Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle


Gerçek Öğretmenler Günü 5 Ekim'dir


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 24 Kasym 2012
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 06:05
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=12347


Gerçek Ögretmenler Günü 5 Ekim'dir
Ögretmenlerimizi her gün kutluyoruz...
 

Birlesmis Milletler Egitim, Bilim ve Kültür örgütü (UNESCO) tarafindan 5 Ekim 1966 tarihinde “Ögretmenlerin Statüsüne Iliskin Tavsiye Karari” alinmasinin ardindan 5 Ekim tarihi UNESCO tarafindan 1994 yilindan itibaren Dünya Ögretmenler Günü olarak ilan edilmisti.

Tüm ögretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Ögretmenler Günü kutlar, bilimsel, demokratik, laik mücadelesinde basarilar dileriz.

 
Bugün öyle bir gün degil canim arkadasim... Ya da bizim öyle bir günümüz YOK !!!...
Ögretmenlerin evrensel günü 5 Ekim'dir ve nedeni çok anlamlidir...
Dünya ögretmen hareketinin Birlesmis Milletler egitim örgütü UNESCO'ya "Ögretmenlerin Statüsü ile ilgi
li Karar ve Tavsiyeler"in kabul ettirildigi ve tüm dünya devletlerine imzaya açildigi bir gündür ögretmenler günü...
24 Kasim ise ögretmenlerin örgütünü kapatan,onlari isinden atan ve onlara iskence yapan darbecilerin bu güne alternatif olarak düzenledikleri bir gündür ve biz bunu asla kabul etmiyoruz...
 
Dünyada 'Ögretmenler Günü' 5 Ekim'dir.Peki, bizde neden 24 Kasim?
 
DÜNYA ÖGRETMENLER GÜNÜ

Çünkü... Binlerce ögretmeni cezaevlerine gönderen,iskenceden geçiren,sürgün eden...

Dönemin en etkili ögretmenler örgütü TÖB-DER’i kapatan 12 Eylül Rejimi alay eder gibi 24 Kasim'i 1981 yilinda 'Ögretmenler Günü' olarak ilan etmis...

Ögretmenler de kuzu kuzu askeri rejimin kendilerine uygun gördügü tarihi,çekilen onca aciya ragmen kabullenmisler.

Dün,Türkiye'de ögretmenlerin,Avrupali meslektaslarindan iki yüz saat daha fazla çalismalarina ragmen çok daha düsük ücretler aldiklarini vurgulayan OECD Raporu’nu okurken aklima ilk bu geldi.

Dünyada 5 Ekim'de kutlanan “Ögretmenler Günü”nü, askeri rejim komutuyla 24 Kasim’da kutlayan ve buna hiç bir demokratik tepki göstermeyen ögretmenin "maasinin" da yetersiz olmasi son derece normal.

Demokratik bilinci olmayanin mesleki yeterliligi de...

Bireysel gelisimi de çok tartismalidir çünkü.

Toplumun en okumus yazmislarindan ol,çocuk yetistirmeye sivan ama demokrasi konusunda dilsizmis gibi davran.

Böylesi bir 'robot portreye' kim,neden ve niçin para pul versin?

Üstelik bu "robot portrenin" daha fazlasini hak ettigini de kim iddia edecek?
 
 

5 EKIM DÜNYA ÖGRETMENLER GÜNÜNDE

TÜRKIYE DEMOKRATIK ÖGRETMEN HAREKETI ÜZERINE

ALI TÜRER

5 Ekim 1966’da dünya ögretmenlerinin belli basli çati örgütlerinin katkilariyla ögretmenlerin okul ve toplum yasamindaki önemini, statülerini, belli basli temel sorunlarini ele alan bir belge kabul edildi.1994 yilinda Birlesmis Milletler, Egitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ve ILO’nun tavsiye kararlari üzerine bu belgenin kabul edildigi tarih olan 5 Ekim’i Dünya Ögretmenler Günü ilan etti. O gün bugündür 100 askin ülkede 5 Ekim, “Dünya Ögretmenler Günü” olarak kabul edilir.

Bilindigi gibi Türkiye’de ögretmenler günü, 12 Eylül 1980’den sonra resmi olarak 24 Kasim tarihinde kutlanmaya baslandi. Kuskusuz Atatürk’e bas ögretmen unvaninin verildigi bu tarih de önemli, ama eger ulusal düzeyde ögretmenler günü için bir baslangiç kabul edilecekse, o zaman kuskusuz kutlama günü olarak, 24 Kasim’dan çok, ilk ögretmen okulunun kuruldugu (Darülmuallimi-i Rüsti) 16 Mart 1848 tarihi daha uygun düserdi. Ancak amaç, ögretmenlerin kendi mesleki kisiliklerinden gelen gurur ve onur temelinde ulusal ve uluslararasi düzeyde birlik içinde, dayanisma içinde olmalarini, sorunlarini daha özgürce daha güçlü bir biçimde ortaya koyabilmelerini önlemek oldugu için 12 Eylül askeri darbesini izleyen süreçte 24 Kasim tarihi önerildi. Amaç Türkiye’de ögretmenleri kendi mesleki geleneklerinden, dünya ögretmen dayanismasi içindeki yerinden koparmak, bir araya gelmelerini önleyecek yeni bir bölünme unsuru yaratmak, nihayet onlari “devlet memuru” zihniyeti içine hapsetmek idi.

Ama Türkiye demokratik ögretmen hareketi bu tür hedef sasirmalara beklendigi düzeyde boyun egmeyecek kadar geçmisi olan, olgun bir hareketti. O nedenle ögretmenlerimiz ne dünya ögretmen gününün 5 Ekim oldugunu unuttular. Ne de 16 Mart’i, tabi ne de 24 Kasim’i. Bütün bu tarihler ögretmenler için kuskusuz anlamli günlerdir. Geçmis anilarin basarilarin animsandigi, büyük ögretmen önderlerinin yad edildigi, umutlarin tazelendigi, dayanismanin pekistigi, sorunlarin derinlemesine tartisildigi günlerdir.

Türkiye’de mesleki onura sahip, demokrat bir egitimci olmanin mayinli bir arazide yol almaktan farki yoktur. Eger Osmanli-Türk gelenegi içinde ögretmenler için, ögretmenlik için ilk büyük yol gösterici aranacaksa, bu kuskusuz 16 Mart 1848’de kurulan Darülmuallimin’in hocasi Selim Sabit Efendi’dir. Ögretmenligin mesleki ilkelerini belirlemeye çalisan, ögretim yöntemleri üzerinde kafa yoran, daha donra gelistirdigi Usul-i Cedide ile ilkögretimde modern okullasmaya öncülük eden Selim Sabit Efendi. Bu büyük egitimcimizin sonu ne oldu dersiniz. Yazdigi egitim ile ilgili bir kitapta “Hâl” sözcügü geçtigi için Abdülhamit tarafindan meslekten atildi, açlik içinde sefalet içinde can verdi.

Bu vesile ile Türkiye’de ögretmenligin bir meslek haline gelmesine essiz katkilari olan Mesrutiyet yillarinin Darülmuallim müdürü Sati Bey’i de saygiyla analim. Egitim anlayisimiza pedogojik boyutta kalici katkilari oldu. Sonra ilk Egitim Bakanimiz Mustafa Necati’yi, Köy Enstitülerine giden yolda düsünceleri ile liderlik yapan Ismail Mahir Efendi ile Ethem Nejat ve I.Hakki Baltacioglu’nu. Sonra bu düsünceleri hayata geçiren Ismail Hakki Tonguç, Hasan Ali Yücel’i. Ve tabi ögretmenlerin demokratik mücadelesi içinde hayatlarindan olan yüzlerce ögretmenimizi, Talip Öztürk’leri Gültekin Gaziogullari’ni bu önemli günlerde bize yol gösteren bütün bu egitimcilerimizi anmak bir gönül borcu. Hepsi de düsündüklerini hayata geçirirken hep türlü zorluklara, suçlamalarla gögüs germek zorunda kaldilar. Dislandilar, yok sayildilar, engellenmeye çalisildilar, sürgünlere yollandilar, kursunlandilar. Ama onlar yilmadilar ve gönüllerimize bugün taht kurmasini bildiler.

Türkiye’nin çagdaslasma demokratiklesme mücadelesinde ögretmenin onurlu ve önemli bir yeri var. Cumhuriyet sonrasi aydinlanmasinda köy enstitülü ögretmenlerin yeri ve rolü nasil yadsinabilir? Biz ögretmen onurunu, idealizmini, meslege saygiyi, insana saygiyi onlardan ögrendik. Türk ögretmen örgütlenmesi TÖS arkasindan TÖBDER onlarin deneyimlerinin üzerinde yükseldi. Bu iki örgüt dönemlerinde demokrasi ve çagdaslasma mücadelelerinin en ön saflarinda yer aldilar, hem de ne bedeller ödeyerek. 12 Eylül öncesi ve sonrasini hatirlayin. Kursunlandilar, tutuklandilar, iskencelerden geçirildiler, isten atildilar. Hayatlarini sürdürmek için meslekleri ile iliskisi olmayan islerde çalismak zorunda kaldilar. Örgütlerini, örgütlenmelerini korumak için uzun, yipratici bir mücadeleyi göze almak zorunda birakildilar. Gelenekle baglari koparilmaya, memurlastirilmaya, birbirlerine düsürülmeye çalisildilar.

Bugün bir bakima ögretmenler üzerinde oynanan oyunlarin sonuçlarini topluyoruz.

Türkiye’deki bir ögretmen OECD ülkelerinde görev yapan bir ögretmenden yilda 120 saat daha fazla çalisiyor buna karsilik yilda 10.000 dolar kadar daha az bir maas aliyor. Toplu sözlesme yapma hakki yok, kimi sözlesmeli kimi kadrolu. Türkiye’deki 900 bin civarindaki ögretmenden kamudaki 10 binlercesi geçici görevde. Daha 10 sene önce Ilkögretim 8 yila çikarilirken ögretmen açigini karsilamak için Isletme Fakültesi, Ziraat Fakültesi, Veterinerlik Fakülteleri mezunlari birkaç haftalik kurslarla ögretmen yapildi. Bugün 170.000 dolayinda egitim fakültesi mezunu ögretmen diploma elinde milli egitim sisteminin disinda, sisteme dahil olacagi günü bekliyor. Yani ögretmenler içindeki issizlik orani Türkiye’deki çalisabilir nüfus içindeki issizlik oranindan çok daha yüksek. Egitim Fakülteleri dershanelere, özel ögretim kurumlarina ucuz isgücü yetistiren kurumlar haline gelmeye basladi. Programlarin yenilenmesine karsin, yenilenme sürecinde ögretmen yok. Sistemde, ögretim programi hazirlayanlar ile ögretim plani hazirlayan ve uygulayanlar arasinda karsilikli enformasyon ve deneyim alis verisini kolaylastiracak islevsel bir köprü yok. Ögretmenden kendini gelistirme, yaratici olma, gerektiginde risk alma, ögrencisine düsünmeyi ögretme, ögrencisine öncülük ve liderlik etme istenmiyor. Ögretmen sistemle uyumlu olsun, durumu idare etsin, amirlerinin dediklerini yerine getirsin yani iyi bir “memur olsun yeter. Bu isteniyor. Bütün temel egitim programlari, hizmet içi programlar hep buna dönük. Bakanlik içindeki atamalarda, fonlarin kullanimlarinda siyaseten davranma aliskanlik haline geldi, kaniksanir oldu.

Bütün bu olumsuz kosullarin agirlasarak sürmesine katki verenlerin, buna seyirci kalanlarin “daha kaliteli egitim, daha kaliteli bir ögretmen” gibi talepler ileri sürmelerine ne demeli? Kadrolasmada ve fonlarin kullaniminda siyasi uygulamalar devam eder; ögretmen örgütleri, isbirligi bir yana sürecin disinda birakilmaya çalisilir, birbirine düsürülmeye çalisilirken; ögretmenlerin ekonomik demokratik isteklerine kulak verilmezken daha iyi egitim daha kaliteli ögretmen talebinin bir inandiriciligi olabilir mi?

Fakat 12 Eylül ile içine girilen süreçte ögretmen örgütlerimizin çok iyi bir sinav verdigini de söylemek zor. Ögretmen örgütlerimiz içine girdikleri yeni sürecin özelliklerini dogru degerlendiremediler. Egitimin kalitesini, ögretmenligin statüsünü yükseltme yolunda, kendi içinde demokratik örgütsel bir yapi olusturma, temel noktalarda uzlasma, dayatmalara karsi birlikte gögüs germe yolunda basarili olamadilar. Enerjilerinin büyük çogunlugunu örgüt içi yada örgütler arasi mücadelelerde harcadilar. Bir anlamda oyuna geldiler.

Elbette bugün demokratik ögretmen hareketi birçok baskiyla, engellemeyle karsi karsiya. Bir yandan onurumuzla insanca yasayabilmenin askeri kosullarina sahip olmanin mücadelesini verirken diger yandan daha iyi egitim için, daha iyi ögretmen olmak için mücadele veriyoruz. Ülkemizin demokratiklesmesi, çagdaslasmasi mücadelesinin de bir tarafiyiz. Ancak bu mücadelede basarili olabilmemiz için; kendine, meslegine saygili, lider özellikleri, mesleki donanimi gelismis, çagin teknolojik olanaklarini kullanabilen birer ögretmen olarak yetisebilmemiz son derece önemli. Bunu sadece Milli Egitim Bakanligi’ndan, Egitim Fakülteleri’nden bekleyemeyiz; ögretmen örgütleri de bu konuda önemli sorumluluklar almali, alabilmeli..

Ortak demokratik ögretmen hareketi politik tavir alislara, siyasi ittifaklara kurban edilmemeli. Demokratik ögretmen hareketinin üzerinde yükselebilecegi ortak temel paydalar olmali. Bu ortak paydalari açiga çikarmak dayanismayi, birlikteligi bunun etrafinda örmek, kitlesellesmek, ve nihayet giderek bir çekim merkezi olmak, gündeme damga vurmak. Demokratik ögretmen hareketinin hareket noktasi tümüyle bu olmali. Ortak demokratik ögretmen hareketinin günümüz Türkiye’sinde etrafinda gelisebilecegi ortak paydalar arasinda su üç unsur mutlaka olmali. Ana dilde egitim. Laik egitim. Demokratik Egitim.

Demokrat ögretmen Gümülcine’de de olsa Diyarbakirda’da olsa Türk de olsa Kürt de olsa, örgütü kapatilma tehdidi altinda da olsa anadilde egitimi savunmali. Çünkü bu, Insan Haklari Evrensel Bildirgesine, Çocuk Haklari Sözlesmesine bagliligin da, demokrat olmanin da, ögretmen olmanin da olmazsa olmaz kosuludur. Ayrica bu yaygin muhafazakar kaygilarin tam tersi bir sonuç da verir. Dogu ve Güney Anadolu’da ilkögretim okullarina istege bagi “Kürt dili ve Edebiyati” dersleri konmasi, Üniversitelerin bünyesinde “Kürt Dili ve Edebiyati” bölümlerinin olusturulmasi (Ingiliz Dili ve Edebiyati bölümleri yok mu!); resmi gazete, parti program ve tüzükleri gibi belgelerin Kürtçe de yayinlanmasi halki birbirine düsürmez; tam tersi bu, birbirinin kültürel haklarina saygi duyma yoluyla halklar arasindaki güvensizligi giderme, uzlasma, birligi beraberligi, huzuru saglama, nihayet ulusal birligi güçlendirme politikasidir.

Türk Milli Egitim Temel Kanununda Milli Egitimin Ilkeleri basligi altindaki Laiklik maddesinde söyle yazar: “Türk millî egitiminde lâiklik esastir. Din kültürü ve ahlâk bilgisi ögretimi ilkögretim okullari ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasinda yer alir.” Demokrat ögretmenin laiklik anlayisi bu olamaz. Tam tersi, din derslerinin zorunlu olmasina karsi durmak laik egitimi savunmanin nirengi noktasidir.

Ayni belgenin “Demokrasi Egitimi:” basligi altinda ise sunlar yazilidir: “….vatandaslarin sahip olmalari gereken demokrasi bilincinin, yurt yönetimine ait bilgi, anlayis ve davranislarla sorumluluk duygusunun ve manevî degerlere sayginin, her türlü egitim çalismalarinda ögrencilere kazandirilip gelistirilmesine çalisilir; ancak, egitim kurumlarinda Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiligine aykiri siyasî ve ideolojik telkinler yapilmasina ve bu nitelikteki günlük siyasî olay ve tartismalara karisilmasina hiçbir sekilde meydan verilmez.” Demokrat ögretmenin demokratik egitim anlayisi bu olamaz. Demokrat ögretmen düsünebilen bireyler yetistirmek için tek tip düsüncede insan yetistirme politikasina direnmek durumundadir.

Demokratik ögretmen hareketi politik tercihler, politik ittifaklar üzerinde degil, ancak böylesine demokratik ortak paydalar üzerinde yükselebildiginde TÖS’ün TÖBDER’in gerçek anlamda mirasçisi haline gelebilir. Ve inancimiz o dur ki mutlaka bu noktaya gelecektir.

Bu duygularla basta bana emegi geçen sevgili ögretmenlerim olmak üzere mesleki kimlikleri ile kendini tanimlayan bütün ögretmen dostlarimin, ögrencilerimin 5 Ekim Dünya Ögretmenler Gününü yürekten kutluyorum.



 
24 Kasim Ögretmenler Günü'nün Kisa Tarihçesi
 
Ögretmenler Günü

Eskiden ögretmene ‘Muallim’, ögretmen yetistiren okula da ‘Muallim Mektebi’ denirdi. Osmanli Imparatorlugu döneminde egitime ve ögretime günümüzdeki kadar önem verilmiyordu. O dönemdeki ilk ögretmen okulu, 16 Mart 1848’de açilan ‘Darülmuallimin-i Rüsdi’dir. Buna ragmen Osmanli döneminde az sayida okul vardi. Cumhuriyetin ilaniyla birlikte yurdumuzun her yanina yeni yeni okullar açildi. Okul çaginda olanlar bu okullarda okumaya basladi.

Atatürk,egitim ve ögretimin,yayginlasmasindan yanaydi.1928 yilinda Arap harflerinin kaldirilip yerine bugün kullanmakta oldugumuz Latin harflerinin kabulü tüm yurtta sevinç yaratti. Halkin yeni harfleri kisa sürede ögrenip daha çok yurttasin okur - yazar olmasini saglamak amaciyla yogun bir çalisma basladi. Okuma - yazmayi yayginlastirmak için okul çagi disindaki yurttaslara okuma - yazma ögreten okullar açildi. Bunlara Millet Mektepleri adi verildi. Atatürk, Ulus Okullari dedigimiz Millet Mektepleri’nde yazi tahtasinin basina geçerek dersler verdi.

Bakanlar kurulu 11.11.1928 günü yaptigi toplantida Ata'ya ‘Ulus Okullari Basögretmenligi’ unvanini verdi.

24 Kasim Atatürk’ün Millet Mektepleri Basögretmenligini kabul ettigi gündür.

Millet Mektepleri’nin açilisi ve Atatürk’ün Basögretmenligi kabul tarihi olan 24 Kasim günü,1981 yilindan beri Ögretmenler Günü olarak kutlanmaktadir.


Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Gizle