben de ise toplamda 8 TL var... Yo, yo en kaliteli yemegi yiyecegim... Madem ki seytan yanimda, ona yakisirrrrr bir sofra olmali...

- Eveeet ben kuzu incik dolmasi, yaninda pirinç pilavi, yaninda cacik, arti çoban salatasi istiyorum. Içecek olarak da coca cola light, ama kutu olacak ve lütfen çooook soguk olsunnn...

- Peki efendim. Emredersiniz...

Garson da bakmiyor bana, sef garson bakiyor. Bakalim su keyfe ve tadini çikaralim. Ve tadalim su güzel lezzetleriiii. Eeeee seytanciiim, nasil begendin mi siparislerimizi?.. Ulan seytan sen ne sevimli seysin yaaaa helal olsun sana canim benim, iyi ki varsinnn...

Ve sef garson az sonra yanindaki yardimci garsonla tepsidekileri yavas yavas masaya diziyor. Adeta içtimaya alinan askerler gibi, ip gibi sirali.

- Evet beyefendi baska bir emriniz?..

- Evet var. Aci biber istiyorum, var mi?

- Yesil biber mi, yoksa kuru biber mi?..

- Sefff, yaklas bana kulagini getir.

- Buyurun efendim.

- Sen yatakta hatunu neresinden öpersin?

- Hahhahhaaaa,aman efendim bu nasil yorum?..

- Sen söyle, söyle..

- Tabii ki dudaklarindan.

- Haaa, öyleyse yesil biber getir. Yesil biber kadini dudaklarindan öpmektir. Kuru biberse kadini gö....den öpmektir ver kararini..

- Ha ha ha... Beyefendi alemsiniz. Ben size yesil biber getiriyorum...

Eveeeeettt... Yesil biber de geldi, artik yemege baslasak ha seytanciiiimmm.. Hadi afiyet olsun... Hmmmmm lezzete bakkk!...

Yemekleri sildik süpürdük...

- Beyefendi acaba tatlilardan ne alirdiniz?

Hmmmm, evet fena olmaz yaniii... Madem ki yetenek konusturacagiz...  O halde tatli yiyelim, tatli konusalim degil mi ha seytancigim, tabi tabi...

- Ne var tatlilarinizdan?

-  Künefe, baklava, söbiyet, kadayif, sütlaç va spangile...

- Evet söbiyet olsu lütfen.

- Üstüne dondurma alir misiniz?

- Evet evet lütfen.

- Emredersiniz.

Ohhhh, dondurmali söbyet ha seytanciiimmmm... Oh, karnimiz davul gibi oldu. Karnimda ne çanci kaldi, ne de orkestra... Nerdesiniz lannn diyorumm... Beni çildirtmistinizzzz.. Beni seytana arkadas kilmistiniiizzz...

- Afiyet olsun efendim, kahveniz nasil olsun acaba?

Ulan bu sef garson da b.... çikardi ama..

- Eh hadi içelim bir kahve bakalim...

- Türk kahvesi mi olsun efendim?

- Peki orta olsun.

- Emredersiniz.

Kahveyi içerken sefle biraz yakinlasalim.

- Sef güzel bir sunumdu. Isinizi iyi yapiyorsunuz, kutlarim.

- Tesekkürler efendim, teveccühünüz...

- Yo, yo siz degerli bir sefsiniz. Nerelisiniz acaba?

- Malatyaliyim efendim.

- Bravo anlamistim zaten, ünlüler hep Malatyalidir... Inönü, Özal, Ahmet Kaya, Kemal Sunal hep Malatyali... Belli ki sizde yillardir bu meslegi yapmissiniz, hakkini veriyorsunuz. Çok memnun oldum hizmetinizden...

- Tesekkür ederim efendim, tesekkürler.

- Bana rica etsem patronunuzu çagirir misiniz?

- Tabii efendim hemen.

Patron geldi.

- Buyrun efendim...

- Beyefendi yillardir bu güzel lokantayi islettiginiz için ve bu güzel lezzetlerden bizleri mahrum etmediginiz için sizi kutlarim. Ayrica yillardir müdaviniz olan ben, bu sef garson arkadasa sahip oldugunuz için sizi kutluyorum. Bence o sizin kazandiginiz bir cevher. Sakin onu kaybetmeyin, 3 istiyorsa 5 verin lütfen.

- Elbette beyefendi, geregini yapiyoruz., begeninize layik olmaya çalisiyoruz. Yine bekleriz efendim.

- Peki tesekkür ederim.

-  Bir kahve daha alir misiniz?

- Hayir tesekkürler, ben hesabi alayim lütfen...

Güzel mini bir sandikçikta hesap... Ohaaaa.. bu ne lan?.. Destuuuuuurrrrr... Hasduuuuuurrrrr...

Tam tamamina 67 TL... Allahuekberrrrr... Gülecem, gülemiyorum.. Kendime diyorum ki, ulan 167 TL olsa ne fark eder, zaten ödeyemeyeceksin. Simdi bozuntuya vermeden yap hamleni... Hadi seytancim, sira sende canimmmm.

Ceimdeki bütün param olan 8 TL'yi garsona bahsis olarak sandiga  biraktim ve sonra..

- Seeeefff!..

- Buyrun efendim,emredin.

- Canim benim, cüzdanim arabada kalmis. Ben T... Y....

- Emredin hocam...

- Simdi geldigimden bu yana sen emredin, emredin diye hizmet ettin ya bana!..

- Evet efendim.

- Simdi sana gerçekten emrediyorum, ben bu hesabi yarin getirip sana verecegim. Simdi durumu kimselere çaktirma e mi?

- Ne demek hocam, serefle emriniz olur...

- Sana üstümdeki parayi biraktim, hizmetin için. Aslinda daha iyi parayi hakettin. Ama dedim ya bir unutkanlik kazasi oldu. Lütfen kabul et.  Yarin görüsürüz tamam mi canim benim...

Sefin gözleri masmaviydi... Bakti, bakti gözleri bir an gölgelendi ve sonra çaki gibi, selama durur gibi,

- Emredersiniz hocam...

- Hadi bakalim, kal saglicaklaaaaa, hosçakal...

Ertesi günü o parayi götüremedim. Yoktu ki, hangi parayi götürecektim. Bir zamanlar sabah kahvaltisini bogazda yapar, aksama Adana kebabi yemek için Adanaya gelirdim uçakla... Kahveyi Mersin'de içerdim... Dedim ya, herseyi yasadim, her seyim vardi ama hiiiiiççç bir seyim yokmusss...

O gözler var ya o gözler, bir an duraksayip gölgelenen gözler, sonra;

 - Emredin komutanim! diye tekmil veren güvenen,  asker edasi vardir ya.. Öylesi eller havada teslim olmus bir güven vardi o mavi gözlerde... Ertesi günü gidemedim, veremedim. O gözler var ya o bakis... Güvenen bakis... O gün karnim doymustu ama ruhumu satmistim... Ruhumu bir kap yemege satmistim!.. Lev Tolstoy'un Dirilis'ini okudun mu?.. Oku beni anlarsin. Iste o günden,  o ögleden sonra herseyi terkettim...

Bu çadir, bu kurt, deniz ve bu ates.. Beni anlayabildin mi gençlik? Hadi artik yoruldum, yordun beni.. Git artik...

Eve dönerken tekrar tekrar dönüp baktim. Ordaydi, atesin basindaki sülieti, arkasindan denizin isiltili yakamozlari, serap görüntüsü gibiydi..

Ertesi günü çadir yoktu. Çakmak çakmak bakan adam da, mavi gözlü Rus Kurt'u da yoktu.. Hiç sömeyen alazlari alev alev yanan ates de, sönmüstü. Yerinde kumlara karismis bir avuç kül, Burnaz'in beyaz köpüklü,dantel dantel dalgalarina savruldu.


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle