Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama: çocuğun gördüğü düştür barış...
Kategori: Güncel
Eklenme Tarihi: 01 Eylül 2014
Geçerli Tarih: 19 Nisan 2026, 23:48
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=18845
Dünya baris günü Kutlu olsun
Ikinci Dünya Savasi diye bilinen Ikinci Büyük Emperyalist
Paylasim Savasi, 1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya'yi isgaliyle basladi.
Ardinda elliikimilyon ölü, milyonlarca yarali, sakat ve moloz yigini haline
gelmis kentler ile aci ve gözyasi birakti. Mayis 1945’de son buldu. Insanlik
tarihinin bu en acimasiz, en kanli ve en kirli savasinin basladigi gün, yani 1
Eylül, Dünya Baris Günü olarak kabul edildi.
Insanlik aleminin gelecegi için en önemli ve anlamli
günlerden biri olan "1 Eylül Dünya Baris Günü"nde, Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Yurtta baris, dünyada
baris" ilkesini bir kere daha hatirlatmak istiyoruz.
Demokrasiye, insan haklarina ve hukukun üstünlügüne inanan
ve yillardir terörün acisini yüreginde hisseden Türk Anneler Dernegi, 1 Eylül
Dünya Baris Günü’nde, dünyanin degisik cografi bölgelerinde, farkli isimler
altinda insanlik suçu islemeyi sürdüren ve dünya barisini tehdit eden bütün
terör örgütlerini lanetlemektedir.
Bilginin ve teknolojinin hizla yayginlastigi, özgürlükçü
demokrasinin giderek önem kazandigi globallesen dünyamizda, insanlarin huzur,
güven ve mutluluk içinde yasamasinin temel kosulunun, "siddet ve terör
örgütlerine karsi isbirligi ve dayanisma yaparak, baris ve dostluk ortaminin
sürekliligini saglamak" oldugunu düsünüyoruz.
Türkiye, Atatürk’ün ortaya koydugu ve tüm milletimizce de
benimsenen "Yurtta baris, dünyada baris" ilkesini, temel ve
vazgeçilmez bir ilke olarak, her platformda savunmus ve bu barisçi tutumuyla,
dünya ülkeleri arasindaki saygin yerini de almistir.
Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadogu gibi dünyanin en yogun
sorunlarinin ve çatismalarinin yasandigi bir bölgede yer alan Türkiye, baris ve
huzurun korunmasi, demokrasinin yerlesip, köklesmesi için çaba sarf ederken,
terör örgütleri, bölge barisini tehdit etmeye ve kaos yaratmaya
çalismaktadirlar. Terörle mücadele sirasinda uygulamada bazi aksakliklar
yasansa da, Türkiye, bu tür olumsuzluklari, demokratik bir yaklasimla ve
hukukun üstünlügü ilkeleri çerçevesinde asmaya çalismaktadir.
Cumhuriyetle beraber 70 yili askin bir süredir, tüm
anlasmazliklarin karsilikli saygi ve hosgörü çerçevesi içinde, diyalogla
çözümlenmesinden yana olan Türkiye, bölgede baris ve istikrarin saglanmasi
için, irk, dil, din, kültür farki gözetmeksizin tüm insanligi isbirligi ve
dayanismaya çagirmaktadir.
Bu nedenle, baris ve istikrar ortamini bozucu bölgesel
anlasmazliklarin, siddet ve terör hareketlerinin önlenmesi, açlikla mücadele,
çevre sorunlarina çözüm bulma gibi konularda sagduyu sahibi herkesin, üzerine
düsen görev ve sorumlulugun bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir.
1 Eylül Dünya Baris Günü’nde, terörden arinmis bir dünyada, mutluluga, huzura, sevgiye, hosgörüye, kardeslige ve evrensel barisa hep beraber kucak açalim!…

Türkan Aksu - Türk Anneler Dernegi Genel Baskani
Türkiye Psikiyatri Dernegi 1 Eylül Dünya Baris Günü Basin Açiklamasi
ananin gördügü düstür baris.
agaçlar altinda söylenen sevda sözleridir baris…”
Yani Ritsos (Çeviri: Ataol Behramoglu)
1 Eylül 1939 tarihinde Nazi Alman ordulari Polonya’ya saldirarak 20. yüzyilin en kanli savasini 71 yil önce bugün baslatmisti. Milyonlarca insanin ölümüne ve sakat kalmasina neden olan bu savasin baslangiç günü olarak kabul edilen 1 Eylül ülkemizde “Dünya Baris Günü” olarak kutlanmaktadir *.
Savas, devlet veya ulus gibi siyasal birimler arasinda ya da ayni devlet, ayni ulus içindeki rakip siyasal güçler arasinda genellikle açik ve ilan edilmis olarak yürütülen silahli çatisma olarak tanimlanmaktadir. Ancak savas harflerden olusan bu tanimdan çok daha öte bir anlam tasir. Savas insanlarin ölmesi, yaralanmasi ya da sakat kalmasinin yani sira; ailesini, yakinlarini ve dostlarini kaybetmesi demektir. Korku, aci siddet ve gözyasi demektir. Savas, yalnizca geçmisteki ya da bugünkü magdurlarini degil, süregen etkisiyle sonraki kusaklari da örseleyecek agir bir travmadir.
Savaslarin tarihi insanlik tarihi kadar eskidir. Ilkel topluluklarda savas, var olabilmenin ve yasami sürdürebilmenin bir kosulu iken; vahsi kapitalist dünyada savas egemenlik kurmanin ötesinde yeni pazarlar ve pazar iliskileri olusturmanin yolu haline gelmistir. “Insancil” gerekçeler tanimlansa ve kutsal isimler verilse bile gerçekte savas bu çikar iliskilerinin bir geregi olarak yeniden üretilen bir süreci anlatmaktadir.
Yaklasik 6000 yili bulan yazili insanlik tarihinde 15 binden fazla savas yasanmistir ve neredeyse yasami boyunca savas görmemis ya da tanik olmamis insan yok gibidir. Ikinci Dünya Savasindan sonraki “ baris ve huzur ortaminda” bile (1945-1992) irili ufakli 150’nin üstünde savas gerçeklesmis ve 60 milyonun üzerinde insan yasamini yitirmistir. Bu sayinin 19. yy savaslarindaki toplam kayiplarin iki katindan fazla oldugu belirtilmektedir. 1992 yilindan bu güne yasanan savas ve çatismalar bu sayiyi neredeyse iki katina çikarmis, ölen, yaralanan, magdur olan ve göç etmek zorunda kalan insanlarin sayisi daha da artmistir.
Geçtigimiz yüzyillarda savaslarda yasamini yitiren ya da sakat kalan insanlarin çogunlugunu askerler, diger bir ifade ile eriskin erkekler olustururken son yüzyilda etkilenen insanlarin niteligi ve niceligi degismistir. Örnegin askerler, 1. Dünya Savasi’ndaki ölümlerin %80’ni, 2. Dünya Savasi’nda %50’sini ve Vietnam Savasinda ise %20’sini olusturmustur.. 1990 yilindan itibaren savaslarda yasamini kaybeden insanlarin %90’nini kadin ve çocuklar olusturmaktadir. Ayrica savasin etkileri ile yasadiklari yerden ayrilarak mülteci durumuna düsen savas zedelerin de %80’i kadin ve çocuklardan olusmaktadir.
Savas insanlarda birçok boyutta degisiklik yaratir. Çesitli ruhsal bozukluklarin olusmasi ve tetiklenmesi, bireyde siddet ve saldirganlik davranislarinda büyük bir artisa neden olmasi, temel insani degerlerin kaybedilmesi, bireyin kendine ve topluma giderek yabancilasmasi, gelismekte olan yeni kusaklarin kisilik gelisimi üzerinde olumsuz ve kalici degisikliklere neden olmasi bu degisikliklerin baslicalaridir. Savaslar yalnizca magdurlarini degil, televizyon ekranlarindan odamiza bir aksiyon filmi gibi giren sahneleri ile en fazla çocuklari etkilemektedir.
UNICEF tarafindan 1996 yilinda yayinlanan “Dünya Çocuklarinin Durumu” raporuna göre; 1986-1996 yillari arasinda gerçeklesen savaslarda iki milyon çocugun öldügü, 5 milyon çocugun sakat kaldigi, 12 milyon çocugun evsiz kaldigi, 1 milyondan fazla çocugun ana babasini kaybettigi ve 10 milyon askin çocugun ruhsal sarsinti geçirdigi belirtilmektedir. Savaslarda sivillerin ve özellikle çocuklarin daha çok ölmesi ve kayba ugramasi, savasin savas alanlari disina çikmasi, yasamin ve toplumun tüm alanlarina yayilmasi anlamina gelmektedir.
Çocuklarin maruz kaldigi savaslarin örseleyici yasantilari - özellikle son on yilin savaslari - ciddi ruh sagligi sorunlarina yol açmistir. UNICEF’in Saraybosna’da gerçeklestirdigi bir arastirmada çocuklarin %50-97’sinin bombardimanlara tanik olmaktan, keskin nisancilarin kursunlarina hedef olmaya kadar ciddi ölüm tehdidi içeren yasantilara maruz kaldiklari saptanmistir. Yine Angola’da yapilan bir arastirma çocuklarin % 66-95’inin iskenceye ugrama ve insanlarin öldürülüslerine tanik olma biçimindeki olaylar yasadiklarini saptamistir. Ayrica tüm dünyada 250.000 çocuk asker ya da askeri birlikler içinde asçilik, cephane tasima gibi çesitli görevlerde bulunmakta ve savasa bir biçimde dâhil olmaktadirlar. Birçok çocuk bombalamalara maruz kalmakta, siklikla cinsel ve fiziksel istismarin kurbani olmaktadirlar. Bu örseleyici yasantilarin çok uzun süren, saglikli gelismeyi engelleyen ruhsal-toplumsal sorunlara yol açtigi bilinmektedir.
Savas yol açtigi dogrudan acilarin yaninda insanligin gelecegine iliskin olumsuz gelismelerin de hazirlayicisidir. Yapilan çesitli arastirmalar göstermistir ki; savasa katilan toplumlarda, savastan sonra siddet ve insan öldürme davranisinda ciddi bir artis meydana gelmektedir. Örnegin ABD’de Vietnam savasi sirasinda cinayet ve saldiri olaylarinda iki kat artis olmus, 100.000 kisi basin 4,5’ten 9,3’e çikmistir. Savasa giren toplumlarda siddet ve saldiri olaylari savastan sonra en az %10 artarken, girmeyenlerde en az % 10 azalma olmustur. Savas sonrasi cinayetlerde görülen artis, savasin sonu ya da niteliginden bagimsizdir. Savasta kaybedilen insan sayisi ile savas sonrasindaki cinayet artisi arasinda paralellik saptanmistir.
Ulusal ya da uluslararasi sorunlarini dayatma, siddet ve güç kullanma yoluyla çözmeye çalisan bir devlet giderek bir siddet toplumuna dönüsecektir. Bir devletin problem çözme biçimi giderek vatandaslari tarafindan da benimsenebilir. Siddet siddeti doguracak, siddet sarmali giderek büyüyecektir. Savas amaca ulasmak için siddet kullanimini mesrulastiracak ve insan öldürmenin önemsiz bir sey oldugu fikrini yayginlastiracaktir. En önemli tehlike budur. Bu tehlikeye karsi basta yöneticiler olmak üzere tüm toplumun duyarli olmasi, savasa karsi durmasi ve baris için çalismasi gerekmektedir.
Ülkemizde etnisite ve mezhep ayriligi nedeniyle yasanmis olan Dersim ve 6-7 Eylül olaylari, Çorum, Maras ve Sivas katliamlari ve Güneydogu’da son 30 yildir onbinlerce kisinin yasamini yitirmesiyle sonuçlanan çatismalar ülkemizde toplumsal barisa gölge düsürmektedir. Tüm bunlarin yaninda son zamanlarda tirmanisa geçen toplumsal, siyasal ve etnik kutuplasmanin boyutlari endise vericidir. Edirne, Selendi ve Mersin’de baslayan ve Inegöl ve Dörtyol’daki olaylarla devam eden etnisite kaynakli çatismalar, linç girisimleri toplumsal barisin bozulacagi ve yeni acilarin yasanabilecegi endisesi yaratmaktadir.
Savasin ve siddetin sonuçlarini ortadan kaldirmak, aci çeken ve travmatize olan insanlarin sagaltilmasi ve topluma uyumlarinin yeniden saglanmasi kadar, savasa her yönüyle karsi olmak, savasi ve siddeti ortaya çikaran, üreten toplumsal dinamikleri degistirmek, savassiz bir dünya yaratmak için çabalamayi da gerektirir. Savasa karsi olmaksizin sadece onun yaralarini sarmayi hedefleyen bir yaklasim yabancilasmis ve kendi geleceginde söz sahibi olma becerisini kaybetmis yiginlar yaratmaktan baska bir ise yaramayacaktir.
Bu nedenle Türkiye Psikiyatri Dernegi herkesi ortak gelecegimizin korunmasi ve toplumsal barisin sürdürülmesi için; savasa ve siddete karsi içtenlikli, onurlu ve kapsayici bir dayanisma olusturmaya davet ediyoruz.
Türkiye Psikiyatri Dernegi
Merkez Yönetim Kurulu

* 1981 yilina kadar 1 Eylül Dünya Baris Günü olarak ilan edilmisken; Birlesmis Milletler Genel Kurulu’nun 1981’deki 57. birlesiminde, “Genel Kurul’un açilis günü olan her Eylül’ün üçüncü sali gününü” “Uluslararasi Baris Günü” olarak ilan edilmistir. Sonrasinda Genel Kurul 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayili karari ile 21 Eylül'ün Baris Günü olarak kabul etmistir.