Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat |
Resimleri Göster
Fazıl Say Gezi Direnişini besteliyor
Açıklama: Radikal gazetesinden Cem Erciyes'in Say'la yaptığı röportajı soL okurlarıyla paylaşıyoruz.
Kategori: Röportaj-Söyleşi
Eklenme Tarihi: 16 Eylül 2013
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 05:46
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=15493
Fazil Say Gezi Direnisini besteliyor
Gezi direnisinin 4 gününü ve sonrasinda gelisen olaylari besteleyen Fazil Say; 'Gezi'ye tam destek verdim, iktidardan korkmuyorum' diyor.
AKPli yillarda hakkinda dava açilan, twitter hesabinda yazdiklari dolayisiyla hapis cezasiyla yüzyüze kalan, devlet erkaninin hismina ugrayan dünyaca ünlü piyanist Fazil Say, Avrupa’nin en büyük ödüllerinden birini üçüncü kez ancak bu kez de besteci olarak alacak.
Radikal gazetesinden Cem Erciyes'in 2 numarali senfonisi Mezopotamya ve 3 numarali senfonisi Universe’in CD kayitlarinin yayinlanmasinin ardindan Say'la yaptigi röportaji soL okurlariyla paylasiyoruz.
Mezopotamya Senfonisi, Ortadogu’nun kanli kaderine adanmis bir eser. Albüm kitapçiginda da ‘ölüm kültürü’ diye ifade edilen bölgenin bu kötü kaderi, sence nereden kaynaklaniyor?
Suradan baslayalim anlatmaya. 1-cinayet, 2- töre cinayetleri, 3- terörist katliamlar, 4- mezhep savaslari, 5- din savaslari, 6- devlet savaslari, 7- dünya savaslari. Cem, biz bir ölümden, yüz milyonlarca ölüme kadar uzanan bir bela ile yüz yüzeyiz. Bunun adi ‘ölüm kültürü’dür. Bir ölümün ne kadar kötü, ne kadar haksiz, ne kadar gereksiz oldugunu anlayabilseler, belki gerisi gelecek. Ortadogu’daki derdin temel sebebi bin yillardir budur. Ölümlerin önüne geçmenin yolu, yasama ve yasamin degerlerine inançtan geçer... Bu süre geldigi sürece, adi ‘ölüm kültürü’ olan, bunu lanetleyen, bundan tiksinen, artik bitmesini isteyen, daha nice besteler olacaktir, nice destanlar, siirler olacaktir.
Ortadogu için yine kötü bir zamandayiz. Suriye’deki savasi Bati’nin ve Türkiye’nin buradaki tavrini nasil degerlendirirsin?
Suriye iki açidan dram bizim için. Birincisi, Suriyelilerin çözümü zor drami. Ikincisi, AKP ’nin Suriye’ye yaklasimi eger buysa, kendi ülkesi Türkiye’ye bakisi nedir sorusundan kaynaklanan dram.
Yani konu, Beser Esad’i ikna etmek olsaydi, bu siyasi yollarla halledilebilecek gibiydi. Ancak konu belli ki sadece bu degildir. Esad diyecektir ki, “Ülkemde iç savas var, bana tam donanimli bir ordu, dis güçlerce desteklenen muhaliflerin ordusu, savas açmis durumda. Kendimi savunmak zorundayim ve askeri güce ancak askeri güç ile karsilik verebilirim.” Herkes biliyor ki bunu demekte hakli. Yani baris için ya da ‘ateskes’ için, Suriye’de artik sadece Esad’la degil, Esad’a savas açan muhaliflerle de baris anlasmasi yapilmasi gerekiyor. Bu durum, mezhep savaslarinin 21. yüzyil versiyonu. Elbette her sey daha komplike. Batili güçlerin Suriye’yi bombalamasinin ise hakikaten hiç bir anlami yoktur. Bunu Batililar da bilmekte. Amerikan askerleri “Biz el Kaide ile yan yana savasmak için mi askere gittik?” diye seslerini yükseltiyor. Oynanan siyasi oyun ise çok tehlikeli. Obama tehlikede, Erdogan tehlikede, kimse yanlis adim atmak istemiyor. Bir yandan da, Suriye’de bir dram yasaniyor, milyonlarca insan ülkesinden göç etmeye zorlanmis durumda… Hazin durum. Tam Orta dogu karmasasi, hazin, dramatik ve ‘ölüm kültürü’ balyozu eline almis...
‘Savas üzerine’ baslikli bir bölüm var, çok ilginç. CD’nin kitapçiginda söyle deniyor: “Orkestradaki nefesli çalgilar grubu yayli çalgilar grubuna ya da vurmali çalgilar grubu bakir nefesli çalgilar grubuna veya tüm gruplar birbirine savas açabilir. Orkestra bütünüyle seyircilere savas açabilir ve onlari bezdirebilir. Beste bestecisine, besteci bestesine savas açabilir.” Bu müzikal olarak ne demek, mesela ‘beste bestecisine’ nasil savas açar? Ya da bu müzikal metafor, gerçek hayatta neyi temsil ediyor, biraz açar misin?
Savaslarin en büyügü ve en bitmeyecek olani, insanin kendisine açtigi savastir. Nietzsche´nin sevdigim bir lafi vardir: “Savasçi insan, savasacak bir sey bulamadiginda, kendisine saldirir.” Bu bizim bireysel mücadelemiz, bakin hayatta ne kadar çok sey ile savasiyoruz bir yandan… Ancak emin olun ki, hiç birisi, kendimize açtigimiz savas kadar yorucu degildir, hatta hepsinin toplami bile o kadar degildir. Elbet besteci bestesine, beste bestecisine savas açar... Mesele konuyu yumusatmak, ya da görünmez hale getirmek. Bakin, bütün dünya artik meditasyon, yoga, reiki filan yapiyor. Insanlar bu savasi kazanamasa bile görünmez hale getirmeye çalisiyor. Zor bir durum insaninki, dürüst olunca her gün “bugün de yenildim” dememiz gerek. Bunu demek istemedigimizde yollar ariyoruz. Çikarlar... para… kariyer… hedefler... insanlarin o takintili hedefleri... Ama inan ki, Suriye`ye savas açmak bir yol degil... Ölüm yerine, yasami sevdigimizi bari gösterebilelim...
Besteciligi, konser temposunu da yavaslatmadan sürdürüyorsun. Su siralar üzerinde çalistigin mutlaka bir yeni beste vardir, söz eder misin?
5 yasimdan beri beste yapiyorum, bu benim dogam artik... Seneye çok ilginç eserler var besteleyecegim, Avrupa’da da var pek çok sey ama öncelikle Türkiye’deki çalismalardan bahsetmek isterim. Bunlardan ilki, 45 dakikalik bir sahne eseri; ilk seslendirilisi Turgutreis Bodrum’da yapilacak: Yunusbaligi Sirtindaki Çocuk. Çok anlamli bir efsane, denizde kaybolan bir çocuk ile yunusbaliginin dostlugunu anlatan. Bu sefer bir oratoryo, biraz 12 yil önce besteledigim Nâzim oratoryosu formatinda. Solistimiz bu sefer sevgili Genco Erkal degil, Selçuk Yöntem. Bir baska eser ise Sait Faik üzerine. Bu da Istanbul’da bir proje. Bir IKSV siparisi. Müthis bir is. Seneye Sait Faik yili oldugu için, projenin ilk konseri Burgazada’da, ikincisi Istanbul’da olacak. Sait Faik’in de yasadigi (artik benim de bir evim olan) Burgazada’ya gemilerle gidilecek. Konusunu Stelyanos Hrisapulos gemisi hikayesinden alan Sait Faik, Demet Evgar, Songül Öden, Birsen Tezer gibi pek çok solistin rol alacagi, Özen Yula’nin sahneye koyacagi bir sahne eseri projesi. Benim için ilginç olan su: Bu bir ilk. Eserin tamamini hicaz makaminda Türk sanat musikisi olarak bestelemeyi planliyorum. Sait Faik benim için hicazdir. Diyeceksin ki, “Fazil ne anlar makamsal müzikten?” Söyle cevap vereyim, Jüpiter’i de firtinayi besteleyen insan, hicaz besteleyemiyorsa, zaten Jüpiteri de unutsun. IKSV klasik müzik festivali yöneticisi Yesim Gürer Oymak’a tesekkür ediyorum beni bu güzel ise sürükledigi için, haftalardir, elimde Sait Faik kitaplariyla dolasiyorum, güzel olacak, hem de çok güzel. Su siralarda ayrica Gezi Parki üzerine çalistigim bir eser de var.
Gezi Parki üzerine bir eser, heyecan verici bir haber. Nasil bir eser olacak bu, belli mi?
Evet, Gezi’yi üç ayri eserde anlatiyorum. Ilk eserde 30 ve 31 Mayis günleri yasananlari, ikincisinde 1 ve 2 Haziran günleri yasananlari. Üçüncü eserdeyse sonrasini, ardinda kalanlari.
Ilk eser, Gezi Parki 1, iki piyano ve orkestra için. Ferhan ve Ferzan Önder kardesler ekimde Hannover’de ilk kez seslendirecek. 30 ve 31 Mayis ‘Parktaki bekleyis’, ormanlarin sesi, çinarlarin rüzgârinin topluma güç verisi, bin yillarin dirilisi gibi. Ve sabah besteki polis baskini, gaz bombalari, patlamalar, duman ve kaçisan insanlar… Ara sokaklara kaçip son sözünü söyleyen iki insan. Iki piyano bu iki insani anlatacak, iki kardesi ya da sevgilileri temsil edecek.
Ikinci Gezi Parki eseri ise solo piyano için. Yani Fazil Say kendisi çalacak konserlerde… Konumuz, 1 ve 2 Haziran direnis günlerinde sokaklardaki mücadele. Toma’lar, gaz bombalari, devinim, ritim, ses bombalari, bagiris çagiris, dramatik anlar, kirmizili kadin gibi ögeler yer alacak içinde. Son eser ise bir sarki olacak: The Ballade of Gezi Park
Pek çok muhalif kisi için, Gezi olaylari umut verici oldu, coskuyla karsilandi. Her ne kadar iktidar çevreleri bunun bir komplo oldugu fikrini savunsa, hatta Gezi’ye destek verenlerden intikam almaya koyulsa bile. Sen nasil degerlendiriyorsun, nasil karsiladin Gezi olaylarini; o sirada Türkiye’de miydin?
Evet Gezi’ye tam destek verdim. Iktidardan korkmuyorum. Çagdas ve hür bir hayat yasamak için neyin dogru neyin yanlis oldugunu hepimiz biliyoruz, artik korkmamizin bir anlami yok. Iktidar Gezi olaylarinda her seyi yanlis yapmistir kanimca. Dünyada itibarlari bitmistir... Ben AKP’yi adil bir seçim sisteminde sandikta yenmek gerektigine inaniyorum. Seçim sisteminin adil olmasi için mücadele etmeliyiz, baraji kaldirmaliyiz. Bir de yasanan ölümler, agir yaralilar dolayisiyla birilerinin hesap vermesi gerektigini düsünüyorum. Bir insanin ölümünden sorumlu birileri varsa, -ki var- adaletin önüne çikmalidir.
Iki yil önceki söylesimizde “Su anki hayatlarimizda siyasi Islam fena sekilde üzerimize geliyor. Zamanla içki yasagi, basörtü filan derken yavas yavas nefes alamayacagin kadar su yükselecek gibime geliyor” demistin. Bir tweet’in için sana hapis cezasi verilmesi, endiselendigin gibi islerin ‘nefes alinamaz’ seviyeye gelmesi mi, ne dersin?
Evet zor, sorunlu dünya gezegeninin, çok sikintili Ortaogu bölgesinin, dertli Türkiye memleketinin çocuklariyiz. Paralel kültürler içerisinde kivranma dönemindeyiz. ‘Ayni sartlarda yasayalim’ dersin, karsi taraf, ‘olmaz’ der. ‘Peki bari ayni hukukta yasayalim’ dersin, karsi taraf ona da ‘olmaz’ der. ‘Peki nasil yasayalim?’ dersin, karsi taraf, ‘sen yasamasan da olur’ der…
Evren boslugundaki en anlamsiz sey savastir. Biz ise anlamsizligin orkestrasyonunu yapmis durumdayiz birbirimizi yiyerek. Bu daha ne kadar sürecek merak ediyorum. Bir tweet demeyelim, birkaç tweet diyelim. Hiçbiri bana ait olmayan. Hepsi, bir tartismadan alintilar, baskalarinin sözleri. Bu yüzden ben cezalandiriliyorsam belli ki bu sadece bu yüzden degildir. Bu bir sekilde, en siki muhaliflerinden birini susturma projesidir. Ama Cem, bütün dünya bu ise çok kizdi, Türkiye’deki hukuksuzluklarin tüm dünyaya yansidigi dava benimkisi oldu. Spotlar yakildi, elestiriler çogaldi, AKP’liler ise bu tuhaf karari sonuna kadar savundular, hak, hukuk, vicdan demeden… Bu davalar Gezi olaylari operasinin uvertürü oldu kanimca. Gittigim ülkelerde bakiyorum, bir yil öncesine kadar insanlar Türkiye’nin son yillardaki yükselisini takdir ederlerdi, bu artik kalmamis. Erdogan’in imaji bitmis, sadece kizginlikla konusuyorlar onun hakkinda. Gezi olaylarinda ne kadar çok sey kaybetti bu iktidar, anlatilamaz. Kendileri bilirler. Yardimci olacak degiliz.
Hukuki mücadeleyi sürdürüyorsunuz. Yargitay’dan da beraat çikmazsa AIHM’ye tasimayi düsünüyor musun?
Biliyor musun, Mezopotamya senfonisi solisti Çagatay Akyol, çok degerli bir arp sanatçisidir. Dünyanin en iyi orkestrasinda arp solistidir, ayni zamanda müthis bir bir blokflüt ustadir, Mezopotamya Senfonisi’nde de blok flüt solistidir. Yani senfonide bahsi gecen ‘iki kardes’ten biri, hayatta kalani. Çagatay, 11 yasimdan beri arkadasimdir, konservatuvar yllarindan. Yillardir en yakin dostum, kardesim gibidir. Esi, avukatim Meltem Akyol da dolayisiyla, hem avukatim hem de kiz kardesim gibidir. Ünlü bir avukat olmasi ayri konu, biz bir aileyiz. Çocuklari Ipek, (9 yasinda su anda) karari duyunca “Simdi Kumru ne yapacak Fazil amca hapse girerse” diye aglamaya basladi. Onu yatistirmamiz uzun sürdü. Isin gerçegi aslinda bu kadar arkaik gerçeklerde. Ben kendime ait olmayan cümleler yüzünden cezalandirildim. Hiçbiri bana ait degildi. Bu konuda yandas medya manipülatif davrandi, suç duyurusunda bulunanlar yalanci davrandi, hâkim, avukatimin itirazlarini bin kere dinlemedi. Elbet, Yargitay’da sansimizi zorlayacagiz ve bu karar Avrupa Insan Haklarina gittiginde ne olacak görecegiz. Bunun yaninda, bana edilen hakaretleri de derleyip topluyoruz. Suç duyurusunda bulunan Ali Emre Bukagili hakkinda biz de suç duyurusunda bulunduk, bana dava sürecinde otistik dedigi için. Düsün Cem, tut ki otizm hastasiyim, bu bana bir hakarettir, tüm otizm hastalarina hakarettir. Ayrica, hayir, otizm hastasi degilim. Buyurun mahkemeye, buyurun yandaslar, buyurun mahkemeye...
soL haber
Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat |
Resimleri Göster