Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle


Halet Çambel yaşamını yitirdi


Açıklama: Dünya çapında tanınmış Türk arkeolog Halet Çambel yaşamını yitirdi
Kategori: Haber
Eklenme Tarihi: 12 Ocak 2014
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 01:04
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=16655


Halet Çambel yasamini yitirdi

Arkeolojinin yas günü... Dünya çapinda taninmis Türk arkeolog Halet Çambel yasamini yitirdi...

Türk arkeolojisinin duayen ismi Prof. Dr. Halet Çambel, 97 yasinda hayatini kaybetti. Arkeolojidünyasinin en önemli isimlerinden IÜ emekli ögretim üyesi Prof. Dr. Halet Çambel, 1936 BerlinOlimpiyatlari’nda Türkiye’yi temsil eden ilk Türk kadin sporculardan biridir. Çambel, Türkiye'ninbirçok bölgesinde arkeolojik kazi çalismasi yürüttü. Karatepe-Aslantas bölgesinde de çalismalar yürüten Çambel, neredeyse bütün ömrünü bu bölge için adamistir. Bilim dünyasi Karatepe-Aslantas’i Hitit hiyerogliflerinin çözüldügü yer olarak taniyor.

Halet Çambel kimdir?

Almanya'da askeri ataselik görevi yapan ve Atatürk'ün yakin arkadaslarindan Hasan Cemil Bey (Hasan Cemil Çambel) ile dönemin Berlin Büyükelçisi 'nin kizi Remziye Hanim'in üçüncü çoçugu olarak 27 Agustos 1916'dadünyaya geldi. I. Dünya Savasi sonrasinda anne babasi ile bir süre Isviçre ve Avusturya'da yasadiktan sonra 8 yasinda dilini çat pat konustugu Türkiye'ye geldi.

Ortaokul ve liseyi Arnavutköy Kiz Koleji'nde, simdiki adiyla Robert Kolej'de okudu. Sanat tarihiögretmeninin etkili anlatimi ve Istanbul'un tarihi mekanlarina düzenledigi geziler lise yillarinda onu derinden etkiledi. Bu arada eskrim sporunda ustalasti ve ardindan Paris Sorbonne Üniversitesi'nde arkeoloji okudu. Eskrim dalinda 1936 Yaz Olimpiyatlarinda Türkiye'yi temsil ettive Suat Fetgeri Aseni ile birlikte olimpiyatlara katilan ilk Türk kadin sporcu oldu.[1] 1940'daIstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde asistan olan Çambel, doktorasini da ayni üniversitede yapti. Ardindan iki yil Almanya'da Saarbrücken Üniversitesi'nde konuk ögretim üyesi olarak çalisti. Türkiye'ye döndükten sonra o dönemde Tan Gazetesinde çalisan birgazeteci-yazar olan Nail Çakirhan (mimar kimligini sonradan edinmistir) ile tanisti ve bir süre sonra evlendiler.

1950'lerin basinda o dönemde Adana (il)'inin bir ilçesi olan, günümüzde Osmaniye (il)'ine bagliKadirli yakinlarindaki Karatepe Hitit siti ile karsilasmasi kariyerini belirleyici gelisme oldu.

2005 yilinda * Hollanda devletinin kültür ve kalkinmaya hizmet edenlere verdigi Prens Claus ödülünün sahibi oldu. 50 yildan fazla bir zamanini prehistorya ve arkeolojiye adamistir.

Arkeoloji dünyasinin en önemli isimlerinden IÜ emekli ögretim üyesi Prof. Dr. Halet Çambel, Suat Aseni Fetgeri ile birlikte 1936 Berlin Olimpiyatlari’nda Türkiye’yi temsil ederek, Olimpiyatlara katilan ilk Türk kadin sporcular olmustu.

Olimpiyatlara Katilan Ilk Türk Kadin Sporculardan: Prof. Dr. Halet Çambel

(Yazan: Yrd. Doç. Dr. Özgü Yolcu, “Arkeolojiyi Toplumla Bulusturdu”, Istanbul Üniversitesi Bilim Kültür ve Sanat Dergisi, Sayi: 2, Istanbul Üniversitesi Rektörlügü Basin ve Halkla Iliskiler Müdürlügü, Yil: 2010, s: 36-49)

Arkeolojik eserler, onun elinde, sadece müzelerde sergilenen objeler olmaktan çikti. Gün isigina çikarildiklari yerde restore edilen, korunan, sergilenen ve tüm bunlar yapilirken çevresindeki toplumu bulundugu noktadan daha yüksege tasiyan bir araç hâline geldi.

Prof. Dr. Halet Çambel, tüm öm­rünü bilim ve topluma hizmet dü­süncesiyle geçirmis, her dakikasini çalismaya ve üretmeye adamis, ar­keolojiye gönül vermis, sayisiz genç ye­tistirerek hocalarin hocasi olmus bir isim. Prof. Dr. Çambel’in Türkiye’nin birçok bölgesinde yürüttügü kazi çalismalarindan birisi de Karatepe-Aslantas. Bilim dünyasi Karatepe-Aslantas’i Hitit hiyerogliflerinin çözüldügü yer olarak taniyor. Karatepe’ye ilk kez Istanbul Üniversitesi’nde asistan olarak görev yaptigi günlerde gelen Prof. Dr. Halet Çambel, neredeyse bütün öm­rünü bölgeye adamis. Prof. Dr. Çambel, Karatepe-Aslantas’in kaderini degistiren arkeolojik kazilarda bilim insani olarak ver­digi üstün çabalar yani sira toplumun egi­tim seviyesinin yükseltilmesi ve gençlerin meslek sahibi olabilmesi için yürüttügü çalismalarla da yöre halkinin gönlünü ka­zanmis durumda. Restorasyon çalismalari­ni sürdürerek Karatepe’yi önce Milli Park, sonra da Türkiye’nin ilk Açik Hava Müzesi hâline getiren Prof. Dr. Çambel’in simdiki amaci ise kazi evini de müze yapmak.

Osmaniye’nin Kadirli Ilçesi’ne bagli Karatepe-Aslantas’ta yer alan kazi evinde görüstügümüz Prof. Dr. Çambel, bilimsel çalismalari ve simdiye kadar yürüttügü egi­tim faaliyetlerinin yani sira eskrim dalinda katildigi 1936 Berlin Olimpiyatlari ile ilgili sorularimiza da yanit verdi.

Arkeolog olmayi neden istemistiniz?

Arnavutköy Kiz Koleji’nde okurken önce fizige merak sardim fakat yeni gelen fizik ho­casi zayifti. Sonra bir sanat tarihi hocasi geldi. O her hafta ögrencileri Istanbul’daki tarihi yerlere götürüp gezdirirdi. O hocanin etki­siyle bu alana merak duydum. Sonuçta 1935 yilinda Fransa’daki Sorbonne Üniversitesi’ne Arkeoloji okumak için gittim.

Türkiye’nin olimpiyatlara katilan ilk iki kadin sporcusundan biri olarak 1936 Ber­lin Olimpiyatlari’na da katilmistiniz. Bize o günleri anlatir misiniz?

Arnavutköy Kiz Koleji’nde ögrencilerin katilabilecegi folklor, tiyatro gibi etkinlikler vardi. Bunlardan bir tanesi de eskrimdi. Ben de eskrim egitimlerine katilmistim. Hocamiz beni Besiktas Eskrim Kulübü’ne aldi, orada yetistirdi. Fransa’ya gittikten sonra, bir ta­tilde Istanbul’a gelme hazirliklari yapiyor­dum. Dediler ki “Gelme, Budapeste’ye git, olimpiyatlara gidiyoruz.” Budapeste’ye git­tim. Burada bir hazirlik döneminin sonunda Berlin’e gidip olimpiyatlarda müsabakalara çiktik. Türkiye’den gelen iki kadin sporcu vardi. Birisi ben, digeri Güres Federasyonu Baskani Ahmet Fetgeri’nin kizi Suat Aseni Fetgeri idi. Sonradan duyduk ki Olimpiyat­lara kizlarin da katilmasini Atatürk istemis.

