Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle
Açıklama: Erdoğan'ın pes etmemesinin öyle "sağlam iradeyle" falan alakası yok
Kategori: Güncel
Eklenme Tarihi: 03 Mart 2014
Geçerli Tarih: 25 Nisan 2026, 13:58
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=17128
“Tapeler” Erdogan’i neden düsürmüyor?
Onca “tape”ye,hükümeti, bizzat kendisi ve ailesini rezil rüsva etmesi beklenen onca ifsaata ragmen Erdogan’in pes etmemesinin öyle “saglam iradeyle” falan alakasi yok. Onun için havlu atmak demek, sadece siyaseten emekli olmayi degil, kendisinin ve birinci dereceden yakinlarinin yargilanmasini kabullenmek anlamina gelecek. “Yeni Türkiye’yi yaratan dünya lideri” imajindan irtikapla suçlanan bir politikaci eskisi konumuna düsmek demek bu. Erdogan su saatten sonra bunu asla göze alamaz. Ancak daha önemli bir soru orta yerde duruyor: Bunca rezalete, bunca yalana dolana ragmen nasil oluyor da bir miktar güç kaybetmesine ragmen AKP (muhtemelen) hâlâ birinci parti olmaya devam ediyor? Nasil oluyor da AKP’yi “sifirlayacak” bir hezimet ufukta görünmüyor? AKP tabani mankafa “hülo”culardan ibaret oldugu için mi? Parti seçmeninin önemli bir bölümü internet kullanicisi olmadigi için mi? Liderin agzindan çikacak en pervasiz yalana, en akil almaz komplo teorisine iman etmeye hazir fanatik “gericiler” olduklari için mi? Vicdanlari makarna ve un kolileriyle satin alinmis menfaatperestler olduklari için mi?
Hiçbiri. Son günlerde popülerlik kazanan bu ve benzeri sorularin AKP’nin her daim maharetli bir yürütücüsü oldugu “kültür savaslari” için bulunmaz bir malzeme sundugunu simdilik bir kenara not etmekle yetinelim. Yani “aydinlanmis” yüzde bilmem kaça karsi yalana dolana biat eden “hülocu” yüzde bilmem kaç karsitligini yeniden üretecek her argümanin AKP’ye yazmasi muhtemeldir, unutmayalim. Peki “yalan” neden etkili olabiliyor? Birakin yatsiyi, Erdogan’in mumunun çoktan sönmüs olmasi gerekmez mi? Yoksa sakin sordugumuz bu sorularda bir yanlislik olmasin?
Egemenlik iliskilerinin ancak yalan, çarpitma ve yanilsamayla sürdürülebildigi, bunlar ortadan kalkarsa, gerçekler bir anda ortaya çikarsa o egemenlik iliskisinin sürdürülemeyecegi oldukça eski ve yaygin bir kanaat. Iste biz de muktedirlerin ancak yalanla ayakta kalabildigi, yalanin ifsa olmasi halinde bunun hizla degisecegi seklindeki, Aydinlanma rasyonalizminden kalma siyaset algisiyla hareket ediyoruz. Bu tape, olmazsa bir sonraki tapeyle ahali aydinlanacak, uyanacak diye bekliyoruz. Ancak siyaset, önyargi, yalan ve cehalete karsi (“bilimsel”) gerçeklerin ifsasi ya da yayginlastirilmasindan ibaret bir mesele degil. Unutmayalim, Kapital’in ilk cildi 1867’de yayimlandi, yani kapitalizmin mistifikasyonlarinin ipliginin pazara çikarilmasindan bu yana yüz elli yila yakin zaman geçti. Ancak neredeyse hiçbirimiz, sabit sermayenin degisken sermayeye oraninin degismesiyle kâr oranlarinin düsme egilimine girdigini bildigi ve ögrendigi için düzene meydan okuyup hayatini tehlikeye atmiyor. Toplum, yanlis fikirleri atip onlarin yerine “dogru” fikirleri koymakla degismiyor. Yalanin, toplumsal yanilsamalarin kökleri gerçek-maddi çeliskilerde yatiyor ve bu nedenle yalan ve çarpitmalar, ancak bu maddi çeliskileri dönüstürmeye dönük pratik etkinlikle ortadan kaldirilabilir.
Tahakküm ve sömürü iliskilerini perdeleyen çarpitma ve mistifikasyonlarin desifre edilmesi anlamindaki ideoloji elestirisi elbette siyasal faaliyetin bir parçasidir. Ancak sadece bir parçasidir. Gerçekleri ifsa etmekten ibaret bir siyaset, toplumsal güç dengelerini degistirmek ve radikal dönüsümlerin önünü açmak için yeterli olsaydi Diderot’nun Ansiklopedisi Fransiz Devrimi’ni gerçeklestirmek için yeter de artardi. Oysa Fransiz Devrimi’ni yayginlastiran ve onu radikallestiren sey bir yalandan, tam manasiyla bir “komplo teorisi”nden baska bir sey degildi. Aristokrasinin halki açliga sürükleyecek bir kitliga yol açtigi rivayetlerinin yayginlasmasi, “Büyük Korku” denen reaksiyonu dogurmus, köylülerin silahlanarak aristokrasiye karsi ayaklanmasina neden olmustu. Yani Fransiz tasrasinda feodal gücü kiran sey “gerçekler” degil, bazen fantastik boyutlar kazanan konspirasyon teorileriydi.
"Büyük korku" gibi komplo teorileri ancak "gerçek çikarlara” karsilik geldiginde etkili olabilir elbette. Fransiz devriminde köylülük, feodal imtiyazlarin ortadan kaldirilmasi ve toprak taleplerini bastiracak bir aristokratik reaksiyona karsi seferber olmustu. Erdogan’in basvurdugu komplo anlatisiysa AKP’nin hegemonyasindan istifade etmis ya da ettigini varsayan kesimlere yönelik bir dizge. Erdogan, “ben gidersem su son on yilda edindiginiz tüm kazanimlar (iktisadi, siyasi, kültürel vs.) elinizden alinir” demeye getiriyor. “Alni secde gören milletin Batici-devletçi elitle hesaplasmasi” söylem ve pratikleriyle sembolik ya da maddi kazanimlar elde edenler nezdinde ya da AKP’nin yoksullugun yönetilmesi siyasasinin yarattigi paylasim mekanizmalarindan istifa eden genis bir kesim nezdinde bu söylemin elbette bir karsiligi var.
Yani yalana ve akil almayacak komplo teorilerine siginmak illa ki bosluga düsmenin, siyasal aczin bir isareti degil. AKP son süreçte ciddi yaralar almis ve manevra alani daralmis olsa da “yeni Istiklal Savasi”, yani uluslararasi güç odaklari ve “lobilerce” de desteklenen komplo karsisindaki hükümet söylemi, pekâlâ kuvvetli bir savunma hatti haline gelebilir. Dört bir yanimizin (milli bünyeyi “içerden” teslim almaya hazir isbirlikçileriyle) her daim fesat ve fitneye basvuran düsmanlarla örülü oldugu fikri AKP’nin icadi degil zaten. Erdogan, Türk ulusal kimliginin insa sürecine has beka kaygisina ait olan ve “talim ve terbiye” süreçleri araciligiyla içsellestirilmis temalari yeniden tedavüle sokuyor sadece. Üstelik bu argümanlari, maddi ya da sembolik bir dizi kazanimi muhafaza etmek adina yayginlastiriyor.
Böyle pervasizca yüksek perdeden sallanan yalanlar, Yigit Bulutvari komplo teorileri de tutar mi demeyin. Yalanin büyügü, Hitler’in Kavgam’da bilhassa vurguladigi üzere her zaman daha etkilidir. Yani yalanin boyutu ne kadar büyürse, siyasal gelismelerin su ya da bu kismini degil, bütününü anlamlandirmakta ne kadar islevli hale gelirse o kadar “iz birakir”. Bizzat Naziler bir “büyük yalan” araciligiyla, yani Almanya’nin Cihan Harbi’ni aslinda kazanabilecekken “iç düsmanlarin” (“Yahudiler” ve onlarin “müttefiki” Marksistler olarak okuyun) sabotaji nedeniyle kaybettigi ve Almanya’nin beynelmilel bir Yahudi komplosuyla yok edilmek istendigi anlatisini popülerlestirerek iktidara yürümüslerdi. Bu anlamda yalani, hele hele onun “büyügü” olan her seye samil komplo teorilerini asla küçümsememeliyiz.
Dolayisiyla bir ideolojik çarpitma olarak “büyük yalanin” desifre edilmesi, gerçeklerin ifsasi yetmez. Tapeler yetmez. “Büyük yalan”, bireylere yanlis olan betimlemeler yerine, dogru olanlar sunularak kökten degistirilemez. Yalan da en az gerçek kadar maddi sonuçlar dogurur, bu anlamda yasanan bir iliskidir. Onun bertaraf edilmesi, ancak söz konusu gerçekligin kendi içindeki bir maddi degisimle saglanabilir. Türkiye toplumunun yoksullugu sindirme ve kabul etme esigi son yirmi-otuz yilda hayli yükseldi. Yolsuzluk hiç degilse Özalizmden beri toplumun bütün katmanlarina nüfuz etmis (“benim memurum isini bilir”) bir toplumsal iliski. Bu iliskiyi yeniden üreten, makul ve bazen kaçinilmaz kilan iktisadi sistemi pratikte sorgulanir kilmadan, o sistemin bizzat magdurlari harekete geçerek maddi bir güç olmadan “temiz toplum” talebi ancak egemenler arasi güç iliskilerinde sonuçlar yaratir. Kirlenmis olanlarin yerini simdilik kaydiyla “temiz” olanlar alir. Çöpten meyve sebze toplayan kadini harekete geçiremeyen yolsuzluk karsiti eylemin zaafi da açmazi da budur.
Erdogan’in “büyük yalani” sembolik ya da maddi bir çikarlar alanina sesleniyor. Bizim “hükümet istifa” sloganimiz ise (onu, AKP’nin seferber ettigi kitleler nezdinde bile görünür kilacak acil-yakici sosyal ve demokratik taleplerle bütünlestiremedigimiz için) büyük ölçüde kuru gürültüde boguluyor. Topbas’in alternatifinin Sarigül oldugu bir ülkede “hirsiz var” demenin ikna potansiyeli hayli cilizdir. Siyasal seçkinler arasinda siradan bir nöbet degisiminin ötesine geçecek bir alternatife isaret edemedigimiz, bu alternatifi insa etmek için sistemli çaba harcamadigimiz için “yalan” hâlâ etkili olabiliyor.
Gezi direnisinin yarattigi siyasal enerji ortadayken, yolsuzluklar karsisinda “hükümet istifa ve seçim baraji kalksin”, “hükümet istifa ve kentsel dönüsüm projeleri iptal edilsin”, “hükümet istifa ve taseron yasaklansin”, “hükümet istifa ve anadilde egitim hakki taninsin” vb. diyecek görünür, birlesik ve yaygin bir siyasal müdahaleyi önümüze koymuyor olusumuzun siyasal sorumsuzluk disinda bir açiklamasi yok. Yolsuzluklara karsi varolan öfkeyi sokakta örgütleyecek, gelistirip yayginlastiracak mecralar olusturmak yerine herkesin kendi dar eylem ve gündeminde israrci olmasinin hiçbir manasi yok. Çagrisi ayni gün ya da bir önceki gece internetten yapilan ve herkesin kendi bayragiyla boy gösterdigi eylemler pek az sey biriktiriyor, toplumsal öfkenin ancak çok küçük bir bölümünü seferber edebiliyor. Üstelik bir alternatife de isaret etmiyor; zamaninda Gezi parkinin (eksigiyle gedigiyle Taksim Dayanismasi’nin) yaptigi gibi yeni bir çekim merkezi yaratmiyor. Bunu görmüyor muyuz? Kaybettigimiz zamanin farkinda degil miyiz? Gezi sonrasinda, hele hele siyasal sistem bunca itibarsizlasmisken, ne büyük olanaklarla karsi karsiya oldugumuzu anlamiyor muyuz? Anlamiyor olacagiz ki tapelerden, yarin öbür gün gündeme düsecek (ve belki bu kez görüntülü olacak)yeni ifsaattan, “gerçeklerin” kendiliginden açiga çikmasindan medet umuyoruz. Umdugumuz için de Erdogan tapelerle düsse bile “çikanin” biz olmayacagimizi göremiyoruz.
http://fotibenlisoy.tumblr.com/post/78318104034/tapeler-erdogan-neden-dusurmuyor