Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle


Köşk seçimi değil rejim değişiyor


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 25 Mayys 2014
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 06:05
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=17908


Kösk seçimi degil rejim degisiyor - Birgül Ayman Güler

CHP Izmir Milletvekili Prof. Birgül Ayman Güler, Yurt Gazetesi'ne yolladigi analizde halkin seçtigi cumhurbaskani sistemi ile ülkenin adi konmadan 'baskanlik ve eyalet' sistemine sürüklendigini vurguluyor.

Cumhuriyet tarihinde bir ilk yasamak üzereyiz. Cumhurbaskanini halk seçecek.

Cumhurbaskanini Türkiye Büyük Millet Meclisi içinden ve Meclis eliyle seçiyorduk. Sonra, 1982’de TBMM içinden ya da disindan, ama Meclis tarafindan seçilsin degisikligi yasadik. Simdi, Cumhurbaskaninin Meclis tarafindan seçimine de son veriyoruz. Bu iste TBMM’nin rolü, adaylarin belirlenmesiyle sinirlandi. Seçimi, en az 20 milletvekili tarafindan gösterilebilecek olan adaylar arasindan dogrudan halk yapacak. Seçimin ilk turu 10 Agustos 2014’te gerçeklesecek.

Bu durum bizim için hiç bilinmez bir yenilik degildir. Biz, benzer bir degisikligi, belediyelerde yasamistik.

1963 yilina kadar halk yalnizca belediye meclislerini seçiyordu. Belediye baskanlari ise bu meclislerin içinden ve bu meclisler tarafindan seçiliyordu. 1963 yilinda halk belediye meclisinin yani sira ayrica belediye baskanini da seçmeye basladi.

Baskan – encümen – meclis organlari arasindaki iliski ve denge, 1963 öncesi ve sonrasinda bambaskadir. Nitekim bu degisiklikle birlikte söz konusu organlarin yetki – görev – sorumluluklari yeniden yazilmistir. 1963 yilindan bu yana, belediye yönetiminde “güçlü meclis modeli” yerini “güçlü baskan modeli”ne birakti. Ama model degisikligi burada kalmadi.

Güçlü baskan modeli, 1984’te baslayan büyüksehir belediyeciligiyle iyice genisledi. Halk büyüksehir belediyesi için çalisacak meclisi ayrica seçmedi; ilçelerden seçilmis meclis üyelerinden bir bölümü, ilçenin yani sira büyüksehir belediyesinin de meclis üyesi olarak bunun meclisini olusturdu. Açik bir deyisle, büyüksehirlerde meclisler iyice geriledi ve ortaya “tek adam modeli” çikti. Belediyeleri bilenler bilir; ortak akil – danisma – topluca karar verme – uzlasma mekani olan meclisler, baskanlar karsisinda kimi zaman fiili olarak ‘hükümsüz’ kalmislardir.

Simdi bu deneyimi ülkemizin yönetimi bakimindan yasamaya hazirlaniyoruz.

Ama bu öyle bir ölçek ki, etkileri, belediyeler üzerinde ortaya çikan etkilerden çok daha derin ve kusatici olacak. Çünkü baskan – meclis dengesi, “devlet baskani – parlamento” halinde ülke geneli için söz konusu olunca, “siyasal rejim ”in rengini degistiren bir öneme sahiptir.

Bu is ülke geneli için “parlamenter rejim” ile “baskanlik rejimi” arasinda tercih yapmak anlamina gelir. Ve bu tercih ülkenin dikey ve yatay tüm kurulus dinamiklerini sarip sarmalayip degistirir.

Hal böyleyken, “Cumhurbaskanini halk seçsin” karari verilen 2007 yilindan bu yana tuhaf bir gevseklik içinde yuvarlandik ve ilk uygulama zamani geldi çatti. Simdi “kimi aday göstersek?” diye konusuyoruz.

Peki ama biz böyle bir siyasal rejim degisikligini ne zaman kabul ettik?

Kim aday gösterilirse gösterilsin, kim seçilirse seçilsin, “siyasal rejim bakimindan ne degisecek?” sorusu hâlâ ilgimizi çekmiyor. Bu sorunun çevresinde toplasip tartisma yollari, Türkiye’yi teslim almis “gerçekçi” siyaset hastaliginca tikanmis durumda.

Pragmatik siyaset, simdi “iyi ama siyasal rejim….” diye baslayan hiçbir sözü duymaya tahammül göstermiyor. Üniversiteler de koyu bir suskunluk içinde kalmayi sürdürünce, simdilerde “bir musibet bin nasihatten iyidir!” demekten ve yasayip da görme çaresizligine düsmekten baska yapacak bir sey kalmamis görünüyor.

Iyi de, kocaman bir ülke, siyasal rejim degisikligini böyle yasayabilir mi? Bu maliyetin altindan kalkilabilir mi? Ülke söz konusu olunca, bütün bir toplumun gelecegi kisa erimli pratik siyasetin hedeflerine kurban edilebilir mi?

Ne yazik ki, 21 Ekim 2007 Referandumundan baslayip günümüze uzanan zaman dilimi, pragmatik siyasetin çok bilmisliginin ve dalkavuklugun zaferine tanik oldu. Ayni zaman diliminde, ilkeli siyasetin uzun erimli hedeflere odaklanmis planli – programli halkçiligi adeta sindirildi.

Halk yüceltmesi degil halk aldatmacasi

Bu konuda sorun, halkin cumhurbaskani seçime yeterligine sahip olup olmadigi sorunu degildir.

"Halkin seçme yeterliligi" tartisma disidir. Çagimizda iktidarin kaynagi halktir; parlamentoyu halk seçer ve baska hiçbir kaynak -ilahi, irsi, oligarsik, vb... kabul edilemez. Bizler, son iki yüzyildir bunun için mücadele etmis bir tarihin çocuklariyiz.

Birilerinin harcialem “halk seçemez mi yani!” bönlügüyle yaklasacagindan endise etmeyiz.

“Cumhurbaskanini halk seçsin”ciligin yaygarasi, popülist sahtekârliktan ibarettir. Bu yaygaraya teslim olmak ise, en olmaz islerden biridir. Çünkü burada bir halk yüceltmesi degil, düpedüz “halk”i halkla aldatma vardir.

 Soruyu dogru sorarak baslamaliyiz.

Dogru soru "cumhurbaskanini halk seçsin mi seçmesin mi" degildir.

Dogru soru "tercihiniz parlamenter rejim mi baskanlik rejimi mi" sorusudur.

Eger parlamenter rejimi istiyorsaniz, cumhurbaskani Meclis tarafindan seçilmelidir. Eger yanita 'cumhurbaskanini halk seçsin' diye basliyorsaniz, o halde tercihinizi baskanlik sisteminden yana yaptiniz demektir.

Biz parlamenter rejimden yanayiz. Bu rejim, Cumhurbaskani'nin Meclis'te seçilmesini gerektirir. Baska yöntem, parlamenter rejimden vazgeçmek demektir. Bu nedenle Agustos 2014'te yapilacak Cumhurbaskani seçimi bir 'hata'dir. Ya da sinsi bir politikanin adimlarindan biridir.

21 EKIM REFERANDUMU NEYDI ve TUHAFLIKLAR NELERDI?

21 Ekim Referandumu, 5678 Sayili Türkiye Cumhuriyeti Anayasasinin Bazi Maddelerinde Degisiklik Yapilmasi Hakkinda Kanunun halkoylamasina sunulmasi isidir. Bu yasa TBMM Genel Kurulu'nda 10 Mayis 2007 tarihinde kabul edilmisti. Yasaya neden olan en yakin olay, 6 Mayis 2007 günü yapilan Cumhurbaskanligi seçimi birinci turunda toplanti yeter sayisi olan 367 oyun saglanamamasiydi. Anilan yasa, ANAP’in destegiyle çok sayida siyasal manevradan biri olarak dogmustu.

Bu yasada düzenlenen ve halkoylamasina götürülmesi hedeflenen konular sunlardi:

a) Cumhurbaskani halk tarafindan seçilecek

b) Cumhurbaskani görev süresi yedi yildan bes yila indirilecek

c) Ayni kisinin iki kez üst üste cumhurbaskanligi yapamamasi kuralinin yerine ikinci kez bes yillik süreyle ayni kisi bu göreve getirilebilecek (5+5 olarak dile getirilen formül)

d) Milletvekili seçim dönemi bes yildan dört yila indirilecek

e) TBMM’ce yapilacak “bütün islerde” tam sayinin üçte biri toplanti için yeterli sayilacak  

Bu yasa, 11. Cumhurbaskani seçimi için ayri bir madde içeriyordu. Madde 6, Anayasaya “geçici madde 16” ile bir ek getirmekte, 11. Cumhurbaskaninin halk tarafindan seçilmesini düzenlemekteydi.

Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer, 10.Cumhurbaskani'ydi ve yasayi veto etmisti TBMM Genel Kurulu yasayi yeniden görüserek, hiçbir degisiklik yapmadan 31 Mayis 2007 günü yine kabul edince, yasa 16 Haziran 2007 günlü Resmi Gazete'de yayimlandi.

Cumhurbaskani ve CHP bu kez Anayasa Mahkemesi'ne basvurmustu. Anayasa Mahkemesi iptal basvurularini reddedince, süreç islemesini sürdürdü.


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle