Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama: 19 Şubat 1972'yi gösterdiğinde THKP-C liderlerinden Ulaş Bardakçı, Arnavutköy'de saklandığı bir evde sabah saat 07.00 sularında katledildi.
Kategori: Güncel
Eklenme Tarihi: 20 ?ubat 2014
Geçerli Tarih: 19 Nisan 2026, 20:10
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=17035
Bardakçi'yi Saygiyla Aniyoruz
12 Mart Askeri Darbesi tarafindan 19 subat 1972 Tarihinde katledilisinin 41.Yilinda ULAS BARDAKÇI'YI SAYGI ILE ANIYORUZ
Hele Ulas'a Ulas'aUlas Benzerdi günese...
Bundan tam 42 yil önce takvim yapraklari 19 Subat 1972'yi gösterdiginde THKP-C liderlerinden Ulas Bardakçi, Arnavutköy'de saklandigi bir evde sabah saat 07.00 sularinda katledildi. O gün sabaha karsi Findikzade'de Tevfîk Fikret Sokak'ta bulunan Kismet apartmani saat 03.00 gibi basilmis, çikan çatismada Maltepe Askerî Tutukevi'nden kaçan Ziya Yilmaz ile evde bulunan Serafettin Serdar, Osman Cahit Iyigün, Hüseyin Özkan, Safiye Özkan ve Lâle Dedealp yakalanmisti.
Yarali yakalanan Ziya Yilmaz, Serafettin Serdar, Osman Cahit Iyigün, Hüseyin Özkan hastaneye kaldirilmis ve operasyon devam etmisti. Ikinci baskin Arnavutköy'de Ulas Bardakçi'nin saklandigi eve yapilacakti... Bilindigi gibi Deniz Gezmis ve arkadaslarinin idamlarini engellemek için THKP-C tarafindan yapilan bir dizi eylemin sonuncusu 30 Mart 1972'de Kizildere'de sona ermisti.
Olayi Hürriyet gazetesinin, 20 Subat 1972 tarihli sayisindan noktasina, virgülüne dokunmadan aktaralim:
"Güvenlik güçleri, dün sabaha karsi Findikzade ve Arnavutköy'de (Istanbul) düzenlenen operasyonlar sonucunda, Ekim 1971'de Istanbul Maltepe Askeri Ceza ve Tutukevi'nden kaçan THKP-C üyesi Ulas Bardakçi'yi ölü, Ziya Yilmaz'i da ölü olarak ele geçirdi. Ilk operasyon sabaha karsi 03.15'te Findikzade'de düzenlendi. Ziya Yilmaz'in evini 18 Subat'ta tespit eden güvenlik güçleri, evi gözaltina aldi. Ancak süphe çekmemek için eve giris geceye birakildi. 19 Subat'ta saat 03.00'e dogru anarsistlerin bulundugu bina güvenlik güçlerince sarildi. Çelik yelekli bir polis ekibi apartmana girerek, önceden saglanan bir anahtarla dairenin kapisini açti ve içerdekilere 'teslim ol' çagrisi yapti. Çagriya silahla karsilik verilince güvenlik güçleri daireyi kursun yagmuruna tuttu. 6 dakika süren çatisma sonucu evde bulunan Ziya Yilmaz ile birlikte Serafettin Serdar, Osman Cahit Iyigün ve Hüseyin Özkan adli kisiler yarali olarak ele geçirildi. Ikinci operasyon ise sabah saat 07.00'de Arnavutköy'de yapildi. Aldiklari ihbar üzerine Ulas Bardakçi'nin saklandigi ve bir katinda siyasi polis müdürü Mahmut Dikler'in oturdugu apartmani kusatan güvenlik güçleri çemberi daraltarak binaya yaklasti. Bu sirada içeriden ates açildi. Güvenlik güçleri de atese karsilik verdi. Bu arada çelik yelek giymis iki polis, karsi daireden çatismanin oldugu daireye girdiler ve diger görevliler de Ulas Bardakçi'nin ates ettigi odaya yaklasarak taramaya basladilar. Ulas Bardakçi aldigi kursun yaralariyla olay yerinde öldü. Findikzade ve Arnavutköy'de yapilan operasyonlarda 1 albay ve 2 polis yaralanirken, 9 örgüt üyesi de sag olarak yakalandi."
THKP-C Davasi Iddianamesi'nde ise olaya söyle yer verilmis:
"Ulas Bardakçi'nin Arnavutköy Üvez Sokak No. 8/1'deki evde gizlendigi istihbar edilmesi üzerine, 19 Subat 1972 günü saat 07.00'de mezkur mahalle Komiser Muavini Alican Özgenler baskanliginda polis memurlari Resat Okutan, Tamer Gürbüz, Tayfun Ergüven, Turan Koçak, Salim Somun ve Habib Gür'den mütesekkil tim gelmis, ayrica ev çevresinde asker ve toplum zabitasi kuvvetlerince çevre emniyeti alinmasini müteakip Alican Özgenler, Resat Okutan, Tamer Gürbüz ve Turan Koçak, Ulas Bardakçi'nin gizlendigi ögrenilen Lale Arikdal'a ait daire kapisini çalmislardir. Görevliler, kapiyi açan Lale Arikdal'a evde arama yapacaklarini, baskaca kimse olup olmadigini sorduklarinda, adi geçenin gayet sogukkanli bir sekilde evde yalniz oturdugunu baska bir kimse olmadigini beyan etmesi üzerine tim mensuplari derhal eve girerek salon salomanje, bir küçük oda, bir küçük koridor, mutfak ve 2 odadan ibaret dairede arama yapmaya baslamislardir. Komiser muavini Alican Özgenler ve görevli memurlardan ikisi Lale Arikdal'dan gerekli görülen bazi konulari sorarken, polis memuru Resat Okutan küçük koridor nihayetindeki odaya girmis, oda kapisi soluna düsen kösedeki karyola üzerinde bir erkek ceketinin bulundugunu görerek arkadaslarina burada erkek elbiseleri var diye seslendiginde bu sirada karyolanin karsisindaki duvara bitisik bulunan vinylexten mamul gardrop ön tarafinin açildigini, bir tabanca namlusunun disari dogru uzatildigini görmesiyle birlikte, Ulas Bardakçi tarafindan tabanca ile atisa baslanilmistir. Bu durum karsisinda polis memuru Resat Okutan ile oda penceresi disinda bulunan diger görevliler de karsi atista bulunmalari sonucu, Ulas Bardakçi, isabet eden kursunlar sebebiyle ölmüs, görevli polis memuru Resat Okutan ve Tamer Gürbüz hayati tehlike arz edecek sekilde yaralanmislardir.
Görevlilerce mahallinde yapilan tesbit ve tahkikte: Ulas Bardakçi tarafindan çatismada kullanilan 9 mm. çapli Smith-Wesson marka tabanca ve 62 adet ayni çapli mermi, yasaklanmis Marksist-Leninist kitaplar ile Ulas Bardakçi'nin üzerinden 11853,50 lira ve ayrica gizli haberlesmeyi saglamada kullanilan harfleri ifade eden muayyen sekillerden ibaret sifre belgesi bulunarak, güvenlik kuvvetlerince zaptedilmistir."
Ulas yoldas 42 yil önce Arnavutköy'de saklandigi evde sabah saat 07.00 sularinda 25 yasindayken katledildi ve 42 yildir hep 25 yasinda bir delikanli ne kadar afili olursa o derece afili haliyle fotograflarinda bize bakiyor... Sen rahat uyu mahallemizin güzel abisi...
M. Utku Sentürk - soL
ULAS BARDAKÇI'NIN SAVUNMASI

Hakim bey, önce geçen celsede cevaplandirmadigim soruya mahkeme heyetine güven duyup; duymama sorusuna cevap vermek isterim. Mahkeme heyetinde görev alan sahislarin hiç birini tanimam. Bu sebeple güven duyup duymamak söz konusu degildir. Fakat gerçek olan sudur ki:Mahkemeniz bagimsiz bir mahkeme olma niteligine sahip degildir. Bu durumu göz önüne alarak istifa etmeniz gerekir. Cevap vermedigim kimligime gelince, adim Ulas Bardakçi. 1947 dogumluyum. THKP veTHKC'nin bir savasçisiyim.Iddianamade, Kurtulus Savasi'ndan, Anayasa'dan, gençlik olaylarindan bahsedilerek ve yayin organlarindan, yazilarimizdan parçalar alinarak,bir giris yapildigini, buna bagli olarak yaptigimiz eylemleri okudum.Bu eylemler sonucu anayasayi ihlal suçundan ceza görmemiz isteniyor.Iddianame üzerine görüslerimi belirtmek için birkaç konuya deginmek istiyorum.
Okudugum iddianamenin özü, yaptigimiz eylemlerin proleterya diktatörlügünü amaçlayan eylemler oldugunu ispatlamaya yöneliktir.Savci, bu iddiasini saglamak için yazilarimizdan kopuk ve Marksizmin klasik kitaplarindan eksik teorik aktarmalar yapmis, bize ait olmayan yazilara basvurmus, dipnot düser gibi bu iddianameyi hazirlamistir.Yapmak istedigi ise bagimsizlik ve demokrasi için savasanlarin stratejik hedefinin proleterya diktatörlügü oldugunu ispatlamak, ucuz bir zafer kazanmaktir. Savci iddianamesine temel olarak Milli Demokratik Devrimi seçmis, hiç de iyi bilmedigi bir alanda at kosturdugu için konulari birbirine karistirmistir. Mekanik bir düsünce içerisinde hareket ettigi için de bir o yazidan, bir bu yazidan cümleler alip ard arda eklemeler yapmakla bu isi kivirabilecegini zannetmistir. Ama bu iste yanilmissiniz Bay Savci.Ordan buradan alinan cümleleri ard arda dizmekle Milli Demokratik Devrimi açiklayamazsiniz. Kesintisiz Devrimin ne oldugunu ögrenmeden bizi stratejik hedef olarak proleterya diktatörlügünü seçmekle suçlayamazsiniz.
Siz sunu bilmiyorsunuz; bir devrimci memleketin içinde bulundugu üretim seklinin bir üst seviyesindeki üretim seklini stratejik hedef olarak seçer. su anda Türkiye'nin önündeki üretim sekli ise proleterya diktatörlügünün kolektiflesmis üretim sekli degil, fakat Milli Demokratik Devrim'in bütün yabanci unsurlari, tekelleri, tröstleri, üretimin ve üretici güçlerin gelismesini önleyen parazit sinif ve tabakalari temizledigi bir üretim seklidir. Ayrica Milli Demokratik Devrim'in devletçi, isçi sinifinin proleter diktatoryasini saglayan devlet degil, içinde halkin bütün millici sinif ve tabakalarinin mevzilendigi bir devlettir. Burada yeri olmayan yalniz yalniz ve emperyalizmin bir avuç finans oligarsisi ile onun uzun süre müttefiki olmus tefeci-bezirgandir. Bilmediginiz veyahutta isinize gelmeyen bir husus da sudur ki; Milli Demokratik Devrim su anda içinde bulundugumuz bagimsizlik ve demokrasi savasinin sonudur. Stratejimiz Milli Demokratik Devrim stratejisi derken kasdedilen iste bu bagimsizlik ve demokrasi savasidir.
Biz her yazimizda, her konusmamizda stratejimizi açik olarak belirttik. Her bildirimizin sonunu 'Tam Bagimsiz Demokratik Türkiye' diye bitirdik. Tartismalarimizin sebebi her zaman bagimsizlik savasinin temel ilkeleri oldu. Yayinlarimizin temelini bagimsizlik savasinin taktikleri teskil etti. Bütün teorik incelemelerimiz bu konuyu isledi. Bizim disimizdaki devrimcilerle olan ayriligimizin temelini bu teskil etti. Ama hiç kimse bizim proleterya diktatörlügü üzerine tartistigimizi isitmemistir. Hiç kimse proleterya diktatörlügünün taktiklerini yazdigimizi görmemistir. Hiç kimse 'stratejimiz proleterya diktatörlügüdür' diye yazdigimizi okumamistir. Her seyi açik yazdik biz. Emperyalizme ve yerli oligarsiye silah çektigimizi ilan ettik. Bagimsiz ve gerçekten demokratik Türkiye için savastigimizi ilan ettik.
1961 Anayasasi'ni gericilere karsi korudugumuzu dost-düsman herkes biliyor. Anayasanin tatbik edilmesi için Devrimci kani akti. sehitler verdik. Neden budaniyor 1961 Anayasasi? Neden Anayasayi degistirmek Erim'in ilk 'reformu' oluyor? Neden Türkiye için 'lüks' oluyor Anayasa. Açiktir bunun sebebi. 1961 Anayasasi bagimsizlik ve demokrasi savasimizin hukuki dayanagi oluyor. Budur sebep. Gelelim savcinin agzindan eksik etmedigi Atatürkçülüge. Emperyalizme silah çekmis devrimcileri ezilen Türkiye halki degil, fakat emperyalizm itham eder. Biz burada Türkiye halki tarafindan degil, emperyalizmin jandarmasi iddia makami tarafindan itham ediliyoruz. Ve ne kadar acidir ki, jandarma, savci, emperyalizme silah çekmis Mustafa Kemal'in adini agzindan eksik etmiyor. Ne kadar acidir ki, ezilen uluslara isik tutmus Mustafa Kemal sömürgeye bayrak yapiliyor. Nasil oluyor bu?
Sunu herkes ögrensin ki: Emperyalizm ve yöneticileri, zamanin büyük devrimcilerini aziz, evliya haline getirir, doktrinlerinin devrimci yanlarini küllendirir, statik, statükocu yanlarini ortaya atar, kendileri için kabul edilebilir yanlarini reklam eder. Arkalarindan ah-vah edilir, radyoda programlar düzenlenir. Artik ölen bir devrimci degil, bir evliyadir. Bu sekilde zararsiz hale getirilen devrimciler her firsatta halka sunulur. Artik o halkin kurtaricisi degil hakim siniflarin paravanasidir. Mustafa Kemal'in basina gelen tami tamina budur. Anadolu ihtilalinin lideri gitmis yerine mavi gözlü dev gelmistir. Artik o bagimsiz Türkiye için savasan devrimci degil, sapka, ceket-pantolon degistiren büyük bir terzidir. Onlarca sene radyolar bunu okumus, çocuklara bu ezberletilmis, 'Vatan Dursun'un anasi' hikayeleri anlatilmistir. Dikkat edilsin savciya. Atatürk'ü, Milli Mücadele ruhunu ne hale soktugu görülecektir. Iddianamede rastlanacak bir dolu örneginden sadece bir paragrafi asagiya aliyorum. 'Milli mücadele ruhu (saniklar bunu istismar ile ikinci kurtulus savasi verdiklerini öne sürmektedirler), bütün milletin vatani kurtarma çabasinda el birligi yapmasi ve her türlü fedakarligi seve seve katlanmasi anlamini tasir.'Oysa biraz sonra Birinci Milli Kurtulus savasimizin tahlilinde anlatacagim gibi vatan tüm milletin el birligi ile kurtulmamistir. Birileri hain ilan edilmis, haklarinda idam karari verilmistir. Bütün milletin el birliginden bahsetmek cehaleti, ihaneti en azindan art niyeti ortaya koyar. Atatürk konusunda bizim savciya söyleyecek bundan baska bir seyimiz olamaz. 1960'tan sonra olanlara geçmeden evvel Kurtulus Savasi' ndan bu yana Türkiye'nin sinifsal yapisini söyle bir özetlersek konuya daha bir açiklik getirmis oluruz.Günümüzde olan olaylarin sebebini anlamak ve sorguya geçebilmek için Kurtulus Savasi' ndan bu yana olanlari söyle bir gözden geçirmek gerekir.
Birinci emperyalist dünya savasi ile Türkiye'de gördügümüz manzara su idi. Bir tarafta emperyalist isgali kabullenmis, emperyalizmle olan ekonomik iliskilerini, yani, Mustafa Kemal'in deyimi ile yabanci sermayenin Türkiye'de jandarmalik görevini devam ettirmeyi amaçlayan Istanbul ticaret burjuvazisinin denetimindeki saray ve çevresi. Diger tarafta, emperyalist isgale karsi bir direnis hareketi planlayan, tam bagimsizligi ilke edinmis ilerici devrimci subaylar, yeniden paylasmada sira Türkiye'ye geldigi zaman direnis hareketini planlayan subaylar Anadolu'ya geçmeyi uygun gördüler. Emperyalizme karsi savas karari uygulamaya baslandi. Anadolu esrafini, tefeci bezirgani müttefik olarak yanlarina aldilar. Isgal altindaki bölgelerde baslayan çete savaslari kisa zamanda gelisti, düzenli ordu savasina dönüstü. Sonunda savas kazanildi. Anadolu ihtilali lideri Mustafa Kemal, Anadolu esrafina, tefeci-bezirgana, reformist burjuvaziye dayanan bir devlet kurdu. Ikinci emperyalist dünya savasi önceleri bozulan ekonomik durum Türkiye'yi dis yardim almaya iteledi. Savasin patlak vermesi sarsilan ekonomiyi bataga soktu. Ilk ikili kredi ve yardimlasma antlasmalari bu dönemde yapildi. Kurtulus Savasi'ndan bu yana giderek palazlanan finans kapital bataga giren ekonomimizin zorlamasi ile yeni bir sinifsal denge kurmak için harekete geçti. Tefeci bezirgan, kasaba kodamani ile bir olup reformist burjuvaziyi iktidardan atti. 1950'lerde olan bu tarihe '1950 halk hareketi' yutturmacasi olarak geçen sey iste bu karsi-devrim hareketidir. Menderes'in sahsinda billurlasan bu ittifak çarpici sloganlar atmaktan da geri kalmiyordu. Kitlelerin hayal gücü kolayca harekete geçirildi. Kagittan satolar kuruldu. Her mahalleye bir milyoner slogani esya piyangosu yerine geçti. Alçakça, adice yürütülen sömürü nerede ise yag-bal oldu. Finans kapital ile tefeci bezirgan, Anadolu ticaret burjuvazisinin bu balayi 4-5 yil sürdü. En basit bir ekonomi politikasi bile tesbit edilememisti. Ne tarim alaninda yatirim yapilmis, tohumluk, ziraat makinalari gibi üretim arttiran ekonomiye rahatlik getirecek tedbirler alinmis, ne sanayide iflas etmis tarim politikasi sonucu hizla artan issizler ordumuzu üretici hale getirecek güçlü yatirimlar yapilmis, ne de egitim sorunu üzerine kafa patlatilmisti. Ardi arkasina iktisadi-askeri, kültürel ikili antlasmalar yapiliyordu. Günün felsefesi; gelsin dis yardim, kabarsin borç hanesi. Öte yandan artan bir sömürü, dayanilmaz hale gelen hayat pahaliligi, paranin düsen degeri. 1958'ler geldigi zaman vaziyet dayanilir gibi degildi. Kitlelerin hosnutsuzlugu ayyuka çikmis, bu da ifadesini toplumun en dinamik kesimi olan gençlikte bulmustu. Bugün kutlatilmayan 28-29 Nisan hareketleri bu kokusmus yönetime, bu igrenç sömürüye bas kaldiran halkin somutlasmis tepkisidir. Her igrençlik kendi alternatifini de beraber getirir. 27 Mayis ihtilali bütün bu olanlara dur diyen bir radikal subay, reformist burjuva hareketidir.
Finans kapital bu seferde, Menderes'in temsil ettigi tefeci-bezirgan kasaba kodamanini itelemis, küçük burjuva radikallerine ve reformist burjuvaya omuz vermisti. simdi yeni bir sinifsal devre dogmus, enbasit demokratik müesseseleri bile islemez hale getiren, alçakça baski kanunlari tezgahlayan, gençlige kursun sikan yönetim alasagi olmustur.Finans-kapital gelismesine, gürbüzlesmesine engel olmayan, buna karsi sömürüyü daha modernlestiren hiçbir ilerici atilima mani olmaz. Nitekim 27 Mayis ihtilali hem kitlelerin demokratik isteklerine cevap veren ilerici bir hareket olmus hem de yarattigi yeni sinifsal denge ile finans-kapital'e kuvvet surubu siringa etmistir. iktidarda bir kez daha etkinlik kazanan küçük burjuvazinin radikal kalemleri beraberlerinde demokratik kuruluslari ve fikirleri de getirdi. Hazirlanan Anayasa reformcu, demokratik ve ilerici bir anayasa idi. Kitlelerin her türlü demokratik isteklerine karsilik vermesi ile getirdigi özgürlük ve tartisma-inceleme ortami bir çok gizliligi, bilinmeyeni ortaya çikartti. Tüm zenginliklerimize, yer-alti, yer-üstü kaynaklarimiza, bakirimiza, kromumuza, petrolümüze, halkimizin yarattigi bütün degerlere el koyan, haysiyetimizi ayaklar altina alan, yoksullugumuzun tek sebebi ABD emperyalizminin dost yüzü (!) açiga çikti.
Bas düsmani gördük, tanidik. Türkiye'nin politika arenasinda meydana gelen bu yeni kuvvet dengesi sonunda bir sol dogmaya basladi. BU da toplumun en uyanik, en dinamik kesiminde, gençlik içinde yansidi. Arastirici-ögrenici niteligimiz orta çag karanligindan siyrilmamiza yol açti. Okudugumuzu anliyor, igrenç sömürüyü, kol gezen issizligi, açligi, salgin hastaliklari, tüm gerçekleri görüyorduk. Biliyorduk ki, finans-kapital, tefeci-bezirgan ikilisi igrenç igrenç çikarlari ugruna memleketi emperyalizme peskes çekiyordu. ikili antlasmalari ile, Nato'su ile tüm zenginliklerimizi, yarattigimiz degerleri disari tasiyor, kendileri de bu sömürünün yüzdesini aliyorlardi. Yönetimin kafasi, sömürüyü devam ettirmenin yollarini bulmak için karsi çikani yok etmek için çalisiyordu. Küçük burjuva radikallerinin, reformist burjuvazinin etkinligi kisa sürdü. AP koalisyonlari yönetime tefeci-bezirganlarin, kasaba kodamanlarinin tekrar katildigini gösteren hareketler oldu. Bu yillarda yeni bir kuvvet dengesi görüyoruz. iktidar finans-kapital, reformist burjuvazi, tefeci-bezirgan, Anadolu kodamani arasinda paylasilmisti. Ne var ki; reformist burjuvazi etkinligini kaybetmeye baslamis bunun yerine tefeci-bezirgan gittikçe daha fazla etkinlik kazanmaya baslamistir. AP iktidari yönetiminde meydana gelen kitle hareketlerini, ögretmenler yürüyüsü, Imran Öktem'in cenazesi gibi olaylari açiklamak ancak yukaridaki sinifsal dengeyi kavramakla mümkündür.
Demirel iktidarinin son günlerine dogru 1968-1970 arasi isçi-Gençlik-Köylü demokratik hareketleri gelisti. Türkiye'de Sol'un gelismesi kitlelerin demokratik hareketlerinin baslamasi ve en tabii anayasal haklarini kullanarak hakim siniflara hesap sormasi çikar ve sömürü çevrelerini ürküttü. En ufak bir muhalefete bile tahammülü olmayan ABD emperyalizmi ve ortaklari AP yönetimini yetersiz bulmaya basladi. Alinan tedbirler soygun ve talanin sessizce yürütülmesini saglayamiyordu. Kitlelerin hosnutsuzlugu bu denli insafsizca, bu denli göstere-göstere sömürülmelerine karsi homurdanisi bir avuç finans-kapitalisti rahatsiz ediyordu. Sert tedbirler alinmali, geceleri uykularini kaçiran homurdanmalar susturulmali, pismis aslarina soguk su katilmamaliydi. Bunu temin ise ancak finans-kapitalin tek basina iktidari ile mümkün idi. 1970 isçi-Gençlik-Köylü hareketleri, Demirel iktidarini güç durumlara sokmus, bataga giren ekonomi, büyüyen dis ticaret açigi, yamali bohçaya dönen bütçe, devalüe edilen lira ile ardi arkasi kesilmeyen yeni yeni vergiler karsisinda yönetemez hale gelmisti.
Finans-kapital durumun düzelmesi için gördügü tek çareyi, ortaksiziktidari, uygulamakta gecikmedi. 12 Mart muhtirasi Cumhuriyettarihinde finans-kapitalin diktatoryasini okuyan bildiridir. 12 Mart'ta finans-kapital safra atmis, iktidardaki diger ortaklarindan, küçük burjuva radikallerinden, reformist burjuvaziden, tefeci-bezirgandan arinmis bir iktidari olusturmustur. Devlet mekanizmasi finans-kapitalin tartismasiz kontrolü altina girmis, bütünlesmistir. Fasist agini kurmaya karar vermistir. Bugünkü durum iktidarini ortaksiz yürüten, degil sol'u, radikalleri bile susturan, öyle k; bir gün evvel Anayasa degisikligini danistigi profesörleri bile ertesi günü hapise yollayan, devrimci avina çikmis bir avuç finans-kapital oligarsisi iktidarinin Anayasa degisikligi, baski kanunlari hazirladigi, igrenç sömürüsüne dur diyecek bütün güçleri saf disi biraktigi, parlamenter fasizmin hüküm sürdügü bir durumdur. Bugünkü yönetim oligarsinin asker kanadinin Erim hükümeti ve parlamento maskesi altinda sürdürdügü bir fasist yönetimdir. Oligarsinin Demirel kanadi yipranmis, yerine oligarsinin askeri kanadi geçmistir. Finans oligarsisi bütün hismiyla bagimsizlik savasçilarinin üzerine yürümüs askeriyle, polisiyle, adliyesiyle, bu gür sesi susturmaya çalismaktadir. Kurtulus Savasi'ndan 1971'e kadar Türkiye'de olanlar böylece özetlenebilir. iddianamede bahsi geçen, yazilan olaylara gelince, savcinin yaptigi gibi bizde meseleyi ta basindan almak, ilk gençlik olaylarina, hatta 27 Mayis ihtilaline inmek zorundayiz. Olaylari buradan almak Anayasa'yi ve Hür Demokratik ortami kimin hazir alti edip baltaladigini, kimin can pahasina koruyup yerlestirmeye çalistigini anlamak için sarttir.
Dönelim 27 Mayis 1960'a.Demistik ki, 27 Mayis ihtilali bunalan ekonomimize çözüm getiremeyen, gizleyemedigi sömürü ile, yarattigi açlik ve sefaletle halkin nefretini kazanan bir iktidara karsi küçük burjuva radikalizmi ve reformist burjuvazinin giristigi bir harekettir. 27 Mayis'ta radikal burjuvazinin etkisiyle demokrasi yolunda adimlar atilmis, temel hak ve hürriyetler teminat altina alinmis, pozitif hukukun saglam temeller üzerine oturmasi saglanmistir. Bunlarin yaninda devlet aygiti önemli demokratik kuruluslarla desteklenmis, Üniversitelerde belli fikir özgürlügü saglanmistir. 1960'in hemen sonralari küçük burjuva radikallerinin etkinlik sagladigi yillardir. BU yillar emperyalizmle hiçbir göbek bagi olmayan, gençligin ögrenme-arastirma, inceleme, kisaca orta çag karanligindan, fikirsizliginden kurtulma yillari olmustur. 1961 Anayasasi ile kazanilan mesafeleri söylece özetlemekte fayda vardir. Isçiye tamamen çalisma, sözlesme ve grev yapma hakki isçilerin demokratik hareketlerine dayanak olmus, isçiye dayanak gücü vermistir. Örgütlü sermayeye karsi mücadelenin ancak toplu hareketlerle mümkün oldugu görülmüs, grev ve sendikal örgüt kurma mücadelesi, Anayasa ile kazanilan 'düsünce ve kanaatlerini söz ve yazi ile serbestçe ifade etme' hakki ile daha da güçlenmistir. Çikacak fasizm kokulu kanunlarin Anayasaya aykiriligi ispatlanacak duruma getirilmis bagimsiz Anayasa Mahkemeleri kurulmustur. Çesitli meslek gruplarina örgütlenme ve direnme haklari taninmis, kitlelere hosnutsuzluklarini etkili bir biçimde belirtme, gerekirse direnise geçme hakki verilmistir. Bütün bu etkili ve ilerici kararlar yönetici kadrolari kontrol altinda tutma, üzerlerinde etkili olma ve denetleme olanagini dogurmustur. Alinan kararlarin ve uygulamalarin halkin çikariyla olan uygunlugu tartisilir olmustur. Bütün bu ileri adimlar, taninan hak ve özgürlükler genis bir tartisma ortami açmis, çikarlarimiza ters düsen kararlar her çevrede anlasilacak sekilde derinlemesine tartisilmaya baslanmistir. Kitleler Anayasanin sagladigi her hakki benimsemis, kendine mal etmistir. Gelisen fikir akimlari gittikçe daha çok konuyu incelemeye baslayan aydinlar, örgütlenen, gerekince direnis hakkini kullanan, tartisma açan meslek gruplari ve özellikle halkinin meselelerini kendi meseleleri kadar ön plana alan gençlik, finans-kapitali tedirgin etmis, huysuzlandirmisti.Reformist burjuvazinin bu iki üç yillik etkinligi finans-kapital tarafindan tefeci-bezirgan kasaba kodamani ile engellenmeye baslanmistir. ilk iki üç yilda halkimizin kaydettigi bu gelisme karsisinda finans-kapital ürkmüs 1960'ta itelenmesine göz yumdugu tefeci-bezirganin tekrar piyasaya çikmasina göz yumarak yeni bir sinifsal denge kurmus, demokratik kitle hareketlerinin ve gelisen bagimsizlik savasinin karsisinda örgütlü bir direnis tezgahlamaya baslamistir. Finans-kapital o devrede bu mücadeleyi, bu savasi tek basina gögüsleyecek, önleyecek güçte olmadigi için karsimiza tefeci-bezirgani çikartti. En ince ayrintilarina kadar planladigi karsi devrimci hareketi uygulamaya basladi. O devrede demokratik hareketler, meslek gruplarinin ilerici örgütlenmeleri ve gençlik eylemleri yaninda gördügümüz Kur'an kurslarinin, imam Hatip Okullari furyasinin, Mücadele Birlikleri'nin, komando kurslarinin, tasra esrafinin örgütledigi Komünizmle Mücadele Dernekleri'nin mantar gibi fiskirmasinin sebebi budur. Zaten örgütlü olan tefeci-bezirgan takviye ve tesvik ediliyor, üstümüze saliniyordu. Bu arada finans-kapital güç topluyor, hem tefeci-bezirgana, hem reformist burjuvaziye ve hem de gelismekte olan 'sol'a vuracagi günü kolluyordu.
Anayasa karsisinda kitlelerin aldigi bu kesin olumlu tavir ve Anayasanin kitlelerce benimsenmesi gençligi de kapsar. Uzunca bir dönem çesitli dünya görüslerine ve özgürlüge aç kalmis gençlik Anayasal haklarini kullanan ilk güç oldu. Hakim siniflarin iç ve dis politikalarini, gerek simdi ve gerekse daha önce alinmis ekonomik ve politik kararlarini, bunlarin uygulanmalarini tepki ile karsilamaya basladi. Gücü yettigince çikarlarimiza ters düsenleri degistirmeye çalisti. Gerektiginde direnis hakkini kullandi. Miting yapti. Yürüyüs tertipledi. Bütün ilerici, demokratik kitle hareketlerine katildi, destekledi. Dövüstü, dayak yedi, hapislere atildi. Iskencelerin en çag disi olanlari üzerlerinde uygulandi. Bütün bunlar gençligin mücadele azmini kuvvetlendirmekten baska bir ise yaramadi. Sömürünün üzerine üzerine gitti. Yerli petrol kampanyasi açti. igdis igdis ettigi ikili antlasmalarimizi sergiledi. Madenine sahip çikti. Omuz verdi topraksiz köylüye. Gözcü oldu grevci isçiye. 1965'ten sonra gençlik eylemleri hiz kazandi. Artik her demokratik hareket, her hakli direnis, her sömürüye baskaldiri yaninda bagimsizlik ve demokrasi savasi veren gençligi buluyordu. BU savasta hedef Anayasada yazili her cümlenin kitlelere mal edilmesi, kullanilmasi idi. Gelisen gençlik olaylari, bagimsizlik mücadelemiz fasizan kuvvetler tarafindan susturulmaya çalisildi. Bagimsizlik savasçilarinin yavas yavas her fakültede cemiyet seçimlerini kazanmaya baslamalari mayanin tuttugunu gösteriyordu. Gençligin bir iki senede aldigi mesafe ve ortaya koydugu eylemler kitlelerce hemen benimseniyor, 'Hak verilmez alinir' ilkesi geçerlilik kazaniyordu. Nitekim toplumun motoru olan gençligin eylemleri sonucu ilk isçi-Köylü mitingleri, yürüyüsleri basliyordu. Demokrasi ve bagimsizlik yolundaki mücadele gittikçe hiz kazaniyordu.Çig gibi büyüyen bagimsizlik hareketimiz karsisinda hakim siniflar telaslanmaya basladilar. Her hareketimiz kitlelerce benimseniyor, onlara mücadelelerinde rehber oluyordu. Buna karsi Demirel hükümetinin tavri açikti. Anayasa degisecek, daha agir cezalar yürürlüge konacak ve bu hareketler durdurulacakti.Fakat ekonomik bozgun ve gelisen kitle hareketleri karsisinda Demirel iktidari gücünü yitirmeye basladi. Bu güçsüzlük onu zorbaliga iteledi. Artik hakim siniflar kiralik silahli güçler beslemege basladi. Her miting, her yürüyüs,bagimsizliga yönelik her hareket kursunla karsilaniyor, gençler sehit ediliyordu. isçi ve köylü demokratik hareketleri de bu tedhis kampanyasindan nasibini aliyor, bagimsizlik için savasan liderleri kursunlaniyordu. Yürütülen bu tedhis kampanyasi karsisinda devrimcilerbir süre mesru müdafaa durumunda kaldilar. Bagimsizlik savaslarini ve mevcudiyetlerini korumak için silahlandilar. simdi meydanda bir tarafta emperyalizmin ve yerli finans kapitalin jandarmaligini yapan, görevini yerine getirmek için silahli ekipler kuran AP yönetimi, diger tarafta emperyalizmi, finans oligarsisini ve jandarmalarini kovalamak ve varligini korumak için silahlanan devrimciler vardi. Hakim siniflarin örgütlü gücü karsisinda devrimci cephede acilen örgütlenmek geregini duydu. Ve örgütlendi. Artik kozlar açik oynaniyordu.
Devrimcilerin legal çalisma imkanlari çok sinirlanmisti. Azginlasan emperyalizmin bizi ezip geçmesine müsaade etmeden toparlanmamiz, bagimsizlik savasimizi degisen sartla uygun biçimlerde yürütmemiz gerekiyordu. Devrimciler emperyalizme karsi bagimsizliklari için silaha sarilma hakkini kullandilar. THKC ve onun savasçilari emperyalizme karsi bagimsizlik için silaha sarilma hakkini kullandilar. Savasçilarinin son teki de ölene kadar bu hakki kullanmaya devam edeceklerdir. iddianamede geçen ve Cephemizin yaptigi söylenen eylemler bagimsizlik için silaha sarilma hakkimizi kullanmamizdan baska bir sey degildir.
THKC, Türkiye halkinin bagimsizlik özlemini dile getirmis, kurtulusun ilk kivilcimini yakmistir. THKC, Türkiye halkinin kurtulusu yolunda bundan böyle de savasini sürdürecek ve zaferi kazanacaktir. Yasasin bagimsiz ve demokratik Türkiye için savasanlar."
*
(Turhan Feyizoglu, Ölümünün 23. Yilinda THKP-C Önderlerinden Ulas Bardakçi'yi Saygiyla Aniyoruz,Devrimci Gençlik, Mart 1995, sayi: 2)

Yazar Turhan Feyizoglu