Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 25 A?ustos 2014
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 03:26
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=18754
Su soruyu sikça duyarsiniz. Islam ile demokrasi bir arada olur mu? Mevcut duruma baktigimizda bu soruya “evet” yanitini vermek zordur.
Islam ile cumhuriyet olmaktadir. Iran bunun örnegidir. Ancak demokrasi, temel hak ve özgürlüklere, kisi hak ve özgürlüklerine dayandigi için, Islam ile birlikte uygulanmasi bu hali ile zordur. Hatta giderek birbirleri ile çatisirlar.
Samsun’da görevli ve aslen Trabzon Salpazari’ndan olan din adaminin Sis Dagi senliklerini izledikten sonra, “kadinli erkekli horon oynamak günahtir” açiklamasi, bu zorluga isarettir.
Baska örnekler de verilebilir.
Islam, bu hali ile sosyal yasama müdahaleci, kadini ikincillestiren (cahiliye devri etkilerini koruyan), özgürlükleri sinirlandiran bir hâl arz etmektedir.
Antalya Belediyesinin sadece kadinlara yönelik plaj açmasi da bu açidan ele alinmalidir. Taciz ve benzeri durumlara karsi kadini korumak amaciyla yapildigi söylenen ve Baskan Türel’in açilista “pozitif ayrimcilik” yaptik demesi aslinda psikolojide mantiga bürünmedir.
Son zamanda yapilan pek çok uygulamada ‘mantiga bürünme’ savunmalarini görmek olanaklidir.
Bu sorunlarin temelinde akil, din ve laiklik konusu vardir. Akil mi öndedir yoksa inanç mi öndedir?
Günümüz uygulamalarinda, siyasetçiler ve onlarin etkisi altinda kalmis siyasal dinciler daha çok inanci öne almaktadir.
‘Biat kültürü’ dedigimiz olgu bu durumun bir sonucu olarak ortaya çikmistir.
Oysa Ortaçaga gittigimizde Islam’da akil önde idi. Abbasiler döneminde kurulan Mutezile Mezhebi, bu duruma örnektir.
Mutezile, Akaid esaslarini aklin isigi altinda ele alip degerlendiren, sorunlara aklin ölçüleri dogrultusunda çözüm getirmeye çalisan bir mezhepti.
Islam dinini akil ile yorumlamayi amaçlamistir.
1126 yilinda Avrupa’da Katolik Kilisesinin, “skolastik dönem” denilen baskici ve akil disi uygulamalarinin yasandigi yillardir.
O yil Endülüs’te Kurtuba’da Ibn-i Rüst dogmustur. Ibn-i Rüst, Endülüs Medreselerinde ögrencilerine, “Akil inançtan önce gelir. Gerçek inanca akil yoluyla ulasilir” demektedir.
Oysa o yillarda Katolik Kilisesi halki Endüljans, Aforoz ve Enterdi uygulamalari ile baski altinda tutmaktadir.
Galileo, tipki Ibn-i Rüst gibi Aristo ekolünden gelmektedir. Ortaçag da kilise ögretisine dayali bilim anlayisinda devrim yaratmistir.
Kilisenin , “dünya merkezli evren” yerine Kopernik’in, “günes merkezli evren” kuralini benimsemis ve bu fikri nedeniyle de engizisyon mahkemelerinde (Katolik Kilisesi yargisi) yargilanmistir.
Galileo ile ayni dönemin aydini olan Luther, teolog olmasinin da etkisiyle, Katolik kilisesinin din disi uygulamalarina tepki göstermistir.
1517’de Almanya’da Wittenberg Kilisesi kapisina 95 maddelik bildiri asarak Endüljans (para ile Katolik kilisesinden alinan af kâgidina) karsi çikmistir.
Ortaçag Avrupa’sinda atilan bu adimlar, reform hareketlerini baslatmis ve reform hareketleri sonrasinda, Katolik kilisesi kendisini düzenlemek zorunda kalmistir.
Endüljans, Aforoz ve Enterdi uygulamasina son verilmistir. Egitim kilisenin elinden alinmis ve laik egitim baslamistir.
Bu süreç de diger faktörlerin de etkisi ile Avrupa’da Rönesans’in ve aydinlanmanin dogmasinda etkili olmustur.
Avrupa, aydinlanma devrimini yasarken, dogu Islam toplumlari, Mutezile Mezhebini yasaklamis, Ibn-i Rüst’ün ögretisinden giderek uzaklasmisti.
Akil ve bilim yerini inanca birakmistir…
Avrupa’da ki gelismelere, “gâvur icadi” denmesinin nedeni budur.
Bu süreç, giderek Islam dinini hiç hak etmedigi halde tutucu, baskici ve Katolik etkilere açik hale getirmistir.
Kurtulus Savasi sonrasinda Mustafa Kemal Atatürk, devrimleri ile Türk aydinlanmasini baslatmis olsa da, soguk savas süreci ile karsi devrimci hamleler görülmeye baslanmistir.
Medreselerin yerini laik egitim veren okullarin almasi, reform ile egitimin dinsellikten (kiliseden) kurtarilmasina benzetilebilir.
“Hayatta en hakiki mürsit ilimdir, fendir” düsüncesi akli ve bilimi öne çikaran bir anlayisin ifadesidir.
Ne yazik ki bu süreç, Köy Enstitülerinin kapatilmasi (Marshall Yardimlarina karsilik) ile kesintiye ugratildi.
Türkiye ABD Egitim Isbirligi Anlasmasi ile de yeni bir sürece evrildi.
Soguk Savas döneminde ABD, ülkemizde “Yesil Kusak” politikalarini uygulamaya koydu. Bu politikalarin sonucu olarak da egitim, laik özden uzaklastirildi.
12 Eylül sonrasinin ABD politikasi olan “ilimli Islam” ile de yeni adimlar atilmaya baslandi.
Özellikle de AKP döneminde bu ‘adimlar’ hizlandi…
4+4+4 uygulamasi buna örnektir.
TEOG tercih sistemi de örnektir. Çok sayida ögrencinin zorunlu olarak IHL’lere yönlendirilmesi bu durumun göstergesidir.
Laik özden, bilimsellikten uzaklastirilan bir egitim süreci ile ülkemiz karsi karsiyadir.
Erbakan, “Rektörler Imam Hatiplilere selam duracak” diyordu. Neredeyse her rektör ya Imam Hatip çikisli ya da o düsünceyi benimseyenlerden oldu!
Okul yöneticileri iktidara yakin sendika üyeleri arasindan atanir hale getirildi. Son yapilan puanlama rezaleti ile de bu yol sonuna kadar açildi.
Avrupa, egitimde laik bilimsel bir model ile gelisirken, biz laikligi bir kenara iten, bilim disi, akil disi bir egitim süreci ile gelecege oy deposu yetistirmeye çalisiyoruz.
Bunun sonucu olarak da “biat kültürü” giderek güçlenmektedir. AKP’nin bunca yaptiklarina karsin tabaninda desteginin sürmesinin nedeni de bu “biat kültürüdür.”
Demokrasi özgür düsünce ortaminda gelisir. Varligini devam ettirir.
Bunun içinde Islam dininin, orta çag Avrupa’sindaki gibi siyasal iktidara destek amaçli kullanilmasindan vazgeçilmelidir.
Dini en fazla yipratan; ticarete, tarikata ve siyasete alet edilmesidir.
Bu nedenle Islam dini de kendisine batili merkezlerce dayatilan ‘Katolik’ etkilerden kurtarilmalidir. Bir Islam Reformu gereklidir.
Hem de acilen…