Geride biraktigimiz 12 yil içerisinde çokça söylendi: AKP, özel bir hükümettir; bir misyon partisidir, bir projedir. AKP’nin sifirdan baslayarak tasarlandigini söylemiyoruz elbette, ancak Türkiye burjuvazisinin bir türlü içinden çikamadigi siyasal kriz ortaminda, AKP en yüksek teklifi vermis ve ihaleyi kazanmistir.
AKP’nin teklifinin özü ise, sürekli yenilenen kriz dinamikleriyle ugrasmak yerine, rejimi köklü biçimde degistirerek burjuvaziyi güvenli bir limana tasimakti. Diger bir deyisle, 12 Eylül’e ragmen varligini sürdüren ve özellikle 90’li yillarda burjuvazinin ayagina dolanan çesitli kriz basliklarini etkisizlestirmek; böylece burjuva düzeninin önündeki tüm pürüzleri ortadan kaldirmakti.
Öyle bir yeni rejim insa edilmeliydi ki, örnegin yargidan dönen çok büyük özellestirmeler, artik dönmemeli, burjuvazi hukukla ugrasarak zaman kaybetmemeliydi mesela.
Tabi Türkiye burjuvazisi açisindan istah kabartan teklif, dünya emperyalizmine de gayet cazip öneriler sunuyordu. Türkiye’nin emperyalizmin bölgesel stratejilerine eklemlenmesinde çesitli sikintilar yaratan dengeler tümüyle degistirilmeli, 2003 tezkere krizinde oldugu gibi yasama organi isleri zorlastirmamaliydi örnegin.
Fakat AKP’nin teklifinin kabul edilmesindeki belki de en önemli etken, tüm bunlari gerçeklestirirken Türkiye toplumunu mutlak bir edilgenlik ve tepkisizlige mahkum edecegi, toplumda olusabilecek hiçbir muhalif dinamige izin vermeyecegi, böylece rejimi dönüstürürken sistemi de tehlikeye düsürmeyecegi yönündeki garantisi olmustur.
AKP’ye hem dünya emperyalizmi hem de Türkiye burjuvazisi tarafindan, 12 yil boyunca verilen destegin arkasinda bu teklifin ve icraatin oldugunu söylemekte bir sakinca yok. AKP’nin 12 yil boyunca teklifine sadik kaldigi, verdigi sözleri tutmakta basarili oldugu da söylenmeli elbette.
Zaten bilinen bu gerçekleri neden tekrar etme ihtiyaci hissediyorum peki? Amacim AKP’nin iktidara tesadüfen, kazara ya da hileyle falan gelmedigini gösterebilmek. AKP Türkiye’nin ve dünyanin egemen güçleri açisindan bir ariza ya da sapma degildir. 12 yillik AKP iktidari bizzat bir burjuva misyonuydu ve siyasal, ekonomik, diplomatik yollarla ayakta tutuldu. ABD, AB, TÜSIAD, CHP, MHP, cemaat, medya, Sorosçu vakiflar, liberal aydinlar, bu entegre projenin parçalari olarak AKP’nin 12 yillik iktidarinin tasiyici kolonlari oldular.
Ta ki Haziran’a kadar. Haziran, ne kadar destek atilirsa atilsin AKP’nin Türkiye’yi daha fazla yönetemeyecegini, Türkiye’nin AKP’nin çizdigi sinirlar içerisine hapsedilemeyecegini gösterdi. Haziran, AKP’nin siniri, bitisi, tükenisi oldu. Haziran, AKP açisindan denizin bittigi yerdi. Haziran, AKP’nin negatifiydi.
Fakat AKP iktidari döneminde elde edilen 12 yillik kazanimlar, burjuvazi açisindan gözden çikarilabilecek seyler degildir. Burjuvazi at degistirmekte fazla tereddüt etmeyecek olsa da, Türkiye tarihinin en kitlesel ve etkileyici muhalefetinin üzerinden daha bir yil bile geçmemisken, tedbirli olmaya azami özen göstermek zorundadir. Dolayisiyla burjuvazi için Erdogan’siz bir AKP rejimi, olabilecek en iyi çözüm yoludur. Erdogan’in iktidardan çekildigi, ama onun yarattigi tüm siyasal, ekonomik, hukuksal iliskilerin varligini devam ettirdigi bir restorasyon, Ikinci Cumhuriyet’in bekasi açisindan muazzam bir firsattir.
Cemaat operasyonunun hedefindeki ismin Erdogan olmasinda ve giderek saldirinin Erdogan’a odaklanmasinda, bu nedenle sasilacak bir sey yoktur. Erdogan ve adamlarindan temizlenmis, ilimli ve liberter bir muhafazakar lider kadrosuyla yenilenmis bir AKP, rejimin sürekliligi açisindan oldukça faydali olacaktir. Fakat Erdogan da bu stratejiyi görmüs, deyim yerindeyse sistemin tüm iplerini eline alarak, “ben yoksa bu sistem de yok” diyerek santaj yapmaya çalismaktadir. Burjuvazinin rejimi sürdürmek konusundaki arzusunu bilen Erdogan, rejimin sürmesinin sadece kendisiyle mümkün olacagi bir siyasal teklesme pesindedir.
Özetle operasyonu yürütenler Erdogan’in kellesini alip AKP’yi kurtarmak istemektedirler; Erdogan ise kendisinin olmadigi bir AKP’nin ülkeyi yönetemeyecegini kanitlamaya ugrasmaktadir.
Bu manzaraya solu da ekledigimizde, bir soru tüm digerlerinden siyrilip öne çikiyor: Erdogan’i ve AKP’yi kim götürecek?
Türkiye siyasetinin dengelerine ve isleyisine baktigimizda, cemaatin, ABD’nin ya da TÜSIAD’in bunu yapabilecegini söyleyebiliriz. Biz “AKP’yi halk götürmeli” derken, bu türden öznelerin AKP’yi götüremeyecegini falan söylüyor degiliz. Söylenmeye çalisilan, burjuvaziye ya da gerici çetelere baglanan umutlarin, ülkeyi AKP’siz bir AKP rejimine emanet edecegidir. Diger bir deyisle, halkin kendi iradesini dayatmadigi bir Türkiye’de, Erdogan’in kendisi iktidardan uzaklastirilabilse de, gölgesi üzerimizde süzülmeye devam edecektir. Oysa halkin düsmani, tüm kurum ve kisileriyle Ikinci Cumhuriyet rejiminin bütünüdür. Bu nedenle, Türkiye’nin gelecegini halk iradesinin belirlemesi gerekmektedir ve Haziran’da ortaya çikan enerjinin rejimin restorasyonu için tüketilmesine izin verilmemelidir.
Halk, en basta ve mutlaka Erdogan’i, onunla birlikte AKP rejiminin tüm unsurlarini tasfiye etmeye yönelik bir siyasal stratejinin etrafinda örgütlenmelidir. Halk, Erdogan’i kurban verip AKP’yi kurtarmaya çalisanlarin hesaplarini bosa çikaracak bir kararlilik ve bütünlükle siyasete el koymalidir.
Söylemeye gerek yok ki, böylesi bir siyasal stratejinin temelleri Haziran’la uyumlu olmalidir. Yani aydinlanmaci, yurtsever, esitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal muhalefet dinamigi insa edilmelidir.
Haziran’da baslanan is, Haziran tarzinda bitirilmelidir.