Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle


Mavzerine Şiir Doldurur,Şairdir Ahmet Arif


Açıklama: Yaşamı devletle ezilir,yalnızlaşır,parasız kalır Ahmed Arif,gene de ödün vermeden ve hiç kimseye tamah etmeden,aynı eyvallahsızlıkla yaşar
Kategori: Kültür-Sanat-Edebiyat
Eklenme Tarihi: 21 Nisan 2014
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 02:55
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=17585


“Mavzerine Siir Doldurur”,Sairdir Ahmed Arif

Yasami devletle ezilir,yalnizlasir,parasiz kalir Ahmed Arif,gene de ödün vermeden ve hiç kimseye tamah etmeden,ayni eyvallahsizlikla yasar.

Ahmed Arif, mavzerinde siirle dogdu, 21 Nisan 1927’de. “Ben dört duvar arasinda degilim/ pirinçte, pamukta ve tütündeyim” diye ekledi. Hakikatli dili, eyvallahsiz cesareti, kimseye tamah etmeyen o deli akliyla içinden çiktigi kültürün bütün sikintilarini siirine aktardi, görünürlestirdi. Dogdugu ve mavzerini doldurdugu Diyarbekir’e çektirilen yasamsal acilardan kaçmayi degil, onlari heybesine almayi seçti. Orada ne yasandiysa, hepsini hepimize harf harf belletti.

“Dostuna Yarasini Gösterir Gibi”

Içi havanda dövüle dövüle ezilen, öylesine tepkisizlestirilen, aciyla ve darbeyle terbiye edilen, minnete ibadet eden bir ülkeden çikti Ahmed Arif. Gerçegi söylemenin bizatihi bedeli olan bir ülkede dogdu o; çünkü her gerçek, devlet kudreti ve siyasal iktidarlarin korktuguydu. Çünkü bu ülkede gerçek, ancak siyasal iktidarlar ve devlet aklinin kabulüyle dogrulaniyordu. Hakikati, onlarin kirli ellerinden aldi Ahmed Arif, öfkeyle aldi, dis ile, tirnak ile, kitap ile aldi. Delikanliligi da, hakikati de onlarin tekeline birakmadi. Kapilar kurdu önce kendine, yalniz dürüst olanin geçmeye cesaret edebilecegi kapilar. Diyarbekir’den mülhem kaleler yaratti siiriyle, öyle kaleler ki düsman korkutur, öyle kaleler ki “onlar” üzerimize bir bir gelirken sigindigimiz yuvamiz, onlara vermek istemedigimizi sakladigimiz yüce gönüllü sirdasimiz olur.

                                      “Bir ben bilecegim oysa

                                       Ne afat sevdim.

                                       Bir de agzi var dili yok

                                       Diyarbekir Kalesi...”

Muzaffer Ilhan Erdost, “Bugün hemen hemen her sey yikilmis, çökmüs, gitmistir de, duvarlar yer yer çagdasimiz olarak kalmistir. Ahmed Arif’in çocuklugunun sogurdugu Diyarbekir kalesi budur, bellegindeki yigitligin ve yüceligin simgesi.”der. Onun siirinde, sözünde ve dilinde salt acilarin damitilmasi yoktur bu yüzden; yigitliginin ve yüceliginin etkisiyle cesur, umut veren ve aciyi da kimseye birakmadan sahiplenen saglamlik vardir.

33 Kursun Katliamini, acilari dramatize etmeden, öfkesini diri tutarak dillendirir. “Yigitlik inkâr gelinmez/ Tek’e – tek dögüste yenilmediler”der. Sahici, samimiyetle ve cesaretle mekân kurar hepimizde, bellegimizi diri tutar Ahmed Arif. 33 köylüyü zinhar unutmayalim diye, hafizamiza isler hepsini. Öyle salt gözyasiyla, acinin yas tutmaya meyilli sükûneti ve sinizmiyle degil; direngenlikle, öfkeyle, acinin hareketliligiyle, hesap sormanin kudretiyle anlatir. “Dostuna yarasini gösterir gibi” der bir siirinde, acilarini ve yaralarini bölüstürür dostlarina. Açik yara misali dolastigimiz bu ülkede, yaralarimizla barismanin, onlari temizlemenin ve bir parçamizmis gibi tasimanin yollarini açar. O yaralardan utançlar degil, direnisler çikarir. Pes etmeye degil, delikanliligi kimseye birakmamaya, ona sahip çikmaya çagirir. Bilir, açik yaralar ancak bir aradayken kapanir.

"Ben Ahmed Arif, kurban"

Zihnimizi her daim diri tutan, geldigi daglarin rüzgârini geri kalana dagitan, sözü de siiri de paylasmaktan imtina etmeyen, kisisel yasamini samimiyetle ören, zulümlerden direnis çikaran bir sairdir Ahmed Arif. Her dizesiyle ekmek ve haysiyet mücadelesinin tamamlayicisi olur; kursun geçmez gecelerinin verdigi umutla Diyarbekir’i anlatir, Karanfil Sokagi’nda açan günleri, Altindag’i, Incesu’yu anlatir. Sehirlerin böylesine talan edildigi, birbirine benzetildigi, ruhlarinin ve karakterlerinin çekildigi, içlerinin ezildigi bir iklimde, ilaç olur onun Ankara’si, Diyarbekir’i.

Muzaffer Ilhan Erdost ile tanistiginda, “Ben Ahmed Arif, kurban” diye söze girmis Ahmed Arif. Çoklarina nasip olmayan bir samimiyeti hayat boyu sürdürmenin yüküyle, ayni samimiyet damarindan çikmis siirler vermis bize sonra.

Erdost söyle anlatiyor sonrasini:

“Yesil sogan, karanfil kokan cigara, zuladaki mahzun resim, henüz öldürülmemis ve öldürülemez direncin derinindeki sessiz seslerdir. Bu sessiz seslerden bir koro dogacaktir. Alfabe gibi, her okumaya baslayanin elinde dolasan, büyük bir koro. Onun hücresinde küçük kâgit parçalarina sessizce çizilen dizeler, yirmi yil sonra da olsa Ankara Merkez Cezaevinin arka hücrelerinin birinden, bir gece yarisi, sade bir idam mahkûmunun, nöbetçiye bir cigara uzatir gibi haykirdigi misralar, Sükriye Mahallesi’ni ayaga kaldiran salt bilinç olur: ‘Terketmedi sevdan beni’ ya da ‘Haberin var mi tas duvar’ ya da ‘Bir umudum sende anliyor musun?”

“Yalnayak ve ayaklari yanarak"      

Yasami devletle ezilir, yalnizlasir, parasiz kalir Ahmed Arif, gene de ödün vermeden ve hiç kimseye tamah etmeden, ayni eyvallahsizlikla yasar. Kendi deyimiyle “Türk siyasi tarihinin iskence görme rekorunu kiracak kadar zulüm görmesine” sebep, haksizliga dayanamamasi, korkunun üstüne üstüne yürümesi olur.

Bir mektubunda Leylâ Erbil’e “Her dilediklerini yapsinlar. Isterlerse sinirlerimi, kemiklerimi, adimi, sanimi, cimbizlarla tek tek alsinlar. Unuttum korkmayi, sakinmayi. Seni alamazlar benden. Tilsim bu iste. Ayakta, firtina gibi beni tutan bu.”derken; hinçla, öfkeyle, kanla es anlamli bu ülkede, kendisini ayakta tutacak panzehir olarak kurar sevmeyi. Sevmeyi, iliklerine kadar yasar, sözcüklerine kadar isler, ruhundan koparip siir eder onu.

Daglari yazar Ahmed Arif, asi daglari. Herkesin gitmekten korktugu, adini dudagina bile konduramadigi daglari getirir önümüze. Cemal Süreya, “Ahmed Arif siiri uzun ve tek bir agit gibidir. Daha deniz görmemis çocuklara adanmistir,” der. Yas tuttukça hareketsizlestigimiz bu ülkede, agitlarinin sonundan zafer umudu üfleyerek boyun egmemeyi ögretir Ahmed Arif. Cemal Süreya, onun yürüyüsünden bahseder, “Yücelerde yillanmis katar katar karin içinde yürüyor yalnayak ve ayaklari yanarak” der. Yanmanin ve üsümenin eszamanli siirini sunar Ahmed Arif, onun bunca zulümden içeri olmasina ragmen umudunu korudugu bir ülkede; geri kalanin, bizim, düstügümüz sikintilardan umutsuzluk çikarmaya hakkimiz olmadigini ögretir. Sessizlik ve derinlik içinde baskaldiriyi ögütlemek, yalnayak da olsa topraga basmak, ayaklari yansa da yürümekten vazgeçmemek, “cellat elinde iskencede ölüme bir soluk kalmisken bile” umutsuzluga düsmemektir Ahmed Arif.

Bu ülkede, ikiyüzlülügün kucagina düsüyoruz mütemadiyen. Çocuklari sevdigini söyleyen bu ülkenin, topyekûn zalimden yana oldugunu görüyoruz, 14 yasinda ve 16 kiloluk bedeniyle ölü bir çocugu bile kalplerine almaktan imtina ettiklerini, onun uyandigi sabahtan korkmalarini, annesini meydanlarda “yuhaladiklarini” izliyoruz. Kirli, çirkin, yalanci ve ikiyüzlü siyasal zamanlari talim ediyoruz hep beraber, bu ülkenin içine aldigini yutan kocaman bir yalnizliga çevrilisini, içsizlestirilisini izlemeye mahkûm ediliyoruz. Ama bu cümle böyle bitmeyecek. Böyle cümlelerin sonuna “ama” ekleyebilecek gücü ve cesareti ögrendigimiz Ahmed Arif’i düsündükçe, bu ülkenin bir tarafinin ne kadar karanlik olursa olsun, bir tarafinin gelecegin aydinligina çikacagini hatirlayacagiz beraberce. Açik yaraya çevrilmis bedenlerimizi,birbirimizle temas ede ede iyilestirecegiz.

Sonsöz Ahmed Arif’in olsun,asli hâlâ bu topraklarda olan büyülü,saklisiz ve gerçek sairin dogum günü kutlu olsun, en nihayetinde bu ülkeden her seye ragmen bir Ahmed Arif geçti,bu da geri kalana miras olsun.

“Simdi sözü sonuca getirelim.Bir yigit sairse,üstelik bir de devrimciyse elbette yasadigini yazar.‘Yasadigi’ ise salt kendi ömrü degil,yasama kavgasi ve sevdasiyla,acilari,agitlari,türküleriyle bir yani geçmis yüzyillarin karanligina, bir yani gelecegin aydin sonsuzluguna uzanan halkin ta kendisi olmalidir.”

bianet


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle