Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


Anti-emperyalizm yoksa barış da yok!


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 01 Eylül 2013
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 03:58
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=15320


Anti-emperyalizm yoksa baris da yok!
Baris Dernegi'nden 1 Eylül bildirisi
 

Dünyamiz Baris Günü’ne savas tamtamlari arasinda giriyor. 1939’da 2. Dünya Savasi’ni baslatan adimi atarak Polonya’yi isgale girisen Nazi Almanya’sinin elindeki tamtamlar, simdi emperyalist devletler ile bölgemizin gerici iktidarlari arasinda paylasilamiyor!

Ortadogu ve özel olarak Suriye dünyada çatismalarin merkez üssü durumunda. ABD, mesru Suriye hükümeti tarafindan degil ona karsi savasan çetelerce kullanildigina dair kuvvetli isaretler bulunsa da, ‘kimyasal silah kullanmasi’ nedeniyle Suriye’yi cezalandirmaktan söz ediyor. ABD kismi de olsa, sinirli da olsa savas istiyor, insan öldürmek istiyor!

Baskalari bir yana, Türkiye’de AKP iktidari, daha fazlasini talep ediyor. Baska herhangi bir hükümetin sözcüsü kara harekatindan, isgalden söz etmezken bizim disisleri bakani, yurtdisina asker göndermeye izin veren meclis tezkeresinin 3 Ekim’e kadar geçerli oldugunu anlatiyor. AKP düpedüz “cezalandirma yetmez” diyor!

ABD savas istiyor
Bu savas meraki rastlanti degildir. ABD’nin ve AKP Türkiye’sinin savasa ihtiyaci var. Benzer kaynaklardan dogan benzer nedenlerle...

ABD’nin Ortadogu için insa ettigi model çökmüs bulunuyor. Obama’nin baskanliga seçildigi 2009 yilindan itibaren, emperyalist ABD, bölgemizde dogrudan askeri müdahale ve istila yerine, iç bölünmeyi mezhep farkliligi üstünden kiskirtmayi tercih etmeye basladi. 11 Eylül 2001 saldirilarin sorumlulugu Sünni Islamcilara kalmis ve Amerikan saldirganligi, “Bati ittifaki”nin topyekun “Dogu”ya saldirdigi bir Haçli Seferi biçimini almisti. Ancak bu seferlerin ortaya çikarttigi maliyet büyük olmus, üstelik ABD hegemonyasi sorunlu olmaya devam etmisti.

Obama’ya eslik eden konsept, emperyalizmin Sünni akimlari evcillestirmesini ve bunlarla ittifak yapmasini öngörüyordu. Ortadogu, Sünnilik disinda kimseye yar edilmeyecekti. Bu modelin öncü örnegini Türkiye olusturdu. Sonra “Arap Bahari” denen aldatmacaya sira geldi. Batiyla uyumlu Sünni hareketleri, öncüsüz, örgütsüz, solun baskilandigi halk ayaklanmalarinin sirtina basarak, iktidara tirmandilar. Ortadogu, Afganistan ve Irak örneklerinde oldugu gibi disardan silah zoruyla degil, iç ittifaklar araciligiyla ve esasen Arap ülkelerinde Müslüman Kardesler’in, Türkiye’de AKP’nin eliyle dünya kapitalizmine teslim edilecekti. Emperyalizme uyumlu Islamci fasizm. Model buydu...

ABD’nin savasa duydugu açlik, bu planin duvara çarpmasindan kaynaklanmaktadir. Tunus ve Misir’i çölde yasayan göçmenlerden, Ortaçag’da kalmis cahillerden ibaret sanan emperyalist ahmaklik, 2013 itibariyle her iki ülkede de kitlesel, aydinlanmaci halk direnislerine çarpmistir.
Misir ve Tunus’ta Müslüman Kardesler iktidarlari sarsildiginda geriye son yillarin operasyonlarindan kala kala isgal ve bomba altindaki Libya kalacaksa, bunun emperyalizm açisindan bir iflas anlamina gelecegi açiktir. Durumun nasil telafi edilecegiyse henüz belli degildir. Ancak ABD’nin kendi imalati Islamci fasizmi “sattigina” yönelik isaretler de az degildir.

Bir de Suriye var...
Iki buçuk yildir, sadece “devletin silahli kuvvetlerinin muhalefetle çatistigini” söylemek, durumu anlamaya olanak vermeyecektir. Suriye halki, Islamci gericiligin saldirisina direnmektedir. Bu direnis mesru hükümet kuvvetleriyle oldugu kadar, silahlanan halkin kendini savunmasi biçiminde de hayata geçirilmektedir. Geçmisten bugüne farkli dinsel ve etnik gruplarin bir arada yasadigi ve halkin laisizmin alternatifinin göç ve soykirimdan baska bir sey olmadigini gayet iyi bildigi Suriye’de de bir “uyumlu Islam” iktidari kurulsaydi, Obama stratejisi basarili sayilabilirdi. Direnis emperyalizmi iflas ettirmistir.

ABD, kimsenin inanmadigi kimyasal bombalari bahane ederek bu iflasin intikamini alma pesindedir.

AKP daha fazlasini istiyor
Türkiye’de ise AKP büsbütün bosa düsme riskiyle yüz yüze gelmistir. Erdogan ve ekibinin siyasal yasamlarinin büyük kismi, ancak kendi iktidarlari altindaki bir Türkiye’nin, emperyalizmin bölgesel çikarlarina en iyi sekilde hizmet edebilecegini göstermeye çalismaktan ibarettir. Yeni-Osmanlicilik ile Büyük Ortadogu Projesi ve Amerikan-Türk ittifaki ayni yapinin parçalariydi.

AKP, “en iyi taseron ödülü”ne adayligini Suriye politikasiyla koymustur. Ancak Suriye halkinin direnisine ek olarak Türkiye halkinin AKP’nin yalanlarina ve savas propagandasina prim vermedigi açikça ortadadir. Sinir hattinda Hatay bu dirence öncülük eden yer olmustur. Sag egilimli seçmenin yasadigi, nüfusun Sünni Türk özellikler tasidigi Reyhanli’da bile, patlayan bombalarin sorumlulugunu Esad’a, tetikçiligini ise Alevilere yikma denemeleri, halk tarafindan aninda ve tereddütsüz olarak reddedilmis, halk tereddüt etmeksizin parmagini AKP hükümetine çevirmisti.

Türkiye’nin genel durumu da böyledir ve hükümetteki haddini bilmezlik, Haziran Direnisi’nde kitlelerin AKP iktidarina karsi ayaga kalkmasinin en önemli kaynaklarindan birisi olmustur.

AKP, Suriye’de kitlesel direnis, Türkiye’de kitlesel itiraz karsisinda geri adim attiginda, emperyalizme hizmet yarisindan düsecegini ve varlik nedenini yitirecegini bilmektedir. Suriye’ye o kadar çok yatirim yapmistir ki AKP geri dönememektedir. Üstelik bu yatirimlarin büyük kismi suç kapsamina girmektedir. Aradan geçen zamanda Suriye’ye silahli çeteler geçirilmis, iki devlet arasindaki sinir kaldirilmis ve teröristlerle paylasilmis, terör eylemlerine yalnizca onay verilmemis, bunlara dahil olunmus, komsu ülkede sanayi tesisleri ve tarim ürünleri yagmalanmis, yasadisi silah ticareti örgütlenmis, kimyasal silah üretimi ve tasinmasi saglanmistir. Reyhanli katliami ise hükümetin istihbarat bilgilerini hasiralti etmesi sonucunda, en azindan göz yumulan bir mezhep çatismasi provokasyonudur. Bu olay ülke tarihinin en fazla kayip verilen terör saldirisi olarak tarihe geçmistir. Bütün bu suçlar belli ölçülerde su yüzüne çikmis, ancak kayda deger bir sorusturma açilmasi engellenmistir. Özetle, AKP’nin savastan geri bastigi takdirde girecegi yol, isledigi suçlar nedeniyle kendisinden hesap sorulmasina çikar.

Ikinci Cumhuriyet’in tikanma mekanizmasi ayni mantikla çalisti. AKP, karsisina çikan toplumsal direnç-leri, her örnekte ezmek yolunu denedi. Bu denemeler yakin zamana kadar bir araya gelemeyen, birbirini soluyamayan bütün muhalefet dinamiklerini bulusmaya zorladi. Yoksul emekçilerden kadinlara, üniversite gençliginden kentli modern kesimlere, barisseverlerden Alevilere, siradan Kürtlerden çevre hareketlerine kadar... AKP bu büyük barikati hâlâ yikip geçebilecegini zannetmekte ve çok yanilmaktadir.

Topyekun savas hükümeti olarak AKP
AKP, Suriye’ye yönelik bir müdahale yapilmamasindan korkuyordu. Ayni AKP, emperyalist müdahalede kendisine önemli bir rol verilmemesi olasiligindan daha da fazla korkuyor.

Her durumda Türkiye’de kitleler savasin karsisina çikacaklar. Ne stadyumlar, ne okullar, ne de meydanlar baris mücadelesinin disinda tutulabilir. Zaten Haziran Direnisi yeni bir kivilcim beklemekteyken, zaten ekonomik veriler AKP hükümetini çok zorlu bir bunalima sürüklemekteyken, bir de dis politika krizi kapida.

Ve AKP yalnizca Suriye ile degil, Türkiye halkiyla da savasmaya hazirlanmaktadir. Türkiye gericiligi içerde, disarda, her cephede ve sürekli bir savas hükümeti olarak yapilanmaktadir.

Bu durumda AKP hükümetinin Türkiye’nin geleneksel baska dis gerginliklerini de kasimasi sasirtici olmayacaktir. Listenin basinda Kibris, Yunanistan ve Ermenistan bulunuyor.

Baris Dernegi Kibris’in Türk ve Rum halkinin büyük çogunlugunun arzusuna paralel biçimde, Aadanin siyasi birliginin iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon biçiminde saglanmasini savunmaktadir. Kibris yabanci askerden arindirilmali, Britanya üsleri kapatilmali, (Güney) Kibris Cumhuriyeti’nin NATO’ya sokulmasi yönündeki zorlamalara ve AB üyeligine son verilmelidir. Bagimsiz ve birlesik Kibris Yunan ve Türk milliyetçiligine ve her ikisini kullanan emperyalizme karsi mücadelenin sonucunda kurulabilecektir. Baris Dernegi her kökenden barissever Kibris halkiyla bugüne kadar sürdürdügü dayanismayi derinlestirmeye kararlidir.

Yunan ve Türk milliyetçilikleri hem her iki ülkenin egemen güçlerinin isini kolaylastiran birer enstrümandir, hem de ortaya çikan çatisma ve sorunlarda emperyalizmin temel sorumlu oldugunu gizlemeye yaramistir. Sikisan AKP, dis politika gerilimleriyle hayatini kolaylastirmayi bir kez daha tasarlayabilir. Türkiye ve Yunanistan baris güçleri bu oyunu birlikte bozacaklardir. Iki ülke arasinda ne Trakya’da ne Ege’de çözülmez bir sorun yoktur. Ancak çözümün bir ayaginin da yine bu iki ülkenin emperyalist örgütlerden ayrilmalari oldugu açiktir. NATO ve AB basli basina birer sorundur.

Ermeni sorunu Anadolu’nun kadim halklarindan birinin katliamlar yoluyla göçe zorlanmasina tarihlenmektedir. Ancak sorun bir tarih tartismasindan ibaret degildir. Kuskusuz bu geçmise bugün Türk milliyetçiliginin diri tutmakta yarar umdugu Ermeni düsmanligi eslik etmektedir. Ancak sorun milliyetçi ideolojiler, önyargilardan da ibaret degildir. Bugün Ermeni-Türk gerginligi her iki ülkenin egemen güçleri ve dünyanin büyük güçleri için bir manipülasyon araci, bir diplomasi mezesidir. Baskalari bir yana, önümüzdeki süreçte AKP’nin düsmanliklari alevlendirmekten yarar ummasi, krizi bir de bununla örtmesi sasirtici olmayacaktir. Iki ülkenin baris güçleri ise, bugüne kadar çok ihmal edilen bir yeni pencere açmanin sorumlulugu altindadirlar. Milliyetçi bakis açilarindan, emperyalist baglantilardan arindirilmis, yitirilen kardesligi yeniden insa etmeye odaklanan bir süreci olsa olsa baris güçleri örebilecektir. Baris Dernegi iktidarin olasi gerginlik politikalarina karsi Türkiye-Ermenistan sinir kapilarinin açilmasini, Türkiye’de yasayan ve çalisan Ermenistan vatandaslarina insanca yasama ve çalisma ortaminin saglanmasini, ilgili haklarin verilmesini savunmakta, barissever Ermeni halkimizi Baris Dernegi’ne omuz vermeye çagirmaktadir.

AKP Kürt sorununu çözme ehliyetinden yoksundur
Kuskusuz en fazla çatisma riski barindiran sorun, Kürt sorunudur. Birkaç ay önce baslatilan açilimda bir arpa boyu yol alinmadigi görülmektedir. Bu durum Baris Dernegi için sasirtici olmamistir.

AKP ile adalet, özgürlük, esitlik degerlerinin yan yana getirilmesi mümkün degildir. Kürt açilimi, ehliyetsiz AKP’nin önüne ABD emperyalizmi tarafindan konmus bir menüdür. ABD Ortadogu’da Türkiye’yi ve Kürtleri kendi hegemonya operasyonlari içinde daha islevli hale getirmekle ilgilidir. Halklarin bir arada kardesçe yasama kosullarini degil, baska hedefleri merkeze alan bir süreçten olumlu sonuç çikmasi beklenmemelidir.

Zaten Kürt açilimi gündeme geldiginde, iki halk arasindaki birlestirici unsur olarak öne sürülen Islam kardesligi, bölgede kurulmaya çalisilan ABD-Sünni ekseniyle dogrudan baglantilidir. Ankara, reformlarin önkosulu olarak, Kürt hareketini Suriye’de emperyalist-gerici koalisyona zorlamis, bu zorlamanin araci olarak gerici çeteleri Suriye Kürtlerine saldirtabilmistir.

Bu bir “baris” veya “demokratik reform” süreci degil, bir koz toplama, pozisyon alma rekabetiydi. Isin bu kadari dahi kapanmisa benziyor. AKP’nin diger bütün cephelerde, Suriye’de, olasilikla baska sinir boylarinda gerilimi körükledigi bir dönemde biçimsel bir demokratik reform bile yapmasi gündem disidir.

Baris Dernegi, AKP’ye iliskin yanilsamalari terk etmeleri dogrultusunda Kürt halkini samimiyetle uyarmaktadir. Kürt siyaseti yeni bir çatisma sürecinin parçasi olmamalidir. Koz ve tehdit belirlenimli çatismalar yerine Kürt toplumunun bir bütün olarak AKP iktidarina karsi Türkiye’nin diger ilerici, özgürlükçü güçleriyle kol kola girmesi biricik saglikli çikis yoludur. Iktidarin halklari birbirine karsi kiskirtmasi, bütün emekçilerin ve ilericilerin ortak bir hedefe birlikte yürümeleriyle bertaraf edilebilir.

Göç ya da “görünmezler”in katli
Türkiye özellikle Ortadogu’nun ve eski Sovyet cografyasinin emperyalizm tarafindan altüst edilmesiyle birlikte, Anadolu’nun defalarca yasadigi büyük çapli insan göçüne bir kez daha sahne olmaktadir.

Sik araliklarla denizlerimiz, yoksul ülkelerin ve savas bölgelerinin çaresiz insanlarina mezar oluyor. Türkiye sayisi özellikle hesaplanmayan, siyasal iktidarin görünmez olmalarini arzuladigi büyük göçmen kalabaliklarina ev sahipligi yapiyor. AKP’nin konuya “Türkiye’nin bir çekim merkezi haline geldigi” degerlendirmesiyle yaklastigi sayisiz örnek var. Ülkemiz kaçak göçmen isçilerin ve issizlerin yigildigi uluslararasi emekçi cehennemlerinden biri haline gelmis bulunuyor. Ermeniler örneginde oldugu gibi hükümet zaman zaman, bütün insani ve sosyal haklardan yoksun tutularak yoksulluk sinirinin çok altinda çalistirilan ve sömürülen kitleleri diplomasi kozu olarak bile görebiliyor. Basbakan’in birden fazla kez kaçak Ermeni isçileri sinir disi etme tehdidine basvurdugu hatirlardadir.

Baris Dernegi bu insani, toplumsal, siyasal ve sinifsal sorunu bir mücadele alani olarak görmektedir.

Nükleer faciaya dogru
Bir diger mücadele basligi ise nükleer enerjidir. AKP iktidarinda nükleer enerji konusu bir enerji politikasinin degil, yagma ekonomisi sisteminin bir parçasi olarak gündeme gelmistir. Bütün aci deneyimler nükleer enerjinin güvenilir olmadigini kanitliyorken, fay hatlari döseli ülkemiz göz göre göre büyük bir yikima sürükleniyor.

Baris Dernegi insan yasamini kâr maksimizasyonunun siradan bedeli olarak gören bu politikanin karsisina dikilecektir.

Barisin takvimi
Baris Dernegi dünyada savas rüzgarlarinin odaklandigi cografyada, Suriye’nin yani basinda bir ülkede dogru bir tercihle bu dönem Ortadogu ve Suriye gündemini üst siraya yazdi. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin savas kiskirticiliginin basini çekmesi ve Suriye’nin komsulari arasinda bütün hukuk kurallarini çigneme pahasina savasa fiilen dahil olmasi, Baris Dernegi’ne özel olarak sorumluluk yüklemistir.

Baris Dernegi Suriye halkiyla dayanismayi Antakya ve Istanbul’da düzenledigi iki uluslararasi konferans ve baska bir dizi etkinlikle yükseltti. Yürüttügümüz mücadelenin etkili oldugunu biliyoruz. Ancak savasin solugu hissedilmeye, AKP iktidari hukuksuzluklara ve yalanlara basvurmaya devam ettigine göre, parçasi oldugumuz baris mücadelesinin yetersiz kaldigi açiktir. Baris Dernegi’nin hedefi savas yanlilarini protesto etmek degil, savasi engellemek, savasi yaratanlardan hesap sormaktir.

Bu perspektifle bugüne kadar yapilanlardan daha etkili ve sonuç alici çalismalar gerçeklestirecegimizi duyuyoruz. Bu vesileyle iktidar güçlerini uyariyoruz: Isledigi suçlarin hesabini vermeyecegini düsünen varsa yaniliyor.

Baris Dernegi Türkiye’de baris mücadelesini emekçi sinif temelli, anti-emperyalist içerikli, uluslararasi bir mücadele olarak tanimlayan biricik baris örgütüdür. Bu gelenegin öncülleri olarak, 1952’de Türk Barisseverler Cemiyeti’ni ve 1977’de Türkiye Baris Komiteleri Dernegi’ni kuran, sirasiyla Behice Boran, Mahmut Dikerdem ve yoldaslarini saygiyla ve inançla aniyoruz.

Onlarin da ilke edindigi gibi, savasa karsi durmanin ayni zamanda sinifsal bir boyutu vardir ve baris kavgasi isçi sinifinin sosyalizm mücadelesinin bir parçasi olarak yapilandirilmalidir.

Savaslar çagimizda emperyalizmin dogrudan ürünüdür ve baris kavgasi emperyalizmi kökten yok etmek anlamina gelen sosyalizm hedefi dogrultusunda örgütlenmelidir.

Anti-emperyalist ve isçi sinifi temelli bir baris mücadelesi mutlaka uluslararasi düzeyde örgütlenmek durumundadir. Baris Dernegi de 1950’lerde ve ‘70’lerde oldugu gibi Dünya Baris Konseyi’nin saflarinda yerini almaktadir.

Baris Dernegi, bu gündem ve perspektifle yakinlik hisseden herkesi mücadelenin parçasi olmaya çagirmaktadir. Savaslara son verebilmek için, savas tamtamlarinin 1 Eylüllerde baris sloganlarini gölgeleyememesi için...


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster