Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama: Mirasyediler gibiyiz!
Kategori: Röportaj-Söyleşi
Eklenme Tarihi: 21 Eylül 2014
Geçerli Tarih: 19 Nisan 2026, 15:06
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=19135
Ekonomik büyüme sahte,aldatici ve tehlikeli
"Evdeki mali satiyoruz, disaridan borç aliyoruz ve
büyüyoruz. Her yil 60-70 milyar dolar borcumuz artiyor. Sahte, aldatici,
tehlikeli bir büyüme.
Ekonomik durumunuz sizin siyasi durumunuzu da etkiliyor.
Eliniz kolunuz bagli kaliyor. Mecbur kaliyorsunuz yardim istemeye. Bakin
Türkiye küçük bir ülke degildir, yaklasik 80 milyon insani var. Bu insanlarin
sorumlugunu alanlarin bu isin bilincinde olmasi lazim. Ne olacak bu insanlar?
Bir politika yaparken gelecek yil için yapmazsiniz, 5 yil,
10 yil sonrasini da düsünmek zorundasiniz. ‘Benim 10 yil sonra ekonomim ne
olacak’ diye düsünmelisiniz. Böyle bir sürü palavralar, ‘2023’te söyle
olacagiz, böyle olacagiz’... Rakamlar öyle degil oysa. Bu tüketim ekonomisiyle,
kötü ekonomiyle nereye kadar gidecegiz. Türkiye’yi tüketerek yüzde 3-4
artiyoruz, belki gelecek yil o da olmayacak.
Ekonominizin durumu ortada. Bu kadar zayif bir ekonomiyle
dünya siyaset arenasinda sözünüzü geçiremezsiniz, size istedigi santajlari
yaparlar. Tipki, bugün oldugu gibi."
"Sahte bir büyüme
içerisindeyiz,sanayilesmeden asla gelisemeyiz"
Cahit Kayra’yla Türk
ekonomisinin 90 yillik öyküsü: Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü tamamlandi!
1917 dogumlu ‘asirlik çinar’ Cahit Kayra, Cumhuriyet
Ekonomisinin Öyküsü serisini tamamladi. Daha önce iki cildi yayinlanan
çalismanin üçüncü ve son cildi “1980-2013 Tüketim Ekonomisi-Küresellesme”
Tarihçi Kitabevi etiketiyle raflardaki yerini aldi. Maliye Müfettisligi, Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanligi basta olmak üzere birçok görevde bulunan, ülkemiz tarihindeki
önemli kirilma anlarina dair bilimsel deliller, saglam kanitlar ve
arastirmalarla kitaplar hazirlayan Kayra, üç ciltlik bu eserinde 1923’ten
günümüze ekonominin öyküsünü bütün hatlariyla gözler önüne seriyor.
Türkiye’nin siyasal, sosyal yasaminin neredeyse tamamina
taniklik etmis olan Kayra, devlet hizmetinde çalistigi yillarda ekonomi ve
maliye konulu sorunlari içeren çalismalarinin, müfettislikten edindigi çalisma
disiplininin deyim yerindeyse hakkini bu eserinde fazlasiyla veriyor.
Senol Çarik, Cahit Kayra’yla bu dev eseri üzerine ve Türk
ekonomisinin bugünkü haline iliskin gerçeklestirdigi ve USIAD Bildiren'de
yayinlanan o söylesisi:
-98 yasindasiniz ve hala üretiyorsunuz. Her biri kaynak
yapit degeri tasiyan ve Türkiye’nin tarihsel süreçlerini bütün yönleriyle
gözler önüne seren bu çalismalarinizdan Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsünün 3. ve
son cildini tamamladiniz. Söylesimize öncelikle size tesekkür ederek baslamak
istiyorum.
Her kitabin bir amaci vardir. Bazilari itirafnamedir,
bazilari bir tezi anlatirlar. Bazilari rakiplerini küçültmek için yazilirlar.
Bazilari gönüllü, karsiliksiz yapilir. Bu kitabin da bir amaci var. Bakin benim
bir özelligim var, ben ekonomist degilim, Mülkiyeliyim. Hep bu dönemlerin ve
olaylarin içinde yasadim. Onun için bildiklerimi yazmak istedim. Bütün bu
yasadiklarimdan edindigim izlenimleri anlatmak istedim. Kitabin amaci iste
burada ortaya çikiyor. Ilk olarak bu tespiti yaparak baslayalim.
“TÜRKIYE BIR MUCIZEDIR”
Bana göre Türkiye bu cografya içinde bir mucizedir. Bu
mucizeyi yaratan çesitli parametreler var. Siyasi, sosyal, ekonomik
parametreler var. Ben bu mucizeyi yaratan ekonomik parametreyi bulmak istedim.
Isin ekonomik yüzünü anlatmaya çalisiyorum ve oradan bir sonuç çikariyorum.
Türkiye, Anadolu topragi aslinda fakirdir. Büyük mali
degerleri yoktur. Ama Türkiye ekonomik bakimdan, diger Islam ülkeleriyle
mukayese edilmeyecek ölçüde büyük bir ekonomi yaratti.
-Bu ekonomiyi yaratan etken nedir?
Cumhuriyetin basinda Mustafa Kemal ve Ismet Inönü’nün
düsündügü, kurdugu ve gerçeklestirdigi sanayi toplumu sistemidir.
Sunu görmüslerdir. Bu cografyada Islam ülkelerinin
hiçbirinde sanayi yok. Türkiye hepsinden daha fakir. Ama sanayi kurarsalar is
degisebilir.
Çok tipik bir örnek vermek istiyorum. 1930’lu yillarda
dünyada gelismekte olan, az gelismis ülkelerin hiçbirinde olmayan çelik sanayii
kuruldu Türkiye’de. Bu da bir mucizedir. Koca imparatorlukta her sey vardi,
seker kamisi da vardi ama bir tane seker fabrikasi yoktu. On yil içerisinde dört
adet seker fabrikasi kuruldu.
Mustafa Kemal ve arkadaslari gelismek için sanayinin zorunlu
oldugunu, sanayi olmadan gelisme olamayacagini biliyorlardi ve bunu
uyguladilar. Daha sonraki yöneticiler de bu yoldan gittiler.
Ben CHP’liyim biliyorsunuz.
-Evet, Bakanlik da yaptiniz.
Çok karsi oldugumuz Süleyman Demirel, liberal ekonomi
politikasi taraftaridir ama devletçiligi çok gelistiren bir siyasi liderdir
ayni zamanda. O da sanayinin zorunlugunu çok iyi bilir. Necmettin Erbakan da
öyleydi, Bülent Ecevit de. Hepsi sanayinin üzerinde titrediler. Kismen bilerek
kismen bilmeden, burada çatlaklar olmaya basladi.
-Ne gibi çatlaklar bunlar?
1980’de Batililar dünya ekonomisine yeni bir yüz vermek
istediler. Oldugundan daha çok libere etmek istediler ekonomiyi. Çünkü, giderek
zaman içinde himaye gören öteki ülkelerin gelismekte oldugunu gördüler. Kendilerine
rakip olacagini gördüler.
Bu liberasyon dalgasinin arkasinda ‘Washington Consensus’
denilen yazili olmayan bir anlasma var. Bu anlasmada az gelismis ülkelerin
sanayilesmelerinin agirlastirilmasi öngörülmektedir. Bu anlasma 1980’de
‘Istikrar Programi’ adi altinda bizim ekonomimize yansidi. 1980’den sonra
çatlaklar olusmaya basladi. Bu çatlaklarin en önemlisi Tansu Çiller’in hesapsiz
kitapsiz AB’yle Gümrük Birligi Antlasmasi’ni yapmasi oldu.
Gümrük himayesini kaldirmakla kalmadik, dünyaya karsi öyle
bir gümrük tarifemiz oldu ki o da son derece zayifti.
-Biraz açabilir misiniz, nedir bu zayifliklar?
Yani söyle AB’yle gümrük yok, AB disindaki ülkeler için
AB’nin koydugu bir tarife var, onu kabul ettik. O tarife de oldukça düsük bir
tarife. Fransa, Ingiltere, Almanya’ya göre yapilmis bir tarife. O da bizi
yikti.
Sonra ikinci bir darbe geldi. Kötü idare yüzünden, zor
duruma düsmüs olan ekonomiyi düzeltmek için IMF’den yardim istedik ve kurtarici
olarak Kemal Dervis geldi. Elimizdeki parayi istedigimiz gibi ayarlama
imkanimiz vardi, Dervis ise bu durumu degistirdi.
“MILLI VARLIKLARIMIZ ÖZELLESTIRME ADI ALTINDA TASFIYE
EDILDI”
-Peki, Dervis ne yapti?
Faizleri yükseltti ve dövizi ucuzlatti. Tabloya bakin:
Gümrükleriniz açik ve döviz ucuz. Türkiye yabanci mallarla doldu. Ve bu da içerideki
sanayi üretimini büyük ölçüde tahrip etti.
Bu ikinci dalga da yetmedi.
1980 ile 2000 arasinda, bence bu çok önemli, o zamana kadar
Türkiye’de yetismis olan bürokrasi ve teknokrasi, mesela Sümerbank’ta vb.
kurumlarda yetismis yöneticiler, buna mukavemet ettiler. Ve sanayilesme
gelismeye devam etti. Daginik, plansiz, fakat ne olursa olsun sanayi
gelisiyordu. Fakat, üçüncü bir dalga geldi.
2002’de yeni bir iktidar geldi. Ve bu yeni iktidar
özellestirmeler adi altinda Türkiye’nin kurulmus olan sanayiini tahrip etmeye
devam etti. Buna ait olan rakamlari kitabin 3. cildinde verdim.
Türkiye ekonomisi 300 tesisini elden çikardi. Yillar boyunca
disimizden tirnagimizdan ayirdigimiz paralarla kurdugumuz sanayi kurumlari
elimizden çikti.
Bunlarin en kiymetlilerini yabancilar aldi. Yabancilar bunlarin
yüzde 20’sini aldilar.
Türkiye’de mal bol. Gümrüklerden ucuz mal geliyor.
Bildiginiz gibi her taraf Çin mallari ile doldu. Fiyatlar yükselmiyor. Arkasi
birçok tehlikelerle dolu sistem içerisinde herkes refaha kavustu. Insanlar para
gördü, arabalar, evler aldi, tatillere çikti.
“MIRASYEDICILERE BENZIYORUZ”
-Bu nasil oldu? Bunlarin parasini kim ödüyor, nasil
ödeniyor?
Bir taraftan borçlar dag gibi çogaldi. Hem dis borçlar, hem
iç borçlar. Iç ve dis borçlarin toplami sürekli artiyor.
Ve bütün bunlari yaparken de elimizdekileri sattik savdik.
Bir mirasyedicilige benziyor. Düsünün. Adamin babasi öldü. Oglu evdeki esyayi
satiyor. Babasi o zamana kadar dikkatle idare ediyordu evi. Oglu ise eldekileri
satiyor, refahim ve gelirim artti diyor. Böyle bir durumda maalesef Türkiye.
“SANAYILESMESIZ GELISME OLMAZ”
Bu mevzuyu bir hükümle kapatalim.Sanayilesmesiz bir gelisme
olmaz.
2000’lerden bugüne Türkiye sanayii tahrip edilmistir.
Su siralar dikkat ederseniz Ali Babacan dahil herkes
sanayilesmeden bahsetmeye basladi, imalat sanayiinden tabi.
Herkesin begendigi (!), ekonominin basindaki isim Babacan.
Agzindan bir kez sanayilesme kelimesi çikti mi?
IMF’nin ve arkasindaki iktisadi, siyasi güçlerin bize
biçtigi bir elbise var; iktidar istikrar içinde olacak diyeceksiniz, para
buldugunuz sürece borçlanacaksiniz ve borçlanmaktan korkmayacaksiniz… Bakin
borçlanmaktan elbette korkulmaz. Ama dogru dürüst bir yere yatirirsaniz
korkulmaz. Aldiginiz borcu tüketirseniz borçlanmak çok tehlikelidir. Nitekim
Türkiye bugün bu vaziyettedir.
-Piyasada durum iyi, fiyatlar yükselmeye basladi, iyi kötü
herkes çalisiyor deniliyor.
Bu bir konjonktür meselesi. Ortadogu’da büyük olaylar oldu.
Bu sirada Türkiye’ye insan akti, para geldi. Türkiye’de dolar bollugu oldu.
Bakin dolar düsmüyor. Ama bu aldaticidir elbette. Rusya’da yasanan olaylarla
birlikte Rusya’dan Türkiye’ye fonlar geldi.
Bakin önemli bir kuraldir: Bir sorun herkes tarafindan
ögrenildigi zaman artik is isten geçmis demektir. Düzeltilemez demektir.
Nitekim bugün öyle. Simdi herkes sanayilesmeden bahsediyor. Olan sanayi
yikilmistir, bogazimiza kadar borçlanmisizdir. Gümrük kapilarimiz açiktir.
Paramizi istedigimiz gibi kullanamamaktayiz.
Bundan sonra sanayilesmek zor.Tavuk yetistirmek,portakal
ihraç etmek gibi islere devam ederiz.
-1980-2013 dönemine bir bütün halinde ‘piyasa ekonomisi’
derken, özelde AKP dönemi için ‘güdümlü piyasa ekonomisi’ diyorsunuz. Açar
misiniz bunu biraz?
Kapitalist ekonominin kendine göre kurallari vardir. O
kurallara göre hareket edeceksiniz. Ama siz o kurali bir kenara birakip ben
suraya su havaalanini, buraya bu yolu, bilmem neyi yapayim derseniz bu sisteme
müdahaledir. Ben buna ‘güdümlü’ diyorum. Yani kapitalist sistemin islemesine de
müdahale edilmistir. Keyfi kararlar ve özel düsüncelerle yapilmistir bu.
“EKONOMININ BIR PLANI,PROGRAMI OLMALIDIR”
-Liberallesme döneminin eksikligini 2000’den itibaren
baslayan politikalar gidermistir diyorsunuz, nedir bu eksiklikler?
1980’den sonra liberal ekonomi basladi. Ama idareler ile
teknokrasi ve bürokrasi dayandi buna. Biraz deginmeye çalismistim ama açmakta
fayda var.
Mesela en basit örnekle fiyatlar serbest birakilamadi. Belli
otoritelerin istedigi sekillerde ve mallarda biçim verildi fiyatlara.
Liberal ekonominin de kendi içerisinde bir plani, programi
vardir. Rastgele degildir. Liberal ekonomi dedigimiz seyde, bu isin en babasi
dedigimiz Amerika’da da, bütün yapilanlar belli planlara göre uygulanir.
Öyle ‘Birakiniz geçsinler, birakiniz yapsinlar’ diye bir sey
yok dünyada. Olmadi, ne eskiden ne de simdi. Tamamen müdahalelerle yapiliyor
her sey. En son mali bunalimda da müdahale ettiler.
“SAHTE,ALDATICI ve TEHLIKELI BIR BÜYÜME IÇERISINDEYIZ”
-Aldatici bir gelisme içerisindeyiz. Ve bir yandan da
büyüyoruz…
Evdeki mali satiyoruz, disaridan borç aliyoruz ve büyüyoruz.
Her yil 60-70 milyar dolar borcumuz artiyor. Sahte, aldatici, tehlikeli bir
büyüme.
Ekonomik durumunuz sizin siyasi durumunuzu da etkiliyor.
Eliniz kolunuz bagli kaliyor. Mecbur kaliyorsunuz yardim istemeye. Bakin
Türkiye küçük bir ülke degildir. Böyle küçük ülkeler var, iyi durumda veya zor
durumdalar. Türkiye ise büyüktür, yaklasik 80 milyon insani var. Bu insanlarin
sorumlugunu alanlarin bu isin bilincinde olmasi lazim. Ne olacak bu insanlar? Bir
politika yaparken gelecek yil için yapmazsiniz, 5 yil, 10 yil sonrasini da
düsünmek zorundasiniz. ‘Benim 10 yil sonra ekonomim ne olacak’ diye
düsünmelisiniz.
Böyle bir sürü palavralar, ‘2023’te söyle olacagiz, böyle
olacagiz’... Rakamlar öyle degil oysa. Bu tüketim ekonomisiyle, kötü ekonomiyle
nereye kadar gidecegiz.
Türkiye’yi tüketerek yüzde 3-4 artiyoruz, belki gelecek yil
o da olmayacak.
Sizi 2023’e tasiyacak politikanin temelinde de ekonomi var.
Ekonominizin durumu ortada. Ekonomiyle siyasetin birlestigi noktada gözümüzü
daha iyi açmaliyiz. Bu kadar zayif bir ekonomiyle dünya siyaset arenasinda
sözünüzü geçiremezsiniz, size istedigi santajlari yaparlar. Tipki, bugün oldugu
gibi.
-Bu tablo içerisinde gelecegi nasil görüyorsunuz?
Türkiye’nin kendisini toparlamasi için sanayilesmesi lazim.
Bakin yatirim yapilmiyor. Issizlik rakami su kadar, bu kadar deniliyor. Büyük
issizlik var. Fakat, Türk halki bu gibi durumlara dayanikli.
Fabrika yok, yatirim yok, üretim yok. Ekonomi büyüyebilir
mi? Türkiye’nin bugün yaptigi gibi yaparsaniz ekonomik olarak ödeyemediginizi
siyasi olarak ödersiniz. Osmanli Imparatorlugu’nda biz bunu yasadik.
Sanayinizi himaye edeceksiniz, koruyacaksiniz,
gelistireceksiniz. Ekonomiyi gelistiremeyince dis politikaniz politika olmaz.
Içeride de huzur olmaz. Biz her sene 1 milyon insan üretiyoruz. Nasil is
bulacaksiniz bunlara? Demirel, hep o kavga ettigimiz Demirel, “Tarimla gelismis
bir ülke dünyada yok” diyor. Tarim olmali tabi, ama portakal satarak
gelisemezsiniz.
‘Istikrar Programlari’nin baslamasindan önce Türkiye’ye 4
tane çelik fabrikasi kurduk. O tarihten bu yana ne yapildi?
KIT’lerin satilmasi bitti simdi de özel sektörün elindeki
tesisler yabancilara satilmaya basladi. Türkiye fakirlesiyor farkinda degil.
Geliri arttigini saniyor oysa.
-Bizlere 3 ciltlik bir kaynak eser hediye ettiniz. Bu eseri
tamamlamis olmak nasil bir duygu?
Çatisi itibariyle bir ekonomiyi ve bir aile hayatini yan yana getirerek düsündüm. Bir tarihte himayeci, devletçi sisteminiz var ve ona göre insanlar var. Zamanla bu insanlar liberallesiyor, aileler bu sekilde degisiyor. Hatta en inkilapçi, atilimci olan insanlarin çocuklari da degisiyor. Degismeyenler de oluyor tabi. Tümüyle hikaye, bir masal sistemi içerisinde anlattim dönemleri. Daha kolay anlasilmasi ve okunmasini istedim. Gördüklerimi, yasadiklarimi ve izlenimlerimi yazdim.

Senol Çarik - Odatv.com