Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster
Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 10 A?ustos 2012
Geçerli Tarih: 20 Nisan 2026, 07:49
Site: Görele Sol Platformu
URL: https://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=11535
Sözünü ettigim bu müstesna isim, neyi niye ele aldigi apayri ve upuzun izahat gerektiren "Otuzuncu Lem’a" adli risaleye, Kuddüs ismini, Allah’in en büyük isimlerinden biri olarak çalismakla baslar. Kuddüs, ‘temiz, pak, kusur ve noksandan münezzeh, yüce’ gibi anlamlari beraberce tasir; ve müellifimiz, sayisiz canlinin yasadigi su kâinatta hiçbir pislik ve çöpün bulunmayisi gerçegini, iste bu isme dayandirir. Kâinat tertemizdir; çünkü zâtinda temiz olan, yani bir ismi Kuddüs olan Yaratici, yarattigini da tertemiz yaratmaktadir. Her yil bu kadar bitkinin solup gitmesine, meselâ her sonbaharda yere dökülen belki milyarlarca ton yapraga; ölen belki katrilyon kere katrilyonlarca hayvanin lesine mukabil, kâinat kirsizdir, tertemizdir. Sözgelimi, insan eli degmemis bir ormana girin; çöp yoktur, çöplügü de yoktur.
Sonra, yasadiginiz sehre geri dönün. Sehrin girisine yakin bir yerde koskoca bir çöplük karsilar sizi, yollarda çöp kamyonlari görürsünüz, mahalle arasinda çöpçüler dolasir, apartmanlarin hemen yanibasinda çöp konteynerleri vardir, kendi evinize girin bir çöp kovaniz bulunmaktadir. En küçük bir mahallenin dahi bir çöp mahalli, en küçük bir sehrin dahi çöplügü bulunur insanlarin dünyasinda. Sehirler ‘metropol’lestikçe çöplük metrekaresi artar; sehirler ‘mega’lastikça, çöplükler de ‘mega’lasir. Kisacasi, en küçük bir evden en büyük bir sehre kadar, insanin bulundugu her yerde çöpün varligina mukabil; insanin elinin uzanmadigi kâinat dilimleri tertemizdir. Üstelik, ölen bu kadar hayvana, çürüyen bu kadar yapraga ragmen vaziyet budur. Sözünü ettigim o büyük insan, "Beserin bulasik eli karismamak sartiyla, hiçbir seyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor!" derken ne kadar da isabet etmektedir.
Medenilik, sadelik ve çöpler
Vâkia, budur. En büyük ormana, meselâ Amazon’un yagmur ormanlarina uzanin; her yil sayisi hesap makinelerinin rakam hanesine sigmayacak kadar çok sinek öldügü; bir o kadar çiçek ve yaprak soldugu; nice agaç kurudugu ve nice büyük hayvan öldügü halde, Amazon ormanlarinda bir çöp ve kir bulamazsiniz. Ne yerler çöp dolu ve pistir, ne de Amazon’un sulari kokusmus ve bulaniktir.
Yahut, Belgrad ormanina gidin. Hayir, "Orada da çöp bulamazsiniz" diyecek degilim. Orada çöp ve kir bulursunuz. Ama, dikkatle bakin: Bu çöpler, ormanin kendisine mi aittir; yoksa ‘sehirli,’ nâm-i diger ‘medenî’ olan insanoglunun ardinda biraktigi bir "Belgrad Ormani Hatirasi" fotografi midir? Insan eli degmese, bu ormanin da tertemiz kalacagi asikârdir.
Bu durum, ‘medenîlik’ için onu-bunu ölçü edinen; kullandigi elektrik miktarindan yaktigi benzinin litresine, kisi basina düsen GSMH’den araba sayisina, ortalama ömür süresinden tüketilen tuvalet kagidi miktarina kadar bir dizi ‘medenîlik ölçütü’ icad eden modernlere, yeni ve çok da gerçekçi bir ‘ölçüm unsuru’ sunma düsüncesine sevketmistir beni. ‘Uygarlik düzeyi’ ölçümlerinde benim önerdigim ölçüm unsuru, çöpler. Evet, çöpler. Iddia ediyorum, eger ‘medenîlik’ ile kasdimiz su an tüm dünyayi kusatan ‘çagdas uygarlik’ ise, bir kisinin, ailenin, sehrin veya ülkenin ‘uygarlik düzeyi’ni ölçmenin en iyi yolu çöpler ve çöplüklerdir. Veya çöplükler ve çöpler ne kadar sade bir hayat yasadiginizin da ölçüsüdür...
Meselâ, iki evden hangisinin daha medenî ve sade oldugunu, çikardigi haftalik, aylik veya yillik çöp miktarindan anlayabilirsiniz. Keza, iki sehir arasinda bir medenîlik ve sade yasam mukayesesi mi yapacaksiniz? Size kestirme çözüm: Her iki sehirde çöp kamyonlarinin çöplüklere tasidigi çöp miktarini hesaplayin. Çikan rakami, ilgili sehrin nüfusuna bölün. Sonuçta, hangi sehrin rakami daha büyük çiktiysa, onun ‘uygarlik düzeyi’ daha yüksek demektir. Isterseniz, daha da kestirme bir formül önerebilirim: Her iki sehrin çöplüklerinin hacmini veya metrekaresini hesaplayin nüfuslarina bölün.
Abarttigimi düsünüyorsunuz, degil mi? Peki, size küçük bir kavramsal hatirlatma: Su çagin toplumunu sosyologlar ne sekilde tanimliyorlar? Elcevap: "Tüketim toplumu." Peki, kapitalizm ne üzerine kurulu? "Kâr maksimizasyonu." Ya kârlarin azamîye çikmasi için ne gerekiyor? "Üretimin arttirilmasi; paralelinde, talebin kamçilanmasi suretiyle daha fazla mal satilmasi, yani tüketimin arttirilmasi." Piyasaya sürülen mal gerçekten ihtiyaç olmasa, az zaman sonra çöpe atilacak olsa, yahut zaten yarisi hemencecik atilmaya mahkum ambalajdan ibaret olsa da mi? Evet. Ya sonra?
Iste, sonrasinin cevabini çöplükler veriyor.
Çöpün anlattigi
Sayet sehirlerin o çöp üreten ortaminda üç kurus hatirina çöplüklere giden esya miktarini biraz olsun azaltan; açikçasi çöp kovalarindan karton, pet sise, teneke kutu tasiyan ama ‘parya’ muamelesi gören insanlardan biri zannedilmek sizi korkutmuyorsa bulundugunuz muhitin çöp konteynerlerine bakin. Hatta çöplüklere gidin. Orada, herseyi bütün çiplakligiyla görürsünüz. Kapitalizmin ‘kâr maksimizasyonu’ putu ugruna ‘tüketim’e itilmis toplumlarin ‘çöp’leri, size kitaplarin anlatmadigi çok yalin gerçekleri anlatir. Dikkatle bakin, konteynerin içindeki, yahut çöplükteki çöpler, esasen iki ana kategoriden olusmaktadir. Ilk kategori, ‘yeni’ modeller ugruna ‘eski’yenleri içinde barindirir.
Sözgelimi, elbiseler görürsünüz çöplüklerde. Oraya atildiklarina göre, ‘çöp’ olarak görüldükleri, bu yüzden oraya birakildiklari asikârdir. Çekinmeyin, birini alin elinize; aslinda pek de eski sayilmaz degil mi? Saglam da; ne sökügü deligi var, ne de rengi solmus. Ama o bir ‘çöp’tür; çünkü, artik ‘geçmis’ bir modanin ürünü olarak ‘eskimis’tir, ‘elbise’nin amaci olan ‘örtme’yi, sicak ve soguktan ve yabanci nazarlardan ‘koruma’yi gerçeklestiremez hale gelmis olarak ‘eskimis’ degil!
Çöplerin ikinci ana kategorisini ise, ‘ambalaj’ olusturur. Ne de olsa, akli gözüne inmis bir felsefenin ürünü olan bir medeniyettir hüküm süren. Bir kadinin iç güzelligi ile degil, hatta dis güzelligi ile dahi degil; giydigi elbise ve de sürdügü boya ile ‘güzel’lestigi bir çagda, nesnelerin ambalajla güzellesmesi kaçinilmazdir. Dükkanlarin cirosu artik vitrinlerin sikligina ve iç dekorasyona göre sekil aldigi gibi, mallarin satisi da ambalaj cazibesine göre gerçeklesmektedir. O yüzden, üç kurusluk mallar, açar açmaz ‘çöp’lesecek bes liralik paketler içinde yüz liraya satilmakta; çöplükler, bir de bu sebepten dolmaktadir.
El degmeyen tüketim
Bu ‘ambalaj’ konusunun, ‘obsesif’ bir boyutu da vardir. Su çagdas medeniyetin belki en ciddi ‘obsesyon’u eldir. Su medeniyetin insani, kendi eli dahil, hiçbir ele güvenemez. Takintisi vardir. O yüzden, insanin kendi bedeninin bir parçasi olan eliyle bir yiyecegi alip agzina götürmesi seklindeki nebevî tavri ‘çagdisi’ diye damgalar; onun yerine, çok medenî bir tavir sergileyerek, agzina, dört adet sivri ucu olan demirden yapilmis bir alet sokar. Elinin kirli oldugundan süphe eder, ama çatal veya biçak adli demir parçasinin temizliginden emindir. ‘El degerek’ yapilan seylerden de tiksinir. Onun için degerli olan, ‘el degmeden,’ yani dislileri arasinda bir dizi makine yaginin da isgördügü demir-çelik yigini makinelerin degmesiyle hazirlanmis maddelerdir. O yüzden, çoklari, pazara gidip elinin degdigi seftaliyi almaz; yüzde 10 oraninda seftali suyu içeren, üstelik hangi durumdaki seftaliden yapildigi bilinmeyen sözde seftali suyunu ise, afiyetle içer. El degerek kurutulmus, el degerek satilan inciri almaz; ama ‘el degmeden hazirlanmistir’ yazili paketlenmis sekerlemelere pek meraklidir. Eh, kaç kisinin ninesi, benim ninem gibi, bir süre bir incir tüccarinin magazasinda çalismistir? Ninem, bir ay bu magazada saglam ve kurtlu incirleri ayirmis; su bilgiyi saglamistir. Incirin saglami dogruca satilir; ‘hurda incir’ adi verilen kurtlu incirlerin müsterisi ise, sekerleme fabrikalaridir; bu incirler, orada kurtlarin el degmeden temizlendigi bir dizi ‘muamele’den geçerek saglamindan daha pahali etiketler tasiyan paketlerle gelir karsiniza. Olsun; ‘el degmeden hazirlanmistir.’
Velhasil, çöplerin ikinci ana kategorisini, ambalajlar olusturur. Ambalajin önemli bir kismi ise, Allah’in yaratip önümüze koydugu haliyle kullanilmayan nimetlerin bir ‘sinaî’ islemden geçirildikten sonra giydigi kiliflardan olusmaktadir. Gerçi, yediginiz seftalinin de ‘çöp’ü vardir; dogru. Çekirdegi bir ‘çöp’ olarak çöplüge gidecek, ama ilk bahar yagmurlarin esliginde çimlenen tohumun çatlattigi sert kabugun arasindan önce bir filiz, sonra bir seftali agaci boy verecektir. Üzerinde ‘seftali suyu’ yazili cam veya pet siselerin ise, böyle bir imkâni yoktur. Onlar, eger ‘yeniden-kullanim’ için toplanamaz iseler, bin yil çöp olarak kalacaklardir. Kagittan mamul kutularin da akibeti farksizdir. Onlar belki bin yil o halde kalmayacaklardir; ama on yil da dayansalar, çöptürleróne filiz verebilir, ne de agaç olurlar. Seftali çekirdegi adli ‘çöp’ gibi, yeniden seftaliye dönüsemezler!
Isin bu kisminda, kadim yerlesim tarzina burun kiviran çagdas mimarinin tasidigi ruhsuz ve tassever anlayisin da rolü vardir. Le Corbusier gibi büyük mimarlarin yüz yil önceden ettigi itirazlara ragmen, modern mimari, beton üzerine kuruludur. Beton evler makbuldür; öyle ki, emlak vergisi için beyanname verirken dahi, ‘betonarme karkas’in ‘derece farki’ni görürsünüz. Eskinin kirpi tasindan örme sokaklari yahut arnavutkaldirimlari begenilmeyip üstleri beton ve asfaltla kapatilmis; bunun yol açtigi mahzurlar kaç zaman sonra anlasilmistir. Bu durumun hem sehrin yeralti sularini kuruttugu, hem sehrin alçak kesimlerindeki sel baskinlarinin müessir bir sebebi oldugu, hem de betonlar arasinda kökleri ne su, ne hava alabildigi için birçok agacin kurudugu anlasilmis da, ancak ondan sonra yeniden basa dönülür olmustur. Evler ise, hâlâ daha, çagdas uygarligin icadi ‘apartman’lar tarzindadir. Bahçesi bulunan ve de isinmasi sobayla temin olunan bir köy veya kasaba evinde, yiyeceginizi yedikten sonra, çöpünüzü çöp sepetine atmazsiniz. Armutun sapindan karpuzun kabuguna kadar pek çok seyi afiyetle yemek üzere koyun veya ineginiz bahçede beklemekte; hatta, arada "Hadi, getirin artik" anlaminda ‘mee’lemekte veya ‘möö’lemektedir. Onlarin yemedigi küçük kirintilari kümese birakirsiniz, bunlari da tavuklar temizler. Hiçbirinin yiyemedigi seylerin önemli bir kismini topraga gömersiniz, gübre olur, topragi beslerler. Yanabilir türde bazi maddeler, meselâ zeytin çekirdegi, ceviz kabugu, findik kabugu sobaniz için iyi bir tutusturucu olur. Hatta, portakal veya mandalina kabugu dahi sobanizda çatir çatir yanar. Kaldi ki, ambalaja degil ürünün kendisine para verme hassasiyetinde iseniz ve ‘el degmemislik’ takintisi semtinizden uzaksa çöpünüz zaten az olacak; sehirlinin istese de istemese de çöpe attiklari ise böylece deger bulacaktir.
Çözüm...
Bu çöp meselesi, uzayip gider. Isin, çöplerin yaydigi gazlarla havanin kirlenmesi; fazladan alinan esyalarin temizlenmesi için daha fazla çamasir veya bulasik deterjani kullanimi yüzünden denizlerin baliklarin yasayamayacagi derecede kirlenmesi gibi nice ilave boyutu var ya, su an oralara dalmayalim. Simdilik, aslanin yattigi yerden belli oldugu gibi, bir medeniyetin de çöplerinden ve çöplüklerinden belli oldugunu bilelim.
Bütünüyle yerküreyi çöplüge çeviren Kuddusiyet cahili ‘çagdas uygarlik’in pompaladigi ‘tüketim’lere karsi uyanik duralim; fitrî bir hayat tarzinin, modasiz bir giyim anlayisinin, ‘ambalaj’siz halis gidalarin çerçevelendirdigi sade bir hayata uzanalim. O zaman, miktari hayli azalda bile, gene de çöpümüz olacaktir, bunun farkindayim. Onlari da, kagitsa ayri posette, kemikse kedilerin yiyebilecegi bir sekilde çöp konteynerine birakalim. Birakirken de, dilegim o ki, ölülerin ardindan söylenen, "Innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn"u unutmayalim.
Çünkü,çöp diye attigimiz sey, O’nun ismini ve O’nun ihsanini bildirmek için dünyamiza ugramisti.