Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama: Eğitim-Sen açıklaması
Kategori: Eğitim
Eklenme Tarihi: 26 Eylül 2014
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 03:09
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=19207
EGITIM ALANI DINI KURALLARA GÖRE BIÇIMLENDIRILEMEZ!
Egitimde 4+4+4 dayatmasi sonrasinda Milli Egitim Bakanligi
tarafindan yayginlastirilan ve egitim sistemi üzerinden din ve inanç
istismarina dayanan uygulamalar artarak sürmektedir. Milli Egitim Bakanligi
egitimde yillardir acil çözüm bekleyen sorunlari bir tarafa birakip, egitim
sistemi üzerinden toplum içinde yeni ayrismalar ve kutuplasmalar yaratacak
uygulamalari hayata geçirmeye baslamistir.
Ortaögretim Kurumlari Yönetmeligi’nde geçtigimiz günlerde
yapilan degisiklikle her lisede ibadethane (mescit) açma zorunlulugunun
getirilmesinin ardindan, ortaokullarda ve liselerde basörtüsünü serbest birakan
bir degisiklik daha yapmistir. Siyasi iktidar, yillardir egitimde yasanan ve
içinden çikilmaz hale gelen sorunlarin üzerini örtmek için yine din ve inanç
istismarina soyunmus, iç ve dis politikada yasanan çözümsüzlügün üzerini örtmek
için bir kez daha basörtüsüne sarilmistir.
Yillardir demokratik, bilimsel ve laik egitim isteyenlerin
öncelikli talebi olan zorunlu din derslerinin kaldirilmasi konusunda adim atilmamis,
bu nedenle Avrupa Insan Haklari Mahkemesi, farkli inanç gruplarina tek bir dini
inancin ve tek bir mezhebin zorla ögretilemeyecegine hükmederek Türkiye’yi bir
kez daha mahkum etmistir. Okullarda basörtüsü serbestligi kararinin, Avrupa
Insan Haklari Mahkemesi’nin zorunlu din dersinin kaldirilmasi kararinin hemen
arkasindan alinmis olmasi dikkat çekicidir.
Birlesmis Milletler Çocuk Haklari Sözlesmesine göre 18
yasina kadar herkes çocuktur. MEB’in bu karari, çocuklarin kendi özgür
iradeleriyle karar veremedigi, aile, toplum ve iktidar baskisinin bu kadar
yogun ve belirleyici oldugu bir dönemde, özellikle kiz ögrenciler için yeni
baskilar ve dayatmalari gündeme getirecektir. Üstelik söz konusu baski ve
yönlendirmeler sadece bununla sinirli degildir.
Geçtigimiz günlerde Istanbul’da bir okulda, okul
yöneticileri tarafindan bütün kiz ögrencilerin derslere basörtüsü ile girmeye
zorlanmasina itiraz eden üç Egitim Sen üyesi ögretmen sürgün edilmistir. Halkin
karsisina her çiktiklarinda özgürlükten bahsedenler, ögrencileri belli bir dini
inanca göre giyinmeye zorlayan egitim yöneticilerinin okullardaki baskici
uygulamalari karsisinda sesini çikarmamaktadir.
Özellikle egitimde 4+4+4 dayatmasi sonrasinda, egitime
yönelik dogrudan siyasi müdahaleler artmis, egitim müfredatinin içeriginin
degistirilmesinden siyasi kadrolasmaya, ögrencilerin kilik-kiyafetinden hangi
dersleri seçecegine kadar her alanda baskici uygulamalar artarak sürmüstür.
Türkiye’nin her yerinde normal ortaokullar içinde imam hatip siniflarinin açilmasi,
okullarin bölünmesi, dogrudan inanç istismari seklinde gündeme getirilen her
lisede ibadethane (mescit) açilmasinin zorunlu hale getirilmesi, okullarda
velileri ve ögrencileri karsiya getirmeye baslamistir. Son karar, siyasi
iktidarin toplumda yarattigi kutuplasmanin benzerini okullarda, hatta
siniflarda yaratmaya çalisildigini göstermektedir.
Devletin egitim sistemini yillardir yaptigi gibi “tek din,
tek mezhep” anlayisiyla, toplumsal yasami ve egitim sistemini belli bir inancin
kurallarina göre biçimlendirmesi ve bunun için kurallar koymasi dogru degildir.
Egitimin acil çözüm bekleyen sorunlari ortada dururken,
egitim sistemine iliskin tartismalarda zorunlu din dersleri, imam hatipler,
basörtüsü vb sorunlarin sürekli tartisma konusu yapilmasi, Türkiye’de dinin,
devlet eliyle egitimin merkezine yerlestirilmesinin somut bir sonucudur. Sadece
bu tartismalar bile devletin egitimi dini kurallara göre biçimlendirmesinin ne
kadar sakincali oldugunu görmek açisindan yeterlidir.
Dini kurallara göre biçimlendirilen bir egitim anlayisi
insanlari inanan ya da inanmayan, dindar ya da dinsiz, ibadet eden ya da ibadet
etmeyen vb gibi kategorilere ayirarak, bir kismini üstün ve degerli,
digerlerini ise degersiz kabul edebilmektedir. Bu sekilde toplumda giderek derinlesen
ayrismalarin, egitimin dini kurallara göre düzenlenmesi ile daha da
derinlesmesi, özellikle kiz ögrenciler üzerindeki baski, denetim ve
yönlendirmelerin artmasi kaçinilmazdir.
Siyasi iktidarin “Yeni Türkiye” projesinde din ya da inanç
alani, devletin her firsatta toplum mühendisligi yaparak müdahale ettigi bir
alan haline gelmistir. Bu süreçte esit yurttaslik ilkesi yok sayilmakta,
sinifsal çatismalarin üzeri örtülmek istenmekte, halkin bir kesimi inanç
istismari üzerinden egemen politikalara yedeklenmektedir.
Gerçekten laik bir ülkede, bütün din ve inançtan insanlar, esit kosullarla, ayni kurallara uymak durumundadir ve hiç kimseye ya da gruba dinsel ayricalik ve üstünlük taninamaz. Laikligin temelinde farkli inanç ve dinlerdeki insanlar arasinda esitligin saglanmasi vardir. Bunu yapabilmek için laik devlet tüm din ve mezheplere ayni mesafede durmak, dine bakisinda mutlak olarak ta¬rafsiz olmak zorundadir. Devlet gerek egitim sistemini, gerekse toplumsal sosyal yasami örgütlerken bunu asla dini kurallara ya da referanslara göre yapmamali, kendi siyasi çikarlari için ögrencilerimizi kullanmamalidir.

GIRESUN EGITIM SEN SUBE YÜRÜTME KURULU