Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat |
Resimleri Gizle
Cumhuriyet Mitingleri neden kaybetti, Gezi neden kazandı?
Açıklama: Burak İyiekici'nin yazı dizisi
Kategori: Röportaj-Söyleşi
Eklenme Tarihi: 15 A?ustos 2013
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 05:50
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/haber_detay.asp?haberID=15184
Cumhuriyet Mitingleri neden kaybetti, Gezi neden kazandi?
Burak Iyiekici'nin soL Gazetesi'nde iki bölüm halinde yayinlanan ve Cumhuriyet Mitingleri ile Gezi eylemlerini karsilastirdigi yazi dizisini okurlarimizla paylasiyoruz.
Burak Iyiekici
Cumhuriyet Mitingleri neden kaybetti, Gezi neden kazandi: Karsilastirma, çikarimlar ve sonuçlar
Türkiye siyasi tarihinde hükümet karsiti eylemler kitlesellik açisindan degerlendirildiginde, Cumhuriyet Mitingleri'nin "en"lerden biri oldugu, buna karsin Gezi eylemlerininse tartismasiz birinci siraya oturdugu söylenebilir. Her iki kalkismanin da AKP döneminde gerçeklestigini baz aldigimizda, bu iki toplumsal kabarmanin mütevazi bir karsilastirmasini yapmak, hem geçmisi daha dogru okuyabilmek, hem de gelecege iliskin saglikli öngörüler yapabilmek bakimindan ufuk açici olabilir. Bu yazi, her iki eylemin gövdesini bütün yönleriyle ayri ayri ele almaktansa, yalnizca Cumhuriyet Mitingleri ile Gezi eylemleri arasindaki benzerlik ve farkliliklari açiga çikarici noktalara odaklanmaya çalismaktadir.
Sosyal bilimlerde bir makalede veya kitapta seçilen basligin, çogunlukla o yazinin bir kaç kelimelik özetini veya yazinin temas ettigi konulara iliskin genel bir çerçeveyi sunmasi beklenir. Zaman zaman baslik, yazarin ulastigi sonucu da asagi yukari ima edebilir. Okudugunuz yazidaki baslikta, aslinda yalnizca iki tane net ifade söz konusudur; bunlardan ilki Cumhuriyet Mitingleri'nin (istedigi sonuçlari elde etme bakimindan) kaybettigi, buna karsin halen devam eden bir süreç olarak Gezi direnisinin (uzun vadeli sonuçlari açisindan) kazanmis oldugudur. Bu anlamiyla, ne bu iki eylem birbirinin karsisina koyulmakta, ne de ayniligi savunulmaktadir. Bunun disinda, basliktan yola çikarak, bir tarafta bu iki eylemin karsilastirilmasini, birbirine hiç benzemedigi, hatta birbirine ideolojik olarak zit oldugu gerekçesiyle dogru bulmayanlar olacaktir. Diger yandan ise bu iki eylemin, aslinda farkli biçimlere bürünerek devam eden kesintisiz bir sürecin farkli momentleri oldugunu savunanlar ses verecek ve onlar da Cumhuriyet Mitinglerini kaybetmis bir deneyim olarak görmenin ne kadar yanlis oldugunu vurgulayacaklardir. Simdiden söylemeliyim ki, bu yazi, söz konusu iki kanadi da tatmin edecek içerikte degildir. Burada amacim, AKP döneminde yasanan bu iki toplumsal tecrübeyi, sonuçlari ve nitelikleri bakimindan nesnel biçimde bir arada düsünmektir. Yine bu konuda olusabilecek bir hayal kirikligini daha bastan engellemek adina, hassas bir konu olan Cumhuriyet Mitingleri hakkinda iki yaklasimdan israrla kaçinacagimi bildirmek isterim: bu mitingleri kutsamamizi, her haliyle olumlamamizi bekleyenler, ne yazik ki kendimizi kandirarak ve daha da önemlisi teorimizi bypass ederek böylesi bir tavra girmeyecegimizi bilmelidirler. Diger yandan, Cumhuriyet Mitingleri yazildigi anda "Ergenekon", "darbe" vb. kavramlarinin yapistirilmasini isteyenler de ne yazik ki bu sayfadan eli bos döneceklerdir. Her iki kolayciligi da reddettigimi, dogrudan yakistirmalar ve düsünmeksizin edinilen sifatlar üzerinden konusmayacagimi daha bastan söylemek isterim.
Konuya iliskin genel yaklasimimi aktardigima göre, Cumhuriyet Mitingleri ve Gezi eylemleri arasinda yapmayi deneyecegim karsilastirmayi madde madde siralamayi, konunun daha net olmasi bakimindan islevsel buluyorum. Bu islemi yaparken Cumhuriyet Mitingleri'nden bahsederken (CM), Gezi eylemlerinden bahsederken (GE)'yi kullanacagim.
1-CM) Bildigimiz üzere bu mitingler, 2007 yilinda Kösk'e çikmasi muhtemel, esi türbanli bir Cumhurbaskani adayina karsi eylemler biçiminde örgütlenmis, ancak esasen AKP'nin 5 yillik siyasal islamci pratiklerine karsi halk kitlelerinin gücünü devsirerek yoluna devam etmistir. Ancak burada alti çizilmesi gereken kritik nokta, her ne kadar sayisi milyonlarin üzerinde bir katilim gerçeklestiyse de, bu mitinglerin homojen bir yapiya sahip oldugu ve Kemalist bir çizginin tartismasiz bir biçimde eyleme rengini çaldigidir.
1-GE) Gezi Parki'ndaki agaçlarin kesilmesine karsi bir duyarliliktan türeyerek, bir kaç saat içerisinde kitlesellesen ve ülkenin dört bir yanina yayilan Gezi eylemleri, sayisi 10 milyonun üzerinde insanin sokaklara dökülmesine neden olmustur. Ancak burada homojen bir kitleden ziyade, çok parçali ve heterojen bir yapidan söz edilebilir. Kemalistler, kendisine anti-kapitalist ya da devrimci diyen islamcilar, sosyal-demokratlar, sol liberaller, Kürtler, Aleviler, sosyalistler, komünistler, anarsistler ve yer yer de iktidar partisinin mensuplari, bu eylemlere katilmislardir. Bu anlamda Gezi eylemleri, salt hükümet karsitligi bakimindan Cumhuriyet Mitingleri'yle ayni çizgide, ihtiva ettigi kitlenin ideolojik referanslari bakimindansa ondan tamamen ayridir.
2-CM) Cumhuriyet Mitingleri, birçok ilde genis halk katilimiyla saglanmistir. Ancak burada koyultulmasi gereken husus, kitlelerin AKP’yi alasagi etme sürecinin öznesi olmaktan örtülü biçimde kaçinmalaridir. Ayni anlama gelmek üzere, mitingdeki insanlar, iktidarla mücadelede iktidarla dogrudan karsi karsiya gelmekten imtina etmis, daha ziyade devlet kurumlarinin (öncelikle ordu, yargi vb.) bu islevi üstlenmesini beklemislerdir. Burada devlet kurumlarina olan güven, laikligin teminati olarak ordunun görülmesi seklinde tezahür etmis, bunun yaninda yargi içerisindeki Kemalist unsurlarin, söz konusu uyumlu islamci dönüsümü engelleyebilecegi düsünülmüstür. Bu haliyle mitingler, “rahat” bir pozisyondan örgütlenmis, kitlelerin huzursuzluguyla AKP iktidari arasina bir takim kurumlar getirilerek, bir anlamda barikat kurmustur. Ama bu barikat, görüldügü üzere, düzen içi bir arinisin sonucudur.
2-GE) Cumhuriyet Mitingleri, her ne kadar örtük biçimde aydinlanma ve rasyonalite gibi degerlerin savunusu biçimde gelismis olsa da, esas olarak bu kavramlari ayaklari üzerine diken ve hayata geçiren Gezi direnisi olmustur. Çünkü Gezi kitlesi, kaderini herhangi bir kurumun inisiyatifine birakmayarak, siyasal süreçlerin izleyicisi olmayi reddetmis, kendisi adina karar vericileri beklemeden özne olmayi talep etmistir. Üstelik bu öznelesme süreci, devlet kurumlari arasinda bir seçkicilik yapmayarak, bu kurumlarin içinde bulundugu pespayeligi ve çürümüslügü her firsatta dillendirerek gerçeklesmistir. Gezi, AKP kurumlarina karsi hiçbir kurumun arkasina mevzilenmemis, barikati, kokusmus kurumlarla degil, kendi gücüyle kurmustur. Bu haliyle Gezi, neresinden tutulsa elde kalan devlet ve kurumlarina, toptan bir red hareketidir. Dolayisiyla –eylemcilerin niyetinden bagimsiz olarak- düzen karsiti bir karakter tasimaktadir.
3-CM) Mitingler, 1. Cumhuriyet’i tedrici biçimde tasfiye eden 2. Cumhuriyet’in siyasal islamci karakterini fark etmis ve “yeni düzen”i kabul etmemistir. Ancak, esas olarak talep edilen, kemirilen ve günden güne eritilen laiklik ve Cumhuriyet degerlerinin, formatlanarak fabrika ayarlarina (1923) döndürülmesidir. “Yeni düzen”in panzehiri olarak “eski düzen” ayaga kaldirilmaya çalisilmis, ancak “yeni”ye yol açan kosullarin “eski”nin dengesizligi ve temelsizligi oldugu düsünül(e)memistir. Bu haliyle mitingler, 2. Cumhuriyetçi saldiriya karsi bir savunma hareketidir.
3-GE) Gezi eylemleri, 2007 tasfiyeleri ve 12 Eylül 2010 referandumu gibi kritik tarihleri atlatmis/görmüs/yasamis olmanin da verdigi olanakla, “yeni”nin satafatli cilasina (ileri demokrasi, milli irade vs.) yüz vermemis, 1. Cumhuriyet’in simgelerini (bayrak, M. Kemal posterleri) kullanmis olsa da 1923 Türkiye’sine dönülmesine dair herhangi bir talep dile getirmemistir. Böylece –özellikle- bayrak, devletin tanidik olmadigi bir içerikle yeniden boyanarak, 2. Cumhuriyet karsiti direnisin simgesi haline gelmistir. Bu haliyle Gezi direnisi, bir savunma degil, saldiriya karsi püskürtme ve karsi-saldiri hareketidir. Buna en güzel örnek, Basbakan’in partililerine yaptigi “evinize bayrak asin” konusmasidir. Çünkü yillarca halka karsi saldirinin mesrulastirici simgesi olan bayrak, Gezi’yle beraber halk düsmani politikalarin üretildigi bir siginak olmaktan çikmis, isbirlikçilerin elinden alinmis, Aydemir Güler’in deyimiyle barikata dikilmistir. Düzen tarafindan halka saldiri sembolü olarak kullanilan bayrak, karsi-saldiriyla düzen güçlerinin elinden alinmistir. Basbakan’in “evlere bayrak asin” uyarisi bu karsi-saldiriyi bosa düsürmekten ve elden giden bayragi yeniden ele geçirme isteginden baska bir sey degildir.
4-CM) Mitingler, her ne kadar birçok kent merkezinde yapilmis olsa da, kitlelerin disa kapali ve homojen niteliginden ötürü, yerellesmede ve kendine özgü bir kültür yaratmada basarili olamamistir. Salt “laiklik” üzerinden örgütlenen ve dar bir siyasal çerçeveden beslenen Mitingler, topluma temas etmede güçlük çekmis, en önemlisi geriye bir mücadele ve kültür tortusu birakamamistir.
4-GE) Gezi’nin en büyük basarisi, yerellesme, yayilma ve yayginlasma konusunda muazzam bir hiza sahip olmasidir. Öyle ki, eylemler sadece miting formunda devam etmemis, duran adam/kadin, yeryüzü sofralari, Gazdanadam, park forumlari gibi muhtelif biçimlere girerek ve içerisinde bulundugu yer ile zamana kendisini uydurmayi basararak özünü kaybetmeden esneyebilmistir. Bunun yaninda büyük kent merkezlerinden küçük sehirlere, mahallelerden ilçelere ve köylere kadar direnis, ten temasina gerek kalmadan hava yoluyla bulasan bir virüs gibi, ülkenin en ücra köselerine dahi ulasmistir. Balkanlardan gelen ve engellenemeyen soguk hava dalgasina benzer biçimde, bu defa direnis rüzgâri Gezi’den eserek “tüm yurdu etkisi altina almis”, arkasinda ise henüz birkaç aylik olmasina ragmen yogun bir kültür ve mücadele birikimi birakmistir. Kitaplardan makalelere, resimden müzige, siirden öyküye kadar incelenmeyi bekleyen bir külliyat bizi ve gelecek kusaklari beklemektedir. Gezi’yi, bir “miting”den ziyade “ruh” kilan sey tam olarak budur. Gezi, direnci ve sanatiyla alternatif bir yasam biçimini örgütlemeyi becermistir.
5-CM) Cumhuriyet Mitingleri’nde kitleleri sokaga döken iradeyi, örgütlü güçler ortaya koymustur (CHP, BCP, DSP, IP, GP, SHP, ADD, TGB vd.). Genis kalabaliklarin, ülkenin en önemli meydanlarinda disiplinli biçimde ve saglam bir organizasyonla bir araya getirilmesi, örgütlülügün anlamini ifade etmektedir.
5-GE) Gezi’de örgütlülügün durumu ise daha ziyade Taksim Dayanismasi’yla beraber düsünülmelidir. Dayanisma’nin çatisi altinda eylem birlikteligine giden 100’den fazla siyasi parti, dernek, oda ve platform, esas olarak bu eylemlerin öncüleri ve katalizör gücü olmustur. Ancak kritik olan, kitleselligin, örgütlü yapilarin boyutunu tartisilmayacak biçimde asmasidir. Bir baska deyisle, Gezi Parki’nda ve Taksim’de yapilacak imar degisikliklerine engel olmak amaciyla kurulan Taksim Dayanismasi, baslangiçta savunma görevini üstlenmis olsa da, sürecin yukarida anilan bir karsi-saldiriya dönüsmesi agirlikli olarak örgütsüz halk kitlelerinin katilimiyla gerçeklesmistir.
6-CM) Mitingler’in ideolojik çeperinin, milliyetçilik ve ulusalcilikla çevrelendigini tespit etmek zor degildir. Bu haliyle de Türk kimligine sikisip kalan Mitingler’in, diger kimliklerle temas etme sansi daha bastan sakatlanmis durumdadir. Dislayici bir nitelige sahip oldugundan bu kalkisma, diger toplum kesimlerini içermede basarisizliga ugramistir.
6-GE) Gezi eylemlerinde halklarin kardesligi slogani, salt söylemsel düzeyde kalmamis, somutlasarak ayaklari üzerine dikilmistir. Barikatin arkasi, hiçbir kimligin bir digerini baskiladigi bir alan olmamistir. Burada dikkat çeken olgu sudur ki, Cumhuriyet Mitingleri’ne katilan kesimler de, Gezi sürecinde bu kez kimliklerini öne çikarmamis, alanda tek bir Kürt düsmani slogan atmamislardir. Dönüsüm ve ögrenme süreci herkesi (ve bizi de) kapsamakta, halk düse kalka ögrenmektedir. Böylece sokakta halklar arasinda saglanan “baris süreci”, masada AKP’yle saglanmasi düsünülen “baris süreci”ni sefil ve temelsiz birakmistir.
En temel anlamda, Cumhuriyet Mitingleri ile Gezi eylemleri arasindaki farklar bu sekilde siralanabilir. Bu sonuçlar üzerinden, baslikta iddiasinda bulundugum “yenilgi” ve “zafer”in gerekçelendirilmesine geldigimizde, bu formülasyonu 2007’deki devlet krizinin ve 2013 yilindaki mesruiyet krizinin niteligine dayandirmakta bir beis görmedigimi belirtmeliyim.
2007 yilinda Cumhurbaskanligi seçimleri arifesinde düzenlenen Cumhuriyet Mitingleri, AKP iktidarinin karsilastigi ilk kitlesel halk tepkisiydi. Neo-liberal ve siyasal islamci dönüsüm arasindaki baglantiyi bütüncül biçimde yakalamaktan ziyade, salt dinsellesme meselesi üzerine yogunlasan Cumhuriyet Mitingleri, konjonktürel olarak 27 Nisan e-muhtirasi ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaskanligi adayligiyla kesismisti (burada kesisme kelimesi, kuskusuz bir rastlantiyi degil, diyalektik biçimde birbirini etkileyen süreçleri ifade etmek için kullanilmistir). Yukarida sayilan nedenlerden ötürü, talepleri nesnel olarak düzen içi olan bu mitinglerin karsiligi da daha çok sinif-içi bir itismeyle karsimiza çikmistir. Özellikle dönemin Genelkurmay Baskani Yasar Büyükanit’in “sözde degil özde laik” sözleri ve e-muhtira, Mitingler’de dile getirilen talebin, devlet katinda yansimasi ve karsiligi olmustur. Devletin teamül, paradigma ve degerlerini restore etme/yeniden belirleme niyetinde olan AKP’ye karsi, gücünü sokaktan alan ve devlet kurumlari içerisinde de izdüsümünü bulan muhalefet, bir devlet krizine yol açmistir. Bu siyasi kriz, liberallerin iddia ettigi gibi AKP’nin sözde demokrat ve cesur iradesiyle asilmamistir. Bu sözde demokrat ve cesur durusun arkasinda, ABD, AB, uluslararasi-yerli sermaye ve cemaatin AKP’ye verdigi açik destek bulunmaktadir. Kestirme bir sonuçla, bir devlet krizi –mesruiyet ya da ekonomik krizle eklemlenmedigi sürece- atlatilabilirdir. Bu mantikla Cumhuriyet Mitingleri, siyasi bir krize neden olabilmisse de, bu, iktidar blogunun parçalanmasina ya da içerisinden aykiri sesler çikmasina sebep olmamistir. Tersine iktidar, iç ve dis destekle, kendisini tahkim ve konsolide etme firsati bulmustur. Cumhuriyet Mitingleri’nin yenilmesinin gizi buradadir.
Gezi eylemlerinde ise durum çok daha farklidir. Parkta sabahlayan gençlere polis müdahalesi ile baslayan ve çadirlarin yakilmasi gibi akil disi bir uygulamayla devam eden süreç, eylemcilerin ve muhalefetin, iktidara karsi yönelttigi sorularda ilginç bir formülasyona sebebiyet vermistir. “Ne hakla parktakilere müdahale edersin”le baslayan silsile, “ne hakla çadirlari yakarsin”la devam etmis, “ne hakla insanlara gaz ve su sikarsin”nin ardindan “ne hakla beni yönetirsin”le taçlanmistir. Bu adli adinca bir mesruiyet sorgulamasidir. Halk artik AKP tarafindan yönetilmek istememektedir. Üstelik Basbakan’in “% 50 beni istiyor, siz kimsiniz” kurgusu, kalan % 50 tarafindan istenmediginin bir itirafi niteligindedir. AKP, bu defa bir devlet krizinden ziyade mesruiyet krizine düsmüstür. Sonuçlari ve atlatilabilirligi açisindan mesruiyet krizinin, devlet krizinden en önemli farki, hiçbir iç ve dis destekle asilamayacak olmasidir. Daha da ilginci iktidarin altindan mesruiyet zemini kaydigi vakit, yukarida sayilan iç ve dis destekçiler bir anda iktidarla aralarina mesafe koyarak kendilerini rölantiye alirlar. Bu minvalde AKP’nin mesruiyet kaybi ve yalnizlasmaya karsi üretebildigi iki refleks vardir. Bunlardan biri siddetin dozunu arttirma, digeri ise dinsellesmedir. Iktidarina yönelik rizayi, iknayi ve onayi örgütleyemeyen AKP bu açigi, siddet ve zor araçlarini seferber ederek kapatmaya çalismaktadir. Ancak buradaki çeliski daha vahimdir; siddet araçlari geçici olarak iktidara bir alan açsa da, salt zor araçlariyla isleyen bir iktidar, mesruiyetini daha da zedeleyecektedir. Üstelik zor aygitlari, artik korkutuculugunu ve caydiriciligini da yitirmis görünmektedir. Dinsellesme basligi ise, AKP’nin en iyi bildigi silahtir. Lakin Gezi eylemlerinin baslamasina neden olan süreç, siyasal islamciligin yasam tarzi üzerindeki belirleyiciligine karsi da gelistiginden, burada da AKP içerisinden çikamayacagi diyalektik bir sarmala dolanmis durumdadir.
Sonuç olarak Gezi kazanmistir. Çünkü AKP bundan sonra atacagi her adimda “ya yeniden sokaga çikarlarsa” endisesini ensesinde hissedecektir. “Ne yaparsaniz yapin o kislayi yapacagiz”dan Gezi Parki’ni cennet bahçesine çevirmeye varan bir geri adim sürecidir bu. Artik korkmamayi ve cesur olmayi ögrendigimize göre, çözemeyecegimiz hiçbir sorun kalmamis demektir. Bogaziçi Caz Korosu’nun basariyla tespit ettigi gibi; “bulunur bi’ çare, halk ayaktadir”

soL haber
Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat |
Resimleri Gizle