Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


Sosyalist sol: Hem "terörist" hem de "sahte" (!)


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 02 Ekim 2013
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 07:50
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=15674


Sosyalist sol: Hem 
‘terörist’ hem de ‘sahte’ (!)

Yavuz Alogan

AKP’nin solunda mevzilendirilen liberaller, sosyalist solu siddet ile özdesleme düsüncesini pek sevdiler. Bu sevgi, 1 Mayis 1977 olayindan devletin degil de birbirini öldürmek için sabirsizlanan solcularin sorumlu oldugu iddialariyla basladi. O sirada, bana çok tuhaf gelen görüsler öne sürüldü. Mesela, televizyon ekranindan “ben silah islerinden çok iyi anlarim” diyen Ömer Laçiner, “kendi aralarinda çatissinlar diye bunlarin üzerine ates ettiler” gibi tuhaf ifadelerle, sosyalistlerin ne kadar aptal olduklarini kanitlamaya çalisti. Sosyalistler, Fransiz Devrimi’ndeki “enragés”ler (kudurganlar) gibiydiler: Her yöne saldiriyor, hiçbir sey bilmiyor, birbirlerini bile öldürüyorlardi; üstelik din düsmaniydilar.

AKP hükümetinin halka göstermek istedigi “cahil terörist” tipini sosyalistlere atfetme konusunda, yobaz ve siradan köse yazarlari, soldan gelen solumsu liberallerle elbette yarisamazlar. Siyasette her ihtiyaç kendi sahsiyetini yaratir.

Tartisma alevlendi, sonra söndü. Su siralarda yeniden alevleniyor. Hükümet yeni bir ayaklanma bekliyor ya, bunun için futbol taraftarini içeri atiyor, üniversiteleri karakol olarak tahkim ediyor; iste o nedenle, masum halkin arasina “marjinaller” girmesin diye, liberallerine yeni bir “sosyalist terörist” tipi ismarlamis bulunuyor. Eskiden solcu olan liberaller, hep bir agizdan, “polis az siddet kullandi”, “molotof kokteyli atan solcular”, “ortaligi yakip yikacaklarina seçimlere girsinler”, “mahkemeler bunlara az ceza veriyor”, “halk zaten bunlardan nefret ediyor”, “kanallarini, gazetelerini kapatin” diye bagirmaya basladilar. Zamanlamasi muhtesem bir koro; çok eglendirici.

Böyle seyleri anlayisla karsilamak lazim, herkes görevini yapiyor. Bunlarla tartismanin da faydasi yok aslinda. Sosyalizm ve siddet çok eski bir konudur. Bizi II. Enternasyonal’in bölündügü yillara kadar götürür. Konuya iliskin teorik tartismalarin, Karl Kautsky’nin “Terörizm ve Komünizm” baslikli brosürüyle (1919) basladigini söylemek mümkündür. Meraklisi bunlari okuyabilir. AKP’nin taktik manevralari için liberallerin inisiyatifiyle baslatilan kampanyalarda nefes tüketmek gereksizdir. Ayrica su ülkede aileden, okuldan, sokaktan devlete kadar siddetin olmadigi tek bir alan gösterebilirler mi?

Öteki tarafta ise “sahte sol” diye dehset bir kavram duruyor. “Sahte vatansiz sola karsi vatansever sol” adli bir internet sitesi bile var. Bu kavrama tam 34 sene sonra, ilk kez bir sosyalist gazetenin en önemli kösesinde rastladim. Irkildim. 1979’u hatirladim. Bu “sahte sol” söyleminin, özellikle 1986-88 yillarinda sosyalist solun örgütlenme çabalarinin önünde ne büyük bir engel olusturdugunu, hatta insanlari zaman zaman nasil utandirdigini da hatirladim; pek çok kisi hatirlar. Biraz güçlendigini fark eder etmez, “ben sahiciyim, benim disimda herkes sahtedir” demek, asiri subjektif, dislayici, birlik falan söyle dursun yüz yüze bakmayi bile engelleyici, çok hatali, literatüre göre söylemek gerekirse “asiri sekter” bir tutum olmuyor mu?

“Sosyalistler terörist midir” vs. diye liberallerle oturup tartismak gerekmez; dedik ya, herkes kendi isini yapiyor. Fakat soldan gelen bu “sahte” yorumu, içinde bulundugumuz su kritik asamada, hem yorumu yapan için hem de muhataplari için anakronik, tehlikeli ve ciddidir. Ciddiye alinmasi, açikliga kavusturulmasi gerekir.

Bir de sosyalist solu halktan kopuk, dili anlasilmaz, kafasi karisik, ne yapacagini bilemez halde görenler var. Bu arkadaslara göre sosyalist, AKP’ninki gibi halka hitap eden bir dil gelistirmeli, onlar gibi kapi kapi dolasarak anlatmali, halkla iç içe olmali; seçim dümenlerini, kivrak politikaci numaralarini ögrenmeli; tasra politikasinin cari icaplarina uyarak kirk dereden su getirip, en azindan burjuva partileri kadar marifet göstermeli, matrus bir surat ve kravatli takim elbiseyle dolasmali ki Meclis’e girebilsin. Ben böyle diyenleri seviyorum aslinda, onlari kendime yakin buluyorum, çünkü anneme benziyorlar. Merhume, hep söyle derdi: “Evladim, bir türlü istikametini bulamadin, çocugum. Komünizmin akideleri fevkalade, lakin tatbiki kabil degil (ilkeleri güzel ama uygulanamaz).”

Özetle, AKP’ye yakin duran solumsu liberallerle tartismanin tamamen faydasiz ve anlamsiz oldugunu anlamak; orta ve uzun vadede köprüleri yikarak vahim sonuçlar dogurabilecek sorumsuz ve bulasici saldirilari asla göz ardi etmemek; bunun disinda, “elestirenimiz bol olsun” diyerek her söylenene kulak verip sapka çikarmak bence iyi olur.

Penguen: 'Gaz bombalari hala sicak, fazla demokratiklemis olamayiz'..


 

Haftalik mizah dergisi Penguen'in bu haftaki kapaginin konusu Erdogan'in açikladigi "demokratiklesme paketi" oldu.

(soL - Haber Merkezi) Erdogan'in demokratiklesme paketine Penguen kapaktan yanit verdi.

Derginin bu haftaki kapagina "Biber gazi bombalari hala sicak, fazla demokratiklemis olamayiz" ifadesine yer verildi.

Iste Penguen'in bu haftaki kapagi:

dya0020.jpg

Paket ve 'ortam sürekliligi'

Metin Çulhaoglu

Dün Erdogan tarafindan açiklanan yeni “demokratiklesme paketi” konusunda en genelde söylenebilecek sey su olsa gerek: Açiklanan içerigiyle paket, ne AKP iktidarinin birtakim “demokratik” açilimlara niyetli oldugunun/zorlandiginin göstergesidir, ne de kendi kafasindaki “Cumhuriyetin” çok daha ileri merhalelerine dogru atilan radikal bir adimdir…

Daha açik olsun diye baska türlü söyleyelim: AKP’den “demokratiklesme” beklentileri olanlar da, AKP’nin izledigi çizgiden laiklik, Cumhuriyet’in degerleri vb adina büyük rahatsizlik duyanlar da, bu paketin içerigine gereginden fazla önem, anlam ve radikallik atfederlerse hata etmis olurlar.

O zaman, nedir bu paket?

“Ileriye” (kimilerine göre “geriye”) radikal ve özgüvenli bir çikis degil, temelde bir durumu idare etme, vaziyeti kurtarma, mesafeleri kapatma ve kimi çevrelere mesaj verme paketidir. Bu nedenle paketin okunmasinda “sendromatik” (“semptomatik” degil) bir yaklasim daha yerinde olacaktir. Çünkü pakete ve ardindaki düsünceye son seklini veren, sasirtici Haziran Direnisi’nden Cemaat’le açilan mesafelere, Suriye’de yasanan fiyaskodan Batili güçler gözünde itibar kaybina kadar uzanan birtakim etmenlerin birlikteligidir. Isteyen bu etmenlere parti içi kimi dengeleri, Cumhurbaskanligi-Baskanlik tartismalarini ve yaklasan seçimleri de ekleyebilir.

Tekrar olacak, ama fayda var: Bu paket, “ben Türkiye’yi buradan suraya götürecegim” paketinden çok, “bugünkü durumu ve yakin gelecegin süreçlerini sunlar sunlarla yönetilebilir kilmaya çalisacagim” paketidir.

Ikisi arasinda önemli bir fark vardir.

Peki, pakette su ya da bu ölçüde, ama herkes için önem tasiyabilecek ögeler hiç mi yok?

Elbette var…

Örnegin seçim sistemi konusunda getirilen üç alternatiften hangisinin daha iyi ve demokratik olacagina iliskin tartismalar kamuoyunu uzun süre mesgul edecektir. Partilere devlet yardimiyla ilgili düzenlemenin gevsetilmesi, siyasal partilere üyelik konusundaki sinirlamalarin kaldirilmasi, farkli dillerde propaganda imkâni, eski köy isimlerine geri dönülmesi, özel okullarda ana dilde egitim vb herhalde önemli bulunacaktir.

Zaten bunlar önemli bulunup üzerinde durulsun, tartisilsin diye getirilmistir!

Mantik nedir?

Mantik, bir “ortam sürekliligi” (continuum) yaratmaktir. Öyle ki, süreklilik tasiyan bu ortamda konular, sorunlar ve bunlarin taraflari, elbette “uçlari” disarida birakacak sekilde birbirine yakinlassin, birbiriyle az çok geçissin ve gündem de böyle belirlensin. Iste bugün AKP, Türkiye’yi bir noktadan alip baska bir noktaya tasiyici hamlelerden çok böyle bir ortam pesindedir. Çünkü on yil tekelinde tuttugu, ha bire övündügü “gündem belirleme” gücünü yitirir gibi olmustur ve bundan büyük panige kapilmistir. Ortaya attigi bu paketle gündemi yeniden tekeline alabilecegi düsüncesindedir.

Kavrami tekrar edelim: “Ortam sürekliligi” demistik. Özelligi, sürecin belli basli unsurlarinin ortaya atilan gündem çevresinde “bitisik” konuma getirilmesi, aralarindaki farkliliklarin mümkün oldugu kadar belirsiz kilinmasi (“hepimiz ayni gemideyiz”) ve “uçlarin” (“marjinal gruplar”) pesinen dislanmasidir. AKP iktidari böyle bir ortam sürekliliginde yer alan basat güç olarak diger unsurlari ha bire tartistiracak, sonunda karari kendi verecek, ama bu arada süreci de yönetmis olacaktir…

Bu, Türkiye’nin bir yerden baska bir yere getirilmesi degil, vaziyetin idare edilmesidir.

En azindan önümüzdeki bir iki yil için…

***

Yazinin baslarinda “mesafeleri kapatma”, “mesaj verme” gibi noktalardan da söz edilmisti.

Dogrudur, isin içinde bunlar da vardir.

Paketin gerek sunulusunda gerekse içeriginde “yetmez, ama evet” cenahini costuracak ögeler elbette bulunacaktir; ancak bu cenah zaten pesinen “ortam sürekliligi” baglaminda yer aldigindan üzerinde ayrica yeniden durmak gerekmiyor.

Ya Kürt tarafi?

Açiklanan paket baglaminda bu tarafa iliskin yaklasimda iki olasilik söz konusudur: Eger paket buysa, AKP ya Kürt sorununu ve Kürt siyasetini sanildigi kadar önemsemiyor, onu da “ortam sürekliligi” içinde yönetilecek ögelerden biri olarak görüyordur ya da Kürt tarafina “paket baska, bizim is baska” mealinde bir mesaj vermistir/verecektir.

Baska bir izahi yoktur.

Bu arada, Batili güç odaklari da unutulmasin.

“Ortam sürekliligi” kurgusunda onlarin da yeri vardir. Esasen paketin kendisinin açiklanmasini 20 dakikada bitiren Erdogan 30 dakika ayirdigi “dibace” kisminda referans olarak Avrupa Birligi’nden ve Türkiye’nin uluslararasi taahhütlerinden söz etmistir. Seçim sistemi, nefret suçlari, ögrenci andi, Süryani manastiri, Roman Enstitüsü gibi basliklar, AKP iktidarinin “uluslararasi demokratik kamuoyu” ile içerdekine benzer bir “ortam sürekliligi” olusturmasinin belli basli ögeleri olarak düsünülmüstür.

Haziran Direnisi’nden ve Suriye ofsaydindan sonra bir tür makyaj tazeleme çabasidir.

Yerler mi?

“Bizimkiler ayri, ama Batililar yemez” denmesin; su son dönemin dis politika fiyaskolari olmasaydi onlar da bir güzel yerlerdi…

***

Son olarak: Madem böyle, biz bu pakette yer alan konularda hiç söz söylemeyecek, hiç konusmayacak miyiz?

Elbette konusacagiz.

Ancak, bir sürecin müdahili olmak baskadir, “ortam sürekliliginin” parçasi olmak baska…

Konustugumuzda, elbette yukaridakilerden ikincisine hiç bulasmadan birinci konumda yer alarak konusacagiz.

Gericiligin paketinden demokrasi, özgürlük çikar mi? (Burak Özdemir)

Nihayet, “demokrasi paketi” açiklandi! Umudumuzu, paketlerde degil de, halkimizin mücadelesinin ufuklarinda aramamiz gerektigini tekrar ögretti bize bu paket.Acaba öyle mi,sahiden?

Ne yazik ki, hayli zor oluyor, AKP’nin demokrasi ile bir iliskisinin olmadigi gerçegini anlamak! Yahut, halkin mücadelesi olmaksizin, demokratik hak ve özgürlüklerin gelisemeyecegi gerçegini bilincimizden çikarmamak. Daha önemlisi ise su: Iktidarini koruma ve güçlendirme arayisindaki AKP iktidari, iktidarini sinirlayacak ve kendi gerici rejimine ters olan bir “paketi” yasama geçirir mi hiç?

AKP iktidarinin; özgürlüklerle, demokrasiyle bir iliskisinin olmadigi kuskusuzdur. Toplumsal muhalefetin üzerine terörist muamelesiyle gidilirken, en temel yasal haklar rafa kaldirilirken, toplumun yasam alanina dönük müdahaleci tutum mevcutken, toplumsal ve siyasal hayat dinsellestirilirken; AKP’nin demokrasi çitasini yükseltecegini beklemek, aymazliktir tek kelimeyle. AKP, kisitli demokratik yasami da dümdüz etmistir, zaten. Iktidarini korumak ve güçlendirmek için, polisi biricik araç olarak kullanan bir iktidarin paketinden, demokrasi çikar mi hiç? Aklimizi, peynir ekmekle yemediysek, tabi ki.

AKP iktidarinin haziran eylemlerinden sonra, güç bir durum yasadigi kuskusuz. Mesruiyeti, önemli ölçüde yara aldi, gezi eylemleriyle. Diger yandan, bölgedeki gelismelerde, özellikle Suriye basliginda, fiyaskoyla karsi karsiya kalmasi, iktidarinin tehlikede olugunu hissettirdi, AKP’ye. Mesruiyet kaybi, hem içeride, hem de disaridadir yani. Bu da, AKP’yi hayli ürkütmektedir. Iktidarini korumak için, polis baskisina dört elle sarilmis olsa da her ne kadar, oyalama ve aldatma taktiginden de vazgeçmemektedir, AKP. Bilmektedir ki, mesruiyetinin ve iktidarinin devami için, kitleleri, özellikle kimi kesimleri oyalamak ve aldatmak kaçinilmazdir. Elbette, kendi tabanini konsolide etme ihtiyaci da, zaruridir, AKP için. Demokrasi paketinin gündeme getirilmesinin ve içeriginin arkasinda yatanlar, kanimca bunlardir.

Özellikle, çözüm süreciyle iliskili olarak gündeme getirilmisti, bu paket. En azindan, önemli bir yanini, bu olgu teskil etmekteydi. Peki, bu paket Kürt siyasetinin temel taleplerine yanit verdi mi? Biliyorsunuz, Kürt siyasetinin temel talebi, anadilde egitimdi. Ancak, bu dogal talep, pakette yok. Umarim, birileri çikip da buna ragmen, “yetmez ama evet” demezler! Diger yandan, önemli bir kesim olan Aleviler açisindan baktigimizda pakete, onlarin da dogal ve temel taleplerinin karsilanmadigini açikça görüyoruz. Neydi, Alevilerin dogal ve temel talepleri? Zorunlu din derslerinin kaldirilmasi, Diyanet Isleri Baskanliginin ilgasi… Peki, bu pakette, bunlar karsilanmis mi? Elbette ki, hayir. Nevsehir Üniversitesi’nin adinin, Haci Bektas-i Veli Üniversitesi olarak degistirilmesi, birilerince, “yetmez ama evet” olarak algilanmaz, sanirim!

2911 sayili Toplanti ve Gösteri Yürüyüsleri Yasasi’ndaki degisikler kafa karistirmaktan baska bir sey degildir, açikçasi. Iyilestirme oldugu düsünülebilir. Asla degil. Olayin özüyle hiçbir ilgisi yok, çünkü. Haziran eylemlerindeki tutumunu biliyorsunuz, AKP’nin. Hükümet komiseri uygulamasina son verilmesi mi degistirecek, yasakçi ve saldirgan tutumunu iktidarin? Kuskusuz hayir. Çünkü, bu meselenin özü ortadadir. Önceden izin almaksizin, siddet ve saldiri içermeyen, her türlü gösteri, yapilabilir ve hukukidir. Ancak, böylesi bir sey iliklerine kadar korkutmaktadir, AKP iktidarini. Dolayisiyla, bu bakimdan da hiçbir sey yok, pakette. Biber gazi ve tomaya devam yani…

Demistik, bu paketin gündeme getirilmesinin, bir yani aldatma ve oyalama ise, diger yani da, kendi tabanini konsolide etmek. Baska deyisle, kendi rejiminin insasina devam etmek. Bu yüzden, tüm kamu kurumlarinda, yasal ve serbest hale getirilecek, türban.

Iktidarini güçlendirmeyi ve sinirsiz kilmayi siar edinmis bir iktidardan, iktidarinin sinirlanmasina neden olacak, demokratik ve özgürlükçü adimlar atmasini beklemek, akil isi degildir. AKP, sallanan iktidarini korumak için daha fazla baskiya, demokrasi disi tutuma ihtiyaç duyacaktir, bundan böyle. Aldatmadan ve oyalamaktan vazgeçmeksizin, elbette. Özgürlüklerin, demokratik haklarin yasama geçecegi bir ortam, AKP’nin yikilmasiyla mümkün olabilir, ancak. Bu “demokrasi paketi”, bunu açikça göstermistir, umarim.


Paket,ziyaret ve süpürge üzerine..

Cemil Fuat Hendek

Paket
Tayyip Erdogan, uzun süredir kiskançlikla sadece halktan degil, kendi kadrolarinin bir kismindan bile kiskançlikla gizledigi paketi en sonunda açikladi. Anlasilan paket çok daha önceleri baska mercilere, “esbaskan” Tayyip’in “asbaskanlar”ina açiklanmis. Onlarin görüslerine sunulmus, danismanlarindan öneriler alinmis. Halk da kim oluyor? Asil olan, asbaskanlarin ve onlarin danismanlarinin onayini almaktir. Görüsmeler bitmis, onlarin onaylari da alinmis. Bütün bunlar olup bittikten sonra sira halka - Tayyip’in yillardir aptal yerine koydugu yiginlara gelmis. Bu tiyatronun hemen ertesinde, henüz kimse dogru dürüst derin bir nefes alip, yorum yapamadan, ABD ve AB agabeylerinden onay ve destek gelmesi baska neyle açiklanabilir?

Aslinda uluslararasi diplomaside böylesi metinler, uzun uzadiya incelenmeden, her kavram tek tek tartilmadan, satir aralari okunmadan, amaçlanan dogrultunun getirecegi sonuçlarin “A”, “B”, “C” ve bilmem kaçinci olasiliklari göz önünde bulundurulmadan hiçbir yorum yapilmadigini bildigimize göre... bir kez daha vurguluyorum:

Tayyip ve çok yakinindaki sürekâ, bu metindeki maddeleri basindan itibaren taseronlugunu yaptiklari patronlarina tek tek danismis bulunuyorlar! Nokta!

Büyük agabeylerden yapilan açiklama da, emperyalist odaklarin Tayyip ve sürekâsini bir süre daha iktidarda tutmaya egilimli olduklarini gösteriyor. Nokta!

Ziyaret
Zaman ve olaylar Türkiye’de dünyanin geri kalanindan çok daha hizli akiyor. Daha birkaç gün öncesine kadar ortalikta dolasip duran tartismalarin, yorumlarin çogu Abdullah Gül’ün ABD’de gezindigi yerler, dolastigi kapilar, görüstügü kisiler üzerine yogunlasmisti. Kimle ne konustugu, ne türden yeni sözlü/yazili anlasmalar yaptigi merak konusu olmustu.

Bu dogrultuda tahminler, sizintilar ve bunlara dayali yorumlar birbiri ardina siralandi. Bunlarin bir kismi, Gül’ün AKP’nin imajini tazeleme çabasi içinde oldugunda birlesti. Herkes kendi siyasal bilgi ve deneyine göre bir dizi laf etti. Ve ne yazik ki, bunlarin önemli çogunlugu, bilerek-bilmeyerek, el birligiyle çok önemli bir tehlikeye de su tasidi. Neydi bu tehlike?

Süpürge
Bu ziyaretle birlikte, bir zaman ABD’de Erdogan’in “kubura süpürülmemesi”nin rica edildigi anilarda canlandi. Gül’ün “süpürgeyi eline tutanlara” yeni ricalarda bulundugu üzerine yogun süpheler ifade edilmeye basladi. Bu iddialarda gerçekle örtüsen ve hakli yanlar oldugundan kusku duymuyorum. Ancak, bu söylentilerin kamuoyunda yaniltici, bilinç karartici bir yani da vardi. Neydi bu tehlike?

Çok gerilere gitmeye gerek yok. Yakin tarihte dünya yüzündeki sayisiz örneklerine ve kendi ülkemize baktigimizda gördügümüz bir manzara var:ABD ve diger emperyalist güçler, birçok ülkede kimi çevrelerin iktidara gelmesinde, hükümetlerin degismesinde belli roller oynadilar, halen de oynamaya devam ediyorlar. Gerek CIA vb. kuruluslarin hazirladigi dolaplarla, gerekse Soroz gibi sermaye odaklarinin destekleriyle medya merkezleri satin aliniyor, partiler kuruluyor, hükümetler degistiriliyor. Dahasi, askersel-sivil darbeler düzenleniyor, savaslar ve içsavaslar çikariliyor. Bu sayede ülke iktidarlarina getirilen isbirlikçilerle önce ve sonradan belirli anlasmalar yapiliyor. Böylece ülkeler ekonomik, siyasal ve askersel olarak tutsak aliniyor.

Bütün yukarida sayilanlar kusku götürmez biçimde dogrudur. Cumhuriyet tarihindeki pek az sayidaki basbakanin disindakilerin ABD ile iliskileri; Erdogan hükümetinin iktidara gelis serüveninde bu dogrultudaki oyunlarin önemli rolü, basta ABD olmak üzere emperyalistlerin Tayyip’i kendilerine taseron belledikleri çoktan sir olmaktan çikmis bulunuyor. Erdogan’in bir aralar kubura süpürülme tehlikesi atlattigi da herkesin malûmu.

Bütün bu dogrulari bilmek, ülkemizin nasil emperyalizmin kiskacina düsürüldügünü anlamak gerekiyor. Ancak bir kosulla:

Bu gerçeklerin bir yanilgiyi güçlendirmeye de yarayabilecegini unutmamak kosuluyla...

ABD’nin kendisinden de büyük tehlike
Bir yanda yukaridaki gerçeklere, diger yanda, çesitli parti yöneticilerinin -tabii bu arada Kiliçtaroglu’nun- son zamanlarda ABD ile kurmaya çalistigi diyaloga bakarak “ABD’nin elindeki süpürge”yi mutlaklastirma tehlikesi giderek büyümekte:

“ABD, elindeki olanaklar sayesinde istedigini iktidara getirir, istedigini iktidardan süpürür!”

Emperyalizmin gücünü oldugundan da büyük sayan, böylece siyasal bir sasilik yaratarak çok sayida insani umutsuzluga ve eylemsizlige sürükleyebilecek olan bir yanilgidan bahsediyorum. En basta, AKP iktidarindan bikmis olmasina karsin, henüz ona karsi aktif mücadeleye girmekten uzak duran kesimlerin bu tehlikeye kurban gitmesi olasiligi büyük.

Kapitalist toplumdaki sinifsal çeliskilerin derinligini, buradan dogan büyük enerjileri, bu enerjilerden isçi sinifina ve emekçi yiginlarin payina düsen gücü görmezden gelenler; tarihe ve yasadigi ana diyalektik bütünlügü içinde bakmaktan yoksun olanlar böylesi mutlaklastirmalara sürüklenmekten kurtulamazlar.

Bu tür mutlaklastirmalarin, hem emperyalistlerin, hem de onlara masalik edenlerin isine geldigini de unutmamak gerekiyor. Tayyip Erdogan’in da bir süre böylesi bir mutlaklastirmaya, “bunlar çok güçlü, sadece medyayi degil, devleti ele geçirmisler, bunlari artik kimse yikamaz” yanilgisina yaslandigini biliyoruz. Ta ki...

Asil süpürge kimin elinde
Haziran basinda milyonlarca insan sokaklara, meydanlara dökülene dek! Bunun Tayyip’i ve onun çevresine toplasmis güruhu ne denli korkuttugunu gördük. Tüm dünyayi sasirtacak düzeydeki polis terörü, “kimyasal silahlarla” sokaktaki halka açilan “savas” baska neyle açiklanabilir? Tüm haykirma ve hönkürmelerine karsin, ne denli korkak oldugu, sinek misali çevresinde toplasan korumalardan belli olan Tayyip Erdogan panige kapilmis durumdadir. Simdi, o ve çevresindekiler de içinde olmak üzere herkes, kimsenin beklemedigi bu patlamanin ülkeyi degistirdiginin farkinda. Simdi bir farkindaligin daha yaratilmasi gerekiyor:

Bu iktidari kubura süpürecek asil güç, halktir!

AKP’yi iktidardan alasagi etme isi, asla ABD’de alinacak kararlara, kimi parti yöneticilerinin ABD’deki belirli odaklarla yapacagi anlasmalara birakilamaz. Böylesi bir sonuç, AKP yerine kim gelirse gelsin -belki biraz daha farkli yöntemlerle- aynen onun politikasini sürdürecegi anlamina gelecektir.

Haftalar boyu meydanlari dolduran insanlarin bir agizdan haykirdigi “Bu daha baslangiç...” sloganina bagli kalmak, o direnisi Hazirandan sonra degisen Türkiye’nin yeni kosullarina uygun biçimde, çok daha yaratici sekilde sürdürmekle mümkün olacak.

Bunun için de, AKP iktidarinin kurbani olan milyonlarca insana asil süpürgenin kimin elinde oldugunu kavratmak gerekiyor. Isçi ve emekçiler, aydinlar, gençler, kadinlar, dinin ticaret ve iktidar malzemesi yapilmasina karsi olan herkes, elinde bir süpürge oldugunun bilincine varmali. Milyonlar ellerindeki bu süpürgeyi iktidar mücadelesinin her alaninda kullanmaya ve hep birlikte ortaligi süpürme isine basladigi zaman... Asil iste o zaman...

Simdi herkesin süpürgesini eline alma vaktidir!

Fatih Yasli yazdi: Seytanlastirmak, Igrençlestirmek,Düsmanlastirmak..

'Iç düsmanin yok edilmesi, dinin, devletin, milletin ve vatanin yasamasinin, “biz” in biz olarak varligini devam ettirmesinin ve toplumsal safligini/sagligini korumanin sarti haline gelmistir çünkü.'

Fatih Yasli - soL
I. Millete Karsi Yurttas, Yigina Karsi Toplum

Artik biliniyor; bir “millet” vardir ve bu, iktidarin “biz”ini teskil etmektedir. Sünni- muhafazakâr-milliyetçi erkeklerden mütesekkil, kadinlarin ise ancak kendilerine biçilen “mutaassip/ namuslu anne-ev kadini” kimligiyle dâhil olabildikleri bir toplamdir bu.

Bir süredir “Sünni-ulus” olarak adlandirdigim bu toplam, yeni rejimin “makbul vatandas”ina tekabül etmektedir aslinda. Her ne kadar ulus, millet, yurttas gibi modern kategorilerle tarif etmeye çalissak da, ümmet anlayisi ve biatla sekillendirilmis, modern-öncesi karakteri hayli baskin, yurttasligi düzenli araliklarla sandiga gidip iktidar partisine “evet” demekten ibaret olarak gören, “milli irade” söyleminin öznesi olmakla birlikte, aslinda bu söylem araciligiyla iradesizlestirilen/iktidarsizlastirilan bir yigin, toplum olamamis bir toplamdir söz konusu olan.

Bir de Gezi/Haziran Direnisiyle birlikte ortaya çikan bambaska bir irade vardir. Muhafazakârlasmaya karsi sekülarizm ve otoriterlesmeye karsi özgürlük arzusunun biçimlendirdigi, “özel” olana karsi “kamusal” olani savunan, kelimenin modern anlamiyla “yurttas” kategorisine dâhil edilmesi gereken, demos ve kratos sözcüklerinin dogrudan ifade ettigi “halkin iktidari” anlaminda demokrasi talep eden ve yigin olmaktan toplum olmaya dogru hizla ilerleyen bir iradedir bu.

Iktidarin “millet” taniminin disinda birakilan bu iradeye karsi bir polisiye-yargisal operasyon, bir sürek avi yürütüldügü bilinmektedir. Iradenin neredeyse bütün unsurlarina, üniversite ögrencilerinden hukukçulara, sendikacilardan akademisyenlere, taraftar gruplarindan liselilere uzanan bir çizgide operasyonlar yürütülmekte, söz konusu irade teslim alinmaya çalisilmaktadir.

Ancak meselenin sadece polisiye/hukuki bir boyutu yoktur; aleni bir psikolojik savas durumuyla da karsi karsiyayizdir. Goebbels’e rahmet okutacak devasa bir propaganda aygitiyla, onlarca televizyon, gazete, internet sitesi ve sosyal medya agi ile yürütülen bir psikolojik savas söz konusudur.

II. Iç Düsmanin Kurgusal Insasi: Igrençlestirme ve Seytanilestirme
Ortada bir “iç düsman” vardir; iktidarin “millet”ine/ “biz”ine dâhil edil(e)meyenlerden ya da dâhil olmayi reddedenlerden, yani muhalif sosyalistlerden, Alevilerden, Kemalistlerden, Kürtlerden mütesekkil bir “iç düsman”dir bu ve yukarida sözünü ettigim iradeyi olusturmaktadir. “Gayri milli irade” diyebilir miyiz, diyebiliriz saniyorum, çünkü bu iradeye yönelik en temel elestiri vatan hainligi, gayri millilik ve dis güçlerin hizmetinde olmak üçgeninde sekillenmektedir.

Ortada bir “millet” ve bir de ona ait olan “vatan” vardir; ezan-bayrak-kuran kutsal üçlemesi üzerinden metaforize edilen, metafizik bir kutsallastirmayla anilan, “bir çakil tasi bile vermeyiz” hamasetiyle savunulan bir vatandir söz konusu olan. Bu metaforun, kutsallastirmanin ve hamasetin disinda kalan herkes ise vatan hainidir. Iste Gezi/Haziran Direnisi, gayri milli iradenin kristalize oldugu, dolayisiyla “vatan hainligi”nin somutlastigi tarihsel an ve kirilma noktasidir. Kutsala saygisi olmayan, kozmopolit, soysuzlasmis ve ahlaksiz Gezici figürünün iç düsman kategorisinde insasinin tam da bu ihanet hali üzerinden sekillendigini söyleyebiliriz.

Vatan haini iç düsman figürünün insasi kuskusuz söylemsel bir insadir; bu figür, basin açiklamalariyla, köse yazilariyla, röportajlarla, miting ve toplantilardaki konusmalarla insa edilir; bu insa sürecinde iç düsman sözcükler araciligiyla igrençlestirilir ve seytanilestirilir. Bu, “biz”e karsi insa edilen “öteki”yi, yani düsmani insan olmaktan çikarip öldürülebilir bir figüre, böcege, yilana, fareye ya da toplumsal bünyeyi bozan ve üstesinden gelinmesi gereken bir virüse dönüstürür. Böylece “öteki”, hukuki haklari olan bir insan/yurttas olmaktan çikarilarak iktidarin siddetinin dogrudan yöneldigi ve yasanin korumadigi bir varlik haline gelir. Igrençlestirme ve seytanlastirma “biz”i korku ve kaygi araciligiyla bir arada tutar ayni zamanda: Kutsala saldirip toplumsal huzuru ve sagligi bozan igrenç ve seytani bir figür olarak iç düsmana karsi saflar daha da siklastirilmali, ayni zamanda ona karsi milletin ve devletin müdafaasi adina mücadele eden liderin etrafinda sorgusuz sualsiz biat halinin belirledigi bir kenetlenme yaratilmalidir.

Gezi/Haziran Direnisinde somutlasan gayri milli iradenin temsilcisi iç düsmanin, yani Gezici/Direnisçi figürünün igrençlestirme ve seytanilestirme sürecine üç örnek üzerinden biraz daha yakindan bakabiliriz bu asamada: Birincisi Dolmabahçe’deki Bezmialem Camii’nde yasananlar, ikincisi “Kabatas Saldirisi” ve üçüncüsü Beyaz Tv’deki “Gezicilerin kaçirdigi çocugun” çikarildigi program.

III. Isemek, Sevismek, Kedi Kesmek
“Cami’ye ayakkabilariyla, kizli erkekli girdiler, içki içtiler, sevistiler.” Bu, Bezmialem Camii’nde yasandigi iddia edilenlerin bir özeti ve igrençlestirme/seytanlastirma söyleminin muhtesem bir örnegidir. Her seyden önce ortada bir cami vardir; yani halkin büyük bir bölümünün ve kendisini o büyük bölümün temsilcisi olarak gören muhafazakâr iktidarin kutsal addettigi bir ibadet mekâni. Sadece bu da degil, camii “ezan susmaz”la sembolize edilen vatanin somutlastigi yerdir ve buraya ayakkabilarla girmek basli basina bir saygisizliktir her seyden önce. Ayrica camii ayni zamanda bir erkek mekânidir ve oraya kizli-erkekli girmek mekânsal bir ihlal anlamina gelmektedir. Sevismek ise seytanlastirma mantiginin uç noktasidir: Ancak hastalikli bir hayal gücünün ürünü olabilecek bir fantezinin, yani camide sevismenin, üstelik grup seks yaparak sevismenin, muhafazakâr yiginlarin algi dünyasini sarsacak, altüst edecek ve onlarin Gezici figürüne sonsuz bir kin duymalarini saglayacak sekilde gündeme getirilmesidir.

Seytanlastirmaya eslik eden igrençlestirmede kesfedilen eylem ise “isemek”tir. Önce Erdogan eylemcilerin Gezi Parki’nin her tarafinda isedigini ve Parkin sidik koktugunu söylemis; daha sonra ise Bekir Bozdag Bezmialem Camii imaminin sürgün edilmesine dair sorulari yanitlarken, “eylemciler camiye idrar dolu torbalar biraktilar” diyebilmistir. Bunlari önceleyen ise “Kabatas Saldirisi” olarak anilan “hayali” hadisedir.

Saldiri hayalidir ve üstelik berbat bir hayalgücünün ürünüdür. Senaryoya göre çocuklu ve basörtülü bir kadin (muhafazakâr algi için kutsal ikili!) Geziciler tarafindan Kabatas Iskelesi’nde saldiriya ugramis ve dövülmüstür. Saldirganlarin belden yukarilari çiplaktir, kafalarinda renkli bantlar, ellerinde ise eldivenler vardir. Basörtülü anneye bebeginin gözleri önünde saldirip dövmüsler, sonra da üzerine isemislerdir. Görünüm itibariyle seytanilestirilmis eylemciler ve yaptiklari igrenç eylemin bütünlesmesi: Dövdükleri kadinin üzerine isemek! Yine ortalama muhafazakâr akli dehsete düsürecek, karsisindaki igrenç seytana karsi saflari siklastirmaya ve lidere biat etmeye hizmet edecek, ayni zamanda Gezicileri insan olmaktan çikararak taslanmasi gereken igrenç seytanlara dönüstürecek bir anlati vardir karsimizda. Söz konusu anlati basörtülü bir kadini dövüp üzerine iseyen ve Müslümanlarin kutsal mekâni olan camiye idrar torbalari birakan, din, kutsiyet, devlet, millet, vatan düsmani, seytanin hizmetkâri, ahlaksiz, soysuz bir güruh seklinde tarif etmekte ve bu igrençlestiren/seytanlastiran tarif üzerinden yaratmaktadir “iç düsman olarak Gezici” imgesini.

Üçüncü örnek, igrençlestirme ve seytanilestirmenin en “kitsch”, en pespaye, en sefil örnegidir. Tüm bu saydiklarimin beden bulmus hali olan Rasim Ozan Kütahyali’nin, kendisinin belediye baskani versiyonunun oglunun kanalinda sergiledigi parodiden söz ediyorum; gariban bir aileye üç kurus para vererek düzenlenmis, insan aklina, onuruna, haysiyetine hakaret etmek maksatli bir mizansenden. 13 yaslarinda bir çocugu ekrana çikarabilmis, “Geziciler kedi kesiyor, kedi kani içiyorlar” dedirtebilmislerdir. Seytanilestirmenin bir tesbih, bir benzetme olmaktan çiktigi ve sözcügün gerçek anlamini ifade eder hale geldigi andir bu. Böylelikle iç düsman olarak Gezici figürüne satanist, yani seytana tapan mührü de vurulmus olmaktadir. Seytani degil, dogrudan seytanin hizmetinde olan, ona tapan bir figür vardir artik karsimizda.

Gariban bir ailenin zavalliligi, Kütahyali’nin sesi ve görüntüsü, akil, haysiyet ve onur düsmanligi, ortaligi kesif bir kokuya bogarak televizyon kanalizasyonundan evlerin odalarina akmaktadir. Isemeyle, kedi kesmeyle, camide grup seksle dolu hastalikli bir fantezi dünyasi, iktidar hirsiyla, para kazanma tutkusuyla birlesmekte, muhafazakâr yiginlari korku ve kaygiyla “biz” olarak bir arada tutma ve liderin etrafinda kenetleme hedefinin bir parçasi olarak dolasima sokulmaktadir.

IV. Cinayet ve Yas
Üç örnek üzerinden ortaya koymaya çalistigim tüm bu igrençlestirme ve seytanilestirme söyleminin iç düsmanin maruz kaldigi devlet siddetini mesrulastirmaya nasil hizmet ettigi ise ortadadir. Gezicilerin biber gazina maruz birakilmaktan öldürülmelerine kadar uzanan genislikte ugradiklari siddet “biz” açisindan mesrudur, çünkü siddete ugrayanlar yasamayi hak etmeyen virüsler, böcekler, hasereler, seytanlardir. Biber gazi üzerlerine haserelerin üzerine sikildigi gibi sikilabilir, sinekler ya da fareler misali öldürülmelerinde ise bir sakinca yoktur. “Biz”i koruyan “polisimiz” iç düsmana karsi görevini yerine getirmis, yapmasi gerekeni yapmistir. Igrençlestirilip seytanlastirilarak iç düsman kategorisine dâhil edilenlerin hayatlari yasanmaya deger bulunmaz; bu nedenle de öldürülmeleri cinayetten sayilmayacagi gibi kendileri için kamusal bir yas tutulmasi da gerekmez. Iç düsmanin yok edilmesi, dinin, devletin, milletin ve vatanin yasamasinin, “biz” in biz olarak varligini devam ettirmesinin ve toplumsal safligini/sagligini korumanin sarti haline gelmistir çünkü.

Waouv,adima bak!

Ilhan Cihaner

Basbakan’in açikladigi “paket” hikaye. Paketin önüne “demokrasi” sözcügünü eklemememin nedeni daha ilk maddeye -seçim barajina- iliskin söyledikleri: “...BU KAPSAMDA, ÖNCELIKLE, SEÇIM SISTEMINI DEGISTIRMEK için önemli bir adim atiyor; SEÇIM SISTEMINI TARTISMAYA AÇIYORUZ... Biz 2002 seçimlerine girerken bu sistem uygulaniyordu. Yüzde 10 baraji vardi... Daha partimizi kurarken, mevcut seçim sisteminin katilimciliktan uzak oldugunu, degismesi gerektigini güçlü bir sekilde ifade etmistik... Tüm öneri, tavsiye, elestirileri gözden geçirdik ve bu sorunu çözmek için artik adim atiyoruz... 3 farkli alternatifi tartismaya açiyoruz. Mevcut sistemle, yani yüzde 10 barajiyla devam edebiliriz… Baraji yüzde 5’e çekip, 5’li gruplandirmayla Daraltilmis Bölge Seçim Sistemi’ni uygulayabiliriz. Üçüncü seçenek olarak da, ülke barajini tamamen kaldirarak, Dar Bölge Seçim Sistemi’ni getirebiliriz…”

“W” serbest birakilmisken su ünlemi kullanayim:

Waouv! Adima bak adima! Seçim sistemini tartismaya açmis zat-i sahaneleri! Paketten önce de tartisiyorduk sonra da tartisacagiz yani!

Madem siz yeni basladiniz katki yapayim: “...Baraja karsi olmak, her seyden önce bir haysiyet meselesidir: Baraj diyen herkese ilk tepkimiz, ‘arkadas sen kim oluyorsun da benim oyumu önce yok sayip sonra da kendi cebine atma cüretini, böyle bir seyi savunma haddini bilmezligini kendinde buluyorsun’ deyip, kendi oyumuz üzerinde her türlü pazarligi pesinen ve kesinlikle reddetmek olmalidir. Hem ‘sandik’ deyip hem de baraji savunana söyleyecegimiz ise ‘o senin içinden çiktigini sandigin sey, sandik degil, hokkabaz kutusu’dur. 2002 seçimlerinde AKP oylarin sadece yüzde 34’ü ile Meclis’in yüzde 66’sini (üçte iki) kapatmistir ve böyle bir sandiga ancak hokkabaz kutusu denir.” (Kadir Cangizbay)

Tartismaya buradan baslayin, yani haysiyet ve iktidarinizin mesruiyetinden. Açiklayin bize madem bu kadar karsisiniz niye 3 seçime ayni sistemle gittiniz?
Hâlâ niye yüzde 10 baraji (a) sikkinda yer aliyor?

Asil üzerinde durulmasi gereken paketin “pesrev” kismi. 1950’de geçtigimiz demokrasi döneminde “...Türkiye, her bakimdan adeta tikir tikir isleyen bir saat”mis. Dogrudur, Tahkikat komisyonlari, 6-7 Eylül olaylari, Vatan Cephesi uygulamalari tikir tikir isliyordu!

“...27 Mayis’in o kara gölgesi, ne yazik ki, bugün bile Türkiye’nin üzerinde”ymis.

Devlette, bürokraside, medyada, sivil toplumda hala varligini devam ettiriyormus 27 Mayis. Degisime en büyük engel “27 Mayisin karanlik gölgesiymis”.

Ama pesrevin can alici kismi 12 Eylül’e iliskin tek tespit: “...Türkiye’deki mevcut Seçim Sistemi, özellikle 12 Eylül müdahalesinin ardindan her zaman tartisma konusu oldu...”

12 Eylül müdahalesi!

Bir yanda uzun uzun 27 Mayis hezeyani, öte yanda en kanli darbeye “müdahale” nitelendirmesi.

Iste “paketin” ruhu bu. Ya da evladin babaya sahip çikmasi!

Paketin cilalayicisi, “kutsal metin” muamele yapani çok. Daha çok yazar çizeriz.

Basbakan, seçilmis medyaya “bos paketi” açarken daha önemli bir sey oluyordu: Merdan Yanardag, Mugla Cezaevi’nde ziyaretçilerine, hakkindaki mahkumiyet kararinin ayrintilarini anlatiyordu.

Ben, paketten daha çok demokrasiye hizmet edecek bir öneride bulunmak isterim.

Gazetecilere, yazarlara, politikacilara, avukatlara, hakimlere, savcilara, Yargitay, HSYK ve Danistay üyelerine, akademisyenlere, diplomatlara...

Ama özellikle AKP mensubu her kademedeki politikaciya, bakanlara, milletvekillerine, oy verenlere ögrencilere, o paket konusmasini yazan danismanlara... Hatta Basbakan’a, Reis’i Cumhur’a...

Önyargilarinizi bir tarafa birakip -ya da önyargilarinizla-, Merdan Yanardag hakkindaki suçlamalari, yargilamayi ve karari okuyun.

Sonra nasil böyle bir sey olabilir sorusuna cevap arayin.

Inanin bana, hem paketten daha az zaman harcarsini, hem de demokrasiye/barisa daha çok hizmet edersiniz.

Merdan’larin cezaevinde oldugu bir ülkede demokrasi konusulamaz bile.

Sahi kimdi bu Adnan Menderes? – Ulas Korkut...

17 Eylül 2013

Bazen bildigimiz seyleri herkesin bizim bildigimiz gibi bildigini zannederiz. Bu nedenle söyleme ya da hatirlatma geregi duymayiz. Adnan Menderes adi da, dönemi de böyle… Kimdi bu Adnan Menderes, neler yapmisti? Herkesin bildigi, hatirladigi varsayilarak, pek kimse Adnan Menderes dönemi gerçekliklerini hatirlatma geregi duymuyor. Adnan Menderes son zamanlarin en popüler isimlerinden. Hemen herkesin “Demokrasi sehidi” dedigi, demokrasi nutuklari atilirken atifta bulundugu yegâne isimlerden. Adnan Menderes denince çogunlukla idami hatirlanir. Ancak kimdi Adnan Menderes? Neler yapmisti? Gerçekten “Demokrasi sehidi” ya da gerçekten “demokrat” miydi? Bu sorularin cevabi çok kisa bir Menderes incelemesiyle bulunabilir. Iktidar olmadan önceki dönemleri ve iktidari döneminde yaptiklarina basit bir arsiv taramasiyla bakarsak görebiliriz kim oldugunu Adnan Menderes’in.

Demokrat aga

Adnan Menderes, üç arkadasiyla meclise verdigi bir önergeyle Türkiye siyaset sahnesinde göründü. Bu esnada, Tayyip Erdogan’in elestirmeye doyamadigi tek partili yillar CHP’sinin Aydin Milletvekili idi. Önerge bolca demokrasi, hak, hukuk, adalet, özgürlük gibi kelimeler içeriyordu. Ancak bu önerge mecliste görüsülen ”çiftçiyi topraklandirma yasasi” esnasinda bu yasaya karsi verilmisti. Yasayla toprak agalarinin elindeki tarima elverisli arazilerin 5000 dekardan, elverissiz arazilerden ise 2000 dekardan fazlasinin devletçe kamulastirilip topraksiz köylüye dagitilmasi amaçlaniyordu. Adnan Menderes, Celal Bayar, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü bu yasanin geçmemesi için önerge verdiler. Adnan Menderes Aydin’da 30.000 dönümlük topraga sahip olan bir toprak agasiydi ve bu yasa kendi topraklarinin da büyük bir kisminin kamulastirilip topraksiz köylüye dagitilmasi anlamina geliyordu. Ancak bu yasaya karsi önerge verirken bolca demokrasi söylemi kullaniyordu. O önergeden sonra CHP’den ihraç edildi ve ardindan bildigimiz Demokrat Parti dönemi basladi. Muhalifken bolca demokrasi nutuklari atan Menderes iktidarda neler yapti birkaç örnek hatirlamakta fayda var.

6-7 Eylül olaylari

Demokrasi ayaklar altinda. 6 Eylül 1955 gecesi Istanbul’da bazi gazetelerin Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atildigini yazmasi üzerine azinliklara saldirilar basladi. Agirlikli olarak Rumlara karsi yönelen olaylarda resmi rakamlara göre 73 kilise, 8 ayazma, 1 havra, 2 manastir, 4 bin 340 dükkân, 110 otel ve lokanta, 21 fabrika ve 3 bin 600 ev saldiriya ugradi, biri papaz 15 kisi olaylar sirasinda öldürüldü, yüzlerce kadin tecavüze ugradi. Provokasyonu baslatan “Ekspres” isimli DP yandasi gazete idi.

Her sey iktidar için

DP’den istifa eden Osman Bölükbasi Kirsehir’den tekrar milletvekili seçilince Kirsehir il statüsünden ilçe statüsüne düsürüldü. Ismet Inönü milletvekili seçilince seçim bölgesi Malatya ikiye bölünerek Adiyaman ili kuruldu. 1954–1958 yillari arasinda hükümetin resmi açiklamasina göre 238 gazeteci iktidari hedef alan yazilar yazdiklari için tutuklandi. 1957 seçimlerinden hemen önce, CHP ve Hürriyet Partisi’nin birlesme çabalarina karsi seçim ittifaklarini engellemek için yasa çikarildi. Hükümet, CHP’li bazi milletvekillerinin bazi cuntaci subaylarla sürekli temas halinde oldugu istihbaratina dayanarak bu durumu sorusturmak için ”Tahkikat Komisyonu”nu kurdu. 15 DP milletvekilinden olusan komisyon hem suçlama hem de yargilama hakkina sahipti ve kararlarina itiraz edilemiyordu. Ayrica uygun gördügü toplantilari ve yayinlari yasaklama hakkina sahipti.

Menderes’in sevdikleri sevmedikleri

28 Nisan 1960 tarihinde Istanbul Üniversitesi ögrencisi Turan Emeksiz hükümete karsi düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtigi ates sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacagi kesilerek kurtarildi. 1951 yilinda Halkevleri kapatildi. 1948′de kurulan imam hatip kurslari imam hatip liselerine dönüstürüldü. 1958’de Fransa’ya karsi bagimsizlik savasini kazanan Cezayir’in bagimsizlik oylamasinda “Fransa’nin içisleri” denilerek çekimser oy kullanildi. Hukukun üstünlügünü savunan Yargitay üyeleri resen emekli edildiler.

NATO üyeligi basladi, ABD isbirlikçiligi zirvede. 1951 yilinda Türkiye’nin Kore Savasi’nda Birlesmis Milletler kuvvetlerine Türk Tugayi ile katilmasina karar verildi. Bunun sonucunda, Türkiye 1952′de NATO’ya tam üye olarak kabul edildi. Ayni yil NATO’nun istegi üzerine komünizme karsi gayri-nizami harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adiyla Özel Harp Dairesi kuruldu ve sonraki yillarda islenen faili meçhul cinayetler, derin devlet uygulamalari olarak hatirlanan her olayin arkasinda bu kurum çikti. (Kurumun adi Ergenekon davalarinda sikça hatirlatiliyor da, kökenine gelince es geçiliyor).

Kirilgan ekonomi, geçici refah, hazin son

Ekonomide elverisli uluslararasi kosullarin yasattigi geçici saadet yillarinin ardindan 1958’e gelindiginde durum felaketti. O yil dolar 9 liraya kadar yükseldi. Dis borçlar ödenemez hale gelince hükümet moratoryum ilan etti. IMF ile ilk stand-by anlasmasi bu dönemde yapildi. Çesitli sanayi kuruluslari ya özellestirildi ya da ekonomik olmadiklari gerekçesiyle kapatildi. Uçak ve uçak motorlari fabrikasi, tank fabrikasi, silah fabrikasi NATO standartlarina uymadigi gerekçeleriyle kapatildi. ABD’den Sovyetlere karsi mücadelede kullanilmak üzere Marshall Yardimi alindi. Uygulanan serbest piyasa ekonomisi sonucunda halk hizla yoksullasti, zengin azinlikla yoksul halk arasindaki uçurum hizla büyüdü.

Bunlar hatirlanabilecek ana basliklar. Iste bugün AKP’nin ideolojik hegemonyasi altinda hemen herkesin, özellikle liberallerin ve hatta sorulunca CHP’lilerin “demokrasi sehidi” yakistirmalari yaptigi Adnan Menderes dönemi, ana hatlariyla böyleydi.

Tayyip Erdogan “Demokratiklesme” paketini Menderes’in ölüm yildönümünde açiklayacagini söylemisti. Her ne kadar bu tarihte açiklayamasa da, bu tarihe vurgu yapmasindaki niyet demokrasi, ekonomi ve yönetim anlayisinin kökenine vurgu yapmakti. Elbette buradan “idam edilmesini mi savunuyorsun” sorusu sorulacaktir ancak mesele idam meselesi degil. Yazidaki amaç Menderes demokrasi açisindan ne ifade ediyor, kimi önemli örneklerle bunu hatirlamak ve hatirlatmakti.


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster