Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


İkna değil,ispat gerekir...


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 25 Mart 2014
Geçerli Tarih: 03 Mayys 2026, 17:40
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=17296


Ikna degil,ispat gerekir...

Izzettin Önder

Türkiye ilk defa bir seçime girmiyor. Onlarca genel, bir o kadar da yerel seçimlere sahne olmus olan Türkiye’de, bu seçim öncesinde gördügümüz kadar siyasi saygisizlik, usulsüzlük, hatta hukuksuzlukla karsilasmadik. Isler artik tamamiyla kontrolden çikmistir. Seçim propaganda araçlari duygu sömürüsü olmanin da ötesinde, iktidar kadrosunun derin korkusunun disa vurumunu yansitmaktadir.

Dört eski bakanla ilgili Sayistay fezlekesinin Meclis’te görüsülmesi önerisinin AKP milletvekillerinin oylari ile reddedilmesi iki konuda kesin kanittir. Birincisi, bu davranis AKP grubunun ilgili kisiler hakkindaki kuskusunu yansitir, zira aksi durumda fezlekelerin görüsülmesine izin verilerek, hem söz konusu dört eski bakan aklanir, hem de bizzat AKP temize çikmis olurdu. Ikincisi, muhtemelen emir dogrultusunda yekvücut muhalefetin önerisine karsi çikmis olan AKP milletvekilleri, bu davranislariyla ne denli bagimli ve demokrasi kurallarina aykiri davrandiklarini ortaya koymus oldular. Tevekkeli degil, Basbakan muhalefet liderine çatarken, daima “iki koyunu dahi güdemez” ifadesini kullanmaktadir!

Ortaya saçilmis bu denli vahim bilgiler karsisinda, kuskulu olan siyasiler ve bizzat parti hem kendilerini hem de örgütü aklamak zorundadir. Gerekli aklamanin tek yolu ise, iddialarin asilsiz, tapelerin ise montaj oldugunu ileri sürmek degil, bunlarin geçersizligini yargi önünde kanitlamaktir. Bir siyasi liderin ya da örgütün bir suç yumagina girmesinin içte ve dis dünyada fevkalade iltisakli sonuçlari olusur. Böyle bir olay içeride derin ahlak yozlasmasina yol açarken, dis dünyada da ülkenin prestij kaybina ugramasi yaninda, lideri ve örgütü, içte kaybettigi prestij derecesinde dis güçlerin emrine amade hale getirir. Bu itibarla, ülkenin çikari açisindan, böylesi durumlara sistemin müdahale kanallarinin açik olmasi ve isletilmesi kaçinilmaz zorunluluktur.

Toplumumuz, kisisel ve örgütsel hirs ve korku neticesinde çok tehlikeli bir yola sokulmustur. Bu gidis durdurulmadikça, içeride kutuplasma, dis dünyada ise itibarsizlasarak, denetim altina alinma konumuna dogru hizla yol alinmaktadir. AKP ile, paralel devlet yapisi olarak nitelenen cemaat yapilanmasi arasindaki iliskinin hiç bir karmasik yani yoktur. Bir defa, AKP bir siyasi parti olarak görülmeyip, yarim asirdan daha uzun süredir Türkiye’yi dincilik ve tarikat agina alma girisimlerinin son noktasinda, belki de kamillesme asamasinda süzülerek siyasi parti görünümünde ortaya çikmis temsili yapidir. Bu anlamda AKP ve Gülen cemaati, bir tür koalisyon, bir bütünsellik içinde, ayni vücudun gövdesi ve siyasal islevsel uzuvlarindan baska bir sey degildir. Dokunun arkasinda ise emperyalist güçlerin oldugu kuskusuzdur. Öyle anlasiliyor ki, emperyalist hegemon AKP’yi ya da liderini, Israil’e karsi takinilan tavir, Iran’la iliskiler, NATO’nun karsi çikisina ragmen Çin ile girisilen müzakereler ve benzeri konularda sorunlu görmekte ve toplumun organik tabanina kismen oturmus olan doku yardimi ile siyasi ajani elimine etmeye çalismaktadir.

Bu görüs dogru ise, AKP’nin Istiklal Marsi ya da bayrak görüntülü imajlara yönelmesine hiç gerek kalmadan, politika ve uygulamalarinin emperyalist hegemonun çikari aleyhine ve ulusal yarara uygun ve egemenlik hakkinin kullanilmasi dogrultusunda oldugu savunusu ile halki arkasina alip, “dursun bu hayasizca akin” dizesini halkla beraber haykirabilirdi. Bunu yapamazdi, çünkü AKP IMF emirlerine uyarak, yabanci sermaye ve serseri finans kapitalin ülkeye hayasizca akinina ve toplumu soymasina izin verdi. Keza AKP, hiç sikilmadan ekranlarda yansittigi, “Bastigin yerleri toprak diyerek geçme, tani! / Düsün altindaki binlerce kefensiz yatani” dizelerinin aksine, yine IMF emirlerine uyarak, ulusun birikimi olan çok degerli varliklari yok denecek pahayla yabancilara peskes çekerken topragin altinda yatanlarin kemiklerini sizlatti. O yüzden, özellestirme uygulamalarini zirveye tasimis olan AKP milleti arkasina alarak emperyalizme karsi topyekun savasa giremezdi. Zaten ulusal bagimsizlik simgelerinin reklam olarak kullanilmasi da, bizatihi bilinç disi bagimlilik kabulünün kusuntusudur.

Öyle anlasiliyor ki, gerek cemaat gerek AKP ve basbakan bir çamur üzerinde çirpindikça batmaktadir. Diger bir deyisle, bu görüs bizi, cemaat yapilanmasi ve onun siyasi örgütü olan AKP’nin, bir yandan emperyalist hegemonun Ortadogu projesinden, diger yandan da, ülke yarari aleyhine, sikisan dünya kapitalizmine nefes aldirmadan sorumlu ajanlar algilamasina tasir. Bu nedenle, Türkiye’nin selameti açisindan cemaat mi, yoksa AKP mi karsilastirmasi dogru olmayip, her ikisine de gerekli ders verilmelidir. Toplumla organik bagini oldukça genisletmis, hatta kamu kurumlarina oldukça yerlesmis olan cemaat yapilanmasi terk ettigi AKP’nin ikamesini kisa sürede sistem içinde bulmada hiçbir zorlukla karsilasmayacaktir. Hal böyle olunca, önümüzdeki seçimde ve seçimlerde, sistem içi parti tercihinin sistem seçimi ile ikamesi zorunludur. Ancak, dünya ve iç sistem dinamikleri açisindan bu tercihin gerçeklestirilmesinde yeise kapilmadan amaci israrla sürdürmek nihai basarinin kaçinilmaz kosuludur. Umalim ki, sakin ve basiretli toplumsal vicdanla ülkeyi kurtarir, çamura saplanmis siyasilere dahi makul bir çikis yolu gösteririz!


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster