Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama: Prof.Dr.Gamze Yücesan Özdemir ile röportaj
Kategori: Röportaj-Söyleşi
Eklenme Tarihi: 13 Haziran 2014
Geçerli Tarih: 19 Nisan 2026, 15:06
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=18069
Gamze Yücesan Özdemir:"Neoliberal Islamciligi bile iyi yapamiyorlar"
Geçen hafta Radikal Kitap’in kapaginda yer alan, akademi ve basin çevresinde çok konusulan bir arastirma kitabi var: Iktidarin Siddeti alt basligi da “AKP’li Yillar, Neoliberalizm ve Islamcilik.” AKP’nin neoliberal politikalarinin toplum, sosyal politikalar, hukuk, devlet, dis politika ve toplumsal cinsiyet üstündeki etkilerini makalelerle tartisiyor.
Kitabin editörü ve “AKP’nin Sosyal Politika Rejimi” baslikli makalenin sahibi Prof. Gamze Yücesan Özdemir’e bu rejimin temel taslarini sordum.
AK Parti’nin sosyal politika rejiminin önceki sag hükümetlerden en ayirt edici özelligi nedir?
Kitaptaki makalemde ‘sosyal politika rejimi’ derken ekonomik, siyasal ve ideolojik yapilarin içine gömülü politikalar setinden bahsediyorum. Diger bir deyisle, sosyal politika rejimini ekonomik, siyasal ve ideolojik temelleri olan bir bütünlük olarak görmek gerekir. Dolayisiyla, daha önceki sag hükümetlerde sosyal politikalardan bahsedilebilir kuskusuz ama bir rejim olarak isleyisi AKP iktidarinda net görüyoruz. AKP sosyal politika rejiminin ekonomik temelleri piyasalastirma ve güvencesizlestirmedir.
Ne demek bu?
Egitim, saglik, sosyal güvenlik gibi hayatin her alaninin, piyasada alinir satilir hale getirilmesi piyasalastirmadir ve emekçiler için ciddi bir siddettir. Güvencesizlestirme ise toplumun genis kesimlerini yarinsiz ve geleceksiz kilmaktir. Rejimin siyasal temelleri ise yoksulluk yönetimine ve yeni kurumsal mimariye dayaniyor. Yoksulluk yönetimi, yani sosyal yardimlar alani yeni sosyal politika rejiminin en önemli unsuru. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanligi ise rejimin siyasal kurumu olarak sekillendirilmistir. Bu rejimin ideolojik temellerine baktigimizda ise birey vurgusunun öne çiktigini görüyoruz. Bireysel haklar, bireysel sorumluluk gibi toplumu dislayan bir ideolojik söylem islemektedir. Ideolojik alanda bir diger önemli süreç, emekçilerin, isçi sinifinin kolektif enerjilerini disavurabilecekleri ve kendi geleceklerine sahip çikabilecekleri tüm alanlarin yok edilmesidir. Emekçilerin, kendi sözlerini söyleyebilecekleri tüm ortak zaman ve mekânlar tahrip edilirken; emekçiler 7-24 AKP medyasinin sözünü dinlemeye mecbur birakilmaktadirlar.
Genel olarak bir ‘hastanelerde sürünüyorduk artik sürünmüyoruz, araba alabiliyoruz’ algisi var, hatta “lafa degil icraata bakarim” diye reklamini yapiyor AKP... Bu algi nasil olusturuldu?
Saglik sistemi özellestirilirken, “durun” dedik “saglik piyasaya terk edilmeyecek kadar hayati bir hizmettir.” Geçis sürecini yönetirken AKP özel hastanelerde saglik hizmetine ulasimi kolaylastirdi. “Geçis süreci” dedik, “yarin piyasaya birakilan sagligin ne olacagini görecegiz” dedik ve yarin geldi. Simdi birçok hastane SGK kapsaminda hasta bakmiyor ve yüksek katki paylari istiyor. Saglik sisteminde kâr temel güdü olunca toplumun büyük bir kesimi doktorun ne tanisina ne de tedavisine güveniyor. Kâr hirsi saglik hizmetlerine olan güveni yerle bir etti. Araba almak gibi bahsettiginiz tüketim aliskanliklari tümüyle borçlanma ile yürüyor. Türkiye’de isçi sinifi borçlu. Bugün alinan yarin daha fazla çalisarak ödenmek durumunda. Bu zorunluluk bugün isten atilma korkusunu derinlestirmekte ve her korku gibi biat ve katlanma yaratmakta. Böylece isçi sinifi hem bugün hem de gelecekte daha itaatkâr olmasi için ciddi bir zorlama ile karsi karsiya.
Peki yani hayat standardi AKP döneminde hiç mi yükselmedi mi?
Bir sosyal bilimcinin tespitidir: Kapitalist toplumlarda zenginlik bir kutupta ve yoksulluk diger bir kutupta birikir. Ayrica zenginlik daha az ellerde birikirken yoksulluk ise daha genele yayilir. Bugün de yasanan budur. Hayat standardi belli bir kesim için artmakta ama bu kesim toplum içinde her geçen gün küçülmektedir.
Sendikalasma son 10 yilda nasil degisti?
Sendikalar ciddi yasal sinirliliklar içindeler. Özellestirmeler sendikalari zayiflatiyor. Isten atilma korkusu sendikalasma önünde ciddi bir engel. Sendikalar akademide ve medyada mavi yakali erkek isçilerin eski örgütleri olarak tanimlaniyorlar. Sendikalasmaya dair tüm engellerin arasinda iki noktanin özellikle altinin çizilmesi gerektigini düsünüyorum. Ilk nokta; daha önce yüzlerce isçinin ayni mekân ve zamanda çalistigi bir isyerinde isçilerin birbiriyle iletisimi ve sendikanin isçilerle iletisimi çok daha kolaydi. Yüzlerce isçinin bir arada oldugu bir yemekhanede güçlü hitabete sahip bir sendikacinin etkili bir konusma yapmasi hem isçilerin birbiriyle hem de sendika ile iletisimi için kilit bir etkiye sahip olabilirdi. Yeni yüzyilin basinda ise üretim hem zaman hem de mekân olarak parçalandi. Isyerinde kadrolu, sözlesmeli ve taseron çalisan isçiler, çalisma zamanlarindaki esneklik nedeniyle, birbirlerini degil tanimak belki de hiç görmemis olabilirler. Isçilerin birbirini görmedigi bir durumda, sendikanin isçileri görmesi çok daha zordur. Ikinci önemli nokta ise su: Sendikalasma, isçi sinifinin siyasal iradesinden ayri düsünülemez. Isçilerin kendi hayatlarina sahip çikma iradesinin zedelenmesi sendikalari ve sendikalasmayi da olumsuz etkilemektedir.
Sendikalarin zayiflatildigi toplumlari nasil bir gelecek bekler?
Sendikasizligin ne demek oldugunu gösteren yer SOMA’dir. SOMA’da isçi sinifinin, nasil insafsizca sermayenin kâr güdüsüne terk edilmis oldugunu gördük. SOMA’da madende kaç kisinin oldugunu ve kaç kisinin hayatini madende biraktigini bilmiyoruz ve belki de hiç ögrenemeyecegiz. Budur sendikasizlik. Yerin kat kat altinda ailenin sahiplenemedigi durumlarda sahipsiz kalmaktir sendikasizlik.
Güvencesiz çalismada belirgin artis var. Bu, hükümetin neoliberal politikalarinin dogal sonucu mu?
Neoliberal politikalar, emek piyasasinda emek lehine tüm düzenlemelere karsidir. AKP döneminde neoliberal politikalarla, isçi sinifi güvencesizligi çok çesitli boyutlarda deneyimlemektedir: Istihdam güvencesizligi, sosyal güvencesizlik, gelir güvencesizligi, sendikal güvencesizlik. Buna bir de irade güvencesizligini eklemek gerekiyor. Kendi hayatina sahip çikacak ve yaraticiligina, enerjisine inanarak gelecegi tasavvur edip biçimlendirebilecek bir iradenin yoklugundan bahsediyorum. Sik sik is degistirme, ‘hayatta dikis tutturamama’, ‘kirik çikik islerde çalisma’, özsaygiyi, öz-degeri ve iradeyi zedeliyor.
Peki Islam ve neoliberalizm nasil elele tutusabiliyor, dünyada bugün bu birlikteligi AKP kadar iyi kotaran baska hükümetler var mi?
Neoliberalizm tüm dünya genelinde sag ideolojilere basvuruyor. Neoliberalizmin siddetini yasanilir kilmak için önemli bir tutamaç sag ideolojiler. Farkli ülkelerde farkli tonlari oluyor sag ideolojilerin: Milliyetçilik, muhafazakârlik, Islamcilik, Hiristiyanlik…Bunlar farkli sekillerde birbirleriyle eklemleniyorlar. AKP iktidarinda Islam ve neoliberalizm söyle el ele tutusuyor: Ilk olarak, neoliberalizm Islamcilasiyor. Neoliberal siddeti yasanilir kilmak için Sünni-Müslüman yasam dünyalarina ve inançlarina basvurularak Islamci siyaset manipüle ediliyor. Ikinci olarak, Islamcilik neoliberallesiyor. Islamci siyaset ayakta kalabilmek ve daha büyük kesimlere ulasabilmek için liberallestiriliyor. Ve AKP’nin bu isi artik kotaramadigini da belirtmek gerekiyor.
Aa öyle mi?
An itibariyle AKP’nin iyi olarak yapabildigi hiçbir sey kalmadi. Neoliberal Islamciligi bile iyi yapamiyorlar. AKP ve hükümeti mevcut halleriyle ne toplumsal bütünlügü yeniden üretebiliyorlar ne de Türkiye’yi bastan basa saran çeliskileri erteleyebiliyorlar. AKP’nin iktidarini dayandirdigi zemin sert bir sekilde sallaniyor.
AKP döneminde bireycilik ön plana çikti diyorsunuz ama bir yandan da vatandasin sosyal yardima bagimli hale geldigini söylüyorsunuz. Ikisi bir arada nasil oluyor?
Sosyal yardima göre taraf tutmanin kendisi asiri bireyci bir hesabin sonucu degil midir? Bu baglamda bireycilik ve sosyal yardimlar birbirini destekliyor aslinda. Söyle açiklayabilirim: AKP iktidari için önemli olan toplumun sinif dogasini, emegin kurucu ve yaratici rolünü reddetmek ve bireyi öne çikarmaktir. Birey nezdinde sorumluluk ve haklar dengesi kurulmaya çalisilmaktadir. Böylece, kolektif mücadelenin kazanimi olan hak yerine, ancak bireysel olarak sahip olunabilecek hak kavrami vurgulanmaktadir. Birey piyasa içinde iliskiye girebilmeli ve piyasa iliskileri içinde bir seyler alip satabilmelidir. Piyasa iliskisi içinde kendini var etmelidir. Piyasa iliskisi içine giremedigi noktada birey, bireyden çok sosyal dislanmis ya da yoksul olarak adlandirilmaktadir. Sosyal dislanmis ya da yoksulsa, diger bir deyisle, piyasada tutunamamissa, ona yönelik sosyal yardimlar devreye girer. Piyasada var olamayanlar, hayirseverlik adi altindaki sosyal yardimlarla hayatta kalmaktadirlar.
Makalenizde “Bu politika rejimi devam ederse refah düzeyi düser” diyorsunuz, kisi basina düsen gelir ise artti. Nasil bir düsmeden söz ediyorsunuz?
‘Kisi basina düsen milli gelir’, bir ülkede üretilen mal ve hizmetler toplaminin ülkenin nüfusuna bölünmesi olarak tanimlanir. Burada ortaya söyle bir yanilsama çikiyor: Ülkede yasayan her bireyin basina ayni miktarda gelir düsüyor. Kisi basina düsen milli gelir, SOMA’da isyeri sahibi ile madende hayatini birakan isçinin basina ayni miktar gelir düstügünü söyler. Anlamli midir? ‘Kisi basina düsen milli gelir’ kategorisi, burjuva iktisadinin icat ettigi en önemli Truva atlarindan birisidir.
Gamze Yücesan Özdemir Kimdir?

Prof.Dr. Gamze Yücesan Özdemir Gazetecilik,Ankara Üniversitesi (Doktora: Kalkinma Çalismalari, Sussex Üniversitesi, 1998; Yüksek Lisans: Avrupa Çalismalari, Reading Üniversitesi, Ingiltere, 1993; Lisans: Isletme, ODTÜ, 1992). Baslica çalisma alanlari: emek süreci, sosyal politikalar, emek piyasalari, emek politikalari, sendikalar. Economic and Industrial Democracy, Capital and Class, Turkish Studies, South East Europe Review ve International Union Rights'ta birçok makalesi yayimlandi.
Metis Yayinlari'ndaki kitaplari
Iktidarin Siddeti, 2014
Yazarla Söylesiler
■ "Neoliberal Islamciligi bile iyi yapamiyorlar"
Ezgi Basaran, Radikal, 25 Mayis 2014