Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama: Üç kağıt ekonomisi nedir?
Kategori: Röportaj-Söyleşi
Eklenme Tarihi: 08 Ocak 2014
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 00:38
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=16596
Sayin Altug, sizin dilinizden kendinizi bize tanitir misiniz?
Bana hayatimin en zor sorusunu sordunuz. Ben daha beni bilemedim. Insanoglu en fazla ana rahminde rahat eder. Bu sorunuzla beni 1946 yilinda dogdugum Yozgat'in Asagi Nohutlu mahallesine götürdünüz. Ilkokul 4.sinifa kadar Yozgat'da Sakarya Ilkokulunda okudum. Yozgat'ta evimiz hükümet konaginin yanindaydi. Rahmetli dedem kurtulus savasina katilmis. Ölümle burun buruna gelmis. Babam evin bir oglu oldugundan yanindan ayirmak istemiyor. Tarla, tahil, bag ve bahçe bol. Ancak Babamin saglik sorunu ve ticaret gayesiyle Istanbul'a tasindik. Ilkokulu Istanbul Cankurtaran Ilkokulunda, Ortaokulu Istanbul Erkek Lisesi'nde tamamladim. Daha sonra Beyoglu Ticaret Lisesine kaydoldum. Ticaret Lisesinde hem okudum hem de çalistim. Fabrikada çalisirken, üretmeyi ve paylasmayi ögrendim. Okullari hep birincilikle bitirdim.
ORTA ANADOLU BETONDUR
Yozgat tarihe isyan hareketleriyle geçmis bir ilimiz. Siz de çikislarinizla bu isyancilardan biri misiniz?
Orta Anadolu betondur. Anadolu insani sabirlidir. Sabirli oldugu için yük devamli buraya biner. Ancak sabri tastigi anda her tarafi yakar ve yikar. Büyük isyanlar Yozgat'tan çikmis. Sizin söylediginiz manada bir isyanci degilim. Benimkisi baska bir isyan...
Size çagdas isyanci diyebilir miyiz?
Evet. Öyle diyebiliriz. Aslinda ben çaresizlerin çaresi ve isyaniyim. Bütün okullari birincilikle bitirdim. Girdigim sinavlardan da birincilikle çiktim. Benim hayatimin hiç bir noktasinda koltuk degnegi yoktur. Kimseden destek almadim. Uzun yillar lisansli olarak top kosturdum. Futbolda ki deneyim bana ekip çalismasini ögretti. Nasil gol atilacagini ögretti. Kayak yaparim ve yapmayi da severim. Kayak sporu yoluyla da, dag, tas, dere tepe kimseden yardim almadan gitmeyi ögrendim.
Türkiye'de yapilan isçi ile isveren arasindaki ilk toplu sözlesmede benim imzam var. Ticaret Lisesi'ni yeni bitirmistim. Ancak diplomami henüz almamistim. Fabrikada çalisiyorum. Fabrika müdüründe patronu vekalet eden belge yokken ben de vardi. Bu bir güven meselesi. Türkiye Tekstil Sendikasina bagli 175 isçi ile isvereni temsil eden ben Istanbul Ticaret Odasi'nda Türkiye'nin ilk toplu sözlesmesine imza attim.
Fabrikada çalisip üretirken, üniversitede okumayi düsünmüyordum. Üniversitede okumayi aptallik olarak görüyordum. Üretiyor, mal satiyor ve kazaniyordum. Çünkü param vardi, arabam vardi, neden üniversitede okuyacagim diye düsünüyordum. Daha sonra yüksek okul okunmasi gerektigine inandim ve Istanbul Iktisat Fakültesine birincilikle girdim ve birincilikle mezun oldum.
Mesleki bilgilerinizi nasil gelistirdiniz?
Benim hayatim danismanlikla doludur. Türkiye'de irili ufakli birçok holdingin kurulusunda bedeli mukabilinde görev yaptim. Bizim meslekte görerek, yaparak ögrenme esastir. Meslekte yöneticilik yaparken, teorinin pratikte ki yansimasini görerek, yaparak ögrendim. 1980'den sonra danismanligini yapmadigim hiç bir hükümet olmadi. Bakanlik ve basbakanlik seviyesinde... Rahmetli Adnan Kahveci'ye de danismanlik yaptim. Bir sürede Polanya'da danismanlik yaptim. O günlerde Nokta dergisi benim hakkimda söyle bir yazi yayinlamisti:"'u, Özal 450 kilometreden göremedi. Polanyalilar 4500 kilometreden gördüler. Polonyalilar 'yu 4500 kilometreden alip götürdüler."
ÖZAL'IN TEKLIFINI GERI CEVIRDIM
Bu kadar bilginizi neden siyasete girerek degerlendirmiyorsunuz?
Sayin Özal parti kurarken, kurucu olmam için teklif etti. Ben kabul etmedim. Sayin Özal'in teklifini geri çevirdim. Türkiye'deki negatif siyaset anlayisina hiç alisamadim. Ben viraji alamadigim için hangi partiye gitsem onlara zarar veririm, diye düsünüyorum. Hayatimin hiç bir noktasinda hiç bir partinin ne partizani oldum ne de üyesi. Türkiye'de siyasetin finansmanini kim yapiyorsa, siyaset onun siyasetidir. Siyasetin finansmanina halki sokmayan, onu ortak etmeyen bir anlayis var. Siyaseti parasi olanlar yapiyor. Parasi olanlardan da kaynagini soramiyorsunuz. Sorulmasi da yasal olarak mümkün degil.
Siyasi partiler seçim kampanyasi yapiyorlar, seçim kampanyasini kim yapiyor, kaça yapiyor, nasil yapiyor kimse sormuyor ve soramiyor. Türkiye'de halkin seçme hakki var da seçilme hakki yok. Çünkü parasi yok. Türkiye'de demokrasi adeta parakrasiye dönüsüyor. O zaman parasi olanlar siyaset yapiyor. Parasi olanlar konusuyor. Ben buna üç kagit ekonomisi diyorum. Bu üç kagit ekonomisi üç seyden olusuyor:borsa, faiz ve dolar. Pekiyi üretim nerede. Yok.
Üretimi kim istemiyor?
Efendim üretimi herkes ister. Ancak sistem adeta üretenleri cezalandiriyor. Mütesebbislerin önündeki tüm engelleri kaldirmamiz gerekir. Türkiye'de kayit disi ekonominin hem tertipçisi, hem tesvikçisi, hem destekçisi, hem de sikayetçisi devleti yönetenlerdir. Onlarin modeli bu. Bakin, Türkiye'de herkesi ve her kesimi vergi mükellefi yapmadik. Herkese her çesit masrafini vergi matrahindan indirme hakki vermedik.
Ekonomiyi hamiline yazililiktan nama yazili hale getirmedik. Mütesebbisin önünde en büyük engellerden birisi olan enflasyon muhasebesi sistemine geçmedik. Bütün serbest pazar anlayisini allak bullak eden bir uygulama içerisine girdik. Serbest pazar ekonomisi iki ayaklidir: Birinci ayak, serbest birak. Ikinci ayak, kontrol ayagidir. Türkiye birinci ayagi çalistirdi; ama ikinci ayagi reddetti, ne kadar kontrol tedbiri varsa kaldirdi. Bunun anlami, vergi almayacagim, isteyen versin, istemeyen vermesin.
MILLETVEKILLIK FAHRI YAPILMALI
Her seyi kayit içine aldiginizda küçük esnaf nefes alamaz duruma gelmez mi?
Efendim, herkesten vergi alacaksiniz. Ama herkesten az vergi alacaksiniz. Küçük esnafta büyük esnafta nefes alir. Biraz öncede belirtim; en küçük esnaf defter tutar; ama siyasi partilerin sadece genel merkezlerinde -sözüm ona- bir hesap vardir, il, ilçe, belde yönetimleri katiyen hesaba, kitaba, makbuza falan tabi degildir.
Türkiye'de yepyeni bir hak var. Oda götürme hakki. Götürücüler arasinda adaletsizlik var. Kimisi az götürüyor, kimisi çok. Türkiye'de vergi kaçirmayan adam yok. Vergi kaçirmak bir hosgörü ve centinmenlik suçu haline gelmis. Vergi kaçirmak büyük bir maharetmis gibi anlasilir hale gelmis. Adeta suç olmaktan çikartilmis. Af üstünü af gelince vergi kaçirmak özendirilir hale getirilmis. Herkesin suç isledigi bir ülkede suç, suç olmaktan çikar.
Türkiye'de tek bir parti var; o da Menfaat Partisi. Halka hizmet degil, parasi olanlara hizmet... Nisa Suresi'nde Yüce Rabbim diyor ki, ''Isi ehline ver.'' Bunun bir anlami da, ey ise talip olan kisi, o isin ehli degilsen sakin ola o ise talip olma demektir. Simdi, bizim siyasetçi bu isin ehli mi? Bir adam mesleginde basari kazanamiyorsa, ya o meslekte is yoktur, ya o adamda is yoktur. Sarkilarla, türkülerle, siirlerle memleket yönetilmez. Siyaset bir meslek degildir. Türkiye'de seçilen de girgir, seçmen de girgir.
Türkiye'de milletvekilligini fahri hale getirmek gerekir. Kanada'da milletvekilleri milletin menfaati dogrultusun da bu ise fahri olarak yapiyorlar. Biz Kanada’dan daha çok mu zenginiz ki, Milletvekillerimiz en yüksek maasi aliyor. Milletvekillerine maas vermeyeceksiniz. Isini bilen, mesleginde basarili olanlari milletvekili yaparsaniz, ülke kalkinir. Hiç meziyet olmayan adami milletvekili yapiyorsunuz, sonra da para vererek ödüllendiriyorsunuz.
Sayin Altug, 1996 yilinda Refahyol hükümetinde basbakanin basdanismani olarak görev aldiniz O dönem neler yaptiniz?
Efendim, ben önceden Erbakan Hocayi hiç tanimazdim. Yani bas basa hiç görüsmemistik. O dönemin basbakani Sayin Erbakan beni davet etti. Bu davette saniyorum Sayin Fehim Adak etkili oldu. Daha önce Sayin Çiller'in danismanligini yapmistim. Sayin Erbakan bana, "Sizi biliyor ve taniyorum. Ben sizi T.C. Basbakani sifatiyla göreve davet ediyorum. Melleketin size ihtiyaci var"dedi ve üç önemli sey söyledi. Birincisi, kimimiz, kimsemiz yok. Ikincisi, bize sahip çikin. Üçüncü olarak, bizi kandiriyorlar. T.C. Basbakani Basdanismani sifatiyla göreve basladim. Sayin Erbakan'in bana ilk sorusu su oldu:Siz uzun yillar danismanlik yaptiniz. Size kimse devletin ne kadar borcu oldugunu sormadi mi? Ben de, hayir efendim, danismanlara danisilir, soru sorulmaz diye esprili bir cevap verdim.
Sayin Erbakan'a devlet borçlari dahil ekonomiyle ilgili detayli bir rapor hazirlayayim efendim, dedim. Derhal ve simdi dedi. Ben kendisine su ön bilgiyi verdim. Devlet disaridan %135 ile borçlaniyor, resmi mevduati ise %5'de tutuyor. Erbakan yani; devlet %5 ile satip, %135'le yerine aliyor. Böyle sey olmaz dedi. Aynen söylediginiz gibi oluyor, dedim. Ilk is olarak kamuoyunda "Havuz" diye nitelendirilen kamu ortak hesabini olusturmak oldu. Böylece %135 yerine %50 ile borçlanarak %85'lik bir faizi asagiya çektik.
BASBAKAN DENK BÜTÇEYI SAVUNUR!
Havuz sisteminde hedefiniz neydi?
Hedefimiz denk bir bütçe olusturmakti. Sayin Erbakan'in en çok üzerinde durdugu ve temel söylevi denk bütçe idi. Bir ülkede denk bütçe olmazsa, istikrarli ekonomi olmaz, istikrarli ekonomi olmazsa istikrarli para birimi olmaz, istikrarli para birimi olmazsa, istikrarli bir hükümet ve istikrarli bir ülke olmaz.
Erbakan'in muarizlari ise denk bütçe olur mu diye ortaya çikiyorlardi. Bir basbakan denk bütçeyi savunmayacakta, neyi savunacak. Açik bütçe yapmayi mi hedefleyecek. Biz belli gider kalemlerini ve faiz giderlerini önemli ölçüde asagiya çektik. Gelir ve giderlerin dogru ve yerinde tespitini yaptik. Israfi önleyip, kaliteyi artirma yoluna gittik. Faizlerden elde edilen tasarrufla isçi ve memura yüzde yüzlük bir zam verdik. Biz bir efsaneyi gerçeklestirdik. Bizim hazirladigimiz ekonomik modele basta Sayin Erbakan olmak üzere, Sayin Çiller, Sayin Adak büyük destek verdi. Siyasi idareye tamamen arkamiza aldik. Sayin Ufuk Söylemez ile de özellestirme konusunda çalistik. Özellestirmede de katkilarimiz oldu.
Kumarhanelerin kapatilmasiyla ilgili kanun tasarisini hazirladik. Çok çesitli girisimlere ragmen kumarhanelerin kapatilmasi meclisten seri halde geçerek kanunlasti. Kara para ile ilgili hiç bir kanun yasalarimizda yer almiyordu. Halbuki karapara ile ilgili uluslararasi sözlesmelere 1988 yilindi imzalayan ilk ülkelerden biri olmamizi ragmen bu sözlesme meclise intikal etmemis. Bu sözlesmedeki hükümleri içeren kanun 19 Subat 1996 yilinda meclisten geçerek kanunlasti.
Tekrar soruyorum siyasete girmeyi düsünüyor musunuz?
Siyasetin finansmanini halk yaparsa siyasete girerim. Halk siyasetin finansmanini yaparsa ben orada varim. Öyle bir kongre yaparsiniz ki tribünler almaz, halkin tümü kurucu olarak parti kurarsa o zaman siyasete atilirim. Türkiye Maden-Is Sendikasinin davetleriyle ülkemizin birçok sehirlerine gidiyorum. Oralarda konferanslar veriyorum. Halk bizi bagrina basiyor.
IMF'nin verdigi reçeteler bu zamana kadar hiç yerde basarili olmamis. Türkiye'de basarili olur mu?
IMF'nin kurulus nedeni uluslararasi ticaretin kesintisiz devamini saglamak ve serbest pazar ekonomisini bütün dünyaya yaygin kilmak. Dünya artik müsteri odakli bir dünya. Dostum olacagina ortagim ol, düsmanim olacagina müsterim ol. Teknoloji öylesine genis bir alana yayildi ve üretim alani öylesine artti ki, bu mallari satman lazim. Ya satacaksin, ya atacaksin... Müsterinin iyisi kötüsü, azi çogu olmaz. Müsteri hirsiza benzer, ne zaman gelecegi de belli olmaz... Türkiye IMF ve Dünya Bankasi'nin kurucu ortagidir. Dünya Bankasi, uzun süreli projeleri finanse etmek üzere kurulmustur.
IMF bizden bir sey istemiyor. Hepsi bir oyundur. Arkadas bu isi devam ettirelim. Alalim, verelim, erteleyelim. Siz bizi yedireceksiniz, eglendireceksiniz, bizim atacagimiz mallari satin alacaksiniz... Biz sizin ülkenize gelecegiz, adina turizm filan diyecegiz, ama bize ucuz olsun. Böylece bir dolara bir gün kaliyorsak, bir dolara on gün kalmaya baslayacagiz...
HAKKINDA YAZILANLAR
Sayin Osman Altug, sizin dilinizden kendinizi bize tanitir misiniz?
Bana hayatimin en zor sorusunu sordunuz. Ben daha beni bilemedim. Insanoglu en fazla ana rahminde rahat eder. Bu sorunuzla beni 1946 yilinda dogdugum Yozgat'in Asagi Nohutlu mahallesine götürdünüz. Ilkokul 4.sinifa kadar Yozgat'da Sakarya Ilkokulunda okudum. Yozgat'ta evimiz hükümet konaginin yanindaydi. Rahmetli dedem kurtulus savasina katilmis. Ölümle burun buruna gelmis. Babam evin bir oglu oldugundan yanindan ayirmak istemiyor. Tarla, tahil, bag ve bahçe bol. Ancak Babamin saglik sorunu ve ticaret gayesiyle Istanbul'a tasindik. Ilkokulu Istanbul Cankurtaran Ilkokulunda, Ortaokulu Istanbul Erkek Lisesi'nde tamamladim. Daha sonra Beyoglu Ticaret Lisesine kaydoldum. Ticaret Lisesinde hem okudum hem de çalistim. Fabrikada çalisirken, üretmeyi ve paylasmayi ögrendim. Okullari hep birincilikle bitirdim.
ORTA ANADOLU BETONDUR
Yozgat tarihe isyan hareketleriyle geçmis bir ilimiz. Siz de çikislarinizla bu isyancilardan biri misiniz?
Orta Anadolu betondur. Anadolu insani sabirlidir. Sabirli oldugu için yük devamli buraya biner. Ancak sabri tastigi anda her tarafi yakar ve yikar. Büyük isyanlar Yozgat'tan çikmis. Sizin söylediginiz manada bir isyanci degilim. Benimkisi baska bir isyan...
Size çagdas isyanci diyebilir miyiz?
Evet. Öyle diyebiliriz. Aslinda ben çaresizlerin çaresi ve isyaniyim. Bütün okullari birincilikle bitirdim. Girdigim sinavlardan da birincilikle çiktim. Benim hayatimin hiç bir noktasinda koltuk degnegi yoktur. Kimseden destek almadim. Uzun yillar lisansli olarak top kosturdum. Futbolda ki deneyim bana ekip çalismasini ögretti. Nasil gol atilacagini ögretti. Kayak yaparim ve yapmayi da severim. Kayak sporu yoluyla da, dag, tas, dere tepe kimseden yardim almadan gitmeyi ögrendim.
Türkiye'de yapilan isçi ile isveren arasindaki ilk toplu sözlesmede benim imzam var. Ticaret Lisesi'ni yeni bitirmistim. Ancak diplomami henüz almamistim. Fabrikada çalisiyorum. Fabrika müdüründe patronu vekalet eden belge yokken ben de vardi. Bu bir güven meselesi. Türkiye Tekstil Sendikasina bagli 175 isçi ile isvereni temsil eden ben Istanbul Ticaret Odasi'nda Türkiye'nin ilk toplu sözlesmesine imza attim.
Fabrikada çalisip üretirken, üniversitede okumayi düsünmüyordum. Üniversitede okumayi aptallik olarak görüyordum. Üretiyor, mal satiyor ve kazaniyordum. Çünkü param vardi, arabam vardi, neden üniversitede okuyacagim diye düsünüyordum. Daha sonra yüksek okul okunmasi gerektigine inandim ve Istanbul Iktisat Fakültesine birincilikle girdim ve birincilikle mezun oldum.
Mesleki bilgilerinizi nasil gelistirdiniz?
Benim hayatim danismanlikla doludur. Türkiye'de irili ufakli birçok holdingin kurulusunda bedeli mukabilinde görev yaptim. Bizim meslekte görerek, yaparak ögrenme esastir. Meslekte yöneticilik yaparken, teorinin pratikte ki yansimasini görerek, yaparak ögrendim. 1980'den sonra danismanligini yapmadigim hiç bir hükümet olmadi. Bakanlik ve basbakanlik seviyesinde... Rahmetli Adnan Kahveci'ye de danismanlik yaptim. Bir sürede Polanya'da danismanlik yaptim. O günlerde Nokta dergisi benim hakkimda söyle bir yazi yayinlamisti:"Osman Altug'u, Özal 450 kilometreden göremedi. Polanyalilar 4500 kilometreden gördüler. Polonyalilar Osman Altug'yu 4500 kilometreden alip götürdüler."
ÖZAL'IN TEKLIFINI GERI CEVIRDIM
Bu kadar bilginizi neden siyasete girerek degerlendirmiyorsunuz?
Sayin Özal parti kurarken, kurucu olmam için teklif etti. Ben kabul etmedim. Sayin Özal'in teklifini geri çevirdim. Türkiye'deki negatif siyaset anlayisina hiç alisamadim. Ben viraji alamadigim için hangi partiye gitsem onlara zarar veririm, diye düsünüyorum. Hayatimin hiç bir noktasinda hiç bir partinin ne partizani oldum ne de üyesi. Türkiye'de siyasetin finansmanini kim yapiyorsa, siyaset onun siyasetidir. Siyasetin finansmanina halki sokmayan, onu ortak etmeyen bir anlayis var. Siyaseti parasi olanlar yapiyor. Parasi olanlardan da kaynagini soramiyorsunuz. Sorulmasi da yasal olarak mümkün degil.
Siyasi partiler seçim kampanyasi yapiyorlar, seçim kampanyasini kim yapiyor, kaça yapiyor, nasil yapiyor kimse sormuyor ve soramiyor. Türkiye'de halkin seçme hakki var da seçilme hakki yok. Çünkü parasi yok. Türkiye'de demokrasi adeta parakrasiye dönüsüyor. O zaman parasi olanlar siyaset yapiyor. Parasi olanlar konusuyor. Ben buna üç kagit ekonomisi diyorum. Bu üç kagit ekonomisi üç seyden olusuyor:borsa, faiz ve dolar. Pekiyi üretim nerede. Yok.
Üretimi kim istemiyor?
Efendim üretimi herkes ister. Ancak sistem adeta üretenleri cezalandiriyor. Mütesebbislerin önündeki tüm engelleri kaldirmamiz gerekir. Türkiye'de kayit disi ekonominin hem tertipçisi, hem tesvikçisi, hem destekçisi, hem de sikayetçisi devleti yönetenlerdir. Onlarin modeli bu. Bakin, Türkiye'de herkesi ve her kesimi vergi mükellefi yapmadik. Herkese her çesit masrafini vergi matrahindan indirme hakki vermedik.
Ekonomiyi hamiline yazililiktan nama yazili hale getirmedik. Mütesebbisin önünde en büyük engellerden birisi olan enflasyon muhasebesi sistemine geçmedik. Bütün serbest pazar anlayisini allak bullak eden bir uygulama içerisine girdik. Serbest pazar ekonomisi iki ayaklidir: Birinci ayak, serbest birak. Ikinci ayak, kontrol ayagidir. Türkiye birinci ayagi çalistirdi; ama ikinci ayagi reddetti, ne kadar kontrol tedbiri varsa kaldirdi. Bunun anlami, vergi almayacagim, isteyen versin, istemeyen vermesin.
MILLETVEKILLIK FAHRI YAPILMALI
Her seyi kayit içine aldiginizda küçük esnaf nefes alamaz duruma gelmez mi?
Efendim, herkesten vergi alacaksiniz. Ama herkesten az vergi alacaksiniz. Küçük esnafta büyük esnafta nefes alir. Biraz öncede belirtim; en küçük esnaf defter tutar; ama siyasi partilerin sadece genel merkezlerinde -sözüm ona- bir hesap vardir, il, ilçe, belde yönetimleri katiyen hesaba, kitaba, makbuza falan tabi degildir.
Türkiye'de yepyeni bir hak var. Oda götürme hakki. Götürücüler arasinda adaletsizlik var. Kimisi az götürüyor, kimisi çok. Türkiye'de vergi kaçirmayan adam yok. Vergi kaçirmak bir hosgörü ve centinmenlik suçu haline gelmis. Vergi kaçirmak büyük bir maharetmis gibi anlasilir hale gelmis. Adeta suç olmaktan çikartilmis. Af üstünü af gelince vergi kaçirmak özendirilir hale getirilmis. Herkesin suç isledigi bir ülkede suç, suç olmaktan çikar.
Türkiye'de tek bir parti var; o da Menfaat Partisi. Halka hizmet degil, parasi olanlara hizmet... Nisa Suresi'nde Yüce Rabbim diyor ki, ''Isi ehline ver.'' Bunun bir anlami da, ey ise talip olan kisi, o isin ehli degilsen sakin ola o ise talip olma demektir. Simdi, bizim siyasetçi bu isin ehli mi? Bir adam mesleginde basari kazanamiyorsa, ya o meslekte is yoktur, ya o adamda is yoktur. Sarkilarla, türkülerle, siirlerle memleket yönetilmez. Siyaset bir meslek degildir. Türkiye'de seçilen de girgir, seçmen de girgir.
Türkiye'de milletvekilligini fahri hale getirmek gerekir. Kanada'da milletvekilleri milletin menfaati dogrultusun da bu ise fahri olarak yapiyorlar. Biz Kanada’dan daha çok mu zenginiz ki, Milletvekillerimiz en yüksek maasi aliyor. Milletvekillerine maas vermeyeceksiniz. Isini bilen, mesleginde basarili olanlari milletvekili yaparsaniz, ülke kalkinir. Hiç meziyet olmayan adami milletvekili yapiyorsunuz, sonra da para vererek ödüllendiriyorsunuz.
Sayin Altug, 1996 yilinda Refahyol hükümetinde basbakanin basdanismani olarak görev aldiniz O dönem neler yaptiniz?
Efendim, ben önceden Erbakan Hocayi hiç tanimazdim. Yani bas basa hiç görüsmemistik. O dönemin basbakani Sayin Erbakan beni davet etti. Bu davette saniyorum Sayin Fehim Adak etkili oldu. Daha önce Sayin Çiller'in danismanligini yapmistim. Sayin Erbakan bana, "Sizi biliyor ve taniyorum. Ben sizi T.C. Basbakani sifatiyla göreve davet ediyorum. Melleketin size ihtiyaci var"dedi ve üç önemli sey söyledi. Birincisi, kimimiz, kimsemiz yok. Ikincisi, bize sahip çikin. Üçüncü olarak, bizi kandiriyorlar. T.C. Basbakani Basdanismani sifatiyla göreve basladim. Sayin Erbakan'in bana ilk sorusu su oldu:Siz uzun yillar danismanlik yaptiniz. Size kimse devletin ne kadar borcu oldugunu sormadi mi? Ben de, hayir efendim, danismanlara danisilir, soru sorulmaz diye esprili bir cevap verdim.
Sayin Erbakan'a devlet borçlari dahil ekonomiyle ilgili detayli bir rapor hazirlayayim efendim, dedim. Derhal ve simdi dedi. Ben kendisine su ön bilgiyi verdim. Devlet disaridan %135 ile borçlaniyor, resmi mevduati ise %5'de tutuyor. Erbakan yani; devlet %5 ile satip, %135'le yerine aliyor. Böyle sey olmaz dedi. Aynen söylediginiz gibi oluyor, dedim. Ilk is olarak kamuoyunda "Havuz" diye nitelendirilen kamu ortak hesabini olusturmak oldu. Böylece %135 yerine %50 ile borçlanarak %85'lik bir faizi asagiya çektik.
BASBAKAN DENK BÜTÇEYI SAVUNUR!
Havuz sisteminde hedefiniz neydi?
Hedefimiz denk bir bütçe olusturmakti. Sayin Erbakan'in en çok üzerinde durdugu ve temel söylevi denk bütçe idi. Bir ülkede denk bütçe olmazsa, istikrarli ekonomi olmaz, istikrarli ekonomi olmazsa istikrarli para birimi olmaz, istikrarli para birimi olmazsa, istikrarli bir hükümet ve istikrarli bir ülke olmaz.
Erbakan'in muarizlari ise denk bütçe olur mu diye ortaya çikiyorlardi. Bir basbakan denk bütçeyi savunmayacakta, neyi savunacak. Açik bütçe yapmayi mi hedefleyecek. Biz belli gider kalemlerini ve faiz giderlerini önemli ölçüde asagiya çektik. Gelir ve giderlerin dogru ve yerinde tespitini yaptik. Israfi önleyip, kaliteyi artirma yoluna gittik. Faizlerden elde edilen tasarrufla isçi ve memura yüzde yüzlük bir zam verdik. Biz bir efsaneyi gerçeklestirdik. Bizim hazirladigimiz ekonomik modele basta Sayin Erbakan olmak üzere, Sayin Çiller, Sayin Adak büyük destek verdi. Siyasi idareye tamamen arkamiza aldik. Sayin Ufuk Söylemez ile de özellestirme konusunda çalistik. Özellestirmede de katkilarimiz oldu.
Kumarhanelerin kapatilmasiyla ilgili kanun tasarisini hazirladik. Çok çesitli girisimlere ragmen kumarhanelerin kapatilmasi meclisten seri halde geçerek kanunlasti. Kara para ile ilgili hiç bir kanun yasalarimizda yer almiyordu. Halbuki karapara ile ilgili uluslararasi sözlesmelere 1988 yilindi imzalayan ilk ülkelerden biri olmamizi ragmen bu sözlesme meclise intikal etmemis. Bu sözlesmedeki hükümleri içeren kanun 19 Subat 1996 yilinda meclisten geçerek kanunlasti.
Tekrar soruyorum siyasete girmeyi düsünüyor musunuz?
Siyasetin finansmanini halk yaparsa siyasete girerim. Halk siyasetin finansmanini yaparsa ben orada varim. Öyle bir kongre yaparsiniz ki tribünler almaz, halkin tümü kurucu olarak parti kurarsa o zaman siyasete atilirim. Türkiye Maden-Is Sendikasinin davetleriyle ülkemizin birçok sehirlerine gidiyorum. Oralarda konferanslar veriyorum. Halk bizi bagrina basiyor.
IMF'nin verdigi reçeteler bu zamana kadar hiç yerde basarili olmamis. Türkiye'de basarili olur mu?
IMF'nin kurulus nedeni uluslararasi ticaretin kesintisiz devamini saglamak ve serbest pazar ekonomisini bütün dünyaya yaygin kilmak. Dünya artik müsteri odakli bir dünya. Dostum olacagina ortagim ol, düsmanim olacagina müsterim ol. Teknoloji öylesine genis bir alana yayildi ve üretim alani öylesine artti ki, bu mallari satman lazim. Ya satacaksin, ya atacaksin... Müsterinin iyisi kötüsü, azi çogu olmaz. Müsteri hirsiza benzer, ne zaman gelecegi de belli olmaz... Türkiye IMF ve Dünya Bankasi'nin kurucu ortagidir. Dünya Bankasi, uzun süreli projeleri finanse etmek üzere kurulmustur.
IMF bizden bir sey istemiyor. Hepsi bir oyundur. Arkadas bu isi devam ettirelim. Alalim, verelim, erteleyelim. Siz bizi yedireceksiniz, eglendireceksiniz, bizim atacagimiz mallari satin alacaksiniz... Biz sizin ülkenize gelecegiz, adina turizm filan diyecegiz, ama bize ucuz olsun. Böylece bir dolara bir gün kaliyorsak, bir dolara on gün kalmaya baslayacagiz..
Ekosohbet - Süleyman Dogan
Marmara Üniversitesi Iktisat Profesörü Osman Altug: Üç kagit ekonomisi
“Orta Anadolu betondur. Anadolu insani sabirlidir. Sabirli oldugu için yük devamli buraya biner. Ancak sabri tastigi anda her tarafi yakar ve yikar. Büyük isyanlar Yozgat'tan çikmis. Ben de Yozgatliyim. Ben mazlum halkin derdine çare arayan bir isyanciyim. Yani çagdas isyanci. Ben aslinda çaresizlerin çaresi ve isyaniyim.”
-“Türkiye'de halkin seçme hakki var da seçilme hakki yok. Çünkü parasi yok. Türkiye'de demokrasi adeta parakrasiye dönüsüyor. O zaman parasi olanlar siyaset yapiyor. Parasi olanlar konusuyor. Ben buna üç kagit ekonomisi diyorum. Bu üç kagit ekonomisi üç seyden olusuyor:borsa, faiz ve dolar. Pekiyi üretim nerede. Yok. Üretimin olmadigi yerde kalkinma olur mu?”
-“Iki Almanya birlesti. 5 milyon issiz vardi. Almanya issizligi önlemek için; az vergi, az bürokrasi uyguladi. Basarili da oldu. Almanya ekonomisi kayitiçi ekonomide kalmak sartiyla basardi. Ne bavul ticaretine izin verdi ne de Natasa ithal etti. Bizde 10 milyon issiz, çok bürokrasi ve çok vergi ve kayitdisi ekonomiyle kalkinma olur mu?”
-“Türkiye'de milletvekilligini fahri hale getirmek gerekir. Kanada'da milletvekilleri milletin menfaati dogrultusun da bu ise fahri olarak yapiyorlar. Biz Kanada’dan daha çok mu zenginiz ki, Milletvekillerimiz en yüksek maasi aliyor. Milletvekillerine maas vermeyeceksiniz. Isini bilen, mesleginde basarili olanlari milletvekili yaparsaniz, ülke kalkinir. Hiç meziyet olmayan adami milletvekili yapiyorsunuz, sonra da para vererek ödüllendiriyorsunuz.”
“Efsaneyi gerçeklestirdik”
Ilginç çikislariyla kamuoyunda taninan Marmara Üniversitesi Iktisat Fakültesi Ögretim Üyesi Prof.Dr.Osman Altug, Refahyol hükümetinde basbakanin basdanismani olarak çalisti. Altug, Refahyol hükümeti programinin anasinin da babasinin da belli oldugunu, ancak Dervis programinin babasinin belli olmadigini söylüyor. Altug, Kemal Dervis’e gönderme yapiyor:
“Insanin güzelligi göze hitap eder, ekonominin güzelligi cebe hitap eder. Dervis, güzel adam, göze hitap ediyor, ama milletin cebine hitap etmiyor. Dolayisiyla haritasi yok. Onun haritasi tek yönlü, borcu borçla ödemek. Bugüne kadar Türkiye'de 20 bin tane kanun çikti. 4 bin tane tedbir var. 40 senede 8 tane bes yillik kalkinma plani çikartildi. 2001 yili programi Resmi Gazetede ilan edildi. Kemal Dervis programi olarak sunulan programin içerisinden birkaç tane seçmisler. Son sayfalara dogru, kayit disi ekonominin kayit altina alinmasi var. Bunu Resmi Gazetede ilan ediyorsun tatbik etmen lazim, ama sen bu programi yok farz ediyorsun. Kemal Dervis'in programi Resmi Gazete'de ilan edilmedi. Resmi Gazetede ilan edilmeyen bir sey program midir, degil midir? Dolayisiyla hükümette 'beni baglamaz' diyor. Isine gelirse bagliyor, isine gelmezse baglamiyor.”
Refahyol hükümetinde çok isleri seri halde yaptiklarini vurgulayan Pof.Dr.Osman Atug, “Hedefimiz denk bir bütçe olusturmakti. Sayin Erbakan'in en çok üzerinde durdugu ve temel söylevi denk bütçe idi. Bir ülkede denk bütçe olmazsa, istikrarli ekonomi olmaz, istikrarli ekonomi olmazsa istikrarli para birimi olmaz, istikrarli para birimi olmazsa, istikrarli bir hükümet ve istikrarli bir ülke olmaz. Erbakan'in muarizlari ise denk bütçe olur mu diye ortaya çikiyorlardi. Bir basbakan denk bütçeyi savunmayacakta, neyi savunacak?”
Türkiye’de isleri basarmak için illa ki “Ekonomiden sorumlu devlet bakani” sifatinin sart olmadigini belirten Osman Altug, basbakan, yardimcilari ve diger bakanlar sorumsuz bakanlar gibi algilandigini, ekonomi ve siyaset bir bütün olarak ele alinmasi gerektiginin altini çiziyor.
Altug, “Kumarhanelerin kapatilmasiyla ilgili kanun tasarisini hazirladik. Çok çesitli girisimlere ragmen kumarhanelerin kapatilmasi meclisten seri halde geçerek kanunlasti. Kara para ile ilgili hiç bir kanun yasalarimizda yer almiyordu. Halbuki karapara ile ilgili uluslararasi sözlesmelere 1988 yilindi imzalayan ilk ülkelerden biri olmamizi ragmen bu sözlesme meclise intikal etmemis. Bu sözlesmedeki hükümleri içeren kanun 19 Subat 1996 yilinda meclisten geçerek kanunlasti.”
Renkli ve sempatik tavirlariyla öne çikan Prof.Dr.Osman Altug, Türkiye’nin kendi ayaklari üzerinde durmasi için bir dizi önerilerini söyle siraliyor: “Acilen yeni para sistemine geçilmeli, vergi oranlarinin asagiya çekilmeli, ekonomi kayit altina alinmali, sosyal sigorta sistemi degistirilmeli ve devlet yönetimi isi bilen ehline verilmelidir.”
Prof.Dr.Osman Altug’u dinlerken, gülüyor, gülerken de düsünüyorsunuz. Altug, adeta “Çagdas Nasrettin Hoca” gibi güldürerek örnekler veriyor ve çözüm yollari sunuyor. Devlet yönetimini orkestraya benzeten Altug: “Devlet yönetimi ekonomi yönetimi, bir orkestra yönetimine benzer. Orkestrayi yönetebilmek için orkestradaki tüm sazlari çalmayi bilmeniz gerekir. Sizi orkestra sefi yapmislar siz sadece davul çalmayi biliyorsunuz. Türkiye’de ekonomiden sorumsuz kisiler orkestraya arkalarini dönüyorlar. Bizim gibi isi bilene versinler bir yil içinde ekonomiyi rayi sokariz. Bu isi aslanlar gibi de yapariz. Yeter ki samimi olsunlar.”
Osman Altug ile Istanbul Merter’de antikaci dükkanini andiran ofisinde görüstük. Sayin Altug’a sorularimiz ve cevazlariyla sizi bas basa birakiyorum.
Osman Altug Kimdir?

1946 yilinda Yozgat'in Asagi Nohutlu Mahallesi'nde dogdu. Ilkokul 4.sinifa kadar Yozgat'da Sakarya Ilkokulu'nda okudu. Ailesi, babasinin saglik sorunu ve ticaret gayesiyle Istanbul'a tasindi. Ilkokulu Istanbul Cankurtaran Ilkokulu'nda, Ortaokulu Istanbul Erkek Lisesi'nde tamamladi. Daha sonra Beyoglu Ticaret Lisesi'ne kaydoldu. Ticaret Lisesi'nde hem okudu hem de çalisti. Istanbul Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisi'ni bitirdi. Ihtisas Muhasebeleri kürsüsü'nde asistan oldu. 1972 yilnda doktor, 1978 yilinda doçent oldu. 1988 yilinda Marmara Üniversitesi'nde profesör oldu.
Biyografi.net