Siz hiç Atatürk’ü gördünüz mü?

Evet. Ortaokul, lise yillariydi… Biz Arnavutköy’de oturuyorduk. Burasi Rum balikçi köyüdür. Orada akinti burnu vardir. Atatürk’ün bir motoru vardi. Bazen gelir akinti burnunu geçerdi. Biz onun geldigi­ni duyunca, “Ya ya ya, sa sa sa, Gazi Pasa çok yasa..” diye tezahüratta bulunurduk. Lise yillarinda, bir defasinda babamla bir­likte Atatürk ile ayni sofrada bulunmustum. Bambaska güzellikte bir insandi. Son derece yakisikli, keskin gözlü… Hareket­leri bir kaplan gibi yumusakti. Atatürk’ün Türkiye’de arkeolojinin gelismesine de çok büyük katkilari oldu. Ahlatlibel kazilarina gitti. Tarihe çok merakliydi.

Tüm dünyada arkeolojik eserlerin yerle­rinden sökülüp müzelere götürülmesi ve yapay bir ortamda sergilenmesi düsüncesi hâkimken, Karatepe’de Türkiye’nin ilk açik hava müzesini kurmak nereden akli­niza geldi?

Tabii bu zaman içerisinde olusan bir olay. Buraya geldigimiz vakit burasi orman içi bir dag basiydi. Yolu yoktu, bir patika vardi. Ilk gelisimizde gördügümüz: devrilip yere yatmis üzeri yazili bir heykel, arkaya dev­rilmis bir boga kaidesi ve etrafta üzerinde yazilarin bulundugu kirik parçalardi. Hi­tit hiyerogliflerinin ve Fenike yazisinin bir arada bulunmasi bir ilkti. Eger yazilar ayni döneme aitse bu çift dilli bir metin olabilirdi ve eger bu dogruysa Fenike yazisi bilindigi için Hitit hiyerogliflerinin de nihai çözümü mümkün olabilirdi. Prof. Dr. Bos­sert ve Doç. Dr. U. Bahadir Alkim baskanliginda kazilara basladik. Sonra eserler çikti ortaya. Sonuçta Prof. Dr. Bossert ile mesai arkadasi Franz Xavi­er Steinherr’in, yazitlarin gerçekten çift dilli bir metin olduklarini kanitlamasi tüm dünyada büyük yanki uyandirdi. Bu duru­mu, Sampolyon’un Rosetta tasini okuyarak Misir hiyerogliflerinin anlamini çözmesine benzetenler oldu ki gerçekten de Anadolu çapinda benzer bir olaydir. 1951 yilinda Prof. Dr. Bossert dedi ki “Çalismalarimi­zi tamamladik, buradan gidiyoruz.” Ancak burayi biz açmisiz, sorumlulugumuz var, koruma altina almamiz lazim… Dedim ki “Ben yokum!” Böylece kirilip sayisiz parça­ya ayrilmis olan eserlerin birlestirilmesine basladik. Tüm parçalarin fotografini çektik. Ancak o dönemde müzelerde restorasyon kavrami yoktu. Italya’ya gittigimde Italyan Restorasyon Enstitüsü Müdürü ile iletisime geçtim. O önce parçalari buraya gönderin dedi fakat sonra ikna oldu ve bir restoratör gönderdi. Ancak binlerce parça var ve ne aradiginizi tam olarak bilmiyorsunuz. Tüm parçalari hafizaya almak gerekiyor. Hatta bazen uykudan uyanarak parçalari birlestir­digim olurdu. Sonuçta uzun yillar boyunca kirik parçalari birlestire birlestire, bu açik hava müzesini meydana getirdik.

Burayi açik hava müzesi hâline getirirken bir yandan da çocuklar için yaz okullari organize ettiniz. Delikanlilar için maran­gozluk ve demircilik, kadinlar için kilim dokumaciligi gibi mesleki egitim prog­ramlari düzenleyerek yöre insanina destek oldunuz. Bölgede okullarin yapilabilmesi için bütün gücünüzle çalistiniz. Bu çalis­malarinizdan da bahseder misiniz?

Tarihi eserlere sahip çikilmasi egitimle mümkün. Komsulara “Çocuklar sizden, def­ter kalem bizden. Çocuklari gönderin, saat besten sonra okutalim.” dedik. Çocuklar sa­bah beste geldiler. Irmaga gitmemeleri için asçimizi baslarina koyduk. Mutfagin yanina siralar kurduk, isten sonra derse giriliyor­du. Burada ayrica geleneksel olarak kilim dokumaciligi yapiliyordu ancak dogal degil kimyasal boya kullaniliyordu. Bunlar da aki­yordu. Biz dedik ki dogal boya kullanirsaniz daha iyi olur. Ilk dokunan kilimi biraz yüksek fiyatla biz satin aldik. Bu sefer herkes heves­lendi ve dogal boyalari kullanmaya basladi. Hatta bir genç kiz, bu dalda Türkiye birin­ciligi kazandi. Daha sonra Mehmet Can diye bir kaymakam geldi ve hep birlikte bir okul seferberligine basladik. Buraya ilk geldigimiz yillarda köyde doktor yoktu. Burada bir ilk yardim istasyonu kurduk. Bir arkadas Eczaci­lar Birligi’nin Genel Sekreteriydi. Evvela ilaç gönderdi. Burada her türlü yara-bereye, ya­niga, basit hastaliklara elimizden geldigince yardimci olduk. Her gün 5- 6 hasta gelirdi.

Bu günlerde ne üzerinde çalisiyorsunuz?

Su an kazilari sonlandirdik. Bu kazi evi Turgut Cansever’in projesi. Simdi bura­yi Kültür Bakanligi ile birlikte bir kazi evi müzesi sekline getirmek için çalisiyoruz. Bir yandan da yayin çalismalarini sürdürüyorum.

She has brought archeology and society together

Thanks to her, archeological artifacts are no longer just objects exhibited in museums. They are now restored, preserved and exhibited where they are recovered, and they have become means to elevate the society surrounding them.

OLIMPIYATLARA KATILAN ILK TÜRK KADINI

Halet Çambel, Babasi Hasan Cemil Bey Berlin Büyükelçiligi’nde Askeri Atase iken Irak cephesinde firka kumandanligi yaptigi 1916 yilinda Berlin’de dogdu. 1935-39 arasinda Fransa’daki Sorbonne Üniversitesi’de Arkeoloji Bölümü’nde egitim aldi. Halet Çambel, Suat Aseni Fetgeri ile birlikte 1936 Berlin Olimpiyatlari’nda eskrim dalinda Türkiye’yi temsil etti. Istanbul Üniversitesi’nde 1940 yilinda asistan, 1944 yilinda doktor, 1960 yilinda profesör oldu. Prehistorya Kürsüsü’nün kurucusu olan Prof. Dr. Çambel, 1984 yilinda emekliye ayrildi. Prof.Dr.Çambel, halen Karatepe-Aslantas Kazilarinin Baskani olarak görevine devam etmektedir.

KARATEPE’NIN KESFEDILDIGIGÜN

1945 sonbaharinda, basinda Prof. Dr. Helmuth Theodor Bossert’in bulundugu Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Önasya Kültürleri Arastirma Enstitüsü’nden bir ekip, Hititler üzerine arastirma yaparken Kadirli yakinlarinda bulunan daglik-ormanlik bir alanda Hitit’lerden kalmis olabilecek bir arslan heykelinin bulundugu haberini alir. Ancak yol kosullari ve mevsim sartlari elverisli olmadigi için 1946 yilinin Subat ayinda yola çikilabilir. Yolculugun, Kadirli Ilçesi’nden Karatepe’ye kadar olan bölümü at sirtinda gerçeklestirilir. Prof. Dr. Bossert ve Asistani Dr. Halet Çambel, Adana Müzesi Müdürü Naci Kum ile birlikte Karatepe’ye çiktiklarinda daginik halde yazi, kabartma, heykel ve kale duvari kalintilari ile karsilasirlar. Yaptiklari çalismalarla buranin son Hitit dönemine (MÖ 700) ait bir sinir kalesi oldugunu ortaya koyarlar. Bu çalismalar sonucu Karatepe-Aslantas Kalesi bilim dünyasina kazandirilir.

“BENDEN SELAM OLSUN HALET BACI’YA”

Kazi çalismalarinda görev alan isçiler, bölgedeki köylerde yasayan kisilerden olusuyordu. Kazi yerinde kurulan çadirlarda konaklayan isçiler, aksamlari kamp atesinin karsisinda neseli sarkilar ve yanik halk türküleri ile kendi yazdiklari destan ve türküleri okuyordu. Yöre halkinin kazilari ne kadar önemsedigini de gösteren metinlerde, Prof. Dr. Halet Çambel’in adi “Halet Baci” olarak geçiyor. (Kaynak: “Karatepe Kazilari Birinci Ön Rapor” (1950) Prof. Dr. Bossert)

Arslantas Destani

Her yerden insan gelecek,
Herkes burada eglenecek,
Artik ismi söylenecek,
Her zamanda Arslantas’in.
Halet Abla isim yazar,
Hürmüz gelir gezer,
Amele yeniden kazar,
Kepmis* iken Arslantas.

Yazan: Kemal Coskun

Arslantas Türküsü
Arslantas’in etirafi duvar,
Halet Baci hoturafi** sayar,
Yazisina dünya alem doyar,
Okunacak Arslantas’in yazisi.
Benden selam olsun Halet baci’ya,
Yaz gelince erden baslanmalidir,
Kürek sakirtisindan, kazma sesinden,
Daglar seda verip seslenmelidir.
Yazan: Mehmet Kisti

TÜRKIYE’NIN ILK AÇIK HAVA MÜZESI

Karatepe – Aslantas

1946 yilinda Istanbul Üniversitesi ögre­tim üyeleri tarafindan dünya bilim litera­türüne kazandirilan ve arkeoloji dünyasinin Hitit hiyerogliflerinin çözüldügü yer olarak tanidigi Karatepe-Aslantas Kalesi, Son Hitit dönemine (MÖ 700) ait sinir kalesidir.

Kalenin biri kuzeydoguda digeri güney­doguda yer alan iki anitsal kapisi vardir. Kapi binalarinin iç yüzü heykeller, kabartmalar, yazit ve kaidelerle kaplidir. Tasvirlerde in­san ve hayvan figürleri, ilahi veya mitolojik varliklar, ayinlerle ilgili olduklari düsünülen sahneler ve gündelik hayat betimlenmistir. Her iki kapi binasinda Asativatas’in ayni an­lamdaki metni karsilikli olarak hem Fenike hem de Luvi dilinde yazilmistir.

Hititlerin baskenti Hattusas MÖ 1200’lerde tahribata ugradiktan sonra, bir dizi kent devleti ortaya çikti. Bunlar daha sonra Asurlularin degisik seferleri sirasinda zapt edilip yagmalandilar. Ancak 1946’da bulunan Asativatas hükümranligindaki tarihi Asativataya, bunlarin en sonuncusu idi. Bu dönemde Asativatas, Adanava (Hiyeroglif Luvice) ovasi halkinin hükümdari idi. Halki­ni bolluk, huzur, baris içinde yasatmakla ve bütün krallarla baris kurmakla övünmektir.

Nail Çakirhan’in Ilk Insaati

Toprak üstüne çikan eserlerin, dogal etkilerle yipranmaya baslamasi nedeniyle üzerlerinin kapatilmasi gerektigine karar verilir. Ancak Karatepe’de yol ve su olma­masi insaat yapmayi neredeyse imkansiz hale getirmektedir. Projeyi kimse yapmak istemeyince isi Prof. Dr. Halet Çambel’in esi olan Sair ve Gazeteci Nail Çakirhan üst­lenmek zorunda kalir. Ancak Nail Çakir­han, o güne kadar hiç insaat yapmamistir. Sonuçta Çakirhan, tasima suyu getirterek Türkiye’nin ilk “genis saçakli çiplak beton uygulamasi” olan insaatini tamamlar. Bu insaat, sonraki yillarda Aga Han ödüllünü alan Nail Çakirhan’in ilk insaat çalismasi olma özelligini de tasiyor.

ÖGRENCISININ GÖZÜYLE Prof.Dr.Halet Çambel

Prehistorya Bölümü’nün Eski Baskani Prof.Dr.Mehmet Özdogan,hocasi Prof.Dr.Çambel’i anlatti.

Bugün Türk arkeolojisinin dünyada saygin bir yere ulasmis olmasinda Halet Hoca’nin çok büyük katkisi vardir. Halet Çambel, Anadolu’nun toprak altindaki kül­tür varliklarini ortaya çikarmak için Hashö­yük (Kirsehir); Afyon – Eskisehir Bölgesi; Karatepe ile çevresinde yer alan Domuztepe ve Kumkale (Adana); Çayönü, Girikihaciyan (Diyarbakir); Biris Mezarligi, Sögüt Tarlasi (Urfa); Fikirtepe (Istanbul) gibi birçok yerde kazi çalismalari yapmis ya da bu çalismalari yönlendirmistir. Ancak bunlar buz daginin sadece görünen kismidir. Bunlarin disin­da Halet Hanim’in, Türkiye’deki akademik yasama, Türkiye’nin düsünce sistemine ve bunlarin yani sira, nitelikli ve çagi anlayan insan yetistirme konusunda Türkiye’ye çok büyük katkilari olmustur.

1960’larda ülkemizde oldugu kadar, dünyada da “kültür varliklarinin korunma­si” ile “çagdas yasamin gereklerinin yeri­ne getirilmesi”nin, birbirlerinin uzlasmaz karsitlari oldugu görüsü hakimdi. Kültür varliklarinin varligini sürdürmesi açisindan önemli bir sorun olusturan bayindirlik pro­jelerinin dogru bir planlamayla gerçekles­tirilmesi hâlinde bunlarin birbirini tamam­layip zenginlestirebilecegi fikri, dünyada yeni yeni olusmakta iken, Çambel Hoca bir öncü olarak bunun ilk basarili uygulamala­rini ülkemizde daha 1964 yilinda baslatti­gi Çukurova Bölge Planlama çalismasi ile gerçeklestirmistir.

Çukurova için gelistirdigi planli çalisma modelinin, tüm baraj bölgelerinde uygulan­masi gerektigini savunmus ve bu dogrultuda 1967 yilinda Firat üzerinde yapilacak Keban Baraji vesilesiyle harekete geçmistir. Bu tür bir anlayisin altyapisi bulunmadigi için, dö­nemin ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Kemal Kurdas’i ikna ederek, farkli kurumlarin bir araya gelmesiyle konsilyum seklinde çalisan Keban Projesi’nin kurulmasini saglamistir.

Bu sayede 1968–1975 yillari arasinda ya­pilan çalismalarla Keban Baraji kültür var­liklarina en az zarar verecek biçimde yapi­labilmis ve bunun ötesinde o yillara kadar hemen hemen hiç arastirilmamis olan Firat Havzasi’ndan yogun bir bilgi akisi elde edil­mistir. Halet Çambel’in bu çabasiyla Keban Baraj Alani’nda 23 kazi ve 4 alan belgelemesi yapilmis, 3 anit baraj bölgesi disina tasinmis, daha da önemlisi tüm çalismalar düzenli ola­rak yayina dönüstürülmüstür. Bu çalisma, büyük bir yatirimi kültür varliklarina ragmen degil, kültür varliklarini da kazanarak yap­manin dünyadaki kurumsallasmis ilk örnegi­ni de olusturmaktadir. Keban Baraji Projesi, dünyada hâlen bu tip çalismalar arasindaki ilk ve en basarili uygulama olarak gösterilir.

Karatepe’nin bulundugu 1950’li yillarda, kültür var­liklarinin yerinde korunmasi ve toplumla bütünlestirilme­si, henüz gündeme gelmemis olan konulardi; arkeologlar ka­ziyi yapar, bilgiyi üretir, mü­zelere tasinabilen eserler tasinir, gerisi do­gada kendi kaderine birakilirdi. Halet Ha­nim Karatepe’yi devraldiktan sonra oradaki eserlerin kendi yerlerinde, bir açik hava mü­zesi içinde korunmasi gerektigine inandi. O dönemde bu uygulama dünyada bile çok enderdi. Halet Çambel’in yapmis oldugu ilk dogru saptama, o bölgede yasayanlar tara­findan benimsenmedigi takdirde dag basin­daki bir ören yerinin korunamayacagiydi. Bu nedenle Halet Hanim 1950 yilindan 60’li yillara kadar Karatepe civarindaki köy­lerde yasayanlari egitmek, onlari ekonomik bakimdan zenginlestirmek ve ören yerinden onlarin da mutlu olmasini saglayacak bir sistemi gelistirmek için çalisti. Toplumla birlikte kültür varliklarinin korunmasi fikri­ni yillar önce bizzat uygulamaya geçirdi ve Türkiye’nin ilk açik hava müzesini kurdu.

Arkeolojinin baska bilim dallariyla be­raber çalismasi gerektigini, Türkiye’de ilk söyleyen Halet Hanim’dir. 1963 yilinda Türkiye’de ilk defa Çayönü’nde zoolog­lar, botanikçiler, cografyacilar, kimyacilar, fizikçiler ve jeologlarin yer aldigi bir kazi ekibi kurdu. Türkiye’de ilk defa geçmise çok yönlü bakmak gerektigi fikrini getirdi. Arke­olojinin diger bilim dallariyla ortak çalisma­si anlamina gelen “Arkeometri”nin ilk kez TÜBITAK bünyesinde kurulmasina ve daha sonra bölüm olarak ODTÜ’ye aktarilmasina önayak oldu.

Türkiye’nin akademik yasamina yaptigi en önemli katkilardan biri Istanbul Üni­versitesi bünyesinde gelistirdigi Prehistor­ya Kürsüsü’dür. Halet Hanim Prehistorya Kürsüsü’nü, arkeolojiyi bir zaman laboratu­vari gibi gören, kuramla uygulamanin bü­tünlestigi, bilginin ülkenin ve tüm insanligin düsünsel-sosyal zenginligine kazandirilacak sekle dönüsmesine katkida bulunmasi esasina dayanan bir kurum olarak kurmus ve bizlere birakmistir. Halet Hanim tuttugunu koparan birisidir. Engelleri asmanin daima bir yolunu bulur. Onun için isin yapilmasi önemlidir. Isini Türkiye’ye ve insanliga kar­si bir sorumluluk olarak görür ve mutlaka ne olursa olsun yapilmasi gerektigine inanir. Bir isin olmasi için ne yapmak lazim? Bunu belir­ler, çalismanin altyapisini en ince ayrintisina kadar hazirlar, çalisir ve isi mutlaka tamamlar.


haberler

Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